Bölüm 362: Kırmızı Kelebek’le Savaş

avatar
930 0

Xian Ni - Bölüm 362: Kırmızı Kelebek’le Savaş


Çevirmen: Zawoske

Editör: Lord Viole Grace


Wang Lin söylendi, “İçeri gel!”

 

Ses çıkarmadan, kapı açıldı ve siyah giyinen bir oğlan odaya girdi.

 

Ellerinde bir meyve tepsisi taşıyordu. Girdikten sonra, tepsiyi bırakırken Wang Lin’e bakmadı bile ve ardından ayrılmak için arkasını döndü.

 

“Bir dakika bekle!” dedi Wang Lin.

 

Oğlan durdu, arkasını döndü ve Wang Lin’e baktı.

 

Odanın karanlık olmasına rağmen, Wang Lin yine de açıkça çocuğun nasıl göründüğünü görebiliyordu. Oğlan çok küçüktü; sadece 13-14 yaşlarındaydı.

 

Wang Lin’in konuşmasını beklmeden, oğlan ağzını açtı ve içini işaret etti. Ağzının içinde yalnızca dilinin yarısı bulunuyordu.

 

Wang Lin afalladı ve konuşamadı.

 

Oğlan arkasını dönüp ayrılmadan önce, Wang Lin’e nazikçe gülümsedi ve kapıyı zarifçe kapadı.

 

Bir neden ötürü, Wang Li’in içinde bu ölümsüz mağarası hakkında tüyler ürpertici bir his vardı.

 

Tepsideki meyvelere bakarken, biraz düşündü ve ardından yetişime geri döndü. Sağ eli hala boyutsal çantasının üzerindeydi ki böylece bir tehlike açığa çıksa karşı koymaya zamanı olurdu.

 

Zaman aktı ve göz açıp kapayıncaya kadar, üç gün geçmişti. Bu üç günde, sadece oğlan odasına gelmişti. İkinci günün sabahında, Wang Lin dışarı çıkmış lakin bütün hizmetçilerin dillerinin yarısının olmadığını, dolayısıyla konuşamadıklarını keşfetmişti.

 

Buna ek olarak, çoğu bölge çok ilerlemesine izin vermeyen güçlü kısıtlamalarla çevriliydi. Wang Lin hiçbirini kısa bir zaman zarfında kıramazdı.

 

Bu yer hakkında garip bir şey vardı.

 

Wang Lin en nihayetinde öylece bunu düşünmekten vazgeçene dek bir süre daha düşündü. Kırmızı Kelebek’e karşı olacak savaşı adına bedenini en iyi durumunda tutmak için yetişime odaklandı.

 

Kimse rahatsız etmeden on gün geçti. Bu günde, yetişim yaparken, birdenbire gözlerini açtı ve önünde oturan orta yaşlı adamı gördü. Orta yaşlı adam bir fincan çay koydu ve Wang Lin’e göz attı.

 

Bu kişi iyi gözüküyordu ama abartılı derecede yakışıklı değildi. Sakalı yoktu fakat yüzünde yeni tıraş ettiğini gösteren çıkıntılar vardı. Gözleri parlaktı ancak bir şekilde sisle kaplı gibi gözüküyordu. Konuşmasa da, bir yücelik yayıyordu.

 

Wang Lin’in bakışları sakindi. Bu kişinin kendisine fark etmeden girebildiği gerçeğine şaşırmamıştı. Burada Wang Lin’den yüksek yetişim seviyesine sahip bir sürü figür vardı. Yetişime yeni başlayan birisi değildi, dolayısıyla kolay kolay şaşırmazdı.

 

Orta yaşlı adam çayından bir yudum aldı ve nazikçe parmağıyla masaya vurdu. Tek kelime etmedi.

 

Wang Lin de düşündü ve konuşmadı.

 

Oda tamamen sessizdi. Bu son derece korkutucu bir sessizlikti. Orta yaşlı adamın parmağının her vuruşuyla bir baskı hissiyatı oluşmaya başladı.

 

Wang Lin Ruh Oluşturma aşamasına ulaşmamış olsaydı, buna dayanamzdı. Semavi Alem’e girmeden önceki gibi hala erken aşama Ruh Oluşturma’da olsaydı, sorun yaşardı.

 

Ne var ki, şu anda Wang Lin son derece sakindi.

 

Uzun bir süre sonra, orta yaşlı adam ayaklandı ve Wang Lin’e göz bile atmadan, odadan ayrıldı. Tek kelime etmemişti.

 

Ayrıldıktan sonra, Wang Lin ayaklandı ve orta yaşlı adamın bulunduğu yere yürüdü. Masaya iki sözcük şeklinde biraz çay sıçramıştı.

 

“Kaybedersen, ölürsün.”

