Bölüm 212 : Kan Akımı Tarikatının Tereddüdü

avatar
3218 2

A Will Eternal - Bölüm 212 : Kan Akımı Tarikatının Tereddüdü


Çevirmen : Clumsy 

 

Song Junwan, Bai Xiaochun’a bakarak şöyle dedi: “Başpapazla birlikte Ruh Akımı Tarikatı diplomatik görevine gidenler sen ve benden ibaret değil. Başkaları da olacak. Ancak sorumlu taraf Orta Tepe.

 

“Bu görevin birincil ve ikincil olmak üzere iki amacı var. İkincille başlayalım. Bai Xiaochun’a ilk elden göz atmak istiyoruz!” Bai Xiaochun ismini sarf ederken Song Junwan’ın gözleri yoğun bir soğuklukla titreşmişti.

 

Bu bakış Bai Xiaochun’un gerginliğini iyice arttırdı. Kadının bakışları, öldürme güdüsünün patlayıcı seviyelere yükseldiğini anlatır gibiydi.

 

Dişlerini sıktı ve kendi öldürme güdüsünü patlatarak şöyle dedi: “Düşmüş Kılıç Uçurumundayken Bai Xiaochun ile düşmanlıkların en büyüğünü tattık! Ona olan nefretim okyanus kadar derin! Onunla aynı gök altında yaşamayı reddediyorum. Hiçbir şart altında beni onunla karşılaştırmasanız iyi edersiniz, aksi takdirde onu öldürmek için elimden geleni ardıma koymam!”

 

Tabii ki bu defa sahiden kısa çöpü çektiğini hissediyor ve Song Junwan’ın gücenmemesini umut ediyordu.

 

Song Junwan başıyla onay verdi ve iç çekerek şöyle dedi: “Bai Xiaochun Que’er’in Cennet Sicimi Kuruluş Kadrosu rolünü çalarak Song Klanının planlarını yok etti. Klan bu fırsat için çok ağır bir bedel ödemişti. Başpapaz Limitsizden Cennet-Daosu yetişim sırlarını almıştık, tüm bunlar Que’er’in Orta Tepenin kan efendisi olması içindi!

 

“Fakat artık bunun için çok geç. Que’er sadece sekiz Gelgit Akışına ulaşabildi, Xuemei ile çarpışamaz. Yani kan efendiliği pozisyonunu alma şansı olan tek kişi benim!” An itibariyle Ruh Akımı Tarikatının Bai Xiaochun’unu öldürme arzusu hiç olmadığı kadar yükselmişti.

 

Bai Xiaochun gözlerini birkaç kez kırpıştırıp söylenenleri onaylıyormuşçasına uzun uzun başını salladı.

 

“Yeah, doğru.” dedi kendisiyle bir hayli gurur duyarak. “Bai Xiaochun olmasaydı Que’er kesinlikle Cennet-Daosu Kuruluş Kadrosuna erişmiş olurdu!” Bu sözleri sarf ederken ona Que’er dediğimi işitse Song Que’nin yüzü ne hale gelir acaba diye hayal etmeden de geçemiyordu.

 

Song Junwan kısık bir sesle konuşmayı sürdürdü: “Diplomatik görevin birincil amacı ise Kan Akımı Tarikatı ve Ruh Akımı Tarikatı arasında bir savaş patlak verip vermeyeceğini görmek!”

 

Bu sözler esnasında o savaşı zihninde canlandırabiliyor gibi görünüyordu.

 

Bai Xiaochun’un kafatasıysa patlayacakmışçasına uyuşmuştu. Kan Akımı Tarikatı ve Ruh Akımı Tarikatı arasında savaş çıkabileceğine hep ihtimal vermişti fakat bunu istemiyordu. Savaş canice bir şeydi ve gerçekleştiğinde pek çok kişinin ölümüne yol açardı.

