Bölüm 203: Qi Lin Şehri

avatar
1315 0

Xian Ni - Bölüm 203: Qi Lin Şehri


 

 

Düzenleme: LordVioleGrace

 

Wang Lin Yun Fei’yi işine yarayacağından dolayı hayatta tutuyordu. Eğer öyle olmasaydı, o zaman Kaotik Kırık Yıldızlar’dan ayrıldığı haberinin yayılmasını engellemek için, çoktan onu yeraltı dünyasına gönderip Qian Kun’la kedi fare oyununu devam ettirmesini sağlardı.

 

Wang Lin, Duanmu, Altı Arzunun Şeytan Lordu, Kambur Meng, ve Antik İmparator’un öğrencilerinin Antik Tanrı Bölgesi’nden ayrıldığını öğrenmesine izin verirse, geleceği onun için tehlikeden başka bir şey barındırmazdı.

 

Bu kişiler arasında, kesinlikle Kaotik Kırık Yıldızlar’ın içinde ne olduğu hakkında gerçeği bilen birisi olacaktır. Wang Lin açığa çıkınca, bu tarikatların öğrencileri tarafından dur durak demeden avlanırdı. Eğer hepsi Kadim Ruh aşamasının altında olursa, o zaman çok tehdit oluşturmazdı. Ancak, bir kere Kadim Ruh seviyesindeki öğrenciler ortaya çıktığında, kesinlikle başını ağrıtırdı.

 

Sonuçta, mutlak sessizlik çok daha iyi bir seçenekti. Pek çok sorundan kaçınmasını sağlardı ve daha güvende olurdu.

 

Wang Lin birilerini öldürmek istediğinden öldürmüyordu, aksine kendi hayatını devam ettirmek için öldürmeye zorlanıyordu. Bu şey onca yıl önce yaşanmış olsa da, hala içten içe bir şeyden pişmandı.

 

O gün, Zhao ülkesinde, Heng Yue Tarikatı’ndan yeni yeni ayrıldığı sıralarda, eski arkadaşı Zhang Hu ile karşılaşmıştı. Zhang Hu’yu kurtarmak için ustasını öldürmüştü ve bu manzaraya birçok ölümlü tanıklık etmişti.

 

Zhang Hu bütün o ölümleri öldürmeye karar vermişti, lakin Wang Lin’de bunu kapacak kalp yoktu, ve bunun yerine, anılarının bazılarını unutmalarını sağlayan bir büyü kullanmıştı.

 

O kadar yıl geçmesine rağmen, ne zaman aklına gelse, kalbinde bir acı hissederdi, sanki milyonlarca böcek tarafından tüketiliyor gibi. O zamanki kibriyle birden fazla kez dalga geçmişti, ve birçok kez o zamanki ahlak algısından nefret etmişti.

 

Yaşlı Ji Mo’nun Zhang Hu’nun ustasının üzerinde, ölümünden sonra yaşanan her şeyi görmesini sağlayan bir büyü kullandığını bilmiyordu.

 

Wang Lin bu konunun ölümlülerin yaşamasına izin verdiğinden devam ettiğini düşünüyordu. Karşılığında, yaşlı adam Ji Mo’nun öfkesini üzerine çekmiş ve bu da Teng Huayuan’ın büyük büyük torunun peşinden gelmesiyle sonuçlanmıştı.

 

Yoksa, nasıl Wang Lin sadece Qi Yoğunlaştırma aşamasındayken bir Kadim Ruh gelişimciyi rahatsız ederek öyle bir felaketi üzerine çekerdi ki? Bu olay bütün ailesinin tamamen yok olmasına neden olmuştu. Geriye ailesinden tek kalan şey iki ruh ateşiydi.

 

Ve hatta Wang Lin bir kere ölmüştü.

 

Bütün bu felaket bir anlık zayıflığından dolayı yaşanmıştı. Ölümünden beri, Wang Lin’in kalbi değişmişti. Eğer o zaman geri gidebilirse, Zhang Hu’nun tanıkları öldürmesine engel olmazdı.

 

Kimse acımasız doğmazdı, kimse ihtiyatlı ve sahtekar doğmazdı, ve yine kimse acımasız ve soğuk kalpli doğmazdı. Bütün bunlara yaşanılanlar neden olurdu.

 

Eğer insanlara seçenek verilirse, çok azı acımasız, kararlı, soğuk kalpli, sahtekar ve bir tilki kadar kurnaz olmayı seçerdi.

 

Wang Lin Zhao ülkesinden ayrıldığı zamandan beri, dış dünyadaki savaş alanında geçirdiği zaman ve Antik Tanrı Bölgesi’nde geçirdiği zaman da dahil, 400’ü aşkın yıl geçmişti. 400’ü aşkın yıl birisinin ruhunun tamamen değişmesi için yeterliydi.

 

Şu anki o Zhao ülkesindeki Heng Yue Tarikatı’ndan olan küçük çocuktan tamamen farklı biriydi. Wang Lin bazen yıllar önce, dördüncü amcası oğlunun yerini ona vermeseydi, şimdi muhtemelen bir toprak parçası olacağını düşünüyordu.

