Bölüm 231 : Kıdemli Nesil De Harika Değil...

avatar
3112 1

A Will Eternal - Bölüm 231 : Kıdemli Nesil De Harika Değil...


Çevirmen : Clumsy 

 

Song Que öldürme güdüsünü yayarak ve teyzesinin adaleti sağlayacağından emin bir halde ilerliyordu. Teyzesi ya Karamahzeni öldürmeli ya da onu Song Que’ye boyun eğmeye zorlamalıydı.

 

“Ben Song Klanının bu nesilde ilk erkeğiyim. Bai Xiaochun olmasaydı Cennet-Daosu Kuruluş Kadrosuna erişmiş olacaktım. O zaman Junwan Teyzeye kan efendisi olma yolunda yardımcı olmama gerek kalmazdı; o pozisyon benim olurdu!” Bu düşünceyle bir ışık huzmesi şeklinde yukarı parmağa yaklaşıyordu.

 

“Ehh, bu saatten sonra yapacak bir şey yok. Hem Junwan Teyze de sadece stratejik amaçlardan ötürü, Xuemei olamasın diye kan efendisi olmak istiyor. Hele bir Kuruluş Kadrosu sonlarına erişeyim, o zaman kan efendiliği için savaşırım. İşe yaramaz Karamahzen! İleride seni kullanabileceksem kullanırım ama iyiliğimi reddedersen seni öldürür ve doğru düzgün bir cenazen bile olmayacağından emin olurum!” Giderek kendisinden daha da emin olarak Ulu Kıdemli Song Junwan’ın kan gölü ardındaki mağarasına ulaşmıştı.

 

Şelalelerin arkasına geçtiğindeyse dört genç korumanın gözleri açılarak ışıldadı.

 

Song Que durma gereği duymadı. Ve tam mağaraya dalacakken dört görevli tarafından önü kesildi.

 

Bir tanesi Song Que’nin pozisyonundan son derece haberdar olmasına rağmen onu durdurup kendisini gaza getirerek şöyle dedi: “Kıdemli Song, lütfen bir dakika bekleyin de--”

 

Genç görevlilerin önünü kesmesi Song Que’nin kaşlarının çatılmasına yol açmıştı. Bu da öfkesiyle öldürme güdüsünün iyice patlak vermesine ve kükremesine sebep oldu: "Cehennem olup git çabuk önümden! Ulu kıdemliyle konuşacaklarım var!”

 

Genelde Song Junwan’ın mağarasına girerken sorun yaşamazdı. Statüsü gereği buraya gönlünce gelebilme özgürlüğüne sahipti. Neticede Song Junwan yeğenini pek severdi.

 

Ama bu defa görevliler önünü kesme cüretinde bulunmuştu. Bu yüzden soğuk bir şekilde homurdanıp görevlileri itti ve yoluna devam etti.

 

Yüzleri titreşen görevliler onu durdurmak için çabalamaktaydı. Sonuçta içerideki diğer kişinin kimliğinin gizli tutulmasının öneminden haberdarlardı. Fakat hiçbiri Song Que’yi durdurabilecek kapasitede değildi.

 

Onlar tepki dahi veremeden önce Song Que içeri adımını atmıştı.

 

Normalde böyle fevri davranmazdı. Ama söz konusu teyzesiydi ve öfkesine fena halde kapılmış haldeydi, bu yüzden olağan sakinliğini tamamen yitirmişti. Ayrıca ona kalırsa istediği şey de abartılı değildi.

 

Mağaraya girdiği anda -henüz salona adım atmamışken- halasının kulağa hem hevesli hem de azarlayıcı gelen garip kahkahasını işitti.

 

Ve şaşırmış halde aceleyle perdeyi ittiğinde gözlerine tamamen beyin dondurucu bir manzara doldu. Zihni uyuşmuş, ağzı açık kalmıştı. Neredeyse önünde yaşanan bu sahneye inanamayacaktı.

 

Teyzesi Song Junwan koltukta oturuyor, aşığının önündeki bir kadın gibi hafif gülücükler eşliğinde ağzını kapatıyordu. Karamahzen de yanında oturuyor ve kadının tuttuğu sağ elini inceliyordu. Hatta arada bir ona doğru eğilip kokusunun tadına varıyor gibiydi.

 

Song Que’den çıt çıkmıyordu. Şoktan yere yığılabilecekmiş gibiydi ve hayal mi görüyorum diye merak ediyordu…

 

Fakat zihnine kazınan bu skandal görüntüyü yanlış yorumlamak mümkün değildi, bu da serseme dönmesine yol açmıştı.

 

Song Que odaya girer girmez Song Junwan elini Bai Xiaochun’dan kurtarmış, gülümsemesini silmiş ve kuru bir şekilde öksürmüştü. Ardından tam bir Kıdemli nesil ferdi gibi görünen ağırbaşlı bir ifade ile bakışlarını Song Que’ye çevirdi.

