Bölüm 464: Suzaku'nun Mirası

avatar
719 1

Xian Ni - Bölüm 464: Suzaku'nun Mirası


Çevirmen: Hollywood Hootsman

Editör: Lord Viole Grace


Wang Lin'in amacı kristali uçurmaktı. Bu nesne çok garipti, ona gerçekten dokunmak istemiyordu.

 

Fakat bir parlamayla kristal rüzgarı yarıp geçti ve göz açıp kapayıncaya kadar Wang Lin'e yaklaştı.

 

Wang Lin dişlerini sıktı ve fırlatabilmek adına kristali tutmak için uzandı. Fakat ona dokunduğunda olumsuz etkileri olmadığını fark etti.

 

Bir anlığına şaşırdı, sonra gözleri parladı ve hiç tereddüt etmeden kaçmaya devam etti.

 

Fakat tam o an kristalden çıkan gizemli bir güç Wang Lin'in koluna girdi. Bu enerji bedeninde dolaştı, beynine yöneldi ve aniden bilgilere dönüştü.

 

Zihninde birer birer garip semboller belirdi.

 

Bu semboller parladı ve beyninde yıldırım gibi hareket etti. Bunu daha önce yaşadığından bu Wang Lin'i şaşırtmadı. Antik tanrı Tu Si'nin bilgi mirasını emdiğinde aynı şey yaşanmıştı.

 

Bu semboller kafasına parlarken çeşitli olaylar Wang Lin'in zihninde yankılandı.

 

Olay dev bir yıldız pusulasının üzerinde duran görkem ve gururla dolu bir adamı gösterdi. Bu yıldız pusulası simsiyahtı ve üzerinde dolaşan mor şimşekler vardı. Yıldız pusulasının gittiği yerlerde yüksek sesli gürleme sesleri çıkardı.

 

Bu adamın önünde uzayda süzülen bir pagoda vardı ve pagodanın üzerinde üç büyük ve net kelime vardı:

 

"Semavi Mühür Pagodası"

 

Adam hızla bu pagodaya girdi.

 

"Dur!" Pagodanın içinden bir ses geldi. Bu ses de görkemle doluydu ve insanların kalbini sarsabilirdi.

 

Ama orta yaşlı adamın ifadesi başını eğerken aynı kaldı ve konuştu, "Küçüğünüz Ye Wuyou, daha yeni 6. kademeye ulaşan Suzaku Ülkesi'nden. Küçüğünüz Suzaku Mührü'nü almak için Yetişim Birliği'nin emriyle buraya geldi."

 

Wang Lin'in bedeni titredi. Tüm zihni bir girdap tarafından bu anıya çekildi. Ancak gerçek dünyada hem hareket etmeye devam etti hem de çok daha garip bir şey gerçekleşti.

 

Bir kırmızı ışık ışını aniden ayaklarının altında belirdi ve aniden Wang Lin'den kuvvetli bir güç çıktı. Ancak bu güç direkt ondan değil de ayaklarının altındaki kırmızı ışıktan geliyordu.

 

Kırmızı ışık parlarken Wang Lin'in hızı akıl almaz bir seviyeye ulaştı. Bu hızda hareket ederek Wang Lin hızla koridorun çıkışına doğru ilerledi.

 

Onu kovalayan Yunque Zi yüksek sesle haykırdı. İfadesi çirkindi ve gözlerine inanamıyordu.

 

"Suzaku Mührü! Bu Ceng Niu nasıl Suzaku Mührü'nün aurasını yayabilir!?"

 

Wang Lin'in zihnindeki olayda adam pagodaya girdi. Bu pagodanın birçok katı varmış gibi görünüyordu. Adam yalnızca üçüncü kata kadar çıktı.

 

"Suzaku Mührü, düşük seviyeli ve nesilden nesle aktarılan bir tekniktir. Onu kullanmak için kişi unvanlı yetişimci olmalıdır."

 

Ses yoktan geldi ve aynı anda havada kırmızı bir mühür belirdi. Bu mühür çok karmaşıktı ve bir anlığına bu mührün Terk Edilmiş Ölümsüz Klanı üyelerinin kafataslarındaki dövmelere benzer olduğunu hissetti.

 

Fakat daha dikkatli baktıktan sonra tamamen farklıydı. Bu his çok garipti.

 

O an mühür yavaşça adama doğru uçtu ve alnına basıldı. Wang Lin'in aniden canı acıdı. Bu Wang Lin'in daha önce hiç tatmadığı bir acıydı, sanki bir şey ruhuna kazanıyormuş gibiydi.