 

Ancak, ilerleyeceği yol şimdiki kadar zor olmazdı.  Devlete girmek için sınava girerdi ve ailesi de sonuyla yüzleşmezdi. Oğulları devlete girdiğinde saygı kazanırlardı, ve takiben servet. Sakin, ancak tatmin edici ve gururlu hayatlar yaşarlardı.

 

Wang Lin derin bir nefes aldı ve bir kere daha kalbinde yüzeye çıkan bütün duyguları ayırdı.

 

Yaşlı adam Ji Mo, Teng Huayuan, Pu Nan Zi, ve Zhao ülkesinden bazı diğer gelişimciler, o şeytani ailenin uzmanları, ve hatta Ceset Tarikatı’nın tarikat lideri Wang Lin’in mutlaka öldürmesi gereken insanlardı.

 

Buna ek olarak, Wang Lin Teng Huayuan’ın nasıl ailesini bulduğuna dair bazı şüphelere sahipti. Bu konuyu başlı başına incelecek, ve kim alakalıysa öldürme listesine o kişiyi de ekleyecekti.

 

Yun Fei’nin rehberliğinde, dördüncü günde, mesafeden, antik bir göksel yaratık gördüler. Burayla Nan Dou Şehri’ni kıyaslamak, yürümeyi öğrenen bir çocuğu bir devle kıyaslamak gibi olurdu.

 

Qi Lin şehri yüzlerce Nan Dou şehri boyutundaydı. Mesafeden, zeminde yatan antik vahşi bir yaratık gibi görünüyordu ve görkemli bir hissiyat veriyordu.

 

Qi Lin şehri simsiyah kayalardan yapılma devasa bir Qi Lin yaratığını andırıyordu.

 

Qi Lin yaratığının gözleri adeta bilgi ve yaşam barındırıyordu. İlk defa gören herkes büyülenirdi.

 

Devasa Qi Lin yaratığı sırtındaki sayısız pulla zeminde uzanıyordu. Bu pulların her biri bir mağaraydı.

 

Qi Lin yaratığının içinde şehir meydanı vardı. Buranın içinde, Şeytanlar Denizi’nde bulunan neredeyse bütün materyaller ve büyülü hazineler satılırdı.

 

Qi Lin’in dışında, Qi Lin şehrini çevreleyen ve koruyan dairesel bir dağ dizisi vardı. Dağın kuzey, doğu, güney, ve batı kısımlarında, şehre girmek amacıyla bir tünel açmak için insanlar büyük miktarda güç kullanırdı.

 

Yun Fei Wang Lin’in bakışlarının Qi Lin şehrine odaklandığını gördü, bu yüzden hızlıca bir açıklama yapmaya başladı. ‘’Kimse Qi Lin şehrinin kaynağını bilmiyor. Söylentilere göre, Şeytanlar Denizi’ndeki su sis halini almadan önce, bu şehir zaten varlığını sürdürüyormuş.’’

 

Wang Lin şehri taradı ve bakışları Qi Lin’in gözlerine kaydı. Genç adam sersemledi.

 

Sağ eliyle boyutsal çantasına vurdu ve bir yeşim parçası ortaya çıktı. Bu yeşim parçasını Wang Lin’e Li Muwan ayrılma hediyesi olarak vermişti. Yeşim, Savaşan Şeytan Tarikatı hakkında bütün bilgiyi barındırıyordu. (Ç.N: Burada bir not geçeyim hemen. İngilizce çevirmen beni katletmeye çalışıyor olmalı ki Dou Xie Tarikatı diye seride hiç geçtiğini hatırlamadığım bir tarikat eklemiş. Benim bildiğim kadarıyla burada Savaşan Şeytan Tarikatı’ndan bahsediyor. Öyle yazıp geçiyorum, eğer benim hatırlamadığım sizin hatırladığınız bir şey varsa, yorumda belirtiniz!)

 

Yeşimi inceledikten sonra, Qi Lin yaratığının Savaşan Şeytan Tarikatı’nın yeşil ejderhasıyla aynı etkiye sahip olduğunu fark etti.

 

Baya geçtikten sonra, bakışlarını geri çekti. Qi Lin şehrini çevreleyen dağlara doğru rastgele süzülmeye başlamıştı. Yun Fei de hızlıca uçan kılıcının üzerinde takip etti.

 

Dağın doğu tarafının dış kapısında mavi cübbeler içinde iki dizi gelişimci duruyordu. Wang Lin onları taradığında, orta aşama Temel Oluşturma’da olduklarını öğrendi.

 

Soğukça gelip giden insanlara bakıyorlardı. Bütün ziyaretçiler bir Qi Lin şekilli yeşim gösteriyordu. Ancak yeşim incelendikten sonra geçebiliyorlardı.

 

Bu ziyaretçilerin arasında birkaç Merkez Oluşturma gelişimcisi vardı, lakin bu mavi cübbeli gelişimciler bir saygı belirtisi olmadan soğuk bakışlarını sürdürüyorlardı. Garip bir şekilde, Merkez Oluşturma gelişimcileri de pek umursamıyordu.

