Bölüm 223 : Uçan Fırınlar Semayı Dolduruyor!

avatar
2964 0

A Will Eternal - Bölüm 223 : Uçan Fırınlar Semayı Dolduruyor!


Çevirmen : Clumsy 

 

Bai Xiaochun’un kalbi tedirginlikle küt küt atmaktaydı. Patlayan hap fırını hem şok etkisi doğurmuş hem de daha kötüsünden kıl payı kurtulduğunu fark ettirmişti…  

 

“Biraz daha geç kalsaydım mağaram patlayabilirdi! Ama en korkutucu kısmı o değil. Zavallı küçük canımdan olabilirdim! Bu tam bir trajedi olurdu.” Bai Xiaochun başını önüne eğmiş, etraftaki öfkeli kalabalık karşısında özür dileyici bir hal almıştı. Ardından hızlıca mağarasının büyü formasyonu üzerinde ayarlamalar yaptı ve içeriye koşturdu.

 

Olası bir toplu saldırıya hazırlansa da bütün gün boyunca hiçbir şey yaşanmadı. Şaşkın bir şekilde biraz daha beklemesine rağmen ne gelen vardı ne giden.

 

“Tuhaf... Oh neyse. Sanırım fark etmez. Ben ilaç yapımına devam edeyim. Eveet, fırın neden patlamış olabilir?” Bağdaş kurarak oturmuş ve eliyle düşünceli bir şekilde çenesini ovuşturmaya başlamıştı.

 

Kimsenin kendisine saldırmaya gelmeme sebebinin ‘Karaşeytan’ lakabı olduğundan habersizdi. Tamamen ünlenmişti ve insanlar ona hesap sormak istese de kan kılıcıyla katlettiği kişileri anımsamak dişlerini sıkarak bu duruma katlanmalarına yol açıyordu.

 

Bir başka sebep de patlamanın tüm gücüne ve saçtığı onca aleve rağmen gerçek bir negatif etki doğurmamış olmasıydı…

 

Bai Xiaochun üç günün sonunda bacağına bir tokat geçirdi.

 

“Zamanında 3. kademe ilaçlarım da patlamıştı. Ama bu defa patlamanın sebebi farklı. 4. kademe ilaçlar hapa dönüşmek için yoğunlaşma evresinde çevreden qi çekiyor, bu da istikrarsızlığa yol açıyor!

 

“Kan alevi taşlarıyla ilgisi yok. Hap içten dışa doğru yok oldu!” Soluk soluğa kalmış, saçları karman çorman olmuştu. Fakat aydınlanmayla ışıldayan gözlerle çabucak kollarını sıvayarak yeni bir hap fırını çıkarttı.

 

Bu defa üretim süreci çok daha hızlıydı. Bir günün sonunda ruh ilacı şekillenmeye başlamıştı bile. Bu esnada Xiaochun, olabilecek sonuçlara tamamen hazırdı. Hap fırını ansızın kırmızıya çevrilmiş ve yüzeyinde çatlaklar yayılmıştı. Bunu şiddetli bir kabarma takip etti ve fırın geçen seferkinden de şok edici bir şekilde irileşmeye başladı.

 

Bai Xiaochun’un soluğu kesilmişti. Kolunu sallayıp fırını topladı ve can havliyle dışarı koşarak havaya fırlattı. Ne yazık ki bu defa etrafını uyaracak vakti olmamıştı…  

 

Hap fırını sağır edici bir sesle patlarken her yana menekşe renkli alevler ve şarapnel parçaları dağılmaya başlamıştı…  

 

Yere inen parçaların çıkardığı seslere öfkeli bağırışlar da eşlik etmekteydi.

 

“Yine mi?! Ne yapıyorsun sen, Karamahzen?!?!”

 

“Karamahzen, cidden ilaç mı yapıyorsun? Bizi öldürmeye niyetliysen neden dışarı çıkıp savaşmıyorsun!?!?”

 

“Ne hapı yapmaya çalışıyor bu?!?!”

 

Bu patlamadan doğrudan etkilenen on küsür yetişimci olmuş fakat öfkelerine rağmen dişlerini sıkmaktan öteye gitmemişlerdi. Karamahzen için sorun yaratacak cesaretleri yoktu.

 

Bai Xiaochun ise dehşete düşmüş bir şekilde mağarasına sinmişti. Fakat geçen zamana rağmen şikâyet etmeye gelen biri olmayınca iç çekerek gözlerini uzaklara çevirdi.

 

“Sizler durumu anlıyor ve benim için sorun yaratmıyorsunuz. Endişelenmeyin. Söz veriyorum, bu sondu.” diye düşünerek derin bir nefes aldı ve yeniden ilaç yapımına girişti.

 

Üç gün sonra...

 

“Lanet olsun, sorun ne!?” Delireceğini hissederek dışarıya koşturup yeni hap fırınını da havaya fırlatmıştı.

 

BOOM!

