Bölüm 215 : Tek Parmak Şaklatışıyla Kehanet!

avatar
3113 1

A Will Eternal - Bölüm 215 : Tek Parmak Şaklatışıyla Kehanet!


Çevirmen : Clumsy 

 

Lu Tianlei’ye şaşkın bakışlar atmakla meşgul olan Bai Xiaochun’un kulakları Song Junwan’ın adından söz edişiyle seğirdi.

 

Bu konuda yalnız değildi. Kan Akımı Tarikatının diğer yetişimcileri de sus pus olup Song Junwan’a dönmüştü. Bai Xiaochun Kan Akımı Tarikatında bir hayli ünlüydü. Hem Song Que’nin cennet sicimi enerjisini çalmış hem de Düşmüş Kılıç Uçurumunda sayısız kişiyi katletmişti. Bu ve başka sebeplerden ötürü oldukça tanınan önemli bir figür hali almıştı.

 

“Ulu Kıdemli Song, zamanlamanız biraz kötü.” dedi Xu Meixiang üzgün bir tonla. “Küçük Kardeş Bai şu anda inzivada yetişim yapıyor.”

 

Song Junwan gülümsedi ve başını sallayıp efkârlı bir şekilde iç çekerek şöyle dedi: “Bai Xiaochun’un gizemli ve muammalı bir figür, eşsiz bir deha olduğunu işittim. Onunla tanışamayacak olmam ne kötü.”

 

Kadının güzel görünüşünü tamamlayan bu duygu gösterisi onu sıra dışı bir çekiciliğe kavuşturmuştu. Xu Meixiang da kendi çapında harika bir kadındı fakat Song Junwan’ın yanında ancak ortalama kalmıştı.

 

Song Junwan’ın ürperticiliğinin bilincinde olan Kan Akımı Tarikatı üyelerinin başları çabucak eğilmişti. Fakat bu güzelliğe hazırlıklı olmayan Ruh Akımı Tarikatı çırakları gözlerini kadından alamamış, her biri sersemlemişti. Özellikle de Lu Tianlei’nin gözleri bir başka ışıldamıştı.

 

Xu Meixiang parlak gözlerle şöyle dedi: “Ulu Kıdemli Song, tarikatta sizin gibi doğal bir cazibe kaynağı varken Orta Tepenin Kan Akımı Tarikatı çırakları yetişime nasıl odaklanıyor acaba?”

 

Bu sözler Ruh Akımı Tarikatı çıraklarını daldıkları sersemlikten çıkarmıştı.

 

Bu noktada Bai Xiaochun iç çekti. Kendisini hiç olmadığı kadar gururlanmış hissediyor ve maskesini söküp atarak o cadaloz Song Junwan’a şu şekilde bağırmak istiyordu: “Bu kadar kumpas yeter, Song Junwan! Lord Bai tam da burada!”

 

Tabii bu dürtüyü bastırarak bir nebze küçümseyici bakışlarını sersemlemiş haldeki Lu Tianlei’ye çevirdi. Sonra da Song Junwan’a üstünü değiştirtme bilgeliğini sergilediği için kendi kendini tebrik etti. Kadın o baştan çıkarıcı kılıkla gelmiş olsaydı Lu Tianlei’nin ağız dolusu kan kusması gayet mümkündü.

 

Bai Xiaochun iç çekmekle meşgulken Song Junwan eliyle ağzını kapatıp hafif bir kahkaha attı. Ve Xu Meixiang’ın sözlerindeki gizli alayı fark etmemiş gibi yaparak Ruh Akımı Tarikatının güney yaka kısmına döndü. “Bai Xiaochun’un Kokulu Bulut Tepesinde başladığını işittim. Tepe Lordu Xu, acaba hızlı bir tur gerçekleştirmemiz mümkün mü?”

 

Xu Meixiang’ın bunu reddetmek için bir sebebi yoktu, zaten görevi de Kan Akımı Tarikatı üyelerini gezdirmekti. Haliyle başını sallayıp onay vererek Kokulu Bulut Tepesine yöneldi.

 

Topluluk yaklaşırken bir ışık huzmesi kendisini gösterdi, huzmenin içerisinde de genç bir kadın mevcuttu. Uzun mavi kıyafetli kız sıra dışı bir güzelliğe sahipti, göksel bir tanrıça gibiydi. İşte bu güzellik Zhou Xinqi’nin ta kendisiydi.

 

Pek çok Kan Akımı Tarikatı tarafından tanınmış ve her birinin ifadesi onu gördükleri anda son derece ciddileşmişti.

 

“Selamlar tepe lordu.” diye sakince lafa giren kız kollarını saygıyla kavuşturdu. Sonra da arkadaki Kan Akımı Tarikatı halkına göz gezdirdi.

