Bekleyin okuyun ve öğrenin... #Örkün

A Will Eternal - Bölüm 146 : Güç!


Çevirmen : Clumsy 

 

İki Hap Akımı Tarikatı çırağının saçları delicesine savruluyor, cüppeleri uçuşuyordu. Yüzleri küle dönmüş, tenleri bir güç tarafından bastırılır hale gelmişti. Vahşi rüzgârla çevrelenir ve dağları devirebilecek, denizleri kurutabilecek güç tarafından kuşatılırken kasırgadaki teknelere dönerek ölümüne korkmuş, ağızlarından kanlar püskürterek geriye doğru sendelemeye başlamışlardı.

 

Kadın çırak gözlerinden, kulaklarından ve burnundan sızan kanlarla tir tir titremekteydi. Yalpalayarak uzaklaşmaya çalışırken Bai Xiaochun’dan gelen kuvvete direnemediği barizdi. Kan dondurucu bir çığlık koyuverdi ve önce gözleri patladı, ardından kafası ve tüm bedeni!

 

Böylece bir kan kümesine dönüşerek rüzgârla savruldu.

 

“Hayııırr!!” diye bağırdı erkek çırak. Ve ağzından kanlar sızarak titremeye başladı. Dünyası kararmış, ıstırap dolu bir çığlık atmıştı. En kötü kâbuslarında dahi böyle birini… böyle tarifsiz eşsizlikte birini kışkırtmış olabileceğini göremezdi.

 

Aldığı enerji ve baskı bir tarikat kıdemlisine ait gibiydi. Bu, bir Qi Yoğunlaşma çırağının, hatta tanıdığı en güçlü Seçilmiş olan Fang Lin’in bile karşısında duramayacağı bir şeydi!

 

“Yanlıştı. Tarikatın bize verdiği bilgi tamamen yanlıştı!! Beni öldürme. Ben...” Kanlar akıtan erkek çırak zihnen çökmüş ve sızlanmaya başlamıştı. Ölmek istemiyor, kalbindeki dehşete zar zor direniyordu. Ancak daha cümlesini tamamlayamadan önce boğazı, öne çıkan Bai Xiaochun tarafından kavrandı.

 

“Benim Tarikat Yeğenim Zhou da ölmek istemiyordu.” dedi. “Ve ne oldu biliyor musun? Ben de hiç kimseyi öldürmek istemiyordum.” Bai Xiaochun herkesle arkadaş olabilecek tipte biri değildi. Kalbi Ruh Akımı Tarikatına aitti.

 

Bunun nasıl olduğunun önemi yoktu; Ruh Akımı Tarikatı onun evi olmuştu!

 

Sıkışını sağlamlaştırarak yarattığı çatırdama sesleriyle Hap Akımı Tarikatı çırağının boynunu parçaladı. Gencin gözleri pörtledi ve bacakları birkaç defa seğirdi. Ölmüştü!

 

Böylece işler sessizleşti. Ve Bai Xiaochun sıkışını gevşetip Zhou Youdao’nun ölü bedenine yaklaştı. İç çekti.

 

“Zhou Youdao,” dedi hafifçe, “seni tarikata geri götürmeme izin ver.” Bu sözle birlikte Zhou Youdao’nun cesedini çantasına yerleştirdi, Dao şişesini de aldı ancak çantasına dokunmadı.

 

Hap Akımı Tarikatı çırağını ise iyice araştırdı. Gitmeden önce dört Dao şişesindeki içeriği kendi şişesine aktardı. Hepsinin birleşimi kendi şişesindekinin yarısı kadar bile değildi.

 

Son olarak da Hap Akımı Tarikatı çıraklarının yeşim kâğıtlarına yöneldi, en sonunda kendisi hakkında yazılanları okuyabilecekti.

 

“Ruh Akımı Tarikatından Bai Xiaochun. İlaçların Daosunda bir dahi, tarikatın küçük kaplumbağası olduğundan şüpheleniliyor. Bilinmeyen teknikler, belirsiz savaş gücü. Bazen zayıf, bazen güçlü. Geniş bir büyülü obje koleksiyonu var. Tarikatın Seçilmiş müsabakasında birinci oldu, sebep Hayalet Dişin ihmalkârlığı olabilir. Onunla karşılaşırsanız ilaçların Daosuna yönelik bir endişe taşıyın, savaş gücüne dair değil. Ona ikiye bir şeklinde saldırabilirsiniz.”

 

Bai Xiaochun Hap Akımı Tarikatının bu bilgileri nereden aldığı hakkında emin değildi ama bu bilgi, Engin Akım ve Kan Akımı Tarikatlarının bilgileri hakkında daha da meraklanmasına yol açmıştı. Bu merakla birlikte alanı terk etti.

 

Dört saatin sonunda o alana ifadesiz, genç bir adam yaklaştı. Gelen kişi Hap Akımı Tarikatının Fang Lin’inden başkası değildi. Gözleri ışıldayarak alanda olup biteni anlamlandırmaya çalışmaktaydı.

