Bölüm 407 : *** Salonu

avatar
2351 1

A Will Eternal - Bölüm 407 : *** Salonu


Çevirmen : Clumsy

 

Song Que’nin aceleyle uzaklaşışını izleyen Bai Xiaochun’un suratında düşünceli bir ifade mevcuttu. Çok geçmeden yerini hafif bir gülümseme aldı.

 

Artık Song Que’yi rakip olarak görmüyordu. Hatta hayatının biraz zor olduğuna inanıyordu. Sürekli sert görünmeye çalışıyor, kendisini ölümcül bir aurayla çevreliyor ve yeni mücadelelere girmeye gayret ediyordu.

 

Bai Xiaochun onun kendisini bu şekilde uyarışını unutmayacaktı. Bir müddet düşündükten sonra bu sözler doğrultusunda vardığı sonuç, Li Yuansheng’in İlahi Gök Cemiyeti meselesiyle ilgili bir sorun yaratmak için fırsat kolladığı oldu.

 

Ne yazık ki kendisini hedef alan kişiyi bilmek pek de yardım sağlamayacaktı. Sonuçta Li Yuansheng’in Yıldızlı Gök Dao Polarite Tarikatı sınırlarında kendisine ulaşabileceği yöntem sayısı çok fazlaydı. Xiaochun’un elinden gelecek tek şeyse olabildiğince temkinli davranmaktı.

 

“Nehre Meydan Okuyan Tarikatta olsaydık ona kesinlikle bir iki cevabım olurdu!” Bai Xiaochun soğuk bir homurdanma sonrasında onun yerinde olsa ne yapacağıyla ilgili düşünmeye başladı. Bir an sonraysa gözlerine bir ışıltı yerleşti.

 

“Salon Seçme Oturumu!!” diye düşünürken içini bir titreme aldı. Düşündükçe canı daha da sıkılıyor ve Li Yuansheng’in hamle yapacağı noktanın Salon Seçme Oturumu olacağına daha çok ikna oluyordu. Fakat buna karşıt bir hamle bulamıyordu. Bir noktada Gök Çeyreği tepe lorduna ulaşmayı bile değerlendirmişti.

 

Ne yazık ki tepe lordu tarafından bilhassa çağrılmadıkça iç halkaya ulaşmak imkansızdı. Selamlarını sunacağı basit bir ziyaret tepe lordu tarafından onaylansa ve bu daha önce birkaç kez yaşanmış olsa da Bai Xiaochun asla içeri giremez ve asık suratıyla mağarasına dönmek zorunda kalırdı.

 

Yani hiçbir seçeneği yoktu, bu yüzden Dao Koruyucuları gelene dek beklemekte karar kıldı. Usta Tanrı-Kahin, Büyük Şişman Zhang ve Chen Manyao’nun gerekli erdem puanını ödeyip gelmesi de çok sürmedi.

 

Geride yalnızca Xu Baocai kalmıştı, neticede tavernanın işlemesi gerekliydi. Herkesin gökkuşağına gelebilme sebebi tavernayken hiç değilse bir müddet birinin geride kalarak işleri yürütmesi lazımdı.

 

Karşılama platformundaki çıraklar tarafından karşılanıp kıyafet ve madalyonlarını alan grup Bai Xiaochun’u bulmuş, bu buluşma Chen Manyao için bile keyifli olmuştu. Bai Xiaochun ve diğerleriyle çalışan ve Bai Xiaochun’un takdirini kazanan kız da artık arkadaş grubunun bir parçası haline gelmişti.

 

İlk buluşma faslının geride kalışıyla grup Bai Xiaochun’un ölümsüz mağarasında oturdu. Önce Dao Koruyucuları Bai Xiaochun’un gidişinin ardından tavernada olanları anlattı, sonra da Xiaochun burada yaşadıklarını… Bunu bitirdiğinde de şöyle dedi: “Ve bu yüzden hepinizden Salon Seçme Oturumu meselesini çözme konusunda yardım istiyorum.”