 

Beş gün sonra… boom! Yedi gün sonra… boom! On gün sonra…

 

“Bu nasıl mümkün olabilir?!” Tamamen kafayı sıyırdığını hissediyordu. Bu defa fırlattığı fırın özellikle iriydi!

 

BOOOOOOOOOMMM!

 

Geçen bu on gün, Orta Tepeyi de deliye döndürmüştü. 1-2 günde bir yeni bir hap fırını patlıyor, ortalığa şarapnel ve ateş yağıyordu. Orta Tepenin pek çok alanı kavrulmuştu.

 

Yeni yapılan pek çok ölümsüz mağarası küle dönüyor, yetişimciler öfke çığlıklarıyla baş başa kalıyordu. En nihayetinde Orta Tepede kavrulmamış en ufak bir çim veya bitki kalmamıştı.

 

Usta Tanrı-Kahinin ölümsüz mağarası zarar görmemiş olsa da kendisi en az bir kez ateşlerden nasibini almıştı…

 

Orta Tepe yetişimcilerinin öldürme güdüsü öyle artıyordu ki patlama yapma noktasına gelinmek üzereydi.

 

Yukarı parmak kısmındaki durum bir nebze daha iyiydi ancak alevler en nihayetinde oraya da sıçramış, Kuruluş Kadrosu sonlarındaki yetişimciler de yavaşça öfkelenmeye başlamıştı. Tüm Orta Tepe saatli bombaya dönmüştü.

 

“Karamahzen, canına mı susadın sen?!?!”

 

“Karamahzeni öldürmezsem adam değilim!!”

 

“Lanet olsun! Karamahzen Orta Tepeyi kül etmeye mi çalışıyor? İlaç yapmıyor, bizi öldürmeyi deniyor adeta!”

 

Alışılmadık büyüklükteki son fırın yere inene dek patlamamıştı. Fakat kan şelalelerinden birine indiği için koca bir patlama gerçekleştirip öbek öbek suyun dört bir yana dağılmasına yol açtı. Ağzından acınası çığlıklar çıkan Song Que alevlerle çevrelenmiş, saçları ve kaşları anında tutuşmuştu.

 

Ardından “Karamahzen!!!” diye kükreyerek doğruca Bai Xiaochun’un mağarasına yöneldi. Onun bu eylemi diğer yetişimcilerin bastırdığı hislerini de açığa çıkardı ve herkes avazı çıktığınca bağırmaya başladı.

 

“Karamahzeni öldürün!”

 

“Ya Karamahzen ölecek ya da biz öleceğiz!”

 

“Önce kan qi’sine bulaştı, sonra o tavşanı kovaladı, şimdi de fırınları patlatıp duruyor. Karamahzen tam bir bela mıknatısı!”

 

“Öldün sen, Karamahzen! Kan qi’si olayında mağaramı yok etmiştin, tavşanı kovalarken aynısını tekrarladın. Bu üç oldu!!”

 

Orta Tepe yetişimcileri daha önce hiç bu şekilde birlik olmamıştı. Başlangıcından sonuna Kuruluş Kadrosunun yüzde doksanı öldürücü auralarla ve el ele vererek yok etme niyetiyle Bai Xiaochun’un mağarasına akın etmekteydi.

 

Tarikat bu tarz bir eylemi yasaklamış olsa da umurlarında değildi. Tek bir kişi yüzünden tüm Kuruluş Kadrosuna sorun yaratılmayacağına ikna olmuşlardı.  

 

Yaşananları gören Bai Xiaochun’un kafatası korkuyla uyuşmaya başlamıştı. Kuruluş Kadrosu ortasına erişmişti ve kalabalık bir grubu ezip geçebileceğine emindi ama Ölümlü-Dao ve Dünya Sicimi karışık bu kadar Kuruluş Kadrosu yetişimcisini öldürme güdüleriyle -saçları ve kaşları eksik şekilde- akın ederken görmek şok ediciydi.

 

Song Que’nin liderlik ettiği kalabalık eşekarısı sürüsü misali tepeyi inlete inlete ilerlemekteydi.

 

“Dinleyin millet!” diye bağırdı beti benzi atan Bai Xiaochun. Gerileyerek açıklama yapmaya çalıştı lakin sesi öfke çığlıklarının altında yitip gidiyordu. Yaklaşanların yetişim basamakları şok edici bir güçle patlama yapıyor, öfke dalgasındaki gariban bir sandala dönen Bai Xiaochun ise yaklaşan ölümün eşiğinde sendeliyordu.

 

İşte bu noktada Ata Tepesinden dondurucu soğuklukta bir homurdanma yankılandı. Ve delirmiş zihinleri delip geçerek Bai Xiaochun’a saldırmayı planlayan tüm yetişimcilerin ruhlarını sarstı.

 

Yalnızca bir başpapaz veya baş kıdemli böyle kalabalık bir grubu bu kadar çabuk sakinleştirebilirdi. Sesin sahibinin kim olduğunun önemi yoktu, herkesi sarsmış olması kafiydi.

