Bölüm 202: Tamamen Ezmek

avatar
1291 1

Xian Ni - Bölüm 202: Tamamen Ezmek


 

 

Düzenleme: LordVioleGrace

 

Wang Lin’in bakışları soğuktu. Qian Kun’a göz gezdirip sordu, ‘’Ustan Kambur Meng mi?’’

 

Qian Kun titredi. Öncesinde şüpheleri olsa da, bu soruyu duyduğunda hepsi kaybolmuştu. Büyülü Saray’ın Meng Qingfan’ının Şeytanlar Denizi’nde çok iyi bilinen bir adı vardı. Hangi kıdemli olursa olsun, Meng Qingfan hakkında konuşurlarken, Kıdemli Meng olarak bahsederlerdi.

 

Onunla aynı miktarda üne sahip olanlar bile, en azından prens Meng derdi. Şeytanlar Denizi’nde baya nadir olan, Ruh Oluşturma aşamasına ulaşmanın yarı sıra, bir de zehir teknikleri vardı. Bu zehir saldırılarına karşı savunmada olmak zordu. Tatsız ve renksizdiler. Birçok kişi ne olduğunu bile anlamadan önce bu zehirler yüzünden ölmüştü.

 

Bütün bunlara ek olarak Meng Qingfan’ın eksantrik kişiliği de vardı. Bir yanlış kelimeyle bütün tarikatını yok ederdi. Bir keresinde Şeytanlar Denizi’nde bir tarikat vardı. Ruh Oluşturma uzmanları olmasa da, oldukça çok geç aşama Kadim Ruh uzmanına sahip olduklarından, Şeytanlar Denizi’nin en güçlü tarikatlarından biriydi bu tarikat.

 

Tarikatın Kadim Ruh öğrencilerinden birisi Kambur Meng ile karşılaşmıştı. Kim olduğunu unutmayı geç, Kambur Meng’le alay bile etmişti.

 

O gece, Meng Qingfan tarikatın içinde tek başında yürümüştü. Bir saat sonra, ayrıldığında, tarikattaki 3960 kişi, iç öğrenciler dış öğrenciler, bütün çalışanlar, ve hatta geç aşama Kadim Ruh’da olanlar uzmanlar bile, ölmüştü.

 

Meng Qingfan insanları öldürdüğünde, arkasında neden bırakmayı seviyordu. Bu yüzden diğerleri yaptığı şeyleri biliyordu.

 

Sonuç olarak, Meng Qingfan’ın acımasızlığı Şeytanlar Denizi’nde herhangi birinin yüzünün solmasına neden olurdu.

 

Şeytanlar Denizi’nde ona Kambur Meng demeye cüret eden sadece birkaç kişi vardı. Qian Kun az önce Wang Lin’in sözlerini duyduktan sonra, varsayımı hakkında daha da emin olmuştu.

 

Qian Kun yalan söylemeye cesaret edemedi ve hızlıca konuştu, ‘’Kı…kıdemli, Üstat Meng gerçekten tarikatımın atası.’’ Bunu söyledikten sonra, çenesini kenetledi. Bunu söyledikten sonra, Wang Lin’in konuşmasını beklemeden, bildiği sırı anlatmaya başladı.

 

Birkaç yıl önceydi muhtemelen, Qian Kun şu anki liderin ata Meng Qingfan hakkında konuştuğunu duymuştu, o kayıp değildi, aksine Kaotik Kırık Yıldızlar’a gitmişti, ve görünüşe göre bu oraya ikinci gidişiydi.

 

Ayrıca Kaotik Kırık Yıldızlar’da büyük bir yarık açılırsa, bunun atanın geri döndüğü anlamına geldiğini duymuştu.

 

Qian Kun bunu ilk duyduğunda uzun uzun düşünmüştü, ancak uzun bir zaman geçmişti, ve onunla bir alakası yoktu, yani yavaş yavaş unutmuştu. 

