Bölüm 385 : Usta Tanrı-Kahine Rastlama

avatar
2139 0

A Will Eternal - Bölüm 385 : Usta Tanrı-Kahine Rastlama


Çevirmen : Clumsy 

 

Bai Xiaochun kuzeye vardıktan sonra yeni bir ruh meskeni kiraladı. Erdem puanlarıyla da biraz ruh besini aldıktan sonra oturup şehirdeki kargaşa dinene dek yetişime odaklandı.

 

Artık Cennetkarışı Nehrinin kaynağına geldiği için enerji tüketimini telafi edecek yeterli besini oldukça Frijit Okulu İrade Gelişim Büyüsüne çalışabiliyordu.

 

Yer ve gökteki enerji tarif edilemeyecek derecede yoğundu ve bu sayede yetişimde çığır atlayabiliyordu. Henüz Frijit Müridi seviyesini aşmamış olmasa da önceki noktasını fazlasıyla geride bıraktığı kesindi.

 

Artık avcundan şok edici frijit qi dalgaları yayıp insan yansımasını andıran bir şey şekillendirebiliyordu. Bu yansıma Frijit Müridi seviyesinin anahtarlarından olan frijit gölgesiydi.

 

Ayrıca Ölmeyen Tendon çalışmalarında da ısrarcıydı, her gün ona vakit ayırıyordu. İkinci ayak parmağı üzerindeki çalışmalarını da tamamlamış ve üçüncüye geçmişti.

 

“Başpapazlar haklıydı.” diye düşünerek iç çekti. “Yetişimim Yıldızlı Gök Dao Polarite Tarikatında çok daha hızlı ilerliyor.”

 

Vakit böylece ilerledi.

 

Üç ayın sonunda Ultra Açlık Yardım Hapı vakasının etkileri büyük oranda dinmişti. Gök Şehrindeki hemen hemen herkes her şeyin bir sahtekarlık olduğunu öğrenmiş ve böylece her türlü açlık yardımına karşı temkinli bir hal alınmıştı.

 

Bu yüzden Ultra Açlık Yardım Hapı satmak imkansızlaşmıştı, yeni bir tip yaratılsa bile hiç kimse gerçekliğine güvenemiyor, tüketmeye cesaret edenler çok daha az oluyordu.

 

İlahi Gök Cemiyeti hedefine minimal bir çabayla ulaşmıştı. Hatta bu süreçte kar da elde etmişti. Ultra Açlık Yardım Hapını piyasadan temelli silmekle kalmamış, tüm suçu da şimdilerde kayıp olan Simyacı Bai’ye yıkmışlardı.

 

Tabii ki İlahi Gök Cemiyeti haplardan zarar gören herkesten özür dilemiş ve teselli sunmak adına farklı yollara başvurmuştu. Nihayetinde hemen hemen hiç negatif izlenimleri kalmamıştı.

 

Tek pişmanlıkları halkı ayaklandırıp Bai Xiaochun’u öldürtememiş olmaktı. Fakat onlara kalırsa Xiaochun yetenekli bir simyacıdan fazlası değildi, uğruna endişelenmeye değmezdi.

 

Tek bir büyü tekniğinin bile salınmadığı bir savaş yaşanmış ve Bai Xiaochun... adamakıllı mağlup edilmişti!

 

Bu gerçek Bai Xiaochun’un canını çok sıkıyordu. Bir büyü dövüşünde yenilmiş olsaydı umursamazdı. Ama bu şekilde yenilmiş olmak onu deliliğin sınırında bir öfkeye itmişti. Daha önce böyle bir aşağılanma tatmamış ve yetişim gücüne bel bağlayarak gidip İlahi Gök Cemiyetini dağıtmayı bile düşünmüştü. Fakat ne kadar büyük bir organizasyon olduklarını düşününce fark etmişti ki Altın Öz yetişimiyle bile… onlarla baş etmesi kolay olmazdı.

 

“Yetişim basamağına bel bağlamak gerçek bir yetenek göstergesi değil.” dedi sıkılı dişlerinin ardından. “Bai Xiaochun nerede tökezleyecek olursa orada yeniden ayaklanır! Ben de entrika çevirebilirim, değil mi!?” Bu sözlerle Yüz Çiçek ruh alkolünden bir yudum aldı ve bir ağız dolusu Kıymetli Yeşim ruh pirinci yedi. Bu iki ruh besini nispeten pahalıydı ve doğudaki favori tercihleri olmuştu. Neyse ki kuzeye vardıktan sonra da önceki satın alımlarından elinde bir miktar kalmıştı.

 

Ne yazık ki son üç ayını yemek stokunun ve kimlik madalyonundaki erdem puanlarının yavaş yavaş azalışını izleyerek geçirmek zorunda kalmıştı. Elinde pek bir şey kalmamıştı.