 

Eşzamanlı olarak Ulu Kıdemli Song Junwan da Bai Xiaochun’un önünde belirmişti. Yetişimci grubuna soğuk bakışlar atan kadın, kaşlarını çatarak şöyle dedi: “Bu kadar yeter. Karamahzen hiçbir şeyi kasten yapmadı. İlaç yaparken kazalardan kaçınmak zordur!”

 

Çevredeki Kuruluş Kadrosu yetişimcilerinin verecek cevabı yoktu. Fakat korkularına ve ulu kıdemliye yönelik saygılarına rağmen kibirli doğaları gereğince öfkeleri dinmemişti. Gözleri hala gaddar bir soğukluk taşımaktaydı.

 

“Başpapazlar da bu konuda hemfikir!” diyen Song Junwan’ın gözleri de aynı soğukluktaydı. Bunu işiten yetişimcilerin acı acı iç çekmekten başka çaresi kalmamıştı. Tabii ki dillerini ısırıp uzaklaşırken Bai Xiaochun’a duydukları nefret hala hat safhadaydı.

 

Hepsi aynı şeyi düşünüyordu: “Bu şekilde devam edemezsin. Başpapazın sabrının da bir sınırı var, er ya da geç acı sonu tadacaksın!”

 

Bu düşünceyle içten içe kıs kıs gülüyor, Karamahzenin tarikat tarafından cezalandırılacağı günü bekliyorlardı.

 

Kalabalık dağılsa da Bai Xiaochun’un kalbindeki korku dinmemişti. Song Junwan’a bakarak kendi göğsünü tokatladı ve şöyle dedi: “Bu insanlar çok mantıksız davranıyor! Ben tarikatımız için ilaç yapıyordum!”

 

Uzaklaşmak için arkasını dönmüş olan Song Junwan garip bir surat ifadesiyle tekrar Bai Xiaochun’a dönmüş ve başını sallamıştı. O bile hap yapımının böylesine tehlikeli olabileceğini hayal edememişti…  

 

Anlık bir tereddütten sonra şöyle dedi: “Karamahzen, sonunda başpapazı memnun edecek bir hap üretsen iyi edersin.”

 

Bu sözlerle birlikte anlamlı bir bakış atarak ortamı terk etti.

 

Daha fazla detay vermek istememişti, Karamahzenin bu cümleyle ne kast ettiğini anlayacağına emindi: Kan Akımı Tarikatı liderleri süreci değil sonucu önemserdi. Eğer Karamahzen en nihayetinde başpapazı memnun edecek bir hap üretirse bu süreçte yaşananların önemi kalmazdı. Fazla ileri gitmediği sürece hataları görmezden gelinir, sonuçlarına göğüs gerilirdi.

 

Ama tatmin edici bir hap üretmeyi başaramazsa ona faydasız gözüyle bakılır ve zararlarının tazmini istenirdi.

 

Yani esasında ne kadar işe yarar ve kullanılırsa tarikatta o kadar güçlü olurdu!

 

Bai Xiaochun’un gözleri titreşmişti. Doğal olarak olup bitenleri idrak edebiliyordu, Kan Akımı Tarikatının Ceset Tepesinde yaşananları da anlamıştı…

 

“Sonuca bakıyorlar, sürece değil.” diyerek iç çekti. “Ne harika bir tarikat!” Bu düşüncelerle kuru bir şekilde öksürerek mağarasına dönüp ilaç yapımına başladı.

 

Bu sırada Ata Tepesindeki Song Klanı başpapazı geniş bir salonda oturmaktaydı. Orta Tepeye bakarak yanındaki iki baş kıdemliye gülümsüyor, herkes halinden memnun görünüyordu.

 

“Karamahzenin üretim yöntemleri biraz aşırı değil mi?” diyen baş kıdemli kafasını sallamıştı.

 

Diğer baş kıdemli ise kıs kıs gülerek hafiften alaylı bir tonla şöyle dedi: “Kan Akımı Tarikatı çıraklarının da aşırıya kaçması gerekir zaten. Diğerleri gibi hap üretemezler! Onun şeytani bir yolda yürüdüğünü anlamak için tek bakış yeterli. Herkes ılık su içer gibi hap üretir, oysa patlayıcı bir beceri kullanıyor!”

 

# 'Haticeye değil neticeye bak' cümlesi Kan Akımı Tarikatının sembolü gibi bir şey herhalde. Gerçekten de sonunda fayda elde ettikleri sürece elalemin başına gelenleri hiç umursamıyorlar. Bizim kaplumbağaya çok uygun bir ortam burası. Ama ait olduğu yer farklı, haliyle er geç burayı terk etmeli. 
Bakalım sırada ne var, okumaya devam!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18132 Üye Sayısı
  • 790 Seri Sayısı
  • 37401 Bölüm Sayısı


creator
manga tr