 

“Odaya bu şekilde dalman ne kadar kaba bir hareket.” dedi. “Mesele nedir?” Tabii Kıdemli nesil gibi görünme çabalarına rağmen yanakları hala kırmızıydı. İşveli ve ağırbaşlı karışımı bu yeni görünüm de inanılmaz çekiciydi.

 

Aynı zamanda hem aşağılanmış hem de öfkelenmiş haldeydi. İçeriye dalan kişi bir başkası olsaydı ağır şekilde cezalandırılırdı lakin Song Que yeğeniydi ve ona karşı elinden pek bir şey gelmezdi.

 

Song Que’nin ani girişi Bai Xiaochun’un da daha dik ve usturuplu oturmasına yol açmıştı. İş üstünde yakalandığı içinse biraz pişmandı. Song Junwan’a ürettiği hapı verdikten sonra anın avantajından faydalanıp ona avcunu okumayı teklif etmişti.

 

Song Junwan da Ruh Akımı Tarikatındaki harika performansını unutmadığı için elini tutmasına izin vermişti. Sonra da Xiaochun’un övgüleri başlamış ve kadın neşe dolu kahkahalar atmıştı.

 

Bai Xiaochun derin bir nefes alıp yerinde dikleşmişken Song Que’ye yönelik bakışları da en az Song Junwan’ınki kadar ağırbaşlı olmuştu.

 

Song Que’nin kendisini toparlaması içinse uzunca bir süre geçmesi gerekmişti. Hala gördüklerine inanabilmiş değildi. Ona kalırsa teyzesi kudretli ve büyüleyici bir figürdü ama işte tam karşısında bir yabancıya elini tutturup işveli kahkahalar atabiliyordu.

 

Her şey Song Que’nin beklentilerinin dışında olsa da teyzesinin elini tutan kişinin o baş belası Karamahzenden başka biri olmasını kabul edebilirdi.

 

Fakat öfkesi patlayıcı bir seviyeye çıkmıştı, artık zar zor nefes alıyordu. Kıpkırmızı kesilen gözlerini Bai Xiaochun’a dikerek deliler gibi bağırdı: “Karamahzen!!”

 

Ve bir adım atarak teyzesi Ulu Kıdemli Song Junwan’a döndü.

 

Zihni öfkeyle çalkalanarak şöyle dedi: “Junwan Teyze, Karamahzen Ota Tepeye geldi geleli art arda felaketlere yol açıyor. Tüm çıraklar kendilerine yapılanlardan ötürü ondan iliklerine dek nefret ediyor. Hatta onun Kan Akımı Tarikatında kaos yaratmak için gelen bir casus olduğundan şüpheleniyorum! Junwan Teyze, lütfen onu ibret olsun diye tarikattan kovarak cezalandır!!”

 

Bu bağırış ölümsüz mağarasında yankılanırken Bai Xiaochun’un ifadesi titreşmiş, Song Que’nin kendisinden şikayetçi olmak adına geldiğini fark ederek öfkesi kabarmıştı. Ne yazık ki Song Que ithamında haklıydı ve bu da Bai Xiaochun’un kalbinin hoplamasına yol açıyordu. Fakat tam kendini savunmak için araya girecekken yüzü sertleşen Song Junwan elini masaya geçirdi.

 

Yankılanan ses Song Que’nin sesini bastırmıştı.

 

“Kapa çeneni!” dedi kadın kasvetli ve öldürücü bir sesle. Bu ses yankılanırken mağara ansızın çok ama çok soğuk bir hal aldı ve Song Que ürpermeye başladı. Gençliğinden beri teyzesinden korkardı ve onu böyle delirmiş görmek, bakışlarını istemsizce ayaklarına çevirmesine yol açmıştı.

 

Song Que’nin bu tepkisiyse Song Junwan’ın öfkesini bir nebze yatıştırmıştı. Yeğenini çok severdi. Bu yüzden hem samimi hem de hayal kırıklığına uğramış bir tonla yavaşça şöyle dedi: “Que’er, sen Song Klanının bu nesilde ilk erkek evladısın. İleride başarabileceklerinin limiti yok. Nasıl böyle sersem ve öngörüsüz davranabiliyorsun? Karamahzenin sicili temiz, tarikat için gerçekleştirdiği hizmetleri de harika. Evet, bazı tarikat üyelerini sinir ettiği doğru ama kasten yapmadı ki! Ne sen ne de ben tarikat adına kovaladığı ilaçların Daosu için katlandığı aşağılanmayı bilebiliriz!” Ses tonu yeğeninin mantıksız davranışı karşısında gerçekten acı çektiğini kanıtlıyordu.

 

Yan tarafta oturmayı sürdüren Bai Xiaochun ise derinden etkilenmişti. Song Junwan’a yumuşacık bakışlar atarken ne kadar da doğru söylüyor diye düşünüyordu. Sahiden de hiç kimseyi kasten sinir etmek veya yaralamak istememişti.

 

Ansızın Song Junwan’ın kendisini derinden, hatta samimi bir derecede anladığını düşündü. Doğrusu Kan Akımı Tarikatından gördüğü muameleyle ilgili de söyleyecek hiçbir kötü şeyi yoktu.