 

“Sanırım önceleri fazla şaşaalı yaşıyormuşum…” diye düşündü. Turuncu cüppeli olmak için 100,000 erdem puanı harcadığına bile pişman olmaya başlamış, o binek timsahı alarak da birazcık fevri davrandığını fark etmişti.

 

“Ne yapmam lazım?” diye düşünürken gözyaşlarına boğulmak üzereydi. “Artık Ultra Açlık Yardım Hapı satamam. Yeniden fakir yaşantıma dönüp kendi Ultra Açlık Yardım Haplarımı tüketerek yaşamak zorunda kalacağım demeyin!” Bu düşüncelerle bir avuç dolusu pirinç daha yerken İlahi Gök Cemiyetine yönelik öfkesi artmaktaydı.

 

Yarım ay sonra ruh besinlerini tüketmenin eşiğine gelmiş ve neredeyse hiç erdem puanı kalmamıştı. Üzücü bir şekilde yeni erdem puanları kazanmak için bir yol bulmuş da değildi. En sonunda, Ultra Açlık Yardım Hapı tartışmalarının dindiğinden emin olarak iç çekti, ruh suyuyla banyo yaptı ve insanlar yüzünü tanıyamasın diye hızlıca kılık değiştirdi. Sonra da ruh meskeninden ayrıldı.

 

“Sanırım timsahımı ve aldığım tüm büyülü nesneleri satmaktan başka çarem yok. Muhtemelen o mücevheri de...” Bunları yapmayı hiç istemese de gerçekten başka şansı yoktu. Timsahının sırtına atlayarak turuncu cüppemle ne kadar da havalı görünüyorum diye düşündü. Ne yazık ki çantası tamamen boş sayılırdı…

 

Neyse ki timsahlar Gök Şehrinin en yaygın binek tiplerindendi de hiç kimse şu anki Bai Xiaochun’u doğudaki Simyacı Bai’yle bağdaştırmıyordu.

 

Kuzey yollarında ilerledikçe pek çok kişi ona kıskançlık ve saygıyla bakıyordu. Hatta bu bakışları atanların arasında turuncu cüppeliler bile vardı. Sonuçta böyle savaş yaratıklarını sadece parası veya gücü olanlar elde edebilirdi. Buna bir de üzerine saçtığı büyülü hazinelerin ışıltısı eklenince iyice etkileyici görünüyordu.

 

Fakat bu bakışlar Bai Xiaochun’un kendini daha da kötü hissetmesine yol açıyordu.

 

“Bugünden sonra,” diye keyifsizce düşünüyordu, “hiç kimse bana böyle bakmayacak.” Bu yüzden iç çekerek şehirde biraz daha uzun süre dolanmaya karar verdi.

 

Büyük bir efkarla akşam çökene dek kuzeyi turlayıp durdu. O noktada dişlerini sıkarak Ruh Yaratığı Tesisine yönelmekte karar kıldı. Yol üzerindeki bir patikadaysa tanıdık bir yetişimciyle karşılaştı.

 

O yetişimci üzerinde üç kelime yazılı olan bir bayrak tutmaktaydı.

 

Usta Tanrı-Kahin...

 

Bai Xiaochun’la yollarını ayırışından bu yana bariz şekilde zayıflamıştı. Yüzü çökmüş, beti benzi atmış ve gözleri canlılığını yitirmişti. Çok kötü bir durumdaydı.

 

Yanından geçenlerin ufak bir kısmı tarafından ilgi görüyor ama iş bağlamak için onlara seslendiğinde duymazdan geliniyordu. Yüzündeki kasvetli ifadeye ve boş bakışlarına bakıldığında ruhundan eser kalmamış gibi bir izlenim veriyordu.

 

Bai Xiaochun bu manzara karşısında şok olmuş ve anında onun adına üzülmüştü. Böylece timsahının sırtına vurarak Usta Tanrı-Kahinin yanına yöneldi.

 

Usta Tanrı-Kahin timsahın muazzam gölgesinin üzerine çöküşüyle ürpererek başını kaldırdı. Gözlerine dolan manzara kendisine yaklaşan 90 metre uzunlukta hiddetli bir timsahtı.

 

Akşam ışıklarında parıldayan zırhımsı pulları vardı ve burun deliklerinden çıkan nefes insanın başını döndürmek için kafiydi. Timsahın üzerindeyse turuncu cüppesi ve ışıl ışıl büyülü nesneleriyle yüce bir görünümle oturan Bai Xiaochun mevcuttu.

