"En büyük bilgelik şu andan zevk almayı hayatın en büyük amacı kılmaktır, Çünkü tek gerçek budur, başka her şey düşünce oyunudur. Ancak bunun en büyük budalalığımız oldugunu da söyleyebiliz, çünkü yalnızca kısa bir süre için var olan ve bir rüya gibi kaybolan içinde bulunduğumuz bu an asla ciddi bir çabaya değmez." #Arthur Schopenhauer

A Will Eternal - Bölüm 145 : Ölüme Mahkum Edildi


Çevirmen : Clumsy 

 

Bai Xiaochun’un kafatası öylesine uyuşmuştu ki patlayabileceğini hissediyordu. Karşısında duran kişi bir Kuruluş Kadrosu yetişimcisini öldürme kapasitesindeydi ve çoktan cennetlere meydan okuyan, benzeri görülmemiş bir vahşet efsanesine adını yazdırmıştı. Bai Xiaochun’un bildiği kadarıyla bu kişi şimdiye kılıç dünyasına girmiş olmalıydı. Kılıcın bu kadar dış ve aşağılarında ne yapıyor olabilirdi ki?

 

Song Que’nin gözlerinin üzerine kilitlenişi ölümcül bir kriz hissi doğurmuştu, Bai Xiaochun’un en ufak bir hamlesinde patlama yapabilecek bir öldürme güdüsü taşımaktaydı.

 

Song Que de eşit oranda şoktaydı. Kendisinden başka birinin daha bu seviyeye erişmiş olmasını hiç beklemiyordu. Soğukluk nedeniyle Qi Yoğunlaşma aşaması limitlerinin bariz bir şekilde ötesinde olan bu noktaya Seçilmişlerin bile pek çoğu erişemezdi. Ancak Bai Xiaochun bir sıkıntı çekmemiş gibi görünüyordu.

 

Bai Xiaochun’a bakakalan Song Que, tarikat tarafından verilen yeşim kâğıtta yazanları anımsıyordu.

 

İkili birbirine tamamen hareketsiz ve tepkisiz bir şekilde bakmaktaydı. Bai Xiaochun, Song Que için gizemli ve kavraması zor bir karakterdi. Herhangi bir öldürme güdüsü taşıyor olmasa da Song Que’nin sezgileri diyordu ki... saldırıya geçildiği takdirde ikiliden birinin ölmesi kuvvetle muhtemeldi. Üstelik hayatta kalacak tarafın kendisi olacağından tamamen emin de sayılmazdı.

 

Song Que uzun bir süre sonunda konuşma inisiyatifini alan taraf oldu.

 

“Bu noktanın 60 metre aşağısında bir giriş var.”

 

Bu sözleri işiten Bai Xiaochun’un gözleri titreşti ve kalbinin küt küt atıyor oluşuna rağmen yavaşça aşağı doğru ilerlemeye başladı. Tabii ki Song Que’nin kalp atışlarını hızlandırdığından, kendisini gelebilecek bir saldırıya hazırlamış olduğundan haberdar değildi.

 

İkilinin arasında yalnızca birkaç metre kalmışken Song Que ansızın arkasındaki kılıç alanını korumak istercesine yana kaydı, gözleri tehdit edici ışıklarla parlamaktaydı.

 

“Küçük sinsi serseri.” Bai Xiaochun kendi kendine mırıldanmıştı. “Kesinlikle bir pislik peşinde!” Ancak Song Que’nin bahsettiği 60 metre mesafeyi kat etti, orada gerçekten de bir açıklık mevcuttu. Bir müddet inceledikten sonra az da olsa rahatlayarak içeri adımını attı.

 

Onun gözden kayboluşuysa Song Que’ye rahat bir nefes aldırdı. Tarikat talimatları nazarında Bai Xiaochun’un hafife alınacak biri olmadığını biliyordu. Gözlerine kötücül bir parıltı yerleşmişti. Altıncı seviye Qi Yoğunlaşmaya ulaştığı günden bu yana hiç kimsenin etrafında temkinli davranmasına gerek olmamış ve az önce Bai Xiaochun’a girişin konumunu verme noktasına kadar gitmişti.

 

“Bu Bai Xiaochun sıra dışı olabilir ama planım yürürlüğe girdiğinde onu bir karınca ezercesine rahatlıkla öldüreceğim!” Bu sözler ve gözlerinde yanan öldürme güdüsü ve hararetle kılıcın yüzeyi üzerindeki çalışmalarına geri döndü.

 

“Kıdemli Limitsizin raporu isabetliymiş. Enerji boğumu burada!”

 

**

 

Bai Xiaochun sudan bir çarşaftan geçtiği hissine kapıldı, bir an sonra kendisini kılıç dünyasında bulmuştu. Etrafındaki her şey siyah beyazdı.

 

Gökyüzü beyaz, arazi siyahtı. Her şey mürekkeple yıkanmış gibiydi.

 

Dağlar yükselip alçalıyor, siyah nehir suları etrafta dolanıyor, gökyüzünde kırpılan gözleri andıran sayısız yıldız ışıldıyordu.

