Bölüm 214 : Yine Ben...

avatar
3012 0

A Will Eternal - Bölüm 214 : Yine Ben...


Çevirmen : Clumsy 

 

Bai Xiaochun Usta Tanrı-Kahine son bir bakış atıp istemeye istemeye ulu kıdemlinin yanına yürümek zorunda kalmıştı. Biraz ileride oturan Song Klanı başpapazının dimdik sırtından gaddar bir yaratığın yayacağı his yayılmaktaydı. Bu durum da Bai Xiaochun’un ter dökmeye ve iyice gerilmesine yol açmıştı.

 

“Büyük Kız Kardeş Song, bugün gerçekten çok güzel görünüyorsunuz!” dedi çabucak. Bu cümle iki kan yolu kıdemlisinin suratlarına garip ifadeler yerleştirmiş, hatta Song Klanı başpapazı bile şaşırarak kaşlarını çatmıştı.

 

Song Junwan hafifçe kızararak Bai Xiaochun’a sert bir bakış attı. “Bu kadar konuşma yeter. Otur aşağı ve sessiz ol.”

 

Bai Xiaochun’un Song Junwan’ın tuhaf tavırları hakkındaki karmaşası iyice artmıştı. Kadın üç gün öncekinden çok daha farklı davranıyor ama Xiaochun ne kadar düşünürse düşünsün buna bir sebep bulamıyordu. En sonunda bu konuyu bir kenara atıp arada bir aşağılara bakacak şekilde sessizce oturmaya başladı.

 

Gözüne uçsuz bucaksız bir dağ sırasının takılması çok sürmemişti. Bu açıdan dağların zirveleri bir büyü formasyonunu andırmaktaydı.

 

“Luochen Dağları...” diye düşündü. Burası Kan Akımı Tarikatı ve Ruh Akımı Tarikatı sınırını oluşturmakta, daha isabetli olmak gerekirse Ruh Akımı Tarikatı sınırını çizmekteydi. “Buraya bu kadar çabuk ulaştığımıza inanamıyorum.”

 

Bakışlarını şaşkın bir şekilde kan bulutuna çevirdi. Bulut Luochen Dağlarında ilerledikçe dağlardan güçlü dalgalanmalar yükseliyor, buluta kilitlenip takibe başlıyordu.

 

Bu da Ruh Akımı Tarikatının Kan Akımı Tarikatının hareketlerini kontrol etmeye başladığını anlatıyordu. Bu sırada Song Klanı başpapazı aynı ifadeyle meditasyon yapmakla meşguldü. Bir an düşünen Bai Xiaochun, Kan Akımı Tarikatı diplomatik görevinden önce Ruh Akımı Tarikatıyla irtibat kurulmuş olduğunu fark etti.

 

Bai Xiaochun, kan bulutu ilerledikçe tanıdık manzaraların gelip geçişini izliyordu. Koca bir dev, garip bir kuş ve Cennetkarışı Nehrinde yalnızca yarısı görünebilen muazzam bir timsah da gözüne takılmıştı.

 

Kan bulutunu gören bu devasa yaratıklar kendilerini dehşete düşüren güçlü bir varlıkla karşılaşmışçasına uzaklaşmaktaydı.

 

Buna şaşıran Bai Xiaochun bakışlarını Song Klanı başpapazına çevirse de ağzını açmadı. Bu sırada manzaranın akıp geçişiyle Ruh Akımı Tarikatına iyice yaklaşıldı. Bai Xiaochun’un kalbi kıpır kıpırdı.

 

O heyecanına kapılmışken kulaklarına Song Junwan’ın sesi ulaştı. “Son yıllarda Kan Akımı Tarikatında pek çok sevgili yapmışsın diye duydum. Bu doğru mu?”

 

Sesi insanın kemiklerini delip geçecek soğukluktaydı ve Bai Xiaochun’un ürpermesine yol açmıştı. Soğuk bir şekilde homurdanan Song Junwan, bu sözler sonrasında ayağa kalkıp Bai Xiaochun’u yok sayarak Song Klanı başpapazının yanına geçti.