 

Xu Meixiang gülümseyerek karşılık verdi: “Xinqi, bu Kan Akımı Tarikatı Orta Tepesinin Ulu Kıdemlisi Song Junwan. Rica etsem bize Kokulu Bulut Tepesini gezdirebilir misin?”

 

Zhou Xinqi başıyla onay vererek grubun önüne geçti.

 

Dağın dibinden başlayan topluluk planlanmış bir rotada tura başladı. Kan Akımı Tarikatının göreceği her şey Ruh Akımı Tarikatı tarafından belli sebeplerden ötürü önceden ayarlanmıştı.

 

Yol boyunca karşılarına çıkan çıraklar bile özel olarak seçilmişti.

 

Bu sırada Bai Xiaochun Kokulu Bulut Tepesine, çiçeklere, ağaçlara ve onlara yol gösteren Zhou Xinqi’ye bakarak gizli gizli iç çekmekle meşguldü.

 

“Ben, Bai Xiaochun, cidden çok ünlendim. Herkes namımı işitti. Song Junwan bile ta nerelerden benimle tanışmak için geldi. Ai. Gerçekten artık dikkat çekmemem lazım. Ünlü olmak çok can sıkıcı.”

 

Bu düşüncelerle yol boyunca iç çekti. En nihayetinde turun ortalarına gelinmişken Song Junwan kaşlarını hafifçe satarak şu soruyu yöneltti: “Tepe Lordu Xu, Yoldaş Daoist Zhou, diyorum ki madem Cennet-Daosu Kuruluş Kadrosu uzmanı Bai Xiaochun yolculuğuna Kokulu Bulut Tepesinde başlamış, onun eski ölümsüz mağarasına bakmamız mümkün olur mu acaba?”

 

Zhou Xinqi kaşlarını çatarak Xu Meixiang’a döndü. Xu Meixiang ise ışıldayan gözlerle Song Junwan’a dönerek gülümsedi.

 

“Duydum ki Kan Akımı Tarikatının Orta Tepesinde,” dedi, “Usta Tanrı-Kahin isimli cennetlere danışan bir uzman mevcutmuş. Acaba bu Yoldaş Daoistimiz harika saygınlığını sergileyip Küçük Kardeşim Bai’nin mağarasını tespit etmek için bize biraz kehanette bulunabilir mi?”

 

Xu Meixiang bu sözler esnasında Usta Tanrı-Kahine dönmüştü.

 

Soğuk ve kendi halinde görünen Usta Tanrı-Kahin içten içe kendisiyle bir hayli gururlanmakla meşguldü.

 

Song Junwan’ın gözleriyse bu teklif karşısında hafifçe kısılmıştı lakin bir müddet düşündükten sonra Usta Tanrı-Kahine dönerek başıyla onay verdi.

 

Usta Tanrı-Kahin boğazını temizleyip ‘bu benim parlama şansım’ diye düşünerek bu fırsatı kullanmakta karar kıldı. Kabiliyetlerini olabildiğince sergilemeye niyetliydi.

 

“Güçlü bir savaş büyüm olmayabilir ama söz konusu cennetlerin kehaneti olduğunda benden iyisi yok, hatta hiç kimse kendisinin benden sonra geldiğini dahi söyleyemez!” diyerek aşağılayıcı bakışlarını Bai Xiaochun’a çeviren Usta Tanrı-Kahin, birkaç adım öne çıktı. Sonra da Ruh Akımı Tarikatı ve Kan Akımı Tarikatı çıraklarının bakışları altında sağ elini kaldırarak bir büyü hareketi gerçekleştirdi.

 

Bu esnada gözleri de kehanet ışıklarıyla titreşmeye başladı. Kendi kendine fısıldayıp elini giderek daha hızlı şekillerde sallıyor, gözlerinde art arda imgeler beliriyordu. Fakat gözlerini kaplayan ve her şeyi görmesini imkânsız kılan bir sis söz konusuydu.

 

“Bir büyü tarafından korunuyormuş!” diyen Usta Tanrı-Kahin soğuk bir kahkaha attı, belli ki buna hazırlıklıydı. Hemen çantasına vurarak zaman gücü yayan gri bir kemik parçası çıkarttı. Ardından kemiğe sıkıca bastırarak yeni kehanet eylemlerinde bulundu.

 

Akabinde kemikten yükselen gri dumanları içine çekti. Yan taraftaki Xu Meixiang ve kalan üyelerse bu süreci nefeslerini tutarak izlemekteydi.