 

Çok geçmeden Bai Xiaochun’un güçlü kükreyişini koyuverdiği alana ulaştı ve bir aydınlanma ararcasına gözlerini kapattı. Kısa bir süre sonunda ise ifadesi titreşerek gözlerini alabildiğince açtı.

 

“Ne kadar güçlü! Kim yaptı bunu...? Song Que? Hayalet Diş? Dokuz Ada?” Fang Lin kalbinde yükselen dövüşme arzusuyla derin bir nefes aldı. Ve etrafına bakıp Bai Xiaochun’un ilerlediği rotayı teşhis ettikten sonra onunla şimdilik karşılaşmaya gönlü olmayarak farklı bir rota tercih etti.

 

Dört saatin sonunda alanda yeni biri daha belirdi. Bu yıldırım alevleriyle sarılı uzun, iriyarı bir adamdı. Etrafına bakarken gözleri ışıldamış, soluk soluğa kalmıştı.

 

"Bu Song Que veya Dokuz Ada değil. Hayalet Diş olabilir mi ki? Lanet olsun. O üçlüden herhangi birini kışkırtmayı hiç istemem!” Bu kişi Lei Shan’dı. Etrafına bakıp tereddüde düşmüş, bu sahnenin sorumlusu olan korkunç figürün ne tarafa yöneldiğini kestirememişti. En sonunda dişlerini sıkarak rastgele bir yön seçti ki bu da Bai Xiaochun’un tercih ettiği yöndü.

 

Zaman hızla ilerledi ve üç gün içerisinde bu alana bir hayli isim uğradı. Kimi bir kanıt topluyor, kimiyse toplayamıyordu.

 

Üçüncü günün gecesinde de Song Que gelmişti. Savaşın izleri bir hayli azalmış olsa da alanla ilgili garipliği hissedebilmişti. Çömelip sağ elini zeminin yüzeyine yerleştirdi ve bir an sonra gözleri ışıldamaya başladı.

 

“Böylesi bir enerji... Dokuz Ada veya Fang Lin’e ait değil. Hayalet Diş de değil. Öyleyse... Bai Xiaochun olmalı!”

 

Böylece gözlerini kısarak yönünü seçti ve hızla ilerlemeye başladı.

 

Bu sıralarda Bai Xiaochun da kılıç dünyasında yolculuğunu sürdürmekteydi. Rastladığı tüm azılı yaratıkları öldürüyor ve dünya sicimi enerjisi topluyordu.

 

Dao şişesindeki gri sıvı miktarı artmaktaydı lakin bir kristal oluşturmaktan fazlasıyla uzaktı. Geldiği yeni alanda yaratıklardan toplayabildiği enerji miktarı eskiye nazaran çok daha fazla olsa da yaratıkları bulmak zorlaşmıştı. Sağa sola dolanırken çok zaman harcamak durumundaydı.

 

Azılı yaratıklar kısmen illüzyon kısmen de cismaniydi, bu da havayla bütünleşmelerini mümkün kılıyordu. Haliyle izlerini bulmak çok zordu, mücadelenin ortasında bile ansızın ortadan kaybolabiliyorlardı. Bai Xiaochun’un sıra dışı hisleri olmasa onları hiç görememesi bile imkan dahilindeydi.

 

Yalnızca saklanma alanlarına çok yaklaşıldığında maddeleşiyor, aksi takdirde gizliliklerini koruyorlardı.

 

“Daha iyi bir yöntem bulmam lazım. En iyisi aynı alana bir sürü azılı yaratık çekmek. Şu anki yöntemim çok yavaş. Diğer tarikat çıraklarına saldırmak bile yeterli hızı sağlamaz.” Bu meseleyi düşünürken yerinde duraklamıştı. Ardından kendisini kavramak ister gibi uzanan pullu bir el ve bir sesle karşılaştı. O el havayı yakalarken geri çekildi ve bir hamle yapamadan Bai Xiaochun tarafından yakalandı.

 

Ardından elini geri çekmeye çalıştı ve devasa bir aynanın kırılışını andıran yoğun bir ses işitildi. Bu esnada havadan üç metre uzunlukta gorilimsi bir yaratık çekilmişti.

 

Saçları yoktu, sadece siyah pullara sahipti ve Bai Xiaochun tarafından çekilirken kuvvetli bir kükreyiş koyuvermişti. Gözleri gaddarlık ve pek az zekâyla parlamaktaydı. Hemen hemen aynı saniyede Bai Xiaochun’a çullanmaya niyet etmiş ancak boynu, gözleri parıldayan Bai Xiaochun tarafından yakalanmıştı. Ancak Bai Xiaochun, bu boynu ezmek yerine kendine yaklaştırıp yakından incelemeye başlamıştı. Çok geçmeden gözlerine garip bir ışık yerleşti.

 

“Bu yaratıkları çekebilecek bir ruh ilacı yapabilirsem… kesinlikle problemi çözerim. Böylece kristalimi daha da çabuk oluşturmuş olurum. Hiç değilse… diğer çırakları öldürüp soymaya çalışmaktan daha hızlı olacağı kesin.” Düşünceleri bu noktaya erişen Bai Xiaochun gözleri parıldayarak ve yaratığı çekeleyerek uzaklaşmaya başladı.