 

Kan yolu kıdemlilerinin de aynı şeyi yapışıyla Bai Xiaochun’un stresi ani bir patlama yaptı. Kendisini hiç olmadığı kadar yanlış anlaşılmış hissediyor ve Song Junwan’ın soğukluğunun sebebini sonunda idrak ediyordu.

 

“Daha üç gün oldu ama o cadaloz benim geçmişimi mi araştırmış!?” Bu düşünceyle iç çekerek sahtekar Karamahzenin romantik  kaçamaklarını düşündü ki o bile bu kaçamakların sayısını tam olarak aklında tutamamıştı…

 

Kan bulutu çok geçmeden yavaşlamaya başladı ve Ruh Akımı Tarikatı gözler önüne serildi. Ayaklanan Kan Akımı Tarikatı çırakları attıkları soğuk bakışlarla gaddarlık ve güç yaymaktaydı.

 

Bu esnada Ruh Akımı Tarikatının sekiz tepesinden ışık sütunları yükselerek gökte muazzam bir anafor meydana getirdi. Sağır edici sesler yankılanırken cennetleri ve dünyayı sarsıcı bir enerji de kendisini gösterdi. Ruh Akımı Tarikatının kuzey ve güney yakaları güç patlaması yaşamış, cennet ve dünya yükselen dalgalarla dolu hırçın bir denize dönmüştü.

 

Anaforun ortasında beliren göz ise uçsuz bucaksız bir baskıyla kan bulutundaki Song Klanı başpapazına çevrilmişti.

 

Kan Akımı Tarikatı üyeleri fırtınalı denizdeki kayıklar misali yığılmanın eşiğine gelmişti. Yüzleri titreşiyordu ve bunun tek istisnası sükunetini hiç yitirmemiş olan Song Klanı başpapazıydı.

 

Yavaşça gözlerini açan adamdan iki patlayıcı ışık huzmesi yayıldı. Ardından dağları devirici, denizleri kurutucu bir güç yayarak ayaklandı ve kolunu sıvayarak havaya adımını attı.

 

Adımını attığı anda cennetsel anaforun önünde belirmişti. Görünen o ki o uçsuz bucaksız kuvvete tek başına direnebilmekteydi!

 

Bu esnada anaforun ortasındaki gözden beyaz cüppeli, orta yaşlı bir adam çıktı ve kollarını kavuşturup gülümseyerek şöyle dedi: “Yoldaş Daoist Song Yunwen!”

 

Bai Xiaochun adamı anında tanımıştı, bu adam Karayağızı canlandırma sürecinde kendisine yardım eden kişiydi. Yani Ruh Akımı Tarikatının başpapazlarından biriydi ve Song Klanı başpapazına zar zor denk olabilen bir enerjiye sahipti.

 

“Yoldaş Daoist Li Zimo!” diyen Song Klanı başpapazı gülümseyerek ellerini kavuşturdu ve selamını verdi. Akabinde ikili, kısa bir bakışma neticesinde anaforun içerisine girdi.

 

Bai Xiaochun derin bir nefes aldı. Song Klanı başpapazının harika olduğunu zaten idrak etmişti ama bu harikalığın boyutu iyice netleşmekteydi. Adamın gücüne güvenmese bir başına Ruh Akımı Tarikatına gelmeyeceği barizdi.

 

Başpapazlar anafora girerken Ruh Akımı Tarikatının kuzey ve güney yakalarından yükselen sayısız figür de kan bulutunun önüne ulaşmıştı.

 

Grubun lideri Zheng Yuandong değil Xu Meixiang’tı. Yanında Süsen Yaprağı Tepesinin yaşlı kadını, onun arkasında da Beihan Lie ve Bai Xiaochun’un daha önce görmediği genç bir kadın mevcuttu.

 

Xu Meixiang’ın yanındaysa Büyük Şişman Zhang ve Lu Tianlei bulunuyordu.

 

Biraz daha gerilerindeyse kuzey ve güney yakadan birkaç düzine Kuruluş Kadrosu yetişimcisi duruyordu. Hemen hemen hepsi, özellikle de Düşmüş Kılıç Uçurumunda bulunanlar Bai Xiaochun tarafından tanınmıştı.