 

En şok edici olansa bu dünyaya hakim olan eğik görünümdü. Bai Xiaochun bir tepenin kenarında durmakta olduğunu hissetmekteydi.

 

Bu, alışılması zaman alacak garip bir hissiyattı.

 

“Ne biçim bir kılıç bu? İçinde koca bir dünya mı varmış? Dışarıdaki gerçek dünyadan çok daha küçük ama yine de tamamen şok edici.” Etrafına baktığında bir başına olduğunu fark etmişti. Tahminlerine göre kılıç dünyasının en derinlerine varmış olamazdı lakin diğer çırakların çoğundan önde olduğu kesindi.

 

Biraz düşündükten sonra girişi ardında bırakarak aşağı doğru ilerlemeye başladı. Yarım tütsülük süre sonundaysa küçük bir tepeye erişti, bu noktada ifadesi titreşmişti. Ardından sağ elini kaldırıp gümüş ışıklarla ışıldatarak iki parmağını havada şaklattı.  

 

Dalgalanmalar yayılırken yanı başında parmak genişliğinde siyah bir yılan belirmişti. Ancak yılan hiçbir şey yapamadan önce çenesinin ardından kavranıverdi.

 

Delici bir çığlık koyuvererek sessizliği böldü ve eşzamanlı olarak Bai Xiaochun’un kolunu sarıp şiddetle sıkıştırmaya başladı.

 

Bai Xiaochun yılanın gücü karşısında şok olmuştu. Etten kemikten bedeni ilk prangasıyla bağlantı kurmuş olmasa yılanın kurtulma ihtimali doğabilirdi.

 

Hemen parmaklarını bastırıp çatırdama sesleri doğurarak yılanın başını ezdi. Gevşeyen yılansa bir an sonra ancak bir tütsü genişliğinde gri bir enerji tutamına dönüşüp süzülmeye başladı.

 

“Demek dünya sicimi enerjisi buymuş ha?” Bai Xiaochun hızlıca Dao şişesini çıkartarak enerjiyi topladı ve şişeyi biraz sarsarak dünya sicimi enerjisinin gri bir sıvı damlasına dönüşmesini izledi.

 

“Şişeyi doldurmak için bu damlalardan bin tane falan lazım...” Afallayarak gelmiş olduğu yöne döndü. Eğer bu şişeyi doldurmak için bin azılı yaratık öldürmesi gerekecekse kim bilir daha ilerisi için ne kadar gerekecekti!

 

“Daha hızlı olmam lazım. Bir an önce dünya sicimi çekme kristali şekillendirmeliyim.” Bu düşünceyle azılı yaratıkları arayarak maksimum hızla ilerlemeye başladı. Üç günün sonunda Dao şişesinde yaklaşık otuz damla gri sıvı birikmişti.

 

Bu kadar az bir miktar için bile düzinelerce yaratık öldürmesi gerekmişti. Salyangoz hızıyla ilerlediğini hissetmekteydi.

 

“Bu hızla kristale ulaşmam iki aydan fazla vaktimi alır.” Orada durup dişlerini sıktığında yapılacak en iyi şeyin daha da derinlere inmek olduğunu fark etti ve bu düşünceyle ilerlemeye başladı. Yaklaşık iki saatin sonundaysa karşısına çıkan iki cesedin görüntüsüyle adımlarını duraklattı.

 

Kılıç dünyasına girdi gireli ilk defa birileriyle karşılaşmıştı. Bu kişiler çabucak, son hızla buraya gelmiş olmalıydı veya belki de bu noktaya ulaşmalarının ardında gizli bir yol mevcuttu.

 

Biri Ruh Akımı Tarikatı üniforması giyen, güney yakaya ait bir İç Kesim çırağıydı. Ötekiyse Hap Akımı Tarikatı üniformalıydı. Burada ölümüne bir mücadele gerçekleştirmiş olsalar gerekti. Hap Akımı Tarikatı çırağının elinde bir Dao şişesi durmaktaydı.

 

Bai Xiaochun, güney yaka çırağını uzaktan tanıyabilmişti. O kişi Menekşe Kazanı Tepesinin İç Kesim çırağı olan Zhou Youdao idi. Son üç girişten birine giren beşlinin arasındaydı. Bai Xiaochun’a Tarikat Amcası Bai deme konusunda son derece hevesliydi ve kılıcın dışındaki yolculuklarında diğer tarikat üyelerine karşı sağlam bir mücadele vermişti. Bai Xiaochun onun sonunun ölüm olabileceğini hiç düşünmezdi.

 

Kalbinde garip, tarifsiz bir his yükselmişti. Daha birkaç gün önce Zhou Youdao ile birlikte gülüyor, şakalaşıyorlardı. Ancak onu bir sonraki görüşünde ölüm tarafından ebediyen ayrılmışlardı. Tüm bu dünyaya ölümlülüğün ve tahribatın kokusu sinmiş, ezici bir baskı oluşmuş ve Bai Xiaochun’a etrafındaki tehlikelerin hatırlatıcısı olmuştu. Bu ortamda insanların cesetleri diğer çıraklar için tuzak olarak kullanması bile mümkündü.