 

Hedefi yukarılardaki bir vadiydi, orada gizli bir mekân bulacak ve yaratık üzerinde çalışacaktı. Yaptığı tek şey içini görebilirmişçesine izlemek olsa da güçlü bakışlarıyla yaratığı titretmekteydi.

 

Tabii ki bunu yapamazdı. Bu yaratık sadece bir araştırma konusuydu, yıllar önce 10,000 Yılan Vadisinde incelediği yılanlardan farksızdı. Özellikle bu tarz yaratıkları çekecek bir ruh ilacı yapmak istiyorsa onun üzerinde pek çok çalışma gerçekleştirmesi gerektiği barizdi.

 

Gözleri tutkuyla yanıp tutuşarak çantasına uzandı ve bir uçan kılıç çıkardı. Çok geçmeden yaratığın göğsünü yarmaya başlamıştı.

 

Ertesi gün vadiden kanlı gözlerle ayrıldı.

 

“Sıradan yaratıklarla aralarında pek fark yok. Aynı organlara sahipler, kanları da var… Ama öldüklerinde hepsi ortadan kaybolup dünya sicimi enerjisine dönüşüyor.

 

“Başka bir gariplik de bu azılı yaratıkların karınlarında hiçbir gıda olmaması… Yemek yemeye ihtiyaçları yok mu ki?” Bu düşünceyle deneylerini ilerletmek adına yeni azılı yaratıklar yakalamaya girişti.

 

Birkaç gün sonra kılıç dünyasının orta katmanı sayılan alanda yeni çıraklar belirmeye başlamıştı. Bir kısmı Dao şişelerini çalmak adına birbiriyle dövüşüyor, bir kısmıysa yaratıkların peşine düşüyordu. Bai Xiaochun ise bu süreçte ondan fazla azılı yaratık üzerinde çalışmış, gözlerini hiç olmadığı kadar kanlı bir seviyeye ulaştırmıştı. Saçları darmadağındı, delirmiş gibi görünüyordu.

 

“Kötü bir görme yeteneği, kötü bir koklama yeteneği ama buna rağmen sağlam bir algı… Peki havayla nasıl bütünleşiyorlar? Dünya sicimi enerjisinden nasıl şekilleniyorlar? Ve neden yetişimcilere saldırıyorlar?” Bai Xiaochun bu noktada ilaçların Daosuna tamamen yoğunlaşmıştı. Kendi kendine yeni sorular sıralıyor, azılı yaratıkların daima kana susamış bir şekilde saldırma inisiyatifini kullandığını teyit ediyordu.

 

“Dur bir dakika...” Bu esnada bir şey fark etmişçesine kalp atışları hızlandı. Ve bakışlarını ansızın yukarı kaldırıp yeni teorisini onaylamak adına bir azılı yaratık aramaya başladı.

 

Çok geçmeden karşısında dokuz metre uzunlukta bir ayı buldu. Siyah pullarla çevrili ayı, kan kırmızı cüppelerle kuşanmış beş çırak tarafından çevrelenmişti.

 

Bu beşlinin Kan Akımı Tarikatı çırakları olduğu barizdi. Öldürme güdüleri patlama yapmıştı, öldürmekten başka bir şeyi umursuyor gibi bile görünmüyorlardı. Hatta çırak yoldaşlarının ölebilme ihtimali de umurlarında değildi.

 

Bai Xiaochun, gözleri ışıldayarak bir ışık huzmesi şeklinde alana ulaştı. Ve Kan Akımı Tarikatı çırakları yeni bir saldırıya hazırlanırken beliren bulanıklık koca ayıyı yakaladı.

 

Kan Akımı Tarikatı çıraklarının gözleri irileşmişti. İlk etapta hiçbiri Bai Xiaochun’u tanımamıştı ancak Ruh Akımı Tarikatı cüppesini çıkartmaları mümkündü. Çok geçmeden yüzleri soğuk gülümsemeler ve alaylı ifadelerle kaplandı. Ayıyla olan mücadeleleri esnasında ayının birtakım özel güçlere sahip olduğunu fark etmişlerdi ki buna korkunç bir bedensel güç de dahildi.

 

#Allaaaah, bizimki yaratıkları çekmek için hap yapayım diyor. Böyle bir alemde yaratacağı haplar nasıl sonuçlar doğurabilir biliyor musunuz laughing
Enteresan şeyler olacağının ipucunu verebilirim. 
O zaman yaratıkları incelemeye dalan kahramanımızı neler beklediğini görmek için okumaya devam!




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1257

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1081

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 890

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 822

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 702

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 658

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 643

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 602

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 552

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 523

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 374

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 205

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 194

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 188

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 143

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 141

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 118

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 117

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 98

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 15546 Üye Sayısı
  • 507 Seri Sayısı
  • 20913 Bölüm Sayısı


creator
manga tr