 

O an kendini kaybetmiş ve o adam olmuş gibiydi. Acı dalgaları bedenine girmeye devam etti. Wang Lin daha fazla dayanamadı ve kükremeye başladı.

 

Bedeni daha da hızlı hareket etti ve kırmızı ışık kör edici bir parlaklığa ulaştı.

 

Wang Lin'i kovalayan Yunque Zi'nin gözlerindeki inançsızlık daha da güçlendi. Şaşırmış bir şekilde Wang Lin'e baktı ve kendi kendine mırıldandı, "Bu... Bu Suzaku mirası... Nasıl böyle olabilir? Yetişim Gezegeni Kalbi'yle birleşmeden nasıl bu çocuk Suzaku'nun mirası sürecinden geçebilir?.."

 

Küçük maymunsa parlayan kırmızı gözler ve karanlık bir ifadeyle Wang Lin'e baktı.

 

Wang Lin'in kükremesi koridorda yankılandı. Nihayet saraydan çıkıp denizde belirdiğinde yıldırım gibi hareket ediyordu.

 

Durmadan direkt deniz yüzeyine doğru ilerledi.

 

Tamamen kırmızı ışıkla çevriliydi ve Suzaku aurası yayılmaya başladı.

 

Gözleri artık net değildi, kaos ve mücadeleyle doluydular.

 

Zihninde acı, dalga dalga geldi. Acı neredeyse daha fazla dayanamayacağı noktaya ulaşmıştı. Alnındaki damar şişikti ve gözleri kanlıydı.

 

Daha önce bastırdığı yaralar aniden patlak verdi fakat bir kere daha kırmızı ışık tarafından bastırıldılar.

 

Wang Lin'in zihninde görkemle dolu bir ses aniden yankılandı.

 

"Suzaku unvanını alıp... Hayatının sonuna kadar Suzaku Gezegeni'ni korumaya razı mısın?.."

 

Bu ses beynine çarpan bir yıldırım gibiydi ve zihninde yankılandı. Wang Lin'in gözleri netliği geri kazandı. O an şu anda kabul etseydi anında Suzaku Mührü'nü öğreneceğine dair bir hissi vardı. Yalnızca Ruh Dönüşümü'nün ilk aşamasında olsa da Suzaku Mührü'yle Yükseliş yetişimcileriyle savaşabilirdi.

 

Wang Lin zihninde cevapladı, "Razı değilim!"

 

Wang Lin'in amacı burada kalıp sonraki Suzaku olmak değildi.

 

Cevap verir vermez zihninde bir iç çekiş duydu. Kırmızı ışık aniden bedeninden uzaklaştı ve sağ elindeki kristalde toplandı.

 

Kırmızı ışıkla birlikte semboller de Wang Lin'den bir sel gibi ayrıldı. Sanki hiç orada olmamış gibiydiler.

 

Bu sırada Wang Lin hızla içinden bağırdı, "Ruh parçası!"

 

"Bir hayat için... Bir hayat..." Ses bir kere daha yoktan geldi fakat bu sefer Wang Lin'in zihninde garip bir sembol belirdi ve garip bir ışık yaydı.

 

Bu sembolu hissettiğinde Wang Lin anladı.

 

Ruh parçanı Yetişim Gezegeni Kristali'nden çıkarmak için karşılığında bir hayat vermeliydin. Diğer tek yol, o yaşam formlarının biri tarafından ruh parçanın emilmesini bekleyip sonrasında onlarla ruh parçan için savaşmaktı. Ancak Suzaku Mezarı'ndaki sonsuz ruh parçası havuzundan kendi ruh parçanı bulmak zorla olacak bir şey değildi, tamamen şansa bağlıydı.

 

O an Wang Lin'in bedeni denizden çıktı. Yunque Zi hemen arkasından takip ediyordu ve Tuo Sen'in ele geçirdiği küçük maymunsa iz bırakmadan kaybolmuştu.

 

Wang Lin denizden çıktığında çoktan kontrolünü geri kazanmıştı. Na Duo'nun yalan söylediğini artık biliyordu. Bu kristalin kişinin evrimleşmesini sağlamasını geç ilahi hisle hiçbir alakası yoktu.

 

O an kristali fırlatırken hiçbir pişmanlığı yoktu ve bağırdı, "Bu Yetişim Gezegeni Kristali!"

