Bölüm 316 : ***

avatar
2931 0

A Will Eternal - Bölüm 316 : ***


Çevirmen : Clumsy 

 

Dört grubun da ayrılışıyla şehrin tamamına yakını boşalmış, geride yalnızca ufak bir yetişimci topluluğu kalmıştı.

 

Ruh Akımı grubu güçlerinin en sona kalma sebebiyse taşınması gereken kişi çokluğuydu. Ayrıca Ruh Akımı topraklarından çıktıkları için dokuzuncu tepeyi taşımak büyük bir çaba gerektirecek, onu Doğu Korusu Kıtasındaki karargâha taşımak için birkaç ışınlanma gerçekleştirilecekti.

 

Tabii ki ne Bai Xiaochun ne de başpapazlar ordunun taşınma meselesine enerji harcıyordu. Bu süreçte otoritesini konuşturan kişi tarikat lideri Zheng Yuandong'tu.

 

Bazı baş kıdemliler ve bir başpapaz ana kuvvete eşlik etmek adına geride kalırken kurucu başpapaz Bai Xiaochun ve diğer miras kesimi yetişimcileriyle birlikte uzaklaşacaktı.

 

Dokuzuncu tepeyi ışınlamak büyük bir gücü ziyan etmeyi gerektiriyordu. Fakat dağda fazla kişi bulunmadığı takdirde tarikat bu bedeli ödeyebilirdi. Bu sayede ışınlanma ışıkları çok geçmeden gökteki yerini aldı ve sayısız yetişimci saygıyla hayranlık dolu bakışlarını Bai Xiaochun ve miras kesimi yetişimcilerine çevirdi.

 

İç çeken Bai Xiaochun aşağıyı izliyor, keşke Büyük Şişman Zhang, Hou Yunfei ve diğer dostlarımı yanımda götürebilseydim diyordu. Hatta Zhou Xinqi’yi de. Fakat başpapazları böyle bir taleple rahatsız etmemişti. Sonuçta ışınlanacak ekstra her birey ziyan edilecek ekstra kaynak demekti.

 

“Size yardım etmek istemiyor değilim kardeşlerim.” diye mırıldanırken aşağıdakilere el sallıyordu. “Elimden gelmiyor…” Ve Bai Xiaochun, Shangguan Tianyou’nun sıkılı dişleriyle Hayalet Dişin boş bakışları eşliğinde ortadan kayboldu.

 

Gümbürdemeler yankılanırken Xiaochun’un görüşü bulanıklaştı. Işınlanma gücü zihnini bir anlığına teslim almış ve işler yeniden netleştiğinde kendisini Dao Tohumu Dağının üzerinde, Ruh Akımı grubunun ortasında bulmuştu.

 

Işınlanmanın doğurduğu rahatsızlık Altın Öz yetişimcilerini etkilememişti, Bai Xiaochun ise güçlü bir bedene ve Cennet-Daosuna sahipti. Yüzü biraz solgunlaşmış olsa ve yetişim basamağı bir anlığına istikrarsızlaşsa da aldığı bir iki derin nefes sonrasında kendisini iyi hissetmeye başladı. Bu da etraftaki miras kesimi yetişimcilerinin Xiaochun’a ikinci bir bakış atmasına yol açtı.

 

Bu bilhassa bir hayli memnun görünen Li Qinghou için geçerliydi. Xu Meixiang’la yaptığı özel sohbette ve başka bir iki ortamda daha Bai Xiaochun’la ne kadar gurur duyduğunu anlatmıştı.

 

“Benimle gel, Xiaochun!” diyen kurucu başpapaz ciddi bir ifadeyle ilerlemeye başladı. Miras kesimi yetişimcileriyse diğer başpapazlarla birlikte önemli hazırlıklar yapmak adına tarikata döndü. Bu kıtalar arası ışınlanma grubuna katılmalarının bir sebebi tarikattaki statüleri, diğer sebepse kendilerini bekleyen önemli bir görev oluşuydu.

 

Grupları Cennetkarışı Nehrinde taşıması adına bir gemi filosu yapılmalıydı, ufak bir Cennetkarışı Savaş Gemisi filosu yaratılacaktı!

 

Orta Sahalara kara üzerinden gitmek imkansız sayılırdı ve bir hayli tehlikeliydi. Hatta karada aşılamaz alanlar bulunmaktaydı. Böyle bir yolculuk yapmak için gerekli kaynakları hayal etmek bile imkansızken böylesi bir ziyan onları yaklaşan mücadele için çok kötü bir duruma sokardı. Haliyle uzun tartışmalar neticesinde onun üzerinde Nehre Meydan Okuyan Tarikat başpapazı bu fikirde karar kılmıştı.

