Bölüm 351 : Gel De Ölümsüz Mağaramda Takılalım...

avatar
2648 1

A Will Eternal - Bölüm 351 : Gel De Ölümsüz Mağaramda Takılalım...


Çevirmen : Clumsy 

 

Bai Xiaochun’un yatıştığını gören Sahtekâr Karamahzen hem hayal kırıklığına uğramış hem de rahatlamıştı. Xiaochun’a yönelik dehşeti artmaya devam etmekteydi.

 

Onu en çok endişelendirense ileride neler yaşanabileceğine dair hiçbir fikri olmayışıydı…

 

Bu sırada Bai Xiaochun gönül rahatlığıyla aynayı ortadan kaldırdı, mektuplarını organize etti ve yavaşça çantasına yerleştirdi. Artık ihtişamını öğretmek için alt nesillerine mektuplarını gösterme konusunda tamamen kararlıydı.

 

Kendisini bir harika hissederek Frijit Okulu İrade Gelişim Büyüsü ve ayak parmağı üzerindeki Ölmeyen Tendonlar çalışmalarına koyuldu. Dışarı bir göz gezdirip hala şafak sökmediğini görmekse biraz can sıkıcıydı.

 

“Güneşin doğması niye bu kadar uzun sürüyor?!” diye mırıldandı. Ve yapacak başka bir şey bulamayarak yeniden Nehre Meydan Okuyan Hap meselesine kafa yormaya başladı.

 

Vakit akıp geçerken her şey sessizleşti. Ansızın Bai Xiaochun’un yüzü soğuk bir hissiyatla sarsıldı ve zeminden dalgalanmalar yayılmaya başladı. O his göz açıp kapayıncaya dek tüm mağarayı doldurdu.

 

Dışarıda onu işitebilecek hiç kimse olmasa da mağaranın içerisinde mağarayı dünyadan koparmak isteyen bir kuvvet belirmişti. Aynı zamanda çantadaki mühürlü maske de parlak kırmızı ışıklar saçmaktaydı.

 

Görünen o ki maskenin ardındaki gizemli grup mührü aşıp Bai Xiaochun’la iletişim kurmayı denemek için büyük bedeller ödemişti.

 

Maske çantadan çıkar çıkmaz antik bir ses aceleyle konuşmaya başlamıştı.

 

“Söyleyeceklerimi din--”

 

Bu defa ses daha uzun bir süre konuşmuş ve Bai Xiaochun’un donakalmasına yol açmıştı. Xiaochun hemen çığlıklar atarak sağ elini salladı ve kocaman bir tılsım yığınını maskeye çarptırdı. Sonra da yetişim basamağı gücüyle maskeyi tamamen bastırdı.

 

Maske buna rağmen mücadeleyi kesmiyor ve antik ses konuşmayı sürdürüyordu. Fakat ne kadar mücadele ederse etsin ne söylediğini anlamak mümkün değildi.

 

“Beni buna sen zorluyorsun!” diyen Bai Xiaochun’un gözleri kıpkırmızıydı, kalbiyse korkuyla atmaktaydı. Elindeki tüm tılsımları kullandıktan sonra mağarasından uçarcasına çıkarak tam hızla Nehre Başkaldıran Dağın altındaki Cennetkarışı Nehrine yöneldi.

 

Varışıyla nehir yönünde bir yumruk saldırısı gerçekleştirerek yüzeyden koca bir dalga kaldırdı ve bolca suyu büyük bir kovaya doldurdu.

 

Aslında niyeti o kovayı yetişim için kullanmaktı ama işler değişmişti. Aceleyle mağarasına geri dönüp maskeyi gördüğünde boğuk bir ses eşliğinde mücadele etmekte olduğunu fark etti. Bu defa kelimeler daha anlaşılırdı.

 

“Bunu... reddetmene... gerek… yok--”

 

“Reddediyorum seni mankafa!” diye kükreyen Bai Xiaochun maskeyi doğruca Cennetkarışı Nehri suyu dolu kovaya fırlattı.

 

Ve o saniyede konuşma sona erdi, her şey sessizleşti.

 

Kovaya temkinli bir şekilde baktıktan sonra rahat bir nefes alarak hafifçe homurdandı.

