Cilt 16: Bölüm 17-2

avatar
175 0

Terror Infinite - Cilt 16: Bölüm 17-2


Çevirmen: Starshollow

Editör: Mariposa

 

 

Aragorn Kabus'un ayak seslerini duyana kadar sütuna dalıp gitmişti. Nihayet Frodo'nun kılıcındaki parlaklığı fark etti. Bu işaret Orkların yakınlarda olduğu anlamına geliyordu, ya da belki de... Urukların.

 

Kılıçtaki değişimi Frodo da fark etmişti. Aragorn'a ''Kılıç...'' dedi.

 

''Evet. Düşmanlar. Koş, acele et ve koş!'' Aragorn Zheng'e bir bakış attı. Kılıcını eline aldı ve taş duvarın dışına çıktı.

 

Uruklar ormandan akın akın geliyorlardı. Sayıları yüzlerceydi. Sağlam zırhlar, kasketler, kalkanlar ve kılıçlarla tam donanımlıydılar. Hatta bazıları elflerin kullandığı büyük yaylardan kullanıyordu. Aragorn bir korku hissetti ama destek gecikmedi. Zheng onu geçip Urukların içine daldı.

 

Bu onun Uruklarla ilk karşılaşmasıydı. Boyları iki metreydi, insanlara benziyorlardı ama daha korkunç ve inanılmaz derecede kaslı