 

Usta Tanrı-Kahinin yüzü yavaşça solgunlaşıyor, alnında terler birikiyordu. Bir an sonra gözlerini irice açtı; şaşırtıcı bir şekilde hiçbir çabası sonuç vermemişti. Antik kemik parçası bile Ruh Akımı Tarikatının ürpertici güçteki büyü formasyonunu aşamamıştı. Öyle güçlüydü ki tüm kehanet büyülerine direnebiliyordu.

 

Ve kehanet işlerini ileri taşıdığı takdirde kendisini zihnen etkileyebilecek geri tepişler yaşaması, hatta bunların ölümle sonuçlanması bile mümkündü. Bu yüzden daha fazla devam etmeye cüret edemeyerek pes etti. Bu noktada gözleri şovun tadını çıkarır gibi görünen Bai Xiaochun’a çevrildi.

 

Usta Tanrı-Kahinin içerisinde bir öldürme güdüsü yükselmişti. Geriye doğru bir adım atarak Song Junwan’a döndü ve kollarını resmi şekilde kavuşturarak şöyle dedi: “Küçük Kardeş Karamahzen buraya gelirken yıldızlı gök ve Sarı Baharlardaki her şeyi bildiğini söylemişti. Her şeyi bilmek için tek bakışı yeterdi. Evet, Ben, Usta Tanrı-Kahin, Bai Xiaochun’un Kokulu Bulut Tepesindeki ölümsüz mağarasının yerini tespit edemedim fakat belki Küçük Kardeş Karamahzen bu işi başarabilir. Ölümsüz kehanet büyüsüyle bunu ufacık bir çabayla gerçekleştirebileceğine eminim. Öyle değil mi, Küçük Kardeş Karamahzen?”

 

Bu sözlerin sonunda buz soğukluğundaki bakışları Bai Xiaochun’a çevrildi.

 

Bai Xiaochun bir nebze afallamıştı. Olanların tadını çıkarmakla meşguldü ve utanmaz Usta Tanrı-Kahinin başarısızlığının ardından kendisini de bu yola çekeceğini hiç aklına getirememişti. Usta Tanrı-Kahinin solgun ve terli yüzü de kehanet sergilemenin ne kadar zor ve hatta tehlikeli olduğunu gözler önüne sermekteydi.

 

Xu Meixiang meraklı bakışlarını Bai Xiaochun’a çevirdi. Zhou Xinqi’nin bakışları buz soğukluğundaydı, tabii diğer Ruh Akımı Tarikatı çıraklarının surat ifadeleri de son derece ciddiydi. Kan Akımı Tarikatı grubuysa neler olabileceği konusunda bir hayli ilgili görünüyordu.

 

Song Junwan kaşlarını çatmıştı ve tam lafa girmek üzereyken Usta Tanrı-Kahin soğuk bir kahkahayla devam etti: “Küçük Kardeş Karamahzen, gelirken her şeyi bildiğini söylememiş miydin? Ne oldu? Şimdi kehanet gerçekleştirmekten korkar mı oldun? Acaba söylediklerin boş böbürlenmelerden ibaret olabilir mi? Eğer Bai Xiaochun’un ölümsüz mağarasının yerini tespit edebilirsen Ben, Usta Tanrı-Kahin, seve seve yenilgiyi kabul edeceğim. Hatta sana üstümmüşsün gibi eğilerek selam vereceğim!”

 

Usta Tanrı-Kahinin bu sözleri sessizlikle karşılandı.

 

Ruh Akımı Tarikatı Kan Akımı Tarikatı üyelerinin, özellikle de Karamahzen ve Usta Tanrı-Kahin gibi iki tanıdık figürün çatışmasından memnundu. Onlara kalırsa bu, iyi bir şeydi.

 

Kan Akımı Tarikatı tarafıysa Karamahzenin kendisini aptal yerine koyması konusunda hevesliydi.  Usta Tanrı-Kahinin sözleri de bunu iyice etkili kılmış, hiç kimse müdahale etmemiş, tek bir söz söylememişti.

 

Fakat Song Junwan’ın gözleri iyice kısılmıştı. Usta Tanrı-Kahinin yaptıkları karşısında pek mutlu olmamış ve gözlerine soğuk bir ışık yerleşmişti.

 

Bu noktada herkesin bakışlarını üzerinde hisseden Bai Xiaochun gözlerini kırpıştırdı. Kendi mağarasının yerini bilmez olur muydu hiç? Hem herkesi oraya götürmesinde de bir sakınca yoktu; neticede çoktan harabeye döndüğü için içeride görülecek bir şey olmayacaktı.

 

Bu yüzden çenesini gururla kaldırarak küçümseyici bakışlarını Usta Tanrı-Kahine çevirdi. Boğazını temizledi, bir iki adım attı ve havalı bir şekilde şöyle dedi: “Peki. Ben, Karamahzen, daima dikkat çekmemeyi tercih etmişimdir. Ruh Akımı Tarikatında gerçek yeteneklerimi sergilemek de hiç ilgimi çekmiyordu. Sonuçta bunu yaptığımda sayısız başın ağrıyacağı şüphesiz.