 

Nehir üzerinden seyahat edilecekti!

 

Tabii ki Cennetkarışı Nehrine direnebilecek tüm gemiler sıra dışı olmak zorundaydı. Kullanılan materyaller özenle seçiliyordu, Hap Akımı veya Engin Akım grupları böyle bir üretim yapamazdı. Dolayısıyla bu hayati sorumluluk Ruh Akımı grubunun omuzlarına yüklenmişti.

 

Engin Akım ve Hap Akımı grupları gerekli pek çok materyali temin etse de geminin omurgasını yapacak materyalleri yoktu!

 

Bu uğurda kullanılabilecek en iyi şey devasa yaratıkların omurgasıydı ve Ruh Akımı grubu uzun tartışmalar neticesinde kullanılacak şeyi seçmişti. Şimdi de miras kesimi yetişimcileri ve başpapazların o omurgayı elde edip olabildiğince hızlı şekilde gemileri yapması gerekiyordu. Böylece dört tarikatın bir milyonu aşkın yetişimcisini taşıyacak Cennetkarışı Savaş Gemileri hayat bulacaktı!

 

Herkes bir an olsun dinlenmeden işe koyulmuştu. Bai Xiaochun ise kurucu başpapazı takip ederek Dao Tohumu Dağının ardındaki kısıtlı bir alana ilerlemekteydi.

 

“Xiaochun, senin görevin Nehre Meydan Okuyan Hapı üretmek için elinden geleni yapmak. Seni öncelikle uykudaki gerçek ruhun yanına götüreceğim. Belki bu sayede ilaç yapımı konusunda bir ilham alırsın.” Bai Xiaochun kurucu başpapazın ciddi ses tonu karşısında gerilmeden edememişti. Fakat tarikatın en engin saklı gücü konusunda da bir hayli meraklı ve saygı doluydu.

 

“Gerçek ruh…” diye mırıldandı kendi kendine. Ve kurucu başpapazı takip ettiği birkaç adımın sonunda her şey bulanıklaşmaya, neredeyse bir illüzyonu andırmaya başladı. Kalbi tekleyen Bai Xiaochun kurucu başpapazın ardında gergince ilerliyordu. Nedense yeraltının derinliklerine, hatta Cennetkarışı Nehrinin bile altına ulaştıklarını hissediyordu!

 

Çok geçmeden ortam netleşti ve Bai Xiaochun önlerindeki karstik mağara oluşumunu fark etti.

 

Mağaranın dört girişi bulunuyor ve Bai Xiaochun ile kurucu başpapaz birinin önünde duruyordu. Aşağılarında sular görünüyordu. Tüm alanı aydınlatan büyü formasyonlarıysa Bai Xiaochun’un çabucak fark ettiği üzere hem kuzey ve güneyin tepelerine hem de Cennetkarışı Nehrine bağlıydı! Üstelik formasyon nehirden su çekiyordu!

 

Bu ofansif değil, bütünüyle defansif bir formasyondu.

 

Bai Xiaochun’un manzara karşısında soluğu kesilmişti. Etrafına bir müddet baktıktan sonraysa bakışları mağaranın ortasındaki tabuta kilitlendi.

 

Tabutun kapağı yoktu ve tabutta bulunan kız bebek cesedi görülebiliyordu.

 

Bir ceset olmasına rağmen yaşam belirtileri ve engin, antik bir hava yayıyordu…

 

Bai Xiaochun’un zihni bulanmaya başlamış, bir şeylerin bilincini tükettiği hissine kapılmıştı. Ardından kendisine doğru yürüyen zarif bir kadını görür gibi oldu.

 

Ruhu ve bedeni ansızın kontrolünden çıkmıştı. Her şeyi unutmuştu, buna ölüm ve yaşam da dahildi. O boşluğa bakakalıp ürperirken kurucu başpapaz fısıldadı: “İşte Frijit Okulunun gerçek ruhu!”

 

Zihni toparlanmaya başlayan Bai Xiaochun birkaç adım geriledi. Beti benzi atmış, bedeni soğuk terlerle kaplanmıştı. Az önce hissettiği korku hala kalbini terk etmemişti.

 

Kurucu başpapaz ona doğru uzanıp sağ kolunu Bai Xiaochun’un omzuna yerleştirdi. “Yetişim basamağın çok düşük, bu yüzden ona uzun süre bakamazsın. Fakat benim yardımımla on nefes kadar dayanabilirsin. Umarım bu, Nehre Meydan Okuyan Hapı üretme konusunda sana biraz yardımcı olur.”