 

Wang Lin biraz düşündü. Eliyle masayı sildi ve sözcükler kayboldu.

 

Pencenin dışındaki karanlığa baktı ve gözleri ışıldadı.

 

Orta yaşlı adam en azından Ruh Değişimi aşamasında olmalıydı. Muhtemelen Beyaz Kar’ın ustasıydı.

 

Bu kişinin bıraktığı sözcüklerin anlamı epey açıktı. Kırmızı Kelebek’le olan savaşını kaybederse, önünde yalnızca ölüme çıkan yol açık kalırdı.

 

Wang Lin derin bir nefes aldı. Ardından gözlerini kapadı ve yetişim yapmaya başladı.

 

Birkaç gün sonra, büyük savaş günü gelip çatmıştı.

 

Suzaku’daki devasa sunağın bulunduğu yer oldukça canlıydı. Büyük savaşı heyecanla bekleyen bütün yetişimciler gelmişti.

 

Suzaku on yıl önce Wang Lin ve Kırmızı Kelebek arasındaki bu savaşı duyurmuştu. Bu savaş bir sürü yetişimcinin dikkatini çekiyordu.

 

Savaşan iki kişi yalnızca Ruh Oluşturma aşamasında olsa da, sosyal statülerinde devasa bir fark vardı.

 

Kırmızı Kelebek Xue Yue’nin ve Suzaku’nun bir numaralı dahisiydi. Geç aşama Ruh Oluşturma aşamasına sadece yüz yılda ulaşmış ve Yükselişi Arama aşamasına ulaşacak bir numaralı adaydı.

 

Ceng Niu’nun nereden geldiği bilinmiyordu ama bir yağmur kazanı elde etmişti. Peşi sıra Kırmızı Kelebek’in bir kolunu almış ve anında ün kazanmıştı.

 

Durum sadece böyle olsaydı, bu denli ilgi çekmezdi, ama bu Ceng Niu Semavi Alem’e girdiğinde yalnızca erken aşama Ruh Oluşturma’daydı. Erken aşama Ruh Oluşturma’dayken geç aşamadaki bir yetişimciye karşı savaşabilmiş ve hatta bir kolunu koparmıştı. Sonuç olarak, bir efsaneydi.

 

Şimdi ikili arasındaki ikinci savaş yaşanacaktı, bu da herkesin dikkatini çekmişti.

 

Kırmızı Kelebek sunağın sağ tarafında duruyordu. Kenarına koyu mor çiçek işlenmiş mavi bir elbise giyiyordu. Elbise epey basit ve temizdi. Bir arada tutan tek bir tokayla birlikte saçı şelale misali omuzlarından akıyordu.

 

Ne var ki, nazik esinti neredeyse tablo vari Kırmızı Kelebek’in boş kol kısmını dalgalandırarak güzelliğine nokta koyuyordu.

 

Kırmızı Kelebek’in güzelliği tıpkı yeteneği gibiydi; kibirli ve acımasız.

 

Sunağın etrafında sandalyelerin yerleştirildği beyaz ışık halkaları vardı. Burada oturan zaten bir sürü figür vardı; erkek, kadın, genç yaşlı. Hepsi farklı yetişim ülkelerinin elçileriydi.

 

Yüz kişi olmasa da, yüze yakındılar.

 

Neredeyse yüz kişi olsa da, çıt çıkmıyordu.

 

Bu kişiler dış halkada oturuyordu. İç halkada, sadece dört sandalye ve dört figür vardı.

 

Bu dörtlünün hepsi beyaz saçlı yaşlı adamlardı.

 

O anda, mesafeden beyaz bir turna geldi. Turnanın sırtında beyazlar içinde bir genç adam duruyordu. Dik duruyordu, saçını mor bir tokayla bağlamıştı ve sıradan gözükse de, erkeksi bir aura yayıyordu.

 

Yanında morlar içinde bir kadın duruyordu. Kadının görünüşünün Kırmızı Kelebek’ten aşağı kalır yanı yoktu.

 

Turna sunağa ulaştı ve haykırdı. Beyaz cübbeli genç adam üzerinden atladı ve sunağa indi.

 

Wang Lin!

 

Kırmızı Kelebek kafasını kaldırmadan önce kolunun olması gereken yere bakmak için kafasını eğdi. Gözleri soğuklaştı. Gözlerinin içinde gizli derin bir nefret de vardı. Göklerin seçilmiş kızı olarak, Wang Lin’le karşılaşana kadar, hiç kaybetmemişti.

 

Wang Lin yalnızca onu yenen ilk kişi değildi, kollarından birisini de koparıp almıştı. Wang Lin düz bir savaşta kendisini yense, ondan yine de nefret edecek olsa da, nefreti bu kadar güçlü olmazdı.