 

“Engin Akım ve Hap Akımı Tarikatları bir süredir savaş halinde. Hap Akımı Tarikatı güçsüz taraf ve çoktan Kan Akımı Tarikatından yardım dilenmeye başladı... Fakat Engin Akım Tarikatı ve Ruh Akımı Tarikatının aralarında gizli bir müttefiklik oluşturması da muhtemel… Eğer onlar bunu yapabiliyorsa biz de yapabiliriz!

 

“En ilgi çekici şeyse Engin Akım Tarikatının bize de geçmişteki bir müttefiklik hakkında tüyo vermesi… Lakin bu son dakika hamlesi gibi görünüyor, yıkılmaya mahkum bir şey. Yani ortadaki komplo ve kumpasları görebiliyoruz. Neticede tarikatlar yalnızca kendilerine güvenip bel bağlayabilir.” Song Junwan’ın gözlerinde bir nebze *kinizm yer alsa da derinliklerdeki soğukluk kendisini koruyordu.

 

Bai Xiaochun başta ağzını açmamıştı. Bu Engin Akım Ve Hap Akımı Tarikatı arasındaki savaşı ilk işitişi değildi. Tarikatta yayılan haberlere bakılırsa savaş çoktan son derece cani bir aşamaya erişmiş, iki taraftan da sayısız kayıp verilmişti.  

 

“Gerçek savaş alanını görmek zor. Engin Akım ve Hap Akımı Tarikatları savaşıyor olabilir ama sonlarının müttefiklik olması da muhtemel. Gerçek düşmanı belirlemek daima zor olmuştur. Zaten savaşın en kritik noktası da o gerçek düşmanı belirlemektir. İşin ucundaki şeyin önemini düşündükçe tarikatların delirmesi normal. Karamahzen… savaş uzakta sayılmaz. Her an bizi de bulabilir.

 

“Üstelik zaman geçirip savaşın sonucunu beklemenin en iyi karar olduğu da söylenemez. Eğer fazla vakit geçerse diğer iki tarikat müttefik olabilir. Hatta belki de üçü. Ve hepsi Kan Akımı Tarikatını yok etmek adına güçlerini birleştirebilir. Sonuçta en güçlü tarikat biziz! Bir kaplana binersen inmesi zordur derler; biz de savaş başlamadan önce avantajı ele geçirmeliyiz!” Song Junwan bu noktada Bai Xiaochun’a bakarak iç çekmişti.

 

Bai Xiaochun ise buruk bir şekilde gülümsedi. Kan Akımı Tarikatı açısından bakılırsa doğru hamle buydu. Eğer bir hamle yapmadan işleri oluruna bırakırlarsa diğer üç tarikat birlik olabilir ve bu durumda Kan Akımı Tarikatı yoğun bir dezavantajla acı bir kayıp tadabilirdi.

 

“Bu defa bir savaş yaşanacak! Ve Kan Akımı Tarikatı yükselerek bir Orta Saha tarikatı olmak zorunda!” Song Junwan bu noktada Orta Sahalardaki Gök Nehir Kortu meselelerini açıklamaya girişti. Bunların büyük çoğunluğu Ruh Akımı Tarikatı Lideri Zheng Yuandong’un anlattıklarıyla uyumluydu.

 

Bai Xiaochun sessizce dinliyor, hiçbir soru sormuyordu.

 

“Eğer savaş başlarsa,” diye devam etti kadın, “tek bir seçeneğimiz olur, o da Ruh Akımı Tarikatıyla savaşmak. Sonuçta dört tarikatın yerleştiği nehir ayakları şu sırada: Kan, Ruh, Engin ve Hap. Yani bize en yakını Ruh Akımı Tarikatı.

 

“Savaş durumunda Kan Akımı Tarikatının kazanacağına güveniyoruz. Ama bu Ruh Akımı Tarikatının hafife alınabileceği anlamına gelmez. Kaynaklarını gizlemek konusunda iyiler ve bolca kaynakları olduğu kanısındayız. Fakat ağır kayıplar verecek olsak dahi neticede yok olan Ruh Akımı Tarikatı olur. Ama sonrasında Engin Akım Tarikatına doğru ilerlememiz gerekir!

