Bölüm 426 : Edepsiz Bir Köprü

avatar
1991 0

A Will Eternal - Bölüm 426 : Edepsiz Bir Köprü


Çevirmen : Clumsy 

Bai Xiaochun çıkışa doğru uçarken, “Ne pinti bir demir ustası...” diye düşünüyordu. Dondurucu denizi ışınlanır ışınlanmaz özlemişti. Orada geçirdiği kısacık sürede bile Altın Öz ortasının zirvesine ilerleyebilmişti.

 

Buraya gelmeden önce karşısına böyle bir fırsat çıkacağının hayalini dahi kuramazdı.

 

“Birazcık daha vaktim olsaydı ilerleyebilirdim!” düşüncesiyle gönülsüz bir şekilde üçüncü sınavdan çıkmış ve kendisini dördüncüde bulmuştu.

 

Dördüncü seviye, gökkuşağının yeşil kısmına denk geliyordu ve oraya varır varmaz üçüncü sınavdan ayrılmanın pişmanlığını bastırarak temkinli bir şekilde etrafına bakmaya başladı. Bir an sonraysa temkinli tavrı şaşkınlığa çevrildi.

 

Burada pofuduk beyaz bulutlarla çevrili mavi bir gök vardı. Yüzünü hoş bir rüzgâr okşuyor ve her şey son derece barışçıl, tehlikesiz görünüyordu.

 

“Hmm, bir terslik var.” diye düşündü. Aldığı bilgilere göre dördüncü sınav gök gürültüsü ve yıldırımlarla bağlantılı olmalıydı. Buraya ulaşmak bile onu ilk 1,000e girmeye bir hayli yaklaştırmıştı.

 

“İlk 1,000 de benim hedefim zaten…” Etrafına tereddütlü bir şekilde bakarken üçüncü sınav da ne kadar kolaydı diye düşünmeye başlayarak göğsünü kabarttı ve hızla harekete geçti.

 

Fakat adımını attığı saniyede az önceki güneşli gök ansızın kendisine atılan sayısız siyah yıldırımla doldu.

 

Suratı asılan Bai Xiaochun geri çekilirken önüne düşen yıldırım havayı parçalayarak içerisinden bir insanın geçebileceği bir yarık şekli aldı.

 

Bai Xiaochun o yarığın arkasında farklı bir boyut görebilmişti.

 

Orası az önceki siyah yıldırıma benzer ama kör edici parlaklıkta yıldırımlarla dolu bir dünyaydı.

 

Dans eden yıldırım sayısı o kadar fazlaydı ki hesabını tutmak imkansızdı. Üstelik boyutlar arasında uzanan yıldırımdan yapılı, şok edici, devasa bir de köprü söz konusuydu!

 

Köprünün nasıl yapıldığını bilmek imkânsız olsa da sayısız yıldırımın şaşırtıcı bir şekilde birleşiminden doğduğu görülmekteydi.

 

Ve hayret verici bir şekilde, köprünün ortasında büyük bir zorlukla ilerleyen birini görmek de mümkündü. O kişi Zhao Yidong’tan başkası değildi!

 

Attığı her adımda yolunu kesmeye ve hatta onu köprüden atmaya çalışan bolca yıldırım düşüyordu.

 

Bu manzara karşısında soluğu kesilen Bai Xiaochun aynı zamanda yıldırım köprüsünün başını bayağı ağrıtacağını da fark etmişti.

 

“Önce yangın, sonra taş, sonra demir ustası geldi. Yıldızlı Gök Dao Polarite Tarikatında yıldırımdan bir köprü de olduğuna inanamıyorum. Ne gösteriş ama!” Biraz canı sıkılmış ve Nehre Meydan Okuyan Tarikata döndüğünde başpapazlarla bu tarz farklı boyutlar oluşturmak üzerine bir konuşma yapmakta karar kılmıştı.

 

Bir müddet durup izledikten sonra da dişlerini sıkarak şöyle dedi: “İlk 1,000e girmem lazım!”

 

Böylece ölümle göz göze gelmiş bir görünümle yarığa sıçrayarak yıldırım dünyasına daldı.

 

Hemen hemen aynı saniyede yıldırımlar kocaman bir ağ oluşturarak üzerine çökmeye başladı.

 

Bu durum çok hızlı yaşandığı için bir karşılık vermeye dahi fırsat bulamadan yıldırımı yiyerek ıstırap dolu bir çığlık attı. Bu esnada köprünün aşağılarındaki Zhao Yidong bu sesi işitip arkasına bakarak küçümsercesine başını salladı.