 

“Orta Tepe ulu kıdemlisi, ziyaret için bunca yol gelmişsiniz.” dedi Xu Meixiang gülümseyerek. “Tarikat lideri inzivada, o yüzden sizi karşılamak bana düştü. Lütfen beni takip edin!” Bu sırada Xu Meixiang'ın bakışları kalabalığı taramış ve Bai Xiaochun da dahil olmak üzere birkaç kişinin üzerinde oyalanmıştı.

 

Song Junwan hafif bir gülümsemeyle karşılık verdi: “Tepe Lordu Xu, böyle bir nezakete gerek yok! Yolu gösterin lütfen!”

 

Bu cümlelerle birlikte kan bulutundan dışarı adımını attı. Bai Xiaochun ve diğer yetişimciler de kadını yakından takip etmekteydi. Ruh Akımı Tarikatı yetişimcilerinin bakışları pek sıcak değildi. Kan Akımı Tarikatı yetişimcilerinin öldürücü auraları olsa da Ruh Akımı Tarikatı yetişimcilerinin gözlerindeki öldürme güdüsünün onlardan aşağı kalır yanı yoktu.

 

Ruh Akımı Tarikatının bu nesil Kuruluş Kadrosunun dövüş ve katliamı tattığı barizdi. İçlerinde bolca Dünya Sicimi Kuruluş Kadrosu üyesi vardı ve Song Junwan bu gerçeği biliyor olmasına rağmen bizzat tanık olmak gözlerini irileştirmişti.

 

Song Junwan ve Xu Meixiang öne geçip sohbete başlamıştı, bir yandan da birbirlerini sorguluyorlardı. Kan yolu kıdemlilerineyse Süsen Yaprağı Tepesinin yaşlı kadını eşlik etmekteydi.

 

Diğer yetişimciler de kendilerini zor tutuyor gibi görünen Ruh Akımı Tarikatı üyeleriyle ilerliyordu.

 

Bu sırada Bai Xiaochun, rastgele bir yetişimci yerine kuzey yakanın Seçilmişi Beihan Lie’ye katılmayı tercih etmişti. Sert ifadeli ve keskin bakışlı Beihan Lie ise Bai Xiaochun’un yanında son derece tetikteydi.

 

Bai Xiaochun iç çekti. Nedense içinden tanıdığı herkese seslenmek ve selam vermek geliyordu.

 

Grup Ruh Akımı Tarikatı sınırlarında Dao Tohumu Dağına ilerliyordu. Yolculuk tamamlanıp yere inildiğindeyse kuzey ve güney yaka halkından Kan Akımı Tarikatına atılan buz soğukluğunda bakışlar görüldü ve kasvetli, öldürücü bir aura yapılanmaya başladı.

 

“Ah, evde olmak ne güzel. Özellikle de kimse beni tanıyamazken!” diye düşünen Bai Xiaochun heyecanla etrafına bakıyor ve gözü sürekli Süsen Yaprağı Tepesi yaşlı kadınına eşlik eden o yabancı genç kıza takılıyordu.

 

Vurucu güzellikteki kızı daha önce görmemiş olması kendisini şaşırtıyordu.

 

“Anlaşılan kuzey yakaya taze kanlar gelmiş.” Kendisini tam bir Kıdemli nesil üyesi gibi hissediyordu. Tatminkâr bir şekilde iç çektikten sonraysa bakışlarını Büyük Şişman Zhang’a çevirdi.

 

“Büyük Şişman Zhang’ın onuncu seviye Qi Yoğunlaşmaya ulaştığına inanamıyorum...” diye düşünürken duygusal bir şekilde iç çekti. Ancak ilgisini kişiden kişiye aktarışı Beihan Lie’yi çok geriyor ve kana susamış bir hava yaymasına yol açıyordu. İşittiği Karamahzen hikayeleri yüzünden kendisini sarsılmaktan alıkoyamıyordu.