 

Kristali rastgele fırlatmamıştı, Qian Feng'le Liu Mei'nin olduğu yere fırlattı.

 

İkisi bekliyordu. Wang Lin'in ve diğerlerinin belirdiğini görünce Qian Feng Zhuque Zi'nin verdiği hazineyi kullanmak üzereydi fakat sonra Wang Lin'in onlara doğru beyaz bir ışık fırlattığını gördü.

 

Gözleri parladı ve hemen yakalamaya gitmedi. Fakat Yunque Zi'nin Wang Lin'i geçip kristale doğru ilerlediğini görür görmez pişman oldu.

 

Qian Feng dişlerini sıktı. Tek kelime etmeden çantasına vurdu ve bronz bir kukla çıkardı. Bronz kuklanın üzerinde birçok siyah delik vardı ve her biri siyah ışık yayıyordu.

 

Bu hazineyi çıkardıktan sonra Qian Feng'in eli hızla bir mühür oluşturdu. Yüzü aniden kırmızılaştı ve bronz kuklaya inen bir ağız dolusu kan kustu.

 

Bronz kukla tüm kanı emdi. Sonra kırmızı ve siyah bir ışık yaymaya başladı ve başının üzerinde mor bir ışık halkası belirdi.

 

Yunque Zi aniden durdu, sonra kasvetli bir şekilde o bronz kuklaya baktı.

 

Yunque Zi ağır bir tonda konuştu, "Zhuque Zi!"

 

Bu sözleri söylediği an Qian Feng'in bedeni aniden titremeye başladı ve beyaz ışık şeritledi onun kontrolü altında olmadan deliklerinden çıktı. Bu ışık bronz kukla tarafından emildi.

 

Qian Feng'in gözleri korkuyla doluydu. Aniden bir yeşim parçası tutan sağ elini kaldırdı ve onu birdenbire parçaladı. Gizemli bir güç yeşimden çıktı ve Qian Feng'i geriye savurdu. Beyaz ışık şeritleri aniden parçalandı ve beyaz ışığın küçük bir parçası bedenine geri döndü.

 

Bronz kukla çok miktarda beyaz ışık emdi ve sonra sıvı bronz havuzuna eridi. Ancak kırmızı gaz şeritleri çıkarken bronz kaynıyor gibiydi ve Zhuque Zi'nin formunu almıştı.

 

Şu anki Zhuque Zi eskisi kadar yaşlı değildi ve daha fazla yaşamla doluydu.

 

"Küçük çırak kardeşim, bu oyun şu anda doruğuna ulaştı. Bu yaşlı adam güzel bir şekilde yeniden bir araya gelebilelim diye burada şekil almak için Qian Feng'in hayatını kullandı!" Konuşurken sağ elini salladı ve beyaz kristal yıldırım gibi eline uçtu.

 

Zhuque Zi aniden kristali alnına bastırdı ve kristal bedeniyle birleşti.

 

Yunque Zi'in ifadesi homurdanıp elini sallarken kasvetliydi. Birer birer dövmeler belirdi ve yaydıkları aura çok şok ediciydi.

 

Zhuque Zi bir kahkaha attı, sonra hareket etti ve bedeni aniden çok miktarda kırmızı sis yaydı. Bu sis şiddetli bir şekilde hareket etti ve Yunque Zi'yle birlikte beş kilometre yarıçapındaki her şeyi kuşattı.

 

Kırmızı sisin içinde büyülerin şok dalgaları yayıldı. Zhuque Zi'yle Yunque Zi arasındaki savaş başladı!

 

Ancak kırmızı sis tarafından çevrili olduğundan kimse savaşı net bir şekilde göremiyordu.

 

Zhuque Zi kırmızı sis yayılırken küçük maymunun içine girip iz bırakmadan kaybolduğunu fark etmedi.

 

O an kırmızı sisin dışında kalan beş kişi izliyordu.

 

Bu beş kişi Qian Feng, Liu Mei, Zhou Wutai, Zi Xin ve son olarak Wang Lin'di.

 

Wang Lin'in gözleri öldürme niyetiyle doluydu. Elini uzattı ve elinde bir milyar ruhlu ruh bayrağı belirdi. Qian Feng'le Liu Mei'ye baktı ve yavaşça konuştu, "Ölümünüzle yüzleşin!"

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18179 Üye Sayısı
  • 792 Seri Sayısı
  • 37504 Bölüm Sayısı


creator
manga tr