 

“Kendini bir halt sanan bir ahmak daha…” dedi. Ve dişlerini sıkarak yoluna devam etti.

 

O kafasını çevirirken Bai Xiaochun’un etrafındaki yıldırım dağıldı. Kıyafetleri yırtılmış, saçları diken diken olmuştu. Hatta bir nebze titriyordu. Sayısız yıldırımın hedefi olduktan sonra titreşim verilmişe dönmüş ama buna rağmen zarar görmemişti.

 

Uzun bir müddet ve derin bir nefesten sonraysa gözleri ışıldamaya başladı. Suratına memnun bir ifade yerleşti ve belli belirsiz, zevk dolu bir şekilde inlemeden edemedi.

 

“İyi geldi…” Az önce yediği yıldırımla yıllardır tükettiği tıbbi haplarla biriktirdiği kirliliğin bir kısmından arınmış, gözenekleri temizlenmişti.

 

Adeta temizlenip saflaşmış, bedenine minicik eller tarafından masaj yapılmış gibi hissetmişti. Karıncalanma hissiyatı son derece hoştu ve onca yıllık yetişim hayatında hiç tatmadığı bir tecrübe olmuştu.

 

Suratındaki bu ifadeyi fark eden izleyicilerden çıt çıkmıyordu. Pek çoğu Bai Xiaochun’un bu sınavın üstesinden nasıl geleceğiyle ilgili tahminlerde bulunsa da hiçbiri böyle bir şey olabileceğini tahmin edememişti.

 

“Bu adam… insan mı be!?”

 

“Teni nasıl bir güçte ki yıldırım düşünce acı çekmek yerine keyif alabiliyor?”

 

“Buradaki yıldırımların bir limiti var ama her yıldırım Öz Formasyon ortasıyla kıyaslanabilecek düzeyde. Ve o köprüye vuranların bir kısmı Öz Formasyon sonlarındaydı!”

 

Herkes şaşkınlığını dışa vururken yıldırım boyutundaki Bai Xiaochun’un gözleri hissettiği rahatlık karşısında ışıldamaktaydı. Bedenindeki ruhsal gücün hareketlendiğini ve hatta bulmakta zorlandığı bazı qi geçitlerinin tamamen görünür olduğunu hissedebiliyordu.

 

Yıldırımın temizleyişi sayesinde yetişimi de biraz yükselmişti. Böylece keyifli bir şekilde köprüde ilerlemeye devam etti ve sayısız yıldırımın kendisine çarpmasına müsaade etti. Ve hepsi de tatminkâr bir şekilde iç çekmesine sebep oldu.

 

“Burası bir harika!” derken tenini dürterek sahiden de yaralanmamış olduğunu teyit etti. Ona kalırsa bu sınav fazla basitti. Bu düşünceyle köprünün girişinde ileri geri yürüyerek yıldırımların vuruşuyla memnuniyet dolu sesler çıkarttı. Bu sırada Zhao Yidong’un gözleri şaşkınlıktan yuvalarından çıkmak üzereydi.

 

“Cidden buraya sınav için mi gelmiş?” diyerek soluğu kesilmiş bir şekilde önce Bai Xiaochun’a sonra da kendisine bakıp dişlerini sıkarak yola devam etti.

 

En nihayetinde yıldırımlar biraz güçsüz gelmeye başladı ve Bai Xiaochun da köprüye adımını attı.

 

Arkasına bakan Zhao Yidong’un dudakları soğuk bir gülümsemeyle çarpıklaşmıştı…

 

“Gösterişin bitti mi? Yıldırımlara alışmış olmanı kim takar ki? Köprünün dışındaki yıldırımlar bambaşka. O yıldırımlarla baş edebiliyor olman köprüye geldiğinde de aynı şeyi yapabileceğin anlamına gelme--” Fakat Zhao Yidong konuşmayı bitiremeden önce Bai Xiaochun’un dudaklarından daha da güçlü bir inleme çıktı.

 

Bedeninden çıkan kirliliklerin miktarı artmış, aldığı derin nefesle ve ışıl ışıl gözlerle köprüye bakmıştı.

 

“Edepsiz bir köprüymüş. Bayağı edepsiz!” Bu sözlerle bir adım daha attıktan sonra tekrar ürperdi ve inledi. Attığı her adımda inliyor, sesi dışarıdaki tüm gözlemcilere ulaşıyordu. Çok geçmeden insanların suratlarına utangaç ifadeler yerleşmiş ve tuhaf bakışlar havada uçuşmaya başlamıştı.

