Bölüm 199: Antik Tanrı Bölgesi 

avatar
1240 0

Xian Ni - Bölüm 199: Antik Tanrı Bölgesi 


 

Düzenleme: LordVioleGrace

 

Wang Lin kaç tane buz kristal özümsediğini net bir şekilde hatırlıyordu.

 

70.buz kristalin ardından, özümseme süreleri birkaç kat artmıştı.

 

Wang Lin daha da fazla buz kristal özümserken, gittikçe fazla anı barındırdıklarını fark etmişti, ve kozadan çıktıktan sonra Wang Lin’in yaptığı ilk şey bedenini kontrol etmek oluyordu. Mirası özümsemeye devam ederken, tahmini doğrulanmıştı. Alnındaki yıldız bedeninin kaç kez yeniden yapılanma geçirdiğini temsil ediyordu.

 

Buz kristallerden birini her özümseyişinde, alnındaki yıldızın rengi daha da açık bir hal alıyordu, ve aynı zamanda, Wang Lin açıkça özümsediği her buz kristalle, bedeninin bir adaptasyon durumuna girdiğini hissedebiliyordu. 70 kez adaptasyondan sonra, Wang Lin bedeninin sertliğini hissedebilir duruma geldi. Adeta Antik Tanrıların adımlarını takip ediyordu.

 

Dışarıdan, bedeni tamamen normal görünse de, içi olağanüstü bir değişim geçirmişti. 70 buz kristali özümsedikten sonra, bedeni olağanüstü derecede zindeydi.

 

Wang Lin’in gözleri ışıldadı. Şu anki durumunda, bedeninin bir Ruh Oluşturma aşaması gelişimcisinin darbelerine dayanabileceğini tahmin ediyordu.

 

Zaman akmaya devam etti. Bugün, Antik Tanrı’nın bilgi mirasını barındıran bölgede, başka mavi buz kristal kalmamıştı. Geride kalan tek şey devasa koyu mavi bir kozaydı.

 

Bu koza normal değildi. Yüzeyinde sayısız çatlak vardı. Eğer dikkatli bakılırsa, o zaman bu çatlakların tıpkı Tu Si’nin teninin üzerindekiler gibi göründüğü söylenirdi.

 

Bu devasa koza bir kırılma belirtisi olmadan sayısız yıldır buradaydı. Gizemli bir kuvvet tarafından bütün çevredeki bölge susturulmuş gibiydi. Bu geçen onca yılda hiç değişiklik meydana gelmemişti.

 

Wang Lin’in bedeni kozanın içerisinde yatıyordu. Kalbi uzun zaman önce atmayı kesmişti. Bütün bedeni orada, ölü vari bir durumda yatıyordu.

 

Ruhu tamamen kaos içindeydi. Son buz kristali özümsemek için harcadığı zaman 93 tanesinin birleşiminden çok daha uzundu.

 

Ruhu antik tanrının anılarıyla birleşti. Antik Tanrı Tu Si’nin doğumundaki olaylardan, Akan Mürekkep Dönüşüm İlahi Tekniği’ni çalışmaya karar verdiği zamana kadar yaşadıklarını, adeta kendisi oradaymışçasına deneyimliyordu. Hepsini deneyimledikten sonra, Wang Lin kendisinin bir Antik Tanrı olduğuna dair bir hisse dahi kapılmıştı.

 

Bu tür bir kafa karışıklığı Wang Lin’in kaçındığı bir şeydi, lakin şimdi, son kristalde, bu hissiyat kükreyerek öne atılmıştı.

 

Bu yüzden, Wang Lin’in ruhu bir uyku durumunda kalmaya devam ediyordu. Ne kadar olduğu bilinmeyen bir zaman miktarının ardından, devasa kozadan bir kırılma sesi geldi.

 

Kısa süre sonra, kozadan durmaksızın çatlama sesleri yayıldı. Kozayı kaplayan sayısız çatlak genişlemeye başladı. Çok geçmeden, bir pop sesiyle, tüm koza yarılarak açıldı.