 

“Onları da yeneceğimizi varsaysak bile bizden geriye pek kişi kalmamış olur. Tüm tarikatlar ağır zayiatlar verirse de Gök Nehir Kortunu elde edecek güçte olmayı umamayız. Yükselme umutları suya düşer.” Song Junwan kaşlarını çatmıştı. Verdiği bilgiler sıradan Dharma koruyucularının asla erişemeyeceği dozdaydı. Yalnızca Kan Akımı Tarikatının üst düzey liderleri bu meselelere vakıftı.

 

Bai Xiaochun’un içi titriyordu. Kan Akımı Tarikatına geldi geleli buranın gücüne ve zalimliğine son derece aşina olmuştu ve olası bir savaş durumunda Ruh Akımı Tarikatının onlara denk olamayacağından emindi. Tanıdığı onca suratın kanla yıkanacağını ve onca gözün bir daha asla açılamayacağını hayal edebiliyordu…

 

“Doğrusu Ruh Akımı Tarikatının silineceği ve Kan Akımı Tarikatının ciddi kayıplar vereceği bir savaşın gerçekleşmesini arzulamıyoruz. Bunu önleyip Kan Akımı Tarikatının gücünü muhafaza edebilirsek Engin Akım ve Hap Akımı Tarikatlarını rahatlıkla yenebiliriz. O zaman da Gök Nehir Kortunu yenmek için gerekli gücü koruma konusunda kendimize daha çok güvenebiliriz!” Bu noktada Song Junwan’ın gözlerine gizemli bir ışık yerleşmişti.

 

“En büyük endişemizse şu: Kan Akımı Tarikatı sonunda Gök Nehir Kortu için hamle yaptığında Ruh Akımı Tarikatı ansızın Gök Nehir Kortuyla güçlerini birleştirirse ne olur? Tabii ki tarihten siliniriz!

 

“Söz konusu tüm tarikatı ilgilendiren meseleler olduğunda hiçbir söze, hatta cennetlerin Daosu üzerine edilen yemine bile güvenilemez!

 

“Bu yüzden bolca tartışma neticesinde bir diplomatik görev gerçekleştirme kararı aldık. Ruh Akımı Tarikatı onay verirse onlarla savaşmama sözü vereceğiz. Böylece hem Ruh Akımı Tarikatı yok edilmeyecek hem de Kan Akımı Tarikatı ağır zayiatlar vermeyecek!” Song Junwan’ın ağzından çıkan bu sözler Bai Xiaochun’un kalbini ürpertiyordu. Ona kalırsa en ideal çözüm iki tarikat arasında savaş gerçekleşmemesiydi.

 

“Fakat anlaşmanın bir koşulu da Kan Akımı Tarikatının Ruh Akımı Tarikatının Cennetkarışı Nehri alanında muazzam bir formasyon oluşturmasını içerecek. O formasyon da tarikatlarını bin yıllığına mühürleyecek!

 

“Bu bin yıl süresince tarikata herkes girebilecek fakat hiç kimse o sınırlardan çıkamayacak. Yani Ruh Akımı Tarikatı çırakları Doğu Korusu Kıtasına geçemeyecek ve Ruh Akımı Tarikatının Cennetkarışı Nehrindeki alanı da bir nebze ziyan olacak. Ruhsal enerjileri güçsüzleşecek. Yine de sadece bin yıllık kısa bir süreç söz konusu. Sonrasında Kan Akımı Tarikatı Orta Sahalarda istikrarlı bir pozisyon elde etmiş olarak mührü kaldıracak.

 

“Ruh Akımı Tarikatına güvenmemizin ve aramızda çıkacak savaşın engellenmesinin tek yolu bu. Ruh Akımı Tarikatından tek bir kişi bile ölmeyecek ve Kan Akımı Tarikatı da yepyeni bir seviyeye sorunsuzca yükselecek!” Song Junwan açıklamayı bitirdiğinde nefes nefese kalmıştı.