 

Bu garip manzara hızlıca Wang Lin’in dikkatini çekti.

 

Yun Fei hızlıca Wang Lin’e fısıldadı,’’ Bu gelişimcilerin hepsi Qi Lin Şehir Konağı’nın gönderdiği muhafızlar. Qi Lin şehrinde Şehir Konağı gibi başka büyük grup yok, yani Qi Lin Şehri’nde, şehir yönetimi her şeyi kontrol ediyor. Qi Lin şehrinin dışındaki her tarikat girmek istiyorsa şehrin kurallarına uymalı.’’

 

Wang Lin onayladı. İncelemesi altında, bunun sebebinin Şehir Konağı’nın aşırı güçlü olduğunu düşündü. Bu yüzden muhafızlara Merkez Oluşturma gelişimcileri bile sorun çıkarmaya cesaret edemiyordu.

 

Çok geçmeden, sıra Wang Lin ve Yun Fei’ye geldi. Yun Fei yeşimini çıkardı ve, belli bir miktar ruh taşı ödedikten sonra, Wang Lin’i şehre doğru yönlendirdi.

 

Wang Lin kapıdan geçerken, ilahi hissini yaydı ve yakında saklanan iki geç aşama Merkez Oluşturma gelişimcisi keşfetti.

 

Bu iki Merkez Oluşturma gelişimcisi genç adamın ilahi hissini fark etmediler.

 

Wang Lin Yun Fei’yi Qi Lin şehrine doğru, Qi Lin yaratığının tam yanına varana kadar takip ederken ifadesi normal kaldı. Yakından, bu Qi Lin yaratığı daha da haşmetliydi. Önlerinde duran devasa bir dağ gibi, insanların istemsizce küçük hissetmesine neden oluyordu.

 

Yan taraftan, Yun Fei konuştu, ‘’Burası Qi Lin şehri, Şeytanlar Denizi’ndeki ana on şehirden birisi. Qi Lin yaratığını yakından ilk defa görmek her zaman şok edicidir. Söylentilere göre Şeytanlar Denizi’ndeki su sise dönüşmeden önce, cidden böyle Qi Lin yaratığı gibi varlıklar varmış. Gerçekten bu tür ilahi yaratıkların var olduğunu hayal edemiyorum.’’

 

Yun Fei’nin konuşmasına rağmen, Wang Lin bundan çok etkilenmemişti. Antik Tanrı Bölgesi’ne kıyasla, bu şehir gerçekten pek bir şey değildi. Ayrıca, Antik Tanrı’nın anılarıyla, Wang Lin Qi Lin yaratığını görmenin pek büyük bir şey olmadığını hissediyordu.

 

Antik Tanrı’nın anılarından bahsetmeyi bir kenara koy, sadece Antik Tanrı Bölgesi’ndeki, o otuz bin metre boyutundaki ejderha bile bu Qi Lin yaratığından çok daha büyüleyiciydi.

 

Bir bakış attıktan sonra, Wang Lin bakışlarını geri çekti ve söylendi, ‘’Beni evine götür.’’

 

Yun Fei onayladı. Uçan kılıcının üzerine çıktı ve hızlıca pullardan birisine uçtu. Bu sadece bir pul olsa da, otuz metreden daha genişti.

 

Pulun üzerinde dururken, Yun Fei yeşimi çıkardı ve içine biraz ruh gücü gönderdi. Aniden, yeşimden yeşil bir ışık saçıldı ve pul tıpkı su gibi dalgalanmaya başladı, ardından saydamlaştı.

 

Yun Fei arkasını döndü ve bedeni pulun içine batarken Wang Lin’e baktı. Wang Lin’in gözleri ışıldadı. Yüzeye dokundu ve soğuk bir hissiyat bedeninin algılarına yakalandı. Bir süre düşündükten sonra, Yun Fei’nin durduğu yere geçti ve genç adam da pulun içine çekildi.

 

Mağara geniş değildi. Toplamda üç oda vardı. Wang Lin girdikten sonra, Yun Fei hızlıca yeşimi Wang Lin’e vardı ve ardından huzursuzca Wang Lin’in konuşmasını bekledi.

 

Wang Lin yeşimi inceledi ve içinde bir formasyon olduğunu fark etti. Bu formasyon açıkça mağarayı kontrol etmek için kullanılıyordu. Biraz inceledikten sonra, kafasını kaldırdı ve yumuşak başlı bir şekilde Yun Fei’ye konuştu, ‘’Özgürce gidip gelebilirsin, ama eğer Kaotik Kırık Yıldızlar’dan geldiğimi açığa çıkarırsan, merhamet göstermeyeceğim için beni suçlama. Ancak rahat olabilirsin, Şeytanlar Denizi’nde çok kalmayacağım. Ayrılacağım zaman, üzerine yerleştirdiğim kısıtlamayı kaldıracağım.’’

 

Konuşmayı bitirdikten sonra, Yun Fei’nin alnına yerleşen bir kısıtlama daha oluşturdu.








Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18167 Üye Sayısı
  • 791 Seri Sayısı
  • 37442 Bölüm Sayısı


creator
manga tr