 

İçeriden bir beden çıktı. Bu kişi siyah gözlere, oldukça sıradan bir yüzle, beyaz saça, lakin son derecede gaddar bir atmosfere sahipti. Şu anda, figürün gözleri kapalıydı, ve kalbi atmıyordu. Bir yaşam belirtisi göstermiyordu.

 

Uzun bir süre, gözlerini açtı. Gözleri sonsuz bir güç barındırıyormuş gibi hissettiriyordu.

 

Wang Lin yavaşça nefesinin ciğerlerinden yükselerek bedeninin dışına çıkmasına izin verdi, ardından bedenini inceledi. 94.buz kristali özümsedikten sonra, bedeninin ne kadar güçlendiğini net bir şekilde hissedebiliyordu. Denemek için bir şey yapmamış olsa da, bu bedenin hedefine ulaşmasında yardımcı olacağına ve birçok yarar sağlayacağına emindi.

 

Son buz kristali özümsediği zamanı hatırlayınca, içten içe hala şok oluyordu. Eğer önceden ihtiyatlı davranmamış olsaydı, 50.buz kristali özümsediğinde sağlam bir temel oluşturmak amacıyla özümseme hızını düşürdüğü gibi, 94.buz kristali özümsedikten sonra, kendisini kaybetmiş ve bu durum, Tu Si olduğunu düşünen bir deliye dönmesiyle sonuçlanmıştı.

 

Oluşturduğu sağlam temel sayesinde, fırtınaya dayanabilmiş ve kişiliğini korumuştu.

 

Wang Lin’in gözleri ışıldadı. Elde ettiği anılar neredeyse tamdı, lakin içten içe hala bir şüphesi vardı. Aldığı anılar, Tu Si’nin doğuşuyla Akan Mürekkep Dönüşümü İlahi Tekniği’ni çalışmaya başladığı zamana kadar olan olayları barındırıyordu, lakin ölümüne kollarını açan tekniği çalıştığı zamanlar yoktu.

 

Wang Lin bir süre düşündü. Dikkatle çevresini inceledi. Sadece 94 buz kristal olmadığına, ama çok daha fazlasının da olmadığına dair cüretkar bir tahmini vardı.

 

Eğer böyleyse, neden kalan birkaçı burada değildi? Wang Lin kaşlarını çattı ve bir süre düşündü, lakin sonra düşünmekten vazgeçti. Bir mühür oluşturmak için iki eli de harekete geçti, ardından Antik Tanrı dilinde konuştu ve söylendi, ‘’Açıl!’’

 

Hemen, önünde eğimli bir yarık açıldı. Yarığın içinde, üç siyah, parlayan taş vardı.

 

Wang Lin sağ eliyle üç taşı kavradı. Öne adım atarken, ayaklarının altından dalgalar yayılıyordu.

 

Üç adım attı ve bedeni oradan kayboldu.

 

Bu üç taş kısıtlama bayrağı yapmanın ana malzemeleriydi. Antik Tanrı’nın meridyenin içindeki bir yarıkta, belli bir noktanın etrafında bir çember oluşturacak bir şekilde yerleştirilmiş sayısız kısıtlama, tehlikeli bir koku saçıyordu. Aniden çemberin dışında beyaz saçlı bir figür belirdi.

 

Figür belirdikten sonra, çembere göz atmaya başladı. Bir süre bakmasının ardından, ve bir değişiklik olmadığını onayladıktan sonra, genç adam ileri yürüdü. Oradaki kısıtlamalar sanki güçlerini kaybetmiş gibi görünüyorlardı, çünkü hiçbiri aktifleşmemişti. Her adımla, yakındaki kısıtlamalar kayboluyordu. Çemberin merkezine yürürken, yolundaki bütün kısıtlamalar kayboldu.

 

O figür Wang Lin’e aitti, ve bu kısıtlamalara gelirsek, bedenini ve boyutsal çantalarını korumak için kendi yerleştirdikleriydi.

 

Gerçekten meridyenin içinde olmadığından, bunun yerine miras anılarıyla oluşturulmuş özel bir bölgede olduğundan dolayı buranın güvenli olduğunu düşünüyor olsa da, Wang Lin şahsen oldukça dikkatliydi, bu yüzden yine de birçok güvenlik önlemi bırakmıştı.

