Bölüm 230 : Ya Güç Kullanırsa?

avatar
3132 2

A Will Eternal - Bölüm 230 : Ya Güç Kullanırsa?


Çevirmen : Clumsy 

 

Bai Xiaochun’un gidişiyle mağarasında bir başına kalan Song Junwan aynı anda hem agresif hem de depresif hissediyordu. Bu hisleri nasıl dışa vurup rahatlayacağını da bilemiyordu. Düşünebildiği tek şey Karamahzenin uzaklaşışı ve son anında attığı soğuk bakıştı.

 

Sıkılı dişlerinin arasından, “Karamahzen, seni cahil!” dedikten sonra bakışlarını yerdeki hapa çevirip gerçekleştirdiği kavrama hareketiyle hapı avcuna yerleştirdi.

 

Yakından incelediğinde haptan etkilenmişti. 4. kademe olan bu hap, yetişimi arttırmak veya yaraları iyileştirmeye yönelik değildi. İnsana hoş gelen zarif, tatlı bir koku taşıyordu.

 

“4. kademe bir parfüm hapı…” diye mırıldandı şaşıran kadın. Kendisi ilaç yapamıyor olsa da tecrübeli bir birey olarak bu ilacın kadın yetişimcilere has bir Ruh Parfümü Hapı olduğunu anında çözebilmişti.

 

Hapı tüketmek kişinin bedeninin harika bir koku yaymasını sağlardı. Ayrıca teni daha pürüzsüz kılar, eski yara izlerini ortadan kaldırırdı. 4. kademe ve üzeri olanlarsa kemikleri dahi saflaştırabilirdi. Sonuçlar belirgin olsa ve kişiyi ölümsüz bir dönüşüme itmese de kullanan her kadını daha güzel kılacağı barizdi.

 

Erkekler için nispeten faydasız olan bu 4. kademe ruh ilaçları yine de açık arttırmalarda fahiş fiyatlara satılırdı. Ve Song Junwan bile Song Klanına ait olmasına rağmen böyle bir şeyi kolay kolay elde edemezdi.

 

Elindeki hapa bakmak surat ifadesini yumuşatmış, aklına Karamahzenin sözlerini getirmişti. Orada sessizce dikilirken içinin titrediğini fark etmekteydi. Bir süre sonraysa bu hissiyat geçmiş ve suratına muammalı bir gülümseme yerleşmişti.

 

“Seni küçük kerata. Bana karmaşık şekillerde kur yapıyorsun, değil mi? Başından beri bunun peşindesin! Hmph. Ben görülecek ne varsa gördüm seni arsız ufaklık. Cidden planını çözemeyeceğimi mi sanıyorsun?!” dedikten sonra soğuk bir homurdanmayla hapın saflığını teyit etti ve güvenli olduğunu görerek tüketti.

 

Bai Xiaochun ise sıradaki günlerini mağarasında gergince oturup bu erkeksi şovunun etkili olup olmayacağını merak ederek geçirdi. Bir gün Song Junwan’ı kapısında buldu ve aceleyle ayaklanarak onu karşıladı. Fakat tam yüzüne soğuk, erkeksi bir hava yerleştirecekken kadın şu sözleri sarf etti: “Hapın pislendi, ben de onu attım. Sana verecek bir görevim var. Bana seksilik sağlayacak bir şeyler üret.”

 

Başka bir söz söylemeden de ortamı terk etti.

 

Bai Xiaochun afallamıştı. Kadının gelişiyle gidişi arasında en fazla bir dakika geçmişti, yalnızca bu cümleler için geldiği barizdi.

 

“Bu cadaloz neyin peşinde? Son hamlesinin amacı ne ki?” Anlık bir düşünce sonrasında gözleri şaşkınlıkla irileşmişti. Ardından havayı kokladı ve kaşları kalktı.

 

“Bu benim Ruh Parfümü Hapımın kokusu! İçine ekstra yasemin yağı katmıştım. Onu tüketen kim olsa böyle kokardı.” Hemen rahatlamıştı. Kadının hapı tüketip yeni bir hap istemiş olması, çatışmalarının sona erdiği anlamına gelmekteydi.

 

“Dostum, bu cadalozun talepleri cidden bitmiyor. Hem seksiliği ne yapacak ki, zaten yeterince seksi değil mi? Sanırım daha da fazlasını istiyor.” Bu düşünceyle kafasını sallarken kalbi allak bullak olmuş, gözleri dehşetle irileşmişti.  

