Bölüm 471 : ***

avatar
1901 0

A Will Eternal - Bölüm 471 : ***


Çevirmen : Clumsy 

 

“Bai Xiaochun mu? Korkmak mı?” Halinden son derece memnun olan Bai Xiaochun çelik damarlarıyla olabildiğince övünüyor, en ufak bir tahrik karşısında tedbiri elden bırakıp düşmanla ölümüne dövüşebilecekmiş gibi davranıyordu.

 

Onca Ruh Yaklaştırma Hapını fırlatmanın doğurduğu şok edici sonuç duvardaki hemen hemen tüm Deri Yüzücüleri iyice sessizliğe boğmuş, açık ağızlar ve gözlerinde hararetli ışıltılarla Bai Xiaochun’a bakmalarını sağlamıştı.

 

Zhao Tianjiao bile zar zor nefes alabiliyordu. Az önceki sözleri öylesine söylemiş ve Bai Xiaochun’un böyle bir tepki verebileceğini bir an olsun düşünmemişti. Resmen elini bir sallayışıyla bir sürü kinci ruhu ortadan kaldırmıştı.

 

Şaşkınlığında yalnız değildi. Alandaki Deri Yüzücülerin yanı sıra uzaklardaki devasa tabuttan biri de bu manzarayı izlemekteydi. O bakış tabuta geri çekilmeden önce uzunca bir müddet Bai Xiaochun’a tamamıyla kilitlenmişti.

 

“Aklınıza gelip gelebilecek her şeyi yaşadım.” dedi Bai Xiaochun. “Ruh Akımı ve Kan Akımı Tarikatı savaşmak üzereyken onları tek başıma durdurdum. Tarikatlar güçlerini birleştirdikten sonra birlikte Aşağı Sahaların tüm yetişim dünyasını zapt ettik!” Uzaklara bakıyor, olabildiğince kahraman görünmeye çalışıyordu.

 

“Ardından Hap ve Engin Akım grupları da dahil olmak üzere milyonlarca yetişimciyle birlikte savaşa girdim. Doğrusu Nehre Meydan Okuyan Tarikat ismini bulan da bendim!” Kollarını sıvarken rüzgâr tarafından savrulan saçlarıyla daha da etkileyici görünüyordu.

 

“Nehre Meydan Okuyan Tarikat Gök Nehir Kortuyla çarpışırken liderliği ele aldım ve sayısız düşmanı çiğnedim. Hatta Kan Atasının bedeninin kontrolünü alarak Gök Nehir Kortunun saklı gücü olan Uğursuz Gök İncir Ağacıyla savaştım!

 

“Yoldaş Daoist Li, şimdi savaş alanını gördüğümde neden çok da şaşırmadığımı anlıyor musun? Yetişim yolumda… fazlasıyla savaş tecrübe etmişliğim var.” İfadesinde belirgin bir azim, gözlerindeyse kadim ve derin bir şey mevcuttu.

 

Bu yüzden iyice çelik damarlı biriymiş, ölümden hiç korkmuyormuş gibi görünüyordu. Onu şu anda gören herkes şok olabilirdi, hatta Li Hongming’in nefes alışı bile bir nebze değişmişti.

 

Bu kişiler aptal değildi; hiçbiri Bai Xiaochun’u tanımıyordu ve ilk görüşlerinde göze tamamıyla etkileyici gelmişti. Ayrıca Ruh Yaklaştırma Hapı da tüm savaş alanını sahiden sarsarak herkesin zihnini bulandırmıştı.

 

Büyük Setin ötesindeki savaş alanındaki vahşiler korudan tir tir titremekteydi, hiçbiri ilerlemeye cesaret edemiyordu. Kalan kinci ruhlarsa çoktan gerilemeye başlamıştı.

 

“Xiaochun, Büyük Kardeşin seni gerçekten yanlış yargılamış!” diyen Zhao Tianjiao kendini suçlar gibiydi. Bai Xiaochun’la tanıştı tanışalı olanları tek tek düşününce de çabucak kollarını kavuşturarak özür dilercesine eğildi.