 

Bai Xiaochun bu düşüncelerle iç çekmekle meşgulken Song Que tir tir titriyordu. Teyzesinden sık sık azar yer ve bu azarlara nadiren cevap verirdi. Ama önündeki bu durum kabul edebileceği sınırlarda değildi. Özellikle de Bai Xiaochun’un suratındaki duygusallık katlanılır seviyeyi aşmıştı. Aklı Karamahzenin teyzesinin elini tutuşuna kaymış ve ikilinin yasak bir ilişkiye dahil olduğunu düşünmüştü. Nefesi kesik kesik bir hal alarak şöyle dedi: “Karamahzen, sen--”

 

Song Que’nin hatalarını kabullenmeyi reddettiğini gören Song Junwan daha da sert bir ifade ve öfkeyle bağırarak araya girdi: “Que’er! Haddini bil!” Sonra da Bai Xiaochun’a dönerek devam etti: “Küçük Kardeş Karamahzen, lütfen üzerine alınma. Que’er yetişkin meselelerini anlayamayan bir velet sadece.”

 

Bai Xiaochun iç çekti ve Kıdemli neslin bir bireyi imajı çizip başını sallayarak acı bir şekilde gülümsedi.

 

“Ziyanı yok.” dedi. “Que’er genç ve enerjik biri ki bu da onun yaşı için çok normal. Bizler gibi Kıdemli nesil fertlerinin elinden gelen tek şeyse onu daha iyi eğitmeye çalışmak.”

 

Bai Xiaochun’un kendisine Que’er dediğini işiten Song Que aklını yitirmek üzereydi. Yetişim basamağını aniden patlatırken öldürücü aurası yayılmaya başlamıştı.

 

“Karamahzen, seni öldüreceğim!” diye kükreyerek Bai Xiaochun’a hücum etti. Aralarındaki mesafe çok az olduğu için Song Junwan’ın müdahale etmesi mümkün değildi.

 

Gümbürdeme sesleri işitilirken Song Que bir büyü hareketiyle Bai Xiaochun’un suratının önünde kan renkli koca bir el belirtti. Enerjiyle dolup taşan el masayı ve sandalyeyi dağıtırken Bai Xiaochun’un gözleri de anlık bir düşünceyle parıldadı; kaçınmamakta karar kılmıştı. Elin kendisine vurmasına izin verdi ve yüzü solgunlaşırken kustuğu bir ağız dolusu kanla geriledi.

 

Bunu gören Song Junwan hem endişelenmiş hem de öfkelenmişti. Hemen elini sallayarak doğurduğu güç akışıyla Song Que’yi bastırdı. Hareket kabiliyetini yitiren Song Que ise kanlı gözler ve bariz şekilde titreyen bir bedenle kalakaldı. Karamahzenin kasten kan kustuğunu biliyordu; yaralanmış olsa bile bu kadar kan çıkarmasına imkân yoktu.

 

“Song Que, bu ne cüret!” diye bağırdı Song Junwan avazı çıktığınca. Ve tam Song Que’ye sağlam bir fırça atacakken Bai Xiaochun’un kaldırdığı sağ eliyle durduruldu.

 

Çenesindeki kanı silen Xiaochun, Song Junwan’a bakarak şöyle dedi: “Que’er yanlış bir şey yapmadı. Ben Kıdemli nesilden olabilirim ama ben de harika değilim. Que’er’in saçlarından olması benim hatam. Bu yüzden hemen inzivaya çekilecek ve saç çıkartmasına yardımcı olacak bir ilaç yapacağım.”

 

Bu sözlerden sonra da samimiyetini anlatmak adına uzanarak kadının elini sıktı.

 

Song Junwan’ın yanakları anında kızarmıştı. Elinin yeğeninin önünde sıkılmış olması kalp atışlarını hızlandırmıştı. Çok tuhaf bir hissiyattı.

 

Elini hemen geri çekerek Song Que’ye döndü ve öfkeyle bağırdı: “Que’er, hemen Tarikat Amcandan özür dile!”

 

Song Que tir tir titremeye başlamış, boynunda ve yüzünde mavi damarlar patlak vermişti. Acı bir kahkahayla ağzını açtı: “Sizi zinacı--”

 

Fakat konuşmayı bitiremeden önce Song Junwan’ın gözleri soğuk ışıklarla doldu ve elini sallayışıyla yarattığı rüzgâr Song Que’yi mağaradan çıkarttı.

 

“Song Que, densizliğinle inzivada üç ay kazandın! Bu süre boyunca mağarandan dışarı adımını atmayı aklından bile geçirme!”

 

#Ya bu çocuk beni öldürüyor! Kıdemli nesil de harika değil, ziyanı yok... 
Herhalde Song Que'nin yerinde olsam sinirimden sağa sola kan kusardım. Sonsuz bir özgüvenle gitti ama başına gelmeyen kalmadı garibimin... 
Bakalım bu tuhaf ilişkiler bizi nerelere götürecek, okumaya devam!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18181 Üye Sayısı
  • 792 Seri Sayısı
  • 37506 Bölüm Sayısı


creator
manga tr