 

“Dur bir dakika. Seksilik ilacıyla ne yapacak ki? Onu tüketip bana yine kur yapmayı mı planlıyor? Cennetler! Bu cadaloz çok korkunç…” Başta iyice gerilmiş olsa da bir müddet düşündüğünde şunu fark etti: Ebedi dayanıklılık kalıntısını almak için illa da ulu kıdemli olması gerekmeyebilirdi. Eğer Song Junwan’ın mağarasına gönlünce erişebilirse kalıntıyı gizli gizli arama şansı bulabilirdi.

 

Bu düşünce onu sevindirse de kalp atışlarını hızlandırdığı da gerçekti…  

 

“Ne fedakârlık ama.” diye düşünüyordu. “O ölümcül bir cadaloz. Tepesi atmasın diye çok dikkatli olmam lazım. Bu işi batırırsam ne yaparım? Onu dövüşte yenemem ve güç kullanırsa sonuçları korkunç olur.” Gözlerini birkaç kez kırpıştırarak bu meseleyi biraz daha düşündü. Ve en sonunda çenesini kaldırdı, tam bir doğruluk abidesi olarak kollarını sıvadı.

 

“İyi. Her şey sonsuza dek yaşama şansı için. Buna katlanmak zorundayım. Song Junwan bir yırtıcı hayvana dönüşürse de ben… ben buna katlanacağım!” Sonsuza dek yaşama şansı için her şeyi feda etmeye olan gönüllülüğü karşısında kederlenerek Song Junwan’ın arzu ettiği ilacı yapmaya başladı.

 

Bir hayli çaba harcadığı birkaç günün sonunda fırınından yeni bir Ruh Parfümü Hapı çıkmıştı. Hem de bu seferki orta seviyeydi.

 

Özellikle kadın yetişimciler için tasarlanan bu hap, hem teni pürüzsüzleştirip kemikleri saflaştırıyor hem de kadını çok daha çekici kılıyordu. Üstelik erkeklerin ölümcül çekicilik tadacağı bir de aroma yayıyordu.

 

İlacı eline alan Bai Xiaochun koklamış ve aromasıyla bir hoş olmuştu. Bu aromanın bir erkeği asla uyanamayacak şekilde kendinden geçirebileceğine emindi.

 

“İşe yaradı!” derken tutku sarhoşu bir hali vardı. Toparlanması biraz zaman aldı ve kendine geldiğinde aromayı yeniden içine çekti. Bunu defalarca tekrarlayarak kokuya alışmış, hatta özellikleri tersine çevirmek adına yeni bir hap yapmayı başarmıştı. Direncini güçlendirdiğini teyit ettiğindeyse hapa tatminkâr bir şekilde baktı ve ardından gözlerini göğe dikti. Melankolik bir havayla şöyle dedi: “Her şey sonsuza dek yaşama şansı için!”

 

Mağarasından çıktığında hava kararmaya başlamıştı. Yukarı parmağa yaptığı yolculuk esnasındaysa Song Junwan iyice delirdi mi diye düşünmüştü, sahiden ne yapacağını bilemiyordu.

 

Bir müddet yürüyüp ne karar vereceğinin çilesiyle dişlerini sıktıktan sonra ifadesi titreşti, yakınlardaki bir yolda kel birini görmüştü.

 

Bu kişi Song Que’nin ta kendisiydi. Ne bir tel saçı ne de kaşı vardı ve bir deri bir kemik kalmıştı. Teyzesine gerçekleştirdiği ziyaretten dönmekteydi. Ona bazı yetişim sorularıyla gitmiş, eleştirilip dersini almıştı. Bu yüzden canı iyice sıkkındı. Tabii Bai Xiaochun'un kendisini fark ettiği anda o da Bai Xiaochun’u fark etmişti.

 

İkilinin bakışları birbirine değerken Bai Xiaochun’un gözleri irileşti. Song Que’yi bayağıdır görmüyordu ve şaşakalmıştı.

 

Meraklı bir şekilde ağzından şu sözleri kaçırmadan edemedi: “Eee? Bu yeni görünüş de neyin nesi? Zayıflamış ve saçsızlaşmışsın?”

 

Ancak bu soru sonrasında Song Que’nin neden böyle göründüğünü ve gözlerinde beliren öldürücü ifadeyi fark etti. Ve hiç tereddüt etmeden devam etti: “Harika görünüyorsun. Eskisinden çok daha iyi. Vallahi…”

 

Song Que’nin gözleri irileşmiş, kel kafasını düşününce kalbindeki nefret patlak vermişti. Bedenindeki tüm saçların yitişini patlayan fırınlara borçluydu. Patlamadaki ilaç parçalarından da nasibini aldığı için geçen birkaç aya rağmen hala saç çıkartamamıştı.