 

Kısıtlamalara girdikten sonra, gözleri eski bedenine ve boyutsal çantalarına yerleşti. Bakışlarında pişmanlık vardı. Önündeki beden çoktan çürümüştü. Bedenin Merkez Oluşturma çekirdeğinden salınan ruhsal enerji izleri vardı.

 

Bedenin yanında boyutsal çantalar vardı.

 

Wang Lin iç çekti. Bilgi mirasını aldıktan sonra bedeni yeniden yapılanmasaydı, o zaman başka bir beden elde etmek zorunda kalırdı.

 

Sağ elini eski bedeninin göğsüne yerleştirdi. Cansız beden aniden kalın bir ruhsal enerji yaymaya başladı. Çok geçmeden, bedenin ellerinde ve ayaklarında çatlaklar belirdi, ve yayılmaya koyuldular. Çatlaklar gittikçe genişlerken, ruhsal enerji dalgalanmaları da büyüyordu. En sonunda, beden tamamen parçalandı, ve yumruk boyutunda bir çekirdek dışarı süzüldü.

 

Parçalanmış bedenin arasında sayısız renkli nokta vardı.

 

Çekirdeği görünce, bir aşinalık hissetti. Sonuçta, bu çekirdeği kendisi olmuştu, ve bu bağlantı zamanın kesebileceği bir şey değildi.

 

Kısa süre sonra, Wang Lin sağ elini uzattı ve çekirdek ona doğru süzüldü. Eline ulaştığı anda, çekirdek bedeninin içinde kaybolmuş ve dantianına doğru atılmıştı. Dantianına ulaştığında, yavaşça orada dönmeye başladı.

 

Ruhsal enerji dalgaları Wang Lin’in bedenini sarmaladı. Genç adam gözlerini kapattı ve bedenini hissetti. Gözlerini tekrar açarken eski bedeninden kalanlara baktı. Homurdandığı esnada eliyle bir mühür oluşturdu, ‘’Cehennem Alevi!’’

 

Sözcükleri dudaklarından dökülürken, bedeninde kalanların içine karışmış mavi noktalar mavi bir alev oluşturmak için bir araya topladı.

 

Wang Lin ağzını açtı ve alevi yuttu. Yeraltı Yükseliş Metodu’nun sağladığı alevler dantianında kayboldu.

 

Wang Lin sağ elini salladı ve bedeninin yanındaki boyutsal çantaların birer birer eline uçmasını sağladı. Kısa süre sonra, elinden beyaz bir ışık yayıldı ve siyah bir pelerin belirdi. Pelerini giydikten sonra, Wang Lin boşluğu kavrayarak bir yarık oluşturdu. Tereddüt etmeden, genç adam yarığın içine girdi.

 

Miras bilgisinin tutulduğu yerde tekrardan belirdi. Wang Lin derin bir nefes alıp çevresini kontrol etti. Her şeyin öncesiyle aynı olduğuna emin olduktan sonra, Antik Tanrı dilinde son derece karışık sözcükler telaffuz etmeye başladı.

 

Eliyle oluşturduğu mühürle, önünde dalgalanan bir ışık perdesi belirdi. Ağzından çıkan sözler adeta görünmez bir el gibi hareket ederek, ışık perdesini genişletti. Çok geçmeden, ışık perdesi yeterince büyüdü, ve üzerinde Antik Tanrı’nın görüntüsü belirdi.

 

Wang Lin Antik Tanrı Tu Si’nin illüzyonunun baskısına oldukça aşinaydı, dolayısıyla sakinliğini korudu.

 

Görüntü belirdikten sonra, Tu Si’nin alnındaki sekiz yıldızdan sekiz ışık huzmesi atılarak, sekizgen şeklinde bir girdap oluşturdu.

 

Wang Lin Tu Si’nin görüntüsüne bakıp, düşündü, ‘’Antik Tanrı Bölgesi, hoşça kal!’’








Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18164 Üye Sayısı
  • 791 Seri Sayısı
  • 37438 Bölüm Sayısı


creator
manga tr