 

“Söylentilere göre Karamahzen özel bir gaddarlığa sahipmiş.” diye düşünüyordu. “İnsanları buğday hasat eder gibi kesip geçiyormuş! Tam bir zamparaymış ve standartları da bayağı düşükmüş. İnsanlar onun kan tadını sevdiğini ve her gün kan içmek istediğini söylüyor. Ayrıca kadınlara olan arzusunu bastırmadıkça rahat etmiyormuş. Her gün! Bu herif tam ve katıksız bir şeytan! Muhtelif bir karakteri var ve bütünüyle gaddar. Lanet olsun! Küçük Kız Kardeş Fang ve Büyük Şişman Zhang’a bakıyor! Ne planlıyor ki?!” Beihan Lie’nin tedirginliği büyürken Bai Xiaochun kafasını ona çevirerek gülümsedi.

 

Beihan Lie için Karamahzenin gülümseyişi son derece zalim ve çirkindi. Bir de gülümsedikten sonra kendisiyle flört eder gibi tek kaşını kaldırmıştı! Tabii bu manzara karşısında Beihan Lie’nin soluğu kesildi ve ifadesi değişti.

 

“Gerilmene gerek yok.” dedi Bai Xiaochun çabucak. Aslında ağzını açmasa bir şey olacağı yoktu ama ağzını açtığı için Beihan Lie’nin sağ eli bir büyü hareketiyle ışıldadı ve büyülü bir nesne kendisini göstermeye başladı.

 

Tepki veren tek kişi o değildi. Yaşananlara tanık olan diğer Ruh Akımı Tarikatı yetişimcileri de tehditkâr bakışlarını Bai Xiaochun’a yönlendirmişti.

 

Bai Xiaochun kaşlarını çattı. Ona kalırsa yaptığı şey eski bir dosta selam vermekten ibarett. Fakat Song Junwan ve Xu Meixiang bile bu durumu fark etmiş, geriye dönen Xu Meixiang’ın gözleri irileşmişti. Büyük Şişman Zhang ve Lu Tianlei’nin suratlarına amansız ifadeler yerleşmiş, Süsen Yaprağı Tepesinin yaşlı kadını da benzer bir tepki vermişti.

 

Karamahzen ününü işitmeyen bir Ruh Akımı Tarikatı üyesi yoktu, hatta fotoğrafları bile gösterilmişti, haliyle herkes onu tanıyordu. Bu özellikle de Lu Tianlei için geçerliydi. Gözlerinde mücadeleci bir ışıltıyla Beihan Lie’nin yanında yerini alarak Bai Xiaochun’un karşısına geçmişti. Karamahzenin Ruh Akımı Tarikatındaki namının mutlak bir gaddarlığı yansıttığına şüphe yoktu.

 

Bai Xiaochun Lu Tianlei’ye dik bakışlarla karşılık verdi. Ruh Akımı Tarikatında işler eskisi gibi değildi ve Bai Xiaochun, Lu Tianlei’nin kendisine açık açık meydan okuyacak cesarete sahip olduğuna inanamıyordu.

 

Bu noktada Xu Meixiang, “Bu kişi kim oluyor?” sözleriyle gerçeği bilmiyor gibi yaparak araya girmişti.

 

Song Junwan ise “O benim Küçük Kardeşim Karamahzen.” diyerek gülümsedi ve hemen ardından konuyu değiştirdi. “Ruh Akımı Tarikatının miras kesimi adayının Cennet-Daosu Kuruluş Kadrosuna eriştiğini işittim. Acaba Bai Xiaochun’a bir ziyaret gerçekleştirmem mümkün mü?”

 

#Karamahzen görünümlü Bai Xiaochun esas topraklarına adım atmış durumda. Ama 'nedense' herkes ondan nefret ediyor. Gerçi orijinal haliyle de pek el üstünde tutulduğu söylenemezdi 
Ve Song Junwan da beni ürpertiyor. Kadın önce hiçbir Daoist partneri olmadığını vurgulamıştı, şimdi de bizimkinin geçmişini falan araştırmış. Bu iş nereye gidecek acaba?! Bir de Ruh Akımı Tarikatı Bai Xiaochun konusunda ne açıklama yapacak, o da merak konusu.
O zaman ben susayım da sıradaki bölüm konuşsun, orada görüşmek üzere!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18156 Üye Sayısı
  • 791 Seri Sayısı
  • 37432 Bölüm Sayısı


creator
manga tr