 

Bai Xiaochun’un kalbindeyse büyük şok dalgaları hüküm sürmekteydi. Bildiği kadarıyla Ruh Akımı Tarikatının bu şartları kabul etmesi pek mümkün görünmüyordu. Bin yıllık mühür resmen hapis cezasına bedeldi. En sinir bozucu tarafsa bin yıllık süreç sona erdiğinde yaşanacaklardı…  

 

Ancak Kan Akımı Tarikatı tarafından bakıldığında da başka bir seçenek yok gibiydi. Savaşmak istemiyor ama basit söz veya anlaşmalara da güvenmiyorlardı. Yalnızca güçlü bir mühür onların güvenini kazanabilirdi!

 

Bai Xiaochun ne diyeceğini, ne yapacağını bilemez haldeydi. Bu çok ağır bir meseleydi, boğulduğunu hissediyordu. Ruh Akımı Tarikatı başpapazlarının vereceği karardan emin değildi. Savaşı seçerler miydi ki?

 

Song Junwan gülümsedi. “Pek iyi, bu kadar derinlemesine düşünmeye gerek yok. Başpapazlar her şeyi halledecek. İleride bir savaş olacağı kesin, esas soruysa kiminle savaşacağımız.”

 

Bir müddet de önemsiz bir şeylerden bahseden kadın, Bai Xiaochun’un sersemlediğinin farkındaydı. Eh bu tarz haberlere böyle bir tepki vermesi de çok doğaldı.

 

Doğrusu kendisi de birkaç gün önce bu haberleri alıp acı bir savaşın patlak vereceğini işittiğinde sarsılmıştı.

 

Neticede sohbeti sonlandırarak Bai Xiaochun’dan gitmesini istedi.

 

Fakat tam gidecekken ansızın bir şey anımsamış gibi görünerek şöyle dedi: “Xuemei yalan söylüyordu. Yetişim hayatım boyunca hiçbir Daoist partnerim olmadı. Hatta ömrüm boyunca hiç Daoist partnerim olmadı!”

 

Bunu neden açıklama gereği duyduğunu pek bilemiyordu ve sözler ağzından çıktığı anda kulağına öyle abartılı gelmişti ki yüzü anında kıpkırmızı kesilmişti.

 

“Ha?” diyen Bai Xiaochun yerinde kalakalarak kadına baktı. Kızaran yanaklarını ve sevimli gamzelerini gördüğündeyse onu hiç olmadığı kadar çekici buldu.

 

“Ölümcül bir hamle daha!” diye düşünerek içinden ah etti. Ve kafasını eğerek mağarayı aceleyle terk etti. Kadının dönüşümü sonrasında gerçekleştirdiği iki hamlenin de son derece iyi olduğu kanısındaydı. Doğrusu ona direnecek gücü zar zor bulmuştu.

 

Bir süre sonra kendi mağarasına varıp bağdaş kurarak Song Junwan’ın anlattığı şeylerin üzerinden geçti. Ve en sonunda iç çekti.

 

“Sahiden başka bir yol yok mu?”

 

# *Kinizm: İnsanın erdem ve mutluluğa hiçbir değere bağlı olmadan, bütün gereksinmelerden sıyrılarak kendi kendine erişebileceğini savunan Antisthenes'in öğretisi.

#Etkileyici bir bölümdü bence. İşleri bir de Kan Akımı Tarikatı cephesinden dinlemek ve ne planladıklarını önceden görmek güzeldi. Peki sizce Ruh Akımı Tarikatının bin yıllık hapis tarzı bir anlaşmayı kabul etmesi mümkün mü? Ya anlaşamazlarsa ne olacak, iki tarikat arası büyük bir savaş mı göreceğiz? 
Bir sürü deli soruyla ilerliyoruz, okumaya devam!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18354 Üye Sayısı
  • 790 Seri Sayısı
  • 37573 Bölüm Sayısı


creator
manga tr