 

Zira bu yüzden, yarığın açılışını gördüğünde, tanıdık bir şey hissetmişti, lakin çok derinlemesine düşünmemişti. Lakin Wang Lin’in sorusunu yanıtladıktan sonra, adeta kafasında şimşekler çakmış ve hemen hatırlayıvermişti.

 

Bu yüzden ifadesi aniden değişmişti. Kaotik Kırık Yıldızlar’da bir yarık açılmıştı, lakin ata geri dönmemişti. Hatta Duanmu, Altı Arzunun Şeytan Lordu ve Antik İmparator gibi diğer Ruh Oluşturma gelişimcileri dahi dışarı çıkmamıştı. Bunun yerine, bu genç adam belirmişti.

 

Bu bir sürü şey düşünmesine neden oldu.

 

Wang Lin dinlemeyi bitirdikten sonra, Qian Kun’un daha da gerginleşmesine neden olarak, kendi kendine mırıldandı. Qian Kun çenesini sıkıca kenetledi. Boyutsal çantasına uzandı ve aniden siyah kum fırlattı. Hemen ardından arkasına bakmadan kaçmaya başladı.

 

Siyah kum balığımsı bir koku yayıyordu. Ortaya çıktıktan sonra, hemen büyük bir patlama sesi oluşturdu. Wang Lin içten içe güldü. Kumdan kaçınmadı, aksine boyutsal çantasına hafifçe vurdu ve zehirli kılıcı dışarı çıktı.

 

Zehirli kılıç hızlıca siyah kumun içinde birkaç kez dolaşarak, bütün siyah kumun aniden yeşil bir alev içinde ışıldamasına neden oldu. Ufalanma sesleri duyulabiliyordu. Bütün siyah kum yeşil dumana döndü ve zehirli kılıç tarafından özümsendi.

 

Bütün bunlar çok hızlı meydana gelmişti. Neredeyse Qian Kun’un siyah kumu fırlatıp kaçmaya başlamasıyla aynı anda, Wang Lin’in zehirli kılıcı çoktan hepsini özümsemişti.

 

Bu sefer, Qian Kun’un kalbi tekrardan tekledi. Bedeninden soğuk bir hissiyat yayılmaya başladı. Hızlıca ruhsal gücünü daha hızlı ilerlemek için zorladı.

 

Wang Lin’in yüzü hala nahoştu. Parmağıyla alnını işaret etti. Aniden, genç adamın bilincinden, siyah bir gölge çıktı. Siyah gölge Wang Lin’in bilincinden ve yıldızdan [Alnındaki yıldızı kast ediyor] yıldırım misali dışarı atıldı.

 

Şeytan Xu Liguo çevrede yankılanan keyifli bir haykırışla dışarı çıktı.

 

‘’Sonunda özgürüm! Neredeyse ölümüne sıkılıyordum! Velet, kaçma. Büyükbaban Xu’nun seni yutmasına izin ver. Tekrardan dışarı çıkmamı sağlamanın karşılığı olarak, olabildiğince az acı çekerek ölmene izin vereceğim.’’

 

Sesi duyulabilir hale geldiği anda, Şeytan Xu Liguo duman vari bir hal aldı ve Qian Kun’a yetişti. Qian Kun, Xu Liguo üzerine atladığında dehşete düşmüş bir ifadeye sahipti. Xu Liguo Qian Kun’un ruhunu yuttuktan sonra, altın çekirdeğini ve boyutsal çantasını Wang Lin’e götürmek için aldı.

 

Xue Liguo yaranmaya çalışan bir ifade takınmıştı, lakin içinde, çekirdekten vazgeçmek istemiyordu.

 

Wang Lin çekirdeğe göz gezdirdi, ardından ağzına attı. Çekirdeği ağzına attığı anda, Antik Tanrı Taktiği aktifleşti ve birkaç nefeslik sürede enerjinin tamamını özümsedi.