 

Lakin o zamanlar, Wang Lin kendisinin en zayıf olduğu anda harekete geçmiş ve Tao kalbini yok etmeyi denemişti. Geçen yıllarda, yetişimi hiç artmamıştı. Bütün bunun nedeni Wang Lin’di.

 

Ancak onu öldürerek Tao kalbini iyileştirebilirdi.

 

Wang Lin sakince Kırmızı Kelebek’e bakarken ifadesi aynıydı.

 

İçteki yaşlı adamlardan birisi soğukça Wang Lin’le Kırmızı Kelebek’e baktı ve söylendi, “Ben Suzaku Dağı’nın üstadı, Gong Sunpo. Bu savaşa tanıklık edeceğim.”

 

Sağ eliyle bir mühür oluşturdu ve ileriyi işaret etti. Önlerindeki sunakta ansızın bir ışık kapısı belirdi.

 

“İçeri girin. Orası savaş alanınız olacak.” Yaşlı adam gözlerini kapattı ve konuşmayı kesti.

 

Tek kelime etmeden, Kırmızı Kelebek ışık kapısına girdi ve kayboldu.

 

Wang Lin ihtiyatla ışık kapısına bakıp içine girerken gözleri sakindi.

 

İkisi de ışık kapısına girdikten sonra, kapı hemen bütün sunağı kaplayacak şekilde genişledi. Kapının içinde ıssız bir dağ dizisi bulunuyordu. Işık kapısı vasıtasıyla içeride neler döndüğü görülebiliyordu.

 

Wang Lin ışık kapısına girdikten sonra, bu kapının bir aktarım dizisi olduğunu tespit edebildi. Issız bir dağ dizisinde belirmişti.

 

Çevresi tamamen sessizdi ve gökyüzünden ışık gelmiyordu. Rahatsız hissettirecek bir aura havayı kaplıyordu.

 

Devasa ve antik meşeler her yerde yetişmişti. Üç metre ötesinde, devasa, kırmızı bir piton Wang Lin’e soğukça bakıyor ve tıslıyordu.

 

Gökyüzünden bir bağırış geldi. “Ceng Niu!”

 

Wang Lin kendisine doğru atılan kırmızı ışık huzmesini görmek için havaya uçtu. Kadın daha varmadan bile, soğuk bir aura çoktan yayılmıştı.

 

Bu soğuk aura Wang Lin’den otuz metre uzakta toplanan ve devasa bir buz heykeline dönüşen küçük buz parçaları oluşturdu.

 

Bu devasa buz heykeli otuz metreden uzundu ve bir insan şeklindeydi. Wang Lin’e devasa yumruğunu savururken yüzü ifadesizdi.

 

Wang Lin’in gözleri ışıldadı ve geriledi.

 

Buz heykelinin kafasında kırmızı bir ışık çaktı ve Kırmızı Kelebek belirdi. Wang Lin’e bakıp bir şeyler fısıldadığı esnada gözleri buz gibiydi. Parlak bir ışık belirdi ve önünde bir buz gülüne dönüştü.

 

Ceng Niu’yla uzun süre savaşmama kararı almıştı. Bu kişiyi öldürmek için en hızlı yöntemi kullanacaktı.

 

Buz devi yumruğunu savururken, Kırmızı Kelebek bir yaprak kopardı ve ileri fırlattı. Yaprak kayalık denizde yüzen bir bot gibi ileri geri sallandı.

 

Wang Lin homurdandı. Sağ elini salladı ve kısıtlama bayrağı avucunda belirdi. Ejderha şeklinde kısıtlama gazı çıktı. Birleştiler ve buz devin yumruğunu karşılayan devasa bir yumruk oluşturdular.

 

Bang!

 

Şok dalgası altlarındaki birçok ağacın düşmesine neden oldu. Piton bile yere savruldu. Bedenindeki bir sürü yaradan dolayı kıvranıyordu. Bütün yaralar şok dalgalarından dolayıydı.

 

Devasa darbe buz devinin bir adım gerilemesine neden oldu. Yumruğunun üzerinde çatlaklar belirdi ve her yere buz parçaları uçuştu.

 

Wang Lin’in eli titredi. Kısıtlamadan oluşma yumruk parçalandı ve şok dalgaları kısıtlama bayrağına ulaşarak, üzerinde çatlakların belirmesine neden oldu.

 

“Bu Xue Yue ülkemin beş yüz yıldır arıttığı bir hazine: buz tanrısı! Ceng Niu, kesinlikle öleceksin!” Kırmızı Kelebek’in gözleri daha da soğuklaşırken elini sauvrdu ve havada süzülen yaprak birdenbire değişmeye başladı.

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18328 Üye Sayısı
  • 791 Seri Sayısı
  • 37556 Bölüm Sayısı


creator
manga tr