 

Usta Tanrı-Kahin ve Büyük Şişman Zhang düşünceli bir şekilde kaşlarını çatmıştı fakat onlar da burada yeni oldukları için akıllarına tek bir önlem gelmiyordu. En nihayetinde gözler Chen Manyao’ya çevrildi.

 

Bai Xiaochun da aynı şeyi yapmıştı. Sonuçta Chen Manyao Yaban Arazilere aitti ve Yıldızlı Gök Dao Polarite Tarikatındaki diğer ajanları tanıyordu, yani durumu çözmeye en uygun kişinin o olduğu ortadaydı.

 

Chen Manyao gülümsedi. “Endişelenme, Xiaochun. Durumu halledebilecek olmalıyım. Hangi salona katılmak istediğini söylemen yeterli.”

 

Bai Xiaochun öylesine mutluydu ki neredeyse uzanıp kıza sarılma dürtüsünü bastıramayacaktı. İçten bir kahkahayla şöyle dedi: “Harikasın, Yao’er! Tamamdır. Savunucular Salonuna katılmak istiyorum!”

 

Chen Manyao hafiften kızaran bir suratla Bai Xiaochun’a anlık bir bakış attıktan sonra Yıldızlı Gök Dao Polarite Tarikatındaki yoldaşlarıyla mesajlaşmak adına bir yeşim kâğıt çıkarttı. Bir süre sonra da sunduğu teyit edici gülümsemeyle Xiaochun’u iyice heyecanlandırdı. Bu noktada Büyük Şişman Zhang Ruh Güçlendirme Salonuna ve Usta Tanrı-Kahin de Büyü Teknikleri Salonuna gitmek istediğini beyan etti.

 

Sonra da tüm Dao Koruyucuları dağıldı. Bai Xiaochun en sonunda kendisini ıssız hissetmekten kurtulmuştu. Böylece yetişim hızı da da artmış ve üç ay farkına bile varmadan geride kalmıştı.

 

Önceki bir ay da eklenince dört ay sonlanmış ve Gökkuşağının Gök Çeyreğinin yıllık Salon Seçme Oturumu vakti gelmişti.

 

O sabah şafak vakti Gökkuşağının Gök Çeyreğini dolduran zil sesleriyle birlikte son bir yılda sarı cüppeli olan tüm çıraklar ölümsüz mağaralarından ciddi ve endişeli ifadelerle ayrıldı.

 

Hepsi de sonraki yıllarda kendilerini bekleyen kaderin bugün belirleneceğinin bilincindeydi. Katılacakları salona göre yıllar içerisindeki ilerlemelerinin seyri çizilecek ve bu da kaç yıl hayatta kalacaklarını büyük oranda etkileyecekti. Bu durum hepsini son derece tedirgin ediyordu.

 

Tabii ki Yıldızlı Gök Dao Polarite Tarikatı kuralları katıydı. Hangi çırağın nereye katılacağını on salon belirliyordu. Yeni çıraklarsa hiçbir söz hakları olmayarak yapılacak duyuruları gergince bekliyordu.

 

Bai Xiaochun etkinlik için kıyafetlerini toparlamıştı. Ve ziller çalar çalmaz neşe dolu bir şekilde, Savunucular Salonuna katılmanın nasıl olacağını düşünerek oturuma doğru yola çıktı.

 

Son birkaç ayda biraz erdem puanı harcayarak salonlarla ilgili daha detaylı bilgi edinmiş ve Savunucular Salonunun yalnızca ‘harika’ olarak tanımlanabileceğini görmüştü. Onların görevi Gökkuşağının Gök Çeyreğini bir bütün olarak savunmaktı. Fakat Gökkuşağının Gök Çeyreği Yıldızlı Gök Dao Polarite Tarikatının ortasında olduğu için birinin burayı işgal etme şansı sıfır sayılırdı. Bu yüzden Savunucular Salonu üyeleri gökkuşağı alanında tarikat kurallarını uygulatıyordu.

 

Son derece etkileyici olan bu grup Ruh Akımı Tarikatındaki Adalet Sarayına benziyordu.