 

“Gerçekten Lord Bai’nin bir çözüm üretemeyeceğini mi sandın? Bakalım bu sefer ne yapacaksın!” dedi ve gururlu bir şekilde iç çekerek mühürlediği Cennetkarışı Nehri suyu dolu kovayı çantasına yerleştirdi.

 

Eğer maske suya Sahtekâr Karamahzenle birlikte girmiş olsaydı Karamahzenin ruhu negatif etkilenirdi. Zaten Bai Xiaochun’un onu aynaya yerleştirmeyi seçmesinin sebebi de buydu.

 

Artık maske vukuatı sona erdiği için omuzlarından büyük bir yük kalktığını hissediyordu. Hem o gizemli organizasyonu resmen gücendirmekten kurtulmak hem de Nehre Meydan Okuyan Tarikatı bu meseleye karıştırmaktan kaçınmak istemişti.

 

Sonuçta tüm bu olay onun başının altından çıkmıştı, yani başka bir seçeneği olmadıkça maske meselesini tarikata yıkmak istemezdi. Durumun çözülmesiyle güçsüzleşecek raddede rahatlamıştı.

 

Takip eden günleri yeni aşk mektupları almak için dışarı çıkarak geçirdi.

 

En nihayetinde Büyük Şişman Zhang ve Xu Baocai günlük aşk mektubu rutinine katılma taleplerini ifade etmek için Bai Xiaochun’u buldu. Doğal olarak Xiaochun da onları reddedemedi.

 

Kadın çırakların mektup vermek için Bai Xiaochun’a koşturduğunu görmek ikisinin gözlerini de bariz bir kıskançlığa bürümüştü…

 

“Dokuzuncu şişman, ben çok kilo vermedim mi? Neden hiçbir kız bana aşk mektubu vermiyor?!” diyen Büyük Şişman Zhang biraz depresifti. Gerçek şu ki çok kilo vermiş olmasına rağmen hala biraz göbekliydi.

 

Xu Baocai de aynı şekilde mazlumdu. Tabii ki bu efsanevi aşk mektubu olayını da küçük not defterine kaydetmişti. An itibariyle kalbinde karıncaların kıvrandığını hissediyordu…

 

Bai Xiaochun Büyük Şişman Zhang’ın sorusu karşısında çenesini kaldırarak boğazını temizledi.

 

“Dürüst olmak gerekirse bu iş yetenek istiyor. Gerilmenize gerek yok. Sabırlı olursanız size her şeyi açıklayacağım…” Bai Xiaochun anlayışıyla ikilinin gözlerini kamaştırmaya hazırlanırken Xu Baocai’nin gözlerinin irileştiğini ve Büyük Şişman Zhang’ın arkasındaki bir şeye baktığını fark etti.

 

Xu Baocai’nin de aynı şeyi yaptığını gördüğündeyse şaşkına döndü ve çabucak omzunun ardına dönerek kendisine doğru süzülmekte olan genç kadını gördü.

 

18-19 yaşlarında görünen kız, iri siyah gözlere ve dolgun gül rengi dudaklara sahipti. Büyüleyici ve zarifti, herhangi bir tarife meydan okuyacak güzellikteydi.

 

Kıyafetleri basit ama asildi ve narin bedenini tam da olması gerektiği gibi örtüyordu. Teni bir nilüfer beyazlığındaydı, uzun bacaklarıysa usta bir heykeltıraşın elinden çıkmış gibiydi… Yüzü öylesine güzeldi ki adeta bir sanat eseriydi. Eşsiz güzellikte bir kadın olduğu aşikardı.

 

Bu kız Chen Manyao’dan başkası değildi!

 

Xu Baocai’nin soluğu kesildi. “Nehre Meydan Okuyan Tarikatın en güzel kızı!”

 

Aslında onu en güzel kız ilan eden kişi kendisiydi. Bunu defterine kaydetmekle kalmamış bizzat etrafa da yaymıştı. Ve defalarca kez o kızı düşlemişti. Gözleri ona değer değmez bilinçsizce göğsünü kabartı ve duruşunu dikleştirdi. Geçmişte güzel kızların karşısında biraz tuhaflaşırdı ama şu anda biraz kahramanca görünüyordu.

 

Büyük Şişman Zhang da istemsizce göbeğini içine çekmiş ve gözlerine bir ışıltı yerleşmişti.