 

Usta Tanrı-Kahin anında sarsılmış, gözlerine eşi benzeri görülmemiş parlaklıkta bir ışık yerleşmişti. Son aylarda tattığı tecrübeler ona böyle kişiler hakkında sağlam bir anlayış kazandırmıştı. Bu kişiler ceplerinde on binlerce erdem puanı olan Gök Şehri Seçilmişleriydi, pek çoğu da sarı cüppeli olmaya çok yakındı.

 

Usta Tanrı-Kahinin son aylarda baktıkça kıskandığı gerçekten güçlü figürler olmuştu. Şu anda da böyle bir müşteri kazanmanın heyecanını taşımaktaydı. Gözleri parıldayarak cüppesini düzelttikten sonra kollarını kavuşturdu ve saygıyla eğildi.

 

“Kardeşim, lütfen bir dakika bekle! Ben mütevazı hizmetkarın Usta Tanrı-Kahin ve mümkünse seninle konuşmak isterim!”

 

Bai Xiaochun gözlerini birkaç kez kırpıştırdı ve ardından kılık değiştirmiş olduğunu anımsadı. Bu yüzden onayını vermeden önce bir müddet düşünürmüş gibi yapmakta karar kıldı.

 

Usta Tanrı-Kahin öylesine heyecanlıydı ki tir tir titriyordu. Doğrusu böyle bir durumda ne söyleyeceğine dair hiçbir hazırlığı yoktu. Birinin onu dinlemeye razı gelmesi bile mutluluktan ağlamak üzere olmasına yol açmıştı. Cesaretini toplayarak kendisine şöyle dedi: “Usta Tanrı-Kahin, ahhh, Usta Tanrı-Kahin. Bu herifi kesinlikle memnun etmen lazım. Şu etkileyiciliğine bir bak! Onu mutlu edersen erdem puanlarının akacağı kesin. Hatta onu seni kalıcı kahini olarak almaya bile ikna edebilirsin!!”

 

Bu düşüncelerle yüzüne ciddi bir ifade yerleştirerek iki elli bir büyü hareketi gerçekleştirdi ve Bai Xiaochun’a geleceğini görürmüş gibi bir bakış attı. Ardından son derece etkileyici görünmesini sağlayan güçlü dalgalanmalar yaydı.

 

Fakat bir an sonra gözleri irileşti ve titremeye başladı.

 

“Yo. Yo, olamaz. Bu doğru olamaz. Neden kehanetlerim onu gösteriyor? Dur bir dakika, baştan başlayayım…” Bu noktada ağır ağır nefes almaya başlamış ve suratına inanamaz bir ifade yerleşmişti. Çabucak iki elli bir büyü daha gerçekleştirdi ve gözleri daha da irileşti. Hayalet görmüş gibi bir hali vardı.

 

“Sen… sen…”

 

Timsahının üzerinden Usta Tanrı-Kahine bakan Bai Xiaochun’un suratına tuhaf bir ifade yerleşmişti. Belli ki Usta Tanrı-Kahin gerçek kimliğini keşfetmişti ki kehanetteki yeteneği sayesinde bu çok da şaşırtıcı değildi.

 

Neticede Kan Akımı Tarikatı günlerinde Bai Xiaochun’la ilgili kehanetlerde bulunmuş ve kehanetleri daima bir hayli isabetli olmuştu…

 

“Kendini böyle kötü bir duruma nasıl soktun Usta Homurdananhomurtu?” dedi Bai Xiaochun. “Yani ben kendimi kötü durumda sanıyordum ama belli ki senin durumun benimkinden çok daha vahimmiş.”

 

“Bai Xiaochun!!” Usta Tanrı-Kahin yıldırım çarpmışa dönmüştü. Tir tir titreyerek geriye doğru sendeledi. Az önceki kehanetinde gördüklerini inanılması imkânsız bulmuştu. Bai Xiaochun’un sesini tanımaksa onu şok içerisinde bırakmıştı.

 

Tabii Bai Xiaochun Usta Tanrı-Kahinin bu tepkisinden son derece mutluydu. Fakat boğazını temizleyerek şöyle dedi: “Sesini kısık tut…”

 

#Böylece kaybettiğimiz ekibimizin ilk üyesiyle yeniden buluşmuş olduk. Sinsilik yapıp Xu Baocai'yi de yanına alarak kaplumbağamızı terk eden Usta Tanrı-Kahinin şansı pek yaver gitmemiş gibi görünüyor. Neler yaşadığını ve diğer üyelere ne olduğunu çok merak ediyorum doğrusu. Tabii bundan sonra ne yapacaklarını da... 
E o zaman okumaya devam!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18144 Üye Sayısı
  • 790 Seri Sayısı
  • 37406 Bölüm Sayısı


creator
manga tr