 

Kolunu indiren Bai Xiaochun ise sesini alçaltarak karşılık verdi: “Mühim değil. Büyük Kardeş, Benim, Bai Xiaochun’un, ölümden korktuğumu sanan ilk kişi sen değilsin. Ancak bunun nedeni sebepsiz yere ölmekten ve bir geleceğim olmamasından korkmamdır!”

 

O anda kendisini harika hissediyor, az önce yaşananlar sayesinde artık hiç kimsenin savaşmaktan korktuğunu söylemeye dahi cüret edemeyeceğini düşünmeden de edemiyordu.

 

“Xiaochun…” diyen Zhao Tianjiao bir nebze ürpermişti.

 

“Hislerini anlıyorum, Büyük Kardeş Zhao,” dedi Bai Xiaochun, “bu yüzden sesli dile getirmene gerek yok. Yoldaş Daoist Li, savaş henüz sona ermedi. Sizlere kazandırdığım fırsatı değerlendirerek geç olmadan emirlerini vermeni öneririm!”

 

Li Hongming Bai Xiaochun’a uzun uzun baktıktan sonra tek bir söz dahi etmeden elini Büyük Setin dışındaki savaş alanına doğru salladı.

 

Büyük Setteki büyülü gülleler hayat bulurken yıkıcı ışıkları düşman kuvvetlerine yöneldi, aynı zamanda çokça yetişimci de rengarenk büyülü kabiliyetler ve büyü tekniklerini salarak havalandı.

 

Çok geçmeden göğü gümbürdemeler doldurdu. Kinci ruhlar karşılık vermekte diretiyordu fakat Bai Xiaochun’un Ruh Yaklaştırma Haplarını atmaya devam edişi toplanmalarını imkânsız kılıyordu. Sonuç olarak gerilemeye devam ediyorlardı.

 

Bai Xiaochun art arda çıkan patlamalar eşliğinde hapları fırlatıyordu. Yeni yeni 300 metrelik alanlar açıldıkça sonu gelmezmiş gibi görünen ruhlar sonunda yenilmeye başlamıştı. Acınası tiz seslerin ve kan dondurucu çığlıkların ardı arkası kesilmiyordu.

 

Ruh kitlesi ufalırken korunağını yitiren yaratık ve vahşiler, büyülü silahlara karşı savunmasız kalmıştı. Çok geçmeden onlar da saman gibi kesilip biçilmeye başlandı, kurtulanlarsa saf bir deliliğe savruldu.

 

Vahşiler hemen hemen her konuda kinci ruhlara bel bağlar ve onları kullanarak Büyük Sete hücum etmeyi öncül taktik olarak kullanırdı. Fakat bu taktik artık tamamıyla işe yaramaz hale gelmişti!

 

Kalpleri ürperen vahşiler en sonunda bu savaşta çok fazla tuhaflık olduğunu ve hayatta kalma şansları olmadığını fark etti. Ve başka şansları olmayarak çekilmeye başladılar.

 

Az önce savaş geceye kadar sürecek gibi görünürken daha akşam bile çökmeden sona yaklaşılmıştı. Deri Yüzücüler neredeyse gördüklerine inanamayacaktı. Vahşiler ve kinci ruhlarla savaştıkları onca yılda böylesi bir şey tecrübe etmemişlerdi.

 

Yabaniler geri çekilirken Li Hongming kollarını kavuşturarak Bai Xiaochun’un önünde eğildi.

 

“Savaştaki yardımın için çok teşekkürler, Yoldaş Daoist Bai.” dedi içtenlikle.

 

Büyük Set defansif bir bariyer olarak tasarlanmıştı, yani oradaki yetişimciler acil bir durum olmadıkça sınırların ötesine geçmezdi. Bu yüzden Bai Xiaochun’un önünde eğilen tek kişi Li Hongming olmamış, diğer tüm Deri Yüzücüler de ona katılmıştı.

 

“Bana teşekkür etmenize gerek yok.” dedi Bai Xiaochun ciddiyetle. “Cennetkarışı Denizi, Nehri, yoldaşlarım ve tarikatım için her şeyi yaparım! Asıl ben size teşekkür etmeliyim! Duvardaki yıllar süren hizmetleriniz olmasa biz nerede güvenle yetişim yapacaktık?!