 

“Fakat madem Usta Tanrı-Kahin işleri böylesine ciddiye alıyor, sanırım benim de biraz kehanet sergilemekten başka şansım yok!” Bu sözler sonrasında kollarını sıvadı, gözlerine engin bir ışık yerleştirdi ve patlayıcı bir enerji doğurmaya başladı.

 

Saçları havalanmıştı lakin bir büyü hareketi gerçekleştirmek veya mırıldanmak yerine yalnızca gözlerini kapatıp başını kaldırmakla yetiniyordu. Adeta cennet ve dünyayla iletişim kuruyor, dünyanın ta kendisiyle bir oluyor gibi görünüyordu.

 

Tabii Bai Xiaochun’un herkesi anlamsız numaralarla kandırmaya çalıştığına inanan Usta Tanrı-Kahin de kıs kıs gülüyordu.

 

“En ufak bir dalgalanma dahi tespit etmedim.” diye düşünüyordu. “Herhangi bir şeyin kehanetini gerçekleştirebileceğini nereden çıkarıyorsun acaba?!”

 

Bir nefeslik süre bir başkasını takip ediyordu. Yirmiye ulaşıldığında Usta Tanrı-Kahinin gülümsemesi iyice soğumuş, etraftaki yetişimciler de şüphelenmeye başlamıştı. Ancak o noktada Bai Xiaochun’un gözleri açıldı ve gizemli bir ışıkla parıldadığı görüldü. Ardından hiçbir tereddüt etmeden uzaklardaki bir noktayı işaret ederek, “Orada! Beni takip edin!” dedi.

 

Ve ardındaki kalabalığı Kokulu Bulut Tepesi üzerinde gezdirerek bir moloz yığınına götürdü.

 

Gururlu bir şekilde, “Bai Xiaochun’un ölümsüz mağarası burası!” derken sesi demiri bile kesebilecek netlikteydi.

 

“Dalga mı geçiyorsun!?” diyen Usta Tanrı-Kahinin sesiyse son derece alaycıydı. “Bai Xiaochun’un mağarası bu moloz yığını mı?” Fakat soğuk kahkahalara başlarken bir terslik olduğunu fark etti ve Ruh Akımı Tarikatı yetişimcilerine dönmek gözlerini irileştirdi.

 

Zhou Xinqi’nin ağzı açık kalmış, Xu Meixiang’ın soluğu kesilmişti. Büyük Şişman Zhang fark edilir şekilde titriyordu ve diğer Ruh Akımı Tarikatı yetişimcileri de benzer oranda afallamıştı. Hepsinin gözleri Bai Xiaochun’a çevriliydi ve tarifsiz ışıklarla dolmuştu. Şaşırdıkları ve Karamahzenin enteresan performansı karşısında sarsıldıkları barizdi.

 

Bu özellikle de Zhou Xinqi ve Xu Meixiang için geçerliydi. Çünkü onlar yapılan büyü formasyonu çalışmalarına aşinaydı ve bunu aşmak için ne derece güçlü bir kehanet büyüsü gerekeceğini hayal dahi edemiyorlardı.

 

Ruh Akımı Tarikatı üyelerinin surat ifadelerini gören Kan Akımı Tarikatı yetişimcileri de Karamahzenin mağara kehanetinin doğru olduğunu fark etmişti. Hemen hemen her Kan Akımı Tarikatı yetişimcisi bir parça kehanet sergileyebilirdi fakat çoğu acemiydi. Usta Tanrı-Kahin gibi uzmanını bulmak zordu. Ama Karamahzen onu yerle bir etmişti ki bu da inanılmaz şok ediciydi.

 

Song Junwan da herkes kadar sersemlemişti. Bai Xiaochun’a dönük suratındaki ifade her zamankinden karmaşıktı. Böyle başarılı bir kehanet gerçekleştirebileceğini hayal dahi edememişti.

 

Usta Tanrı-Kahin ise şaşkına dönerek şüpheyle titremeye başlamıştı. “İmkânsız. Bu imkânsız…”

 

#Yine bir parmak şaklatışıyla herkesi küle çevirdi bizimki! Acaba çılgın performansına devam edecek mi? 
Bu arada gerçekten tarikatımızı ve üyelerini özlemişim, burada biraz çok vakit geçirilir umarım.
Öyleyse neler olacağını görmek için okumaya devam!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18340 Üye Sayısı
  • 791 Seri Sayısı
  • 37571 Bölüm Sayısı


creator
manga tr