 

Bai Xiaochun’un gözlerinde öfke parıldamaya başlamış, yumrukları sıkılmıştı. Yıllar önceki Feng Yan dışında ilk defa tanıdığı birinin ölümüne tanık oluyordu ve bu, kalbini acıtmıştı. Zhou Youdao’nun bir Ruh Akımı Tarikatı başpapazı olma hayallerini anlatışını asla unutmayacaktı.

 

“Ölümsüz yetişim daha iyi bir hayat sürmekle alakalı olmalıydı. Hayallere ulaşmakla alakalı olmalıydı. Neden? Tüm bu savaşlar ve cinayetler... neden? Buna değer mi?” İki cesedin tuzak olduğunu fark etmesi için tek bir bakış yetmişti. Ancak buna rağmen… ilerlemeyi tercih etti.

 

Cesetlere yaklaştığı anda yerden gümbürdeme sesleri yankılanmaya başladı. Belli ki alana yerleştirilmiş olan tıbbi haplar patlamakta ve Bai Xiaochun’a doğru zehirli gazlar yaymaktaydı.

 

Aynı anda üzerine yıldırım misali bir uçan kılıç atıldı. Bu, tiz çığlıklar yayarak ilerleyen ve illüzyon bir akreple çevrelenen bir kılıçtı!

 

Tam da o anda, patlayan daha çok tıbbi hapın etkisiyle ürpertici güçte bir patlama gerçekleşti.

 

Bir tarafta uçan kılıç, diğer tarafta patlama vardı ve etraf da zehirli bir büyü formasyonuyla kuşatılmıştı. Bu duruma hazırlıksız şekilde düşenin öldürüleceğine en ufak bir şüphe olamazdı.

 

Zehirli gaz civarında soğuk bir homurdanma işitilirken bunu, birinin bağırışı takip etti: “Geber!”

 

Bai Xiaochun qi’sini ayarladı. Göğsünde yükselen inanılmaz öfkeyle birlikte yüzü fazlasıyla gaddar bir hal almıştı.

 

“Geberecek olan sensin!” dedi ve gök gürültüsü misali çıkan sesi dağları devirebilecek, denizleri kurutabilecek bir rüzgâr misali her yöne yayıldı.

 

Saçları savruluyor, gözleri öldürme güdüsüyle ışıldıyordu. Muazzam bir manzaraydı!

 

Yayılan sesi keder ve öfke doluydu. Zehirli gazı anında dağıtacak güçlü bir saldırı gerçekleştirmişti.

 

Duman göz açıp kapayıncaya dek dağıtıldı ve uçan kılıçla patlamanın ardında gizli iki şaşkın çırak gözler önüne serildi. Bunlar Hap Akımı Tarikatının bir kız ve bir erkek üyesiydi.

 

Bu esnada kılıcı çevreleyen akrep, var olmayan devasa bir el tarafından sıkılırcasına kan dondurucu bir çığlık koyuverdi. Kılıçsa ruhsal gücü çekilircesine çatırdama sesleri çıkartıp dönerek uzaklaştı.

 

Patlamanın ürpertici gücü bile Bai Xiaochun tarafından yeniden yönlendirilmiş, tamamen farklı bir konuma gönderilmişti.

 

Ansızın her şey bulanıklaştı. Ve şok edici enerjiler yayan, daha da uzamış görünen Bai Xiaochun güçlü bir sesle lafa girdi:

 

“Bir Ruh Akımı Tarikatı çırağını öldüren herkes ölüme mahkum edilecek!”

 

Sözleri gök gürültüsü misali yankılanıyor ve bir yok ediliş tehdidi taşıyordu!

 

Bu esnada alandaki patlamaya artık kuvvetli bir rüzgâr olmayan ekstra bir güç eklendi. İçerisindeyse Bai Xiaochun’un öldürme güdüsü ve bunun yanı sıra Bataklık Krallığının hayat özü ruhunun gücü mevcuttu!

 

Bu, rahatlıkla dağları sarsabilecek ve denizleri kurutabilecek bir güçtü!

 

Ansızın ortalıkta su buharları görünür oldu. Bataklık Krallığı… geliyordu!

 

#Önceki bölümlerde ismi fazlasıyla geçtiği için bu gencin öleceğinden kuşkulanmıştım zaten. Bu seride bahsi geçen isimler asla boşa gitmiyor, satır arasında geçen bazı isimler mutlaka ileride ortaya çıkıyor. 
Eveet, günün bölümlerinde kılıç dünyasına girdik, ilk ruh akımı tarikatı kaybını gördük ve bizimkinin bu kayıp karşısında nasıl hiddetlendiğine tanık olduk. 
Bizi başka nelerin beklediğini görmek için yarın görüşmek üzere!




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1150

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1028

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 843

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 792

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 674

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 624

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 619

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 586

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 532

Terror Infinite
Terror Infinite
Beğeni Sayısı: 507

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 313

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 202

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 182

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 168

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 136

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 114

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 111

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 88

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 13336 Üye Sayısı
  • 399 Seri Sayısı
  • 18155 Bölüm Sayısı


creator
manga tr