 

Bu yüzden aynaya her bakışında havası fena ölçüde kaçıyordu. Endişeleneceği tek şey bu olsa yine iyiydi. Ama yarım ay sonra da ishal felaketi patlak vermişti. Bir defasında aynı gün içerisinde yüzden fazla kez tuvalete gitmişti ve haliyle Bai Xiaochun’un son sözleri inanılmaz bir tahrik malzemesi olmuştu.

 

Song Que oldum olası Kan Akımı Tarikatının kışkırtılmaması gereken isimlerindendi. Ve Karamahzenin başına açtığı felaketler neticesinde anında çıkışmaya başladı.

 

“Yetti artık Karamahzen!!” derken Bai Xiaochun’un önünü kesti. “Sen Orta Tepeye geldin geleli hayvanlar bile huzurla uyuyamıyor. Herkes senden nefret ediyor! Seni--”

 

Song Que’nin öfkesi Bai Xiaochun'u da öfkelendirmişti. Az önce uzlaşmacı konuşmaya çalışmıştı. Hem olup bitenlerin hepsi de bir kazaydı. Bu yüzden Song Que’ye müdahale etmek zorundaydı.

 

“Sessiz ol evlat! Yolumdan çekil ve git başka bir yerde oyna.”

 

Song Que neredeyse patlayacaktı. Karamahzen kendisiyle Kıdemli nesilden birinin bir çocukla konuşuşu gibi konuşmuştu. Karşılığında başını arkaya atarak kükredi ve yetişim basamağının gücünü saldı. Sonra da kanlı gözleriyle sağ elini uzattı.

 

Bai Xiaochun’un gözleri soğuk ışıklarla parıldamıştı. Başka biri söz konusu olsa gerilebilirdi. Ama Song Que’ye Düşmüş Kılıç Uçurumundan ve Kan Akımı Tarikatından aşinaydı. O yüzden onun eli harekete geçer geçmez bir adım öne çıkmış, gencin ön kolunu kavramış ve onu önlerindeki yola fırlatmıştı.

 

Ölmeyen Cennetsel Kralın patlayıcı beden gücü neticesinde Song Que kendi bedenini dahi kontrol edemediğini hissetmişti. Kulakları çınlıyor ve yere toslarken zihni dönüyordu. Bir yandan da dağdan aşağı tepetaklak yuvarlanıyordu.

 

“Karamahzen!!” diye bağırdı. Hareketi kesip ayaklanmak istiyordu ama az önce salınan güç, baş edebileceği seviyede değildi.

 

Bai Xiaochun ise üstünü başını düzeltmiş ve Song Que’yi görmezden gelerek yeniden Song Junwan’ın güç kullanmaya çalıştığı takdirde ne yapacağını düşünmeye başlamıştı. Bu düşüncelerle kadının mağarasına ilerlemekteydi.

 

Song Que’nin en sonunda durabilmesi çok sürmedi. Ve anlık bir duraksama sonrasında öfkeden küle dönen bir surat ve öldürme arzusuyla yanıp tutuşan bir kalple deliler gibi koşmaya başladı. Bai Xiaochun’un korkunç kuvveti onda ölümcül bir kriz hissiyatı doğurmuş olsa da kendi neslinden birinin ona bu şekilde muamele göstermesine müsaade edemezdi!

 

“Bu Karamahzen çok kurnaz. Tarikata felaket getirdi ve Orta Tepenin evrensel şikâyet kaynağı oldu. İnsanları lanetlemeye cesareti var ama konuşmaya yok, öyle mi? Başpapazların veya teyzemin onu sevmesi umurumda bile değil. O yabancının teki, tarikatla hiçbir bağlantısı yok. Bense Song Klanının bu neslinin ilk erkeğiyim! Ne olursa olsun teyzemi bulacak ve adaleti sağlayacağım! Kesinlikle bu herifi defedecektir. Bunu yapmasa bile hiç değilse bana secde etmesini sağlayacaktır. O zaman patronun kim olduğunu öğrenir!!” Dişlerini sıkan Song Que, bu sözler ve kabaran bir öfkeyle birlikte yukarı parmağa doğru hışımla ilerlemekteydi.

 

#Ah Song Que'cim çok yanlış ata oynuyorsun. Karamahzen konusunda gideceğin kişi teyzen olmamalıydı 
Bu arada bizimki de iyice şımarmış, git başka yerde oyna evlat falan demeler, yoldan aşağı yuvarlamalar...
Bir gün iyice güçlenirse etrafındakileri neye çevirecek bilmem artık.
Hadi bir sonraki bölümde görüşmek üzere!

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18354 Üye Sayısı
  • 790 Seri Sayısı
  • 37573 Bölüm Sayısı


creator
manga tr