 

“Bayanlar baylar, Yoldaş Daoistlerim, hepinize teşekkür ederim!” Bu sözlerin ardından kollarını kavuşturarak iyice eğildi.

 

Samimiyet ve derin duygularla sarf ettiği sözleri herkesin kalbine dokunmuş, Bai Xiaochun’u daha da çok takdir etmelerini sağlamıştı. Li Hongming, içten bir kahkaha eşliğinde şöyle dedi: “Kardeş Zhao. Kardeş Bai. Gelin, gelin. Gönlümüzce yiyip içebilmemiz için bir ziyafet ayarlayacağım!”

 

Dedikten sonra gülümseyerek Büyük Setten inmeye başladı.

 

Tavrı tamamen değişmişti. Yol boyunca Büyük Set Şehrinin farklı alanlarını tutkuyla tanıttı, hatta Yaban Araziler hakkında bildiği şeyleri anlattı. Ardından grubu hanları yerine şahsi mülküne götürdü ve orada hizmetlileri tarafından hazırlanan ziyafette sosyalleşip yemeğe koyuldular.

 

“Kardeş Zhao, Büyük Setin dışına çıkarsan etrafın tamamen tehlikelerle dolu olacak. Etkileyici bir geçmişin olduğunu biliyorum ama yine de kendini kollamalısın. Bu yeşim kâğıdı al. İçerisinde dışarıdaki görevlerim esnasında toplamış olduğum tüm haritalar var. Belki bir işe yarar.” Kâğıdı verdikten sonra kadehini Zhao Tianjiao’ya doğru kaldırdı.

 

“Çok teşekkürler!” diyen Zhao Tianjiao da başını ciddiyetle salladı, kâğıdı aldı ve kadehini Li Hongming’le tokuşturdu.

 

“Kardeş Bai, kovaladığın tutkuların olduğuna eminim ama ne olursa olsun herhangi bir yardım talebin olduğunda söylemen yeter, ben burada olacağım.” Li Hongming’in Bai Xiaochun’a yönelik samimiyetine bakılırsa onu gerçekten takdir etmiş, hatta onunla dost olmak istermiş gibiydi.

 

Bai Xiaochun bu sözlere karşılık vermek yerine kadehini kaldırarak uzunca bir yudum aldı. Ardından hepsi birlikte kahkahalara boğuldu.

 

Chen Yueshan ise kenardan gülümseyerek izliyor ve arada bir onların kadehlerini dolduruyordu.

 

Vakit geçti ve gece yarısına varıldı. Üç genç adam da Öz Formasyondaydı ve arkadaş olmaya hevesliydi. Bu sayede konuşmaları doğal bir akışla ilerlemiş, hatta yetişim problemleriyle ilgili bazı tüyolar paylaşılmıştı. Genel olarak her biri için son derece faydalı bir konuşma olmuştu.

 

En nihayetinde göğün aydınlanmaya başlamasıyla Zhao Tianjiao kadehini indirdi. Gözleri ışıldayarak yetişim basamağı sayesinde alkolün etkilerini dağıttı ve ayaklandı.

 

“Xiaochun. Kardeş Li. Ayrılma vaktim geldi. Umarım döndüğümde üçümüz tekrar yiyip içebiliriz!” Bu sözler eşliğinde kollarını kavuşturarak veda etti. Bai Xiaochun ve Li Hongming’in bakışları altında diğer masadaki dostları ve takipçilerine de veda eden Zhao Tianjiao-Chen Yueshan çifti avludan ayrıldı, Deri Yüzücülerden eşlikçilerle birlikte Büyük Setten ayrıldı ve… Yaban Arazilere geçti! Dostları ve takipçileri de kendi yollarına dağıldı.