 

Wang Lin çekirdeğin enerjisinin %80’inin bedeni tarafından özümsendiğini ve sadece %20’sinin ruhsal enerji haline geldiğini hissedebiliyordu.

 

Çekirdeği özümsedikten sonra, Wang Lin boyutsal çantayı kaldırdı. Parmağından küçük bir ateş topu çıkarken Qian Kun’un bedenini işaret etti. Ateş topu hızlıca Qian Kun’un bedenine ulaştı ve küle çevirdi.

 

Yun Fei bütün bunları gördüğünde, yüzü daha da solgunlaştı, ve bilinçsizce birkaç adım geri çekildi. Onun görüş açısında, bu beyaz saçlı gencin gelişim seviyesi aşırı derindi, özellikle de kullandığı büyülü hazine. Bunun bir kadim ruh olduğunu fark etmişti.

 

Ancak Yun Fei yanlış düşünmüştü. Yine de, Yun Fei’nin hata yapması doğaldı. Şeytan Xu Liguo’nun ruhu bir Kadim Ruh’tan rafine edilmişti. Bu, Xu Liguo’nun 3.alemde oldukça çok atasıyla karşılaşması gerçeğiyle birleşince, biraz değişmesine neden olmuştu.

 

Ve daha da önemlisi, Wang Lin ruh cevherini oluşturmuştu. Bir ruh cevheri ruh yutucu olarak gelişim seviyesini artırmasa da, avare ruhlar oluşturmasını sağlıyordu. Bu cevher ayrıca ruh yutucunun kontrol ettiği avare ruhlara yararlıydı.

 

Wang Lin Qian Kun’u öldürmüştü, çünkü Kaotik Kırık Yıldızlar’dan çıktığı haberinin bilinmesini istemiyordu.

 

Yun Fei’yi en çok dehşete düşüren şey Wang Lin’in çekirdeği yutmasıydı. Zehir Kralı’nın Büyülü Saray başkanı bile bir çekirdeği ilk diğer ilaçlarla rafine etmeden öylece yutamazdı.

 

Daha önce hiç böyle bir şey görmemişti. Şu anda, Wang Lin Qian Kun’dan daha da fazla baskı hissi oluşturuyordu.

 

Wang Lin’in bakışı Yun Fei’nin üzerine kaydığında, kız anında titredi. Wang Lin’e bakmaya cesaret edemedi. Genç adam sakince söylendi, ‘’Qian Kun’u öldürmene yardım ettim, şimdi nasıl bana karşılığını ödeyeceksin?’’

 

Titreyerek, Yun Fei kafasını kaldırdı ve kendisini sakinleşmeye zorladı. Zorla gülümsedi, lakin sesinin titremesine engel olamadı. ‘’Kı…kıdemli, küçüğünüz Qian Kun’u tanımıyor.’’

 

Wang Lin tek kelime söylemedi ve sadece sakince kıza baktı.

Yun Fei hemencecik Wang Lin’in gözlerindeki soğukluğu yakalamıştı. Birdenbire son derece endişelendi. Beyaz saçlı genç oldukça acımasız birisi gibi görünüyordu. Bir kadın olduğundan dolayı ona merhamet göstermezdi. Bu insanların tarafsız olduğunu biliyordu. Eğer ilgisini çeken bir şeye sahip değilse, o zaman önündeki yol ancak ölüme çıkardı.

 

Yun Fei buz gibi bir kişiliğe sahipti. Çoktan Wang Lin’in Kaotik Kırık Yıldızlar’dan ayrıldığı haberinin yayılmasını istemediğini fark etmişti. Qian Kun zaten öldüğüne göre, geriye sadece o kalmıştı.

 

Güzel kız alt dudağını ısırdı. Bir yeşim parçası çıkarıp Wang Lin’e gösterirken kararlı bir ifade takındı.