 

Bu sözlerle birlikte uçsuz bucaksız yetişim basamağını Bai Xiaochun’a yönlendirdi ve Xiaochun’un ürpererek bir kez daha kız bebeğin cesedine dönmesini sağladı.

 

Bu defa bilinci eskisi kadar çekilmiyordu. Cesede olabildiğince yakından bakıyor ve her detayı hafızasına kazımaya çalışıyordu.

 

Çok geçmeden on nefeslik süre tükendi. Kısa bir tereddütten sonra çıplak gözle bakmanın pek bir fayda sağlamayacağını düşünen Bai Xiaochun dişlerini sıkarak Cennetkarışı Dharma Gözünü açtı.

 

Üçüncü gözü açılır açılmaz gördüğü şey bir bebek cesedi olmaktan çıktı, fazlasıyla zarif bir kadına dönüştü. Gözleri kapalı olan kadın tamamıyla hareketsizdi. Larvaları andıran kıvrak siyah sisler kadının bedenini çiğnemeye çalışıyor gibiydi. Bu süreci yavaşlatan şeyin Cennetkarışı Nehri suyuyla sağlanan formasyon olduğu belliydi.

 

Kadının göğsünde derin mavi ışıklar saçan bir kazan bulunuyordu. Siyah sis larvaları bu kazandan korkuyor ve ne pahasına olursa olsun yayılan ışıktan kaçınıyordu.

 

Ne yazık ki kazanın ışıltısı çok silikti, içerisinde yalnızca ufacık bir güç kırıntısı kalmıştı…

 

Bir an sonra Bai Xiaochun’u çok şaşırtacak, illüzyon olduğundan şüphelenmesine yol açacak bir şey gerçekleşti. Kadının gözleri açıldı ve Bai Xiaochun’a dönük gözlerinde mutlak bir karanlıkla şöyle dedi: “Nehre Meydan Okuyan Hap Cennetkarışı Nehri suyuyla hayat bulur. Dünya ve cennetin enerjilerini birleştirerek frijit kazanın kudretini canlandır ve dokuz şeytanın gücünü bastır…”

 

Bai Xiaochun ürperdi ve kendine hakim olamayarak bağırdı: “Gözlerini açıp dedi ki--”

 

Fakat cümlesini bitiremeden önce kurucu başpapazın beti benzi attı ve ağzının kenarından kan sızmaya başladı. Yine de suratına bir neşe yerleşmişti.

 

“Gerçek ruhun gözlerini açtığını mı gördün? Seninle konuştu mu?!”

 

Bai Xiaochun şaşkınlık içerisinde onay verdi. Kurucu başpapaz ise heyecanla kollarını kavuşturup bebeğin önünde eğildikten sonra Bai Xiaochun’a yol boyunca sorular yönelterek ilerlemeye başladı.

 

Dao Tohumu Dağına döndüklerinde gözleri hala heyecanla ışıldıyordu.

 

“Gerçek ruhun gözlerini açması onun da sende Nehre Meydan Okuyan Hapı üretme potansiyeli gördüğünün işareti. Gel. Sana tarikattaki Nehre Meydan Okuyan Hapı göstereyim. Onun üzerinde çalıştıktan sonra kendi hapını üretmeyi deneyebilirsin!” Bu sözlerle Bai Xiaochun’u kolundan kavradı ve ikili ortadan kayboldu. Tekrar belirdiklerinde zirveye, ağır formasyonlarla mühürlenmiş bir ölümsüz mağarasının dışına varmışlardı. Kurucu başpapaz çabucak ellerini sallayarak mağaradan bir kutu çıkarttı ve Bai Xiaochun’un önüne vardığında kapağı açılan kutudan menekşe bir tıbbi hap çıktı.

 

Sayısız yıl görüp geçirmiş gibi tamamen antik görünen hap, ortaya çıktığı anda garip renkler ve kuvvetli bir rüzgâr doğurdu. Bai Xiaochun hapın içerisindeki tarifsiz yaşam gücünü anında hissedebilmişti.

 

“Nehre Meydan Okuyan Hap...”

 

Bölüm 316 : Gerçek Ruhun Gözleri Açılır!

#Gerçek ruhun böyle bir şey olmasını beklemiyordum, bebek cesedi görünümlü zarif bir kadın... 
Ve üçüncü gözün açılışıyla bizimkine bir mesaj gönderdi. Bakalım mesajı alan ve hapı incelemeye koyulan kaplumbağamız kendi hapını üretebilecek mi, okumaya devam!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18136 Üye Sayısı
  • 790 Seri Sayısı
  • 37403 Bölüm Sayısı


creator
manga tr