 

Bu bilhassa hepsi kıpkırmızı kesilen kadın çıraklar için geçerliydi.

 

“Utanmaz arlanmaz!!”

 

“O köprünün insanların bedenlerinin limitlerini test etmesi lazımdı. Ama bu herifin ortaya çıkışıyla her şey değişti!”

 

“Lanet olsun! Teninin sertliğiyle gösteriş yapıyor! Ne ukala biri!!”

 

An itibariyle Büyük Şişman Zhang, Usta Tanrı Şahin, Chen Manyao ve Song Que, Xiaochun’u iyi tanıyor olmalarına rağmen buruk gülümsemeler sunuyordu. İblis Katledenler Salonundaki Usta Bulut-Daosununsa ağzı açık kalmıştı.

 

Bai Xiaochun neler olduğundan pek emin değildi. Girdiği her sınavda eşsiz şartlarla karşılaşıyor ve ismi tarikatta kısa sürede yayılıyordu.

 

Hem hoş bir hissin tadını çıkarıyor hem de kirliliklerinden arınmanın hazzını yaşıyor ve bir kez daha ilerlemeye yaklaştığını fark ediyordu.

 

Mutlu mesut ilerlerken Zhao Yidong’un yanına ulaşmıştı ve gözlerinin buluştuğu saniyede Zhao Yidong’un takındığı ifade daha kasvetli olamazdı.

 

Öyle rahatlıkla geçilmiş olmak onu öfkeden yumruklarını sıkmaya itmişti.

 

Bai Xiaochun ise enerjik bir şekilde lafa girdi: “Selamlar Büyük Ka--”

 

Fakat Zhao Yidong soğuk bir homurdanmayla kafasını çevirdi. Ardından dişlerini sıktı, bir adım daha attı ve kendisine inen yıldırımla titredi.

 

Bai Xiaochun aceleyle koşturarak Zhao Yidong'un omzuna dokundu. “Sen zor yolu seçmişsin! Bak, sana göstereyim. Biraz ses çıkarman lazım! Bu işi çok daha kolaylaştırıyor.”

 

“Defol git!” diye bağırdı Zhao Yidong.

 

Bai Xiaochun ise anında öfkelenerek pis bir bakış attı. İyi niyetle yaklaşmış ama tamamen kaba bir karşılık almıştı! Bu yüzden o da soğuk bir homurdanmayla karşılık verdi ve köprünün sonuna dek inleye inleye ilerledi. Son anda da arkasını dönüp Zhao Yidong’a son bir bakış atarak çıkışa zıpladı.

 

Zhao Yidong’un yapabileceği tek şey Xiaochun’un rahatlıkla ilerleyişini izleyerek öfkeyle dişlerini sıkmak olmuştu. Kendisiyse attığı birkaç adımdan sonra limitine geldiğini fark etti, pes etme zamanı gelmişti. Ancak Bai Xiaochun’un söylediklerini düşünerek ettiği tereddüt sonrasında bir defa denemekte karar kıldı. Ağzını açtı, keskin bir nefes vererek bir adım ilerledi…

 

Ve gerçekliğinden emin olamasa da eskisine nazaran daha az baskı hissetti. Üstelik verdiği nefesle birtakım kirli enerji atmış oldu.

 

Şok olmuş bir şekilde dişlerini sıkarak Bai Xiaochun’un yöntemini taklit etmeye karar verdi. İlerledikçe daha çok yıldırım yemesine rağmen 30 metre daha gidebildi. Fakat en sonunda daha fazla dayanamayarak dışarı ışınlandı.

 

Ayrılmadan önceyse gözlerinde köprüyü geçmenin yolunu bulmuş olmanın verdiği rahatlamanın heyecanı belirmişti.

 

“Bir dahakine kesinlikle başaracağım!!”

 

 #Haz ala ala, inleye inleye yıldırımları yiyen kahramanımız 'edepsiz köprüden' de geçti... Gerçekten yapacak yorum bulamıyorum ben bu çocuğa 
Böylece bir sınavı daha tamamlamış oldu, artık ilk 1,000 hedefine ulaşmıştır herhalde. Bakalım daha fazla devam edecek mi ve sıradaki sınavda neyle karşılaşacağız, bir sonraki bölümde görüşmek üzere!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18182 Üye Sayısı
  • 792 Seri Sayısı
  • 37517 Bölüm Sayısı


creator
manga tr