 

‘’Kıdemli, bu yeşim son derece değerli bazı hap tarifleri barındırıyor. Bu, Qi Huang Tarikatı’mın en büyük hazinesi.’’

 

Wang Lin yeşim parçasını aldı ve ilahi hissiyle taradı, ardından Yun Fei’ye baktı.

 

Yun Fei içten içe hüzünlüydü. Sadece bu yeşim parçasının Wang Lin’i etkilemeye yetmeyeceğini fak etmişti. Hızlıca düşünmeye koyuldu ve konuştu, ‘’Kıdemli, küçüğünüz Qi Lin şehrinde büyüdü ve orada bir evi var. Küçüğünüz ayrıca Qi Lin şehrini çok iyi biliyor, yani eğer kıdemlinin bir isteği varsa, bu küçüğünüz yardım edebilir.’’ Konuşmayı bitirdikten sonra, Wang Lin’in Qi Lin şehrinin kurallarını bilmediğinden korkarak hızlıca devam etti. ‘’Kıdemli, eğer bir gelişimci Qi Lin şehrinde kalma yetkisine sahip değilse, o zaman orada sadece üç gün kalabileceğini biliyor musunuz? Ayrıca, sonraki her gün 10 düşük kalite ruh taşı tutacaktır. O zaman bile, toplam on gün kalabilirler, ama buradaki küçüğünüzün Qi Lin şehrinde kalma yetkisi var. Buradaki küçüğünüzle, kıdemli Qi Lin şehrinde istediği kadar kalabilir.’’

 

‘’Bir de, küçüğünüz Şeytanlar Denizi’ni çok iyi biliyor, şehirlerin konumu ve gelişimcilerin ne kadar güçlü olduğu da dair, bu tür şeyleri bilmek küçüğünüzün Büyülü Saray’daki göreviydi. Bu küçüğünüzün Şeytanlar Denizi hakkında bilmediği çok bir şey olmadığı söylenebilir. Eğer Qian Kun tarafından takip edilirken bir anlık paniklemeseydim, küçüğünüz Kaotik Kırık Yıldızlar’a gelmezdi.’’

 

Yun Fei bütün bunları tek nefeste söyledikten sonra, endişeyle Wang Lin’e baktı.

 

Wang Lin bir süre düşündü. Eliyle rastgele uzandı ve Yun Fei’nin bedeni istemsizce ona doğru geldi.

 

Bu sırada, sağ bileğini çevirdi ve parmakları birbirlerine değdi. Bir dalgayla, illüzyon vari bir çember belirip Yun Fei’nin kaşlarının arasına yerleşti.

 

‘’Bu kısıtlama her üç günde bir aktifleşecek. Her aktifleşişinde, bütün bedenindeki kan zıt yöne akacak. Gelişimin kaos haline girecek ve kalbinde, beş yıldızlı bir alev yanacak. Eğer bir dakika içinde durdurmazsam, o zaman tüm bedenin bir kan havuzuna dönecektir.’’

 

Yun Fei’nin yüzü solgunlaştı, lakin çok geçmeden birkaç derin nefes aldıktan sonra kendini sakinleştirdi. Yun Fei şimdilik hayatının güvende olduğunu biliyordu.

 

Wang Lin sakince söylendi, ‘’Qi Lin şehrinin yolunu göster.’’

 

Yun Fei onayladı ve uçan kılıcının üzerine geri döndü. Wang Lin’in önünde dikkatle yolu göstermeye başladı. Wang Lin uçmak için bir uçan kılıca ihtiyaç duymuyordu, aksine hafif bir rüzgar tarafından taşınıyormuş gibi görünüyordu.

 

Bu eşsiz uçma yöntemi aslında onca yıl önce uzmanlaştığı çekim tekniğini kullanıyordu. Artık, onca yıl sonra, tam ustalık kelimesi bile bu tekniği kullanmasına uymuyordu. Daha doğru olmak gerekirse, kullanımı altında bu teknik mükemmelliğe yaklaşıyordu.