 

Bai Xiaochun bu açıdan son derece heyecanlıydı ve Savunucular Salonunun bir üyesi olarak Gökkuşağının Gök Çeyreğinde çok ünleneceğine de emindi.

 

200 yeni çırağın iç halkaya ulaşması çok sürmemişti.

 

Salon Seçme Oturumu çoğu çırak için iç halkayı ziyaret edebilecekleri tek vakitti ve yedi renkli dağın üzerinde koca bir alan mevcuttu.

 

Tabii ki Bai Xiaochun’un iç halkaya ikinci gelişiydi, bu yüzden buraya daha aşinaydı. Alana girer girmez gözüne Büyük Şişman Zhang, Usta Tanrı-Kahin, Chen Manyao ve hatta Song Que takılmıştı.

 

Göz göze gelebilseler de mesafe konuşamayacakları kadar çoktu. Tüm alana son derece ciddi bir hava çökmüştü. Ve çok geçmeden zil seslerinin kesilişiyle gelen sessizliği hiçlikten beliren on ışık huzmesinin zemine alçalması takip etti.

 

Ansızın ezici bir baskı gelmiş, Bai Xiaochun ve diğer tüm çırakların ifadeleri titreşmişti; bedenleri yere bastırılırmış gibiydi. Ve on yetişimci kendisini göstermekteydi.

 

Kimi kadın kimi erkek, kimi yaşlı kimi genç olan bu grubun hepsi Ruhun Başlangıcındaydı. Kadınların üçü güzel ve dirayetli görünüyordu. Her nedense bu ifade de onları daha çekici kılıyordu.

 

Diğerlerininse bir kısmı kırışıklıklar taşıyor, bir kısmı da genç görünüyordu. Yine bir kısmı nazik ve ılımlı, bir kısmıysa öldürücü auralarla çevrili, oldukça gaddar bireylerdi.

 

“Selamlar, Salon Efendileri!” İlk konuşanın kim olduğunu söylemek zordu lakin çok geçmeden tüm çıraklar başlarını eğerek Gök Çeyreğinin salon efendileri olan on Ruhun Başlangıç Aşaması yetişimcisini selamlamaya başlamıştı.

 

Bai Xiaochun da göz ucuyla on yetişimciye bakıp hangisinin Savunucular Salonu efendisi olduğunu düşünürken aynısını yapmıştı. Bir yandan da Yıldızlı Gök Dao Polarite Tarikatının gücünü methetmeden geçemiyordu. Tek başına Gökkuşağının Gök Çeyreği bile Orta Sahalardaki devasız herhangi bir tarikatı bastırmaya yeterdi.

 

“Ve Gök Çeyreği gibi üç gökkuşakları daha var.” diye düşünürken sarsılmış haldeydi. “Yıldızlı Çeyrek, Polarite Çeyreği ve Dao Çeyreği…”

 

Bu noktada on Ruhun Başlangıç Aşaması yetişimcisinden biri lafa girdi: “Ve şimdi, ismi söylenenler kendisine seslenen salon efendisinin yanına gidecek.”

 

“Chen Biao!”

 

“Xu Ke!”

 

“Zhou Songli!”

 

İsmi söylenen bu çıraklar saygılı bir şekilde kendilerini çağıran Ruhun Başlangıç Aşaması yetişimcilerinin yanına gitmeye başlamıştı.

 

Bu noktada sert görünümlü bir Ruhun Başlangıç yetişimcisi, “Song Que!” dedi ve Song Que derin bir nefes eşliğinde ilerledi. Ardından Chen Manyao güzel kadınlardan biri tarafından ve şanslı bir hamleyle Büyük Şişman Zhang da başka bir güzellik tarafından çağrıldı.

 

Usta Tanrı-Kahin ise buz gibi bir surat ifadesi takınmış genç adam tarafından çağrılışının şans olup olmadığı konusunda pek emin değildi. Bu esnada kalabalık azaldıkça Bai Xiaochun’un gerginliği büyüyor, varlığının fark edilmesi umuduyla Ruhun Başlangıç yetişimcilerine doğru bakışlar atıyordu.