 

Bu sırada Bai Xiaochun etraftaki iç çekişleri işitmiş ve Xu Baocai ile Büyük Şişman Zhang’ın tepkilerini fark etmişti. “Abartıyorsunuz.” dedi. Sonra da Chen Manyao’yu baştan aşağı süzmeye başladı. Kızın güzel olduğunu inkar edemezdi ama insanı sersemletecek kadar şok edici bir güzellikte olduğunu da düşünmüyordu.

 

“Hmph” diye geçirdi içinden. “Kesinlikle benim kadar aşk mektubu almamıştır!” Sonra da çenesini kaldırdı ve bu Chen Manyao fazla kendini beğenmiş diye düşünmeden edemedi.

 

Fakat tam sabırsızca ve asabi bir şekilde yürümeye başlayacakken Chen Manyao yüz ruh yaratığının oluşturduğu bir koroyu andıran sesiyle lafa girdi.

 

“Büyük Kardeş Bai, lütfen bir dakika bekle.”

 

Bai Xiaochun’un ağzı açık kalmıştı, bu Chen Manyao’nun kendisini ilk selamlayışıydı. Kafasını çevirerek kızın yaklaşmasını izledi.

 

Bu bakışları alan kız hafiften kızarmıştı. Ardından biraz utanmış görünüp başını eğdi ve kolundan pembe bir mendil çıkartarak çabucak Xiaochun’un eline tutuşturdu.

 

Ve cesaretini toplarmış gibi görünerek şöyle dedi: “Büyük Kardeş Bai, eğer vaktin varsa bu gece mağarama gelmeye ne dersin? Birazcık takılırız…”

 

Sözler ağzından çıkar çıkmaz sıra dışı güzellikteki yüzünün rengi iyice kızarmıştı. Ardından göz kamaştırıcı ve büyüleyici bir bakış atarak uzaklaşmak adına arkasını döndü ve aceleyle uzaklaştı. Başını çevirdiği saniyede boynunun da kıpkırmızı kesildiği görülmüştü.

 

Bai Xiaochun mendile bakarken tamamıyla afallamış haldeydi. Aldığı çeşitli mektup şekilleri sayesinde mendillere de yabancı değildi fakat ilk defa bir kız böyle cesur davranarak kendisine bir randevu teklifinde bulunmuştu.

 

Bai Xiaochun Büyük Şişman Zhang ve Xu Baocai’ye dönerek şöyle dedi: “Mağaramda takılırız derken tam olarak ne kast etti?”

 

Büyük Şişman Zhang ağzı açık bir şekilde şöylece kalakalmıştı.

 

Xu Baocai ise ahşap bir tavuk kadar şoktaydı. Hala kahramanca bir tavırla dikiliyor olmasına rağmen suratına inanamaz bir ifade yerleşmiş, zihni bulanmaya başlamıştı. Bai Xiaochun’u aldığı mektuplar yüzünden zaten kıskanıyorken bir de Chen Manyao’dan aldığı davete bizzat tanık olmuştu…

 

Tabii ki Chen Manyao son zamanlarda tarikattaki pek çok erkeğin hayallerini süsler olmuştu. Tamamıyla ünlüydü ve diğer kadın çıraklara nazaran bambaşka bir seviyedeydi. Tarikatın en çekici kızı olarak nam salmıştı!

 

Ve işte şimdi gelmiş, Bai Xiaochun’u mağarasında takılmaya davet etmişti.

 

Xu Baocai kendisini yavaş yavaş nefes alıp vermeye zorladı. Ve kalbinde yanıp tutuşan kıskançlıkla cevap verdi: “Ne kast ettiğini ben nereden bileyim?”

 

#Canlarım yaaa, özellikle Büyük Şişmana hiç kıyamadım 
Bizimki mektup olayını biraz abartmış. Bir de güzel kızımızın 'mağara daveti' çıktı. Bu kızın son zamanlarda çok bahsi geçiyor, bir de arada bir attığı gizemli bakışlar falan anlatılıyor. Altından bir şeyler çıkacak gibi geliyor ama hadi hayırlısı... 
Son olarak bizim kaplumbağamız uğruna savaşan iki kızımız vardı, onlar neden bu mektuplara bir tepki vermiyor acaba? Bunu da merak ettim doğrusu.
O zaman tüm meraklarımla ilerliyorum, bir sonraki bölümde görüşmek üzere!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18356 Üye Sayısı
  • 790 Seri Sayısı
  • 37574 Bölüm Sayısı


creator
manga tr