 

Şimdi ki gibi, uçan kılıç kullansa bile, hızı pek artmazdı. Bir uçan kılıç kullanmak daha fazla ruhsal güç harcardı, lakin çekim gücü tekniği en temel teknik olduğundan, harcadığı ruhsal güç miktarı bir geç aşama Merkez Oluşturma uzmanı için neredeyse hiçti. Eğer birisi yakından bakmazsa, bir ruhsal enerji kullanıldığını bile tespit edemezdi.

 

Bir nefeslik zamanda kullanılan ruhsal enerji miktarı aynı zaman miktarında çekirdeğinin oluşturduğu ruhsal enerji miktarının sadece 1/10.000’i kadar olduğu söylenebilirdi.

 

Yun Fei bu uçma yöntemini gördükten sonra, tekrardan etkilenmeden edemedi. Gelecekte şans eseri kaçma düşüncesi epey azalmıştı.

 

Aslında, 50.000 kilometre çok uzun bir mesafe değildi, lakin bütün bir gün uçtuktan sonra, Wang Lin hala bu Qi Lin şehrini bulamamıştı, dolayısıyla yüzü anında karardı. Yun Fei gizlice içinden çığlık atıyordu. Qi Lin şehriyle Kaotik Kırık Yıldızlar’ın arasındaki mesafeyi hesaplarken, rast gele beliren koyu mavi bir aura çemberi olduğunu unutmuştu.

 

Auranın frekansı çok yüksek değildi, lakin belirdiğinde geniş bir bölgeyi kaplardı. Bu aura tehlikeli olmasa da, ilahi hissiniz bedeniniz içinde sıkışırdı, yani kaybolmak son derece kolaylaşırdı. 

 

Auranın dışında, Yun Fei bütün bunu son derece endişeli bir şekilde açıkladı. Wang Lin’i öfkelendirmekten korkuyordu. Sonunda, etrafından dolaşmayı önerdi. Bu yolla, daha fazla zaman kaybedecek olsalar da, beş günü geçmezdi.

 

Bunu duyduktan sonra, Wang Lin ilahi hissini yaydı ve bölgeyi taradı, ardından ilahi hissiyle auraya doğru düz bir çizgi oluşturdu. Aurayı kontrol ettikten sonra, Yun Fei’nin az önce söylediğini doğrulamış ve önerisini onaylamıştı.

 

Yun Fei rahat bir nefes verdi ve hızlıca yolu gösterdi.

 

Wang Lin konuşkan biri değildi, ve Yun Fei de konuşmaya aşırı korkuyordu, sonuç olarak, üç gün içinde, ikili neredeyse hiç birbiriyle konuşmamıştı.

 

Üçüncü günün öğleninde, Yun Fei’nin bedenindeki kısıtlama aktifleşti. Wang Lin’in daha önceden söylediğini teyit etmişti; kanının zıt yöne akmasının acısını hissetmiş ve ruhsal enerjisi tamamen kaos haline girmişti. Bedenini eritecek bir ateşin varlığını bile hissetmiş gibiydi.

 

Neyse ki kısıtlama aktifleştiği anda, Wang Lin durdurmuştu. Bunu deneyimledikten sonra, Yun Fei’nin kalan son birazcık isyan umutları da tamamen soluvermişti.

 

Wang Lin içten içe ne düşündüğünü tamamen biliyordu. İnsanların kalbini kontrol etmek uzmanlık alanı olmasa da, konu şeytanlara geldiğinde, evinde gibiydi.

 

Yun Fei’nin üzerinde kullandığı yöntem bir şeytan yetiştirmekten farksızdı. Temel olarak aynı yöntemi kullanıyordu.








Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18095 Üye Sayısı
  • 789 Seri Sayısı
  • 37345 Bölüm Sayısı


creator
manga tr