 

Gidişlerini izleyen Bai Xiaochun, “Güvenli yolculuklar, Büyük Kardeş Zhao!” diye mırıldanmıştı. Zhao Tianjiao’yu hem yetişim basamağı hem de mizacından ötürü takdir ediyordu. Hatta onu Yaban Arazilere doğru takip etmeyi bile düşünmüş fakat bu korkunç dürtüyü harekete geçmeden önce çabucak bastırmayı başarmıştı.

 

“Büyük Kardeş Zhao kendi yoluna gitti ve benim… benim de takip edeceğim bir yol var.” Derin bir nefes alarak kadehini kaldırdı ve son bir yudum alkol aldı. 

 

“Benim yolum Doğu Denizi Şehrine dönmek.” diye düşündü. “Birkaç yılımı geçirecek bir yer bulacak ve sonrasında ne yapacağıma karar vereceğim. Kesinlikle bu boktan yerde gereğinden fazla kalmak istemiyorum.” Doğru yolun bu olduğuna tamamen ikna olmuş şekilde ayağa kalktı ve Li Hongming ile vedalaştı.

 

“Kardeş Bai, kendi rotan konusunda gergin olduğunu biliyorum ve benim de pek boş vaktim yok, yerine getirilecek emirlerim var. Umarım yakın zamanda tekrar karşılaşabiliriz. Şimdilik sana yan kapıya kadar eşlik edeyim.” diyen Li Hongming Büyük Set Şehrinin yan kapılarından birine yöneldi. Parlak sabah ışıkları yollarını aydınlatmaktaydı.

 

Bai Xiaochun arada bir Büyük Setin dışındaki göğe bakıyor ve Zhao Tianjiao ile Chen Yueshan’ın ayrıldığı noktaya doğru iyi dileklerini yolluyordu. Çok geçmeden yan kapıya varmışlardı.

 

Tek yapması gereken dışarı çıkmaktı, sonra da buraya geldikleri yoldan geri dönecekti.

 

Li Hongming’e dönüp iç çekerek lafa girdi: “Kardeş Li, kaderimizde varsa tekrar görüşeceğiz.”

 

Li Hongming ise anlık bir tereddütten sonra şöyle dedi: “Xiaochun… Bilirsin, buranın gerçekten senin için en uygun konum olduğunu hissediyorum. Neden kalıp Deri Yüzücülere katılmayı düşünmüyorsun? Kaydolursan başvurunla kesinlikle ilgilenirim!”

 

“Ha?” Bu sözleri işiten Bai Xiaochun’un kalbindeki hassasiyet silinmiş, yerini titretici bir korku almıştı. Büyük Sette gereğinden fazla kalmayı hiç istemiyordu. Haddinden fazla tehlikeliydi. Tam kafasını sallayıp reddedecekken bunun biraz utanç verici olacağında karar kıldı.

 

İç çekerek şöyle dedi: “Katılmak isterdim. Ne yazık ki Deri Yüzücüler listesine girmenin çok karmaşık bir süreç olduğunu biliyorum. Senin meşgul hayatına yeni bir dert daha eklemek istemem, Kardeş Li. Bir gün kendi işlerimi tamamlayabilirsem kesinlikle Çelik Damarlılar Salonuna katılırım… Ehh, öyleyse şimdi gideyim!” Li Hongming’in kendisini durdurmaya çalışacağından korkarak ayrılmak üzere arkasını dönmüştü.

 

Fakat daha tek bir adım dahi atamamışken havada kasvetli, ciddi bir ses yankılandı.

 

“Gerçekten Deri Yüzücülere katılmak istiyor musun?”

 

Bölüm 471 : Gerçekten Deri Yüzücülere Katılmak İstiyor Musun?

#Bizimki yine 'istemeden' dikkat çekerek başına bela aldı. Aslında bu gruba katılıp duvarda çarpışması tek başına dışarı çıkmasından daha güvenli olabilir. Ama sadece bu gruba katılarak on yıllık görevini tamamlamış olabilir mi? Bu onun için daha mı iyi daha mı kötü? Kafamda deli sorularla devam ediyorum, bir sonraki bölümde görüşmek üzere!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18396 Üye Sayısı
  • 792 Seri Sayısı
  • 37607 Bölüm Sayısı


creator
manga tr