 

Ne yazık ki Daoist Efendilerinin hepsi tamamen ifadesizdi ve hiçbiri ona doğru bakmıyordu. Ve Bai Xiaochun’un fark ettiği üzere içlerinde şu ana dek tek kelime etmemiş bir Ruhun Başlangıç yetişimcisi bulunuyordu.

 

Bu, düşüncelerini hiçbir şekilde yansıtmayan koca bir gülümsemeyle yetişimci grubunu izleyen nazik suratlı yaşlı bir adamdı.

 

Çok geçmeden 200ü aşkın grup bir düzinenin altına düşmüştü. Bai Xiaochun neler oluyor diye merak ederek gözlerini kırpıştırıyordu. Chen Manyao’ya göz gezdirip suratına yerleşen şoku gördüğündeyse kalbi sıkışmaya başladı.

 

Dokuz Ruhun Başlangıç Daoist efendisi konuşmayı kesmiş, her biri nazik suratlı yaşlı adama dönmüştü. Bu noktada Büyük Şişman Zhang’ı seçen güzel kadın gülümseyerek şöyle dedi: “Kardeş Feng, seçimlerimizi bitirdik.”

 

Yaşlı adam içten bir kahkaha eşliğinde kollarını sıvadı.

 

“Tamamdır. Madem bu grubu istemiyorsunuz, o zaman ben alırım.” Dedikten sonra elini salladı, yedi renkli ışıklarını ayaklarından yayarak Bai Xiaochun ve diğerlerini yanına çekti.

 

“Peki.” dedi gülümseyerek. “Ben artık gideyim.” Ve diğer Ruhun Başlangıcı üyelerinin vedaları eşliğinde Bai Xiaochun’la diğerlerini taşıyarak uzaklaştı.

 

Kalbi küt küt atan ve diğer yetişimcilere bakan Bai Xiaochun çekine çekine şöyle dedi: “Kıdemlim, biz hangi salonuz?”

 

Yaşlı adam arkasına dönüp Xiaochun’a baktı, suratındaki nezaketten eser kalmamıştı. Gülümsemesi uğursuzdu ve Bai Xiaochun’un ansızın soluğunun kesilmesine yol açan güçlü, öldürücü bir aura yaymıştı. “İblis Katledenler Salonuna katıldığınız için tebrikler!”

 

“İblis Katledenler… Salonu mu…?” diyen Bai Xiaochun’un gözleri dehşet içerisinde açılmıştı. Chen Manyao’nun yardımını aldıktan sonra sonunun İblis Katledenler Salonu olacağını asla hayal edemezdi. Öfkesi anında kabarmaya başlamıştı.

 

Diğer çıraklarsa türlü türlü ifadelerle onu izliyordu, tabii hiçbir ifade mutlu değildi.

 

“Gökkuşağının Gök Çeyreği tarihi boyunca en tehlikeli salon İblis Katledenler Salonu olmuştur. En yüksek zayiat oranı onlarda!”

 

“Cennetler… Yirmi otuz yıl önce tarikat dışı bir göreve gittiklerini ve binlerce çırağın anında öldüğünü duymuştum…”

 

“Ben de İblis Katledenler Salonundaki tüm çırakların düşmanlara suikast göreviyle gönderildiğini ve saniyesinde öldürülebildiklerini duymuştum…”

 

“Hayıııııırrrr…”

 

 Bölüm 407 : İblis Katledenler... Salonu

#Hhahhah belliydi böyle olacağı... Tabii ki en tatlı salonu isterken en belalısını buldu bizimki. Ama bu en belalı salonda da kesin şansı yaver gider, ondaki kısmeti hepimiz gayet iyi biliyoruz bence 
Bir de diğerlerinin nereye gittiğini merak ediyorum ben 
O zaman bakalım kim nereye gitmiş ve bizimkini neler bekliyormuş, okumaya devam!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18389 Üye Sayısı
  • 792 Seri Sayısı
  • 37597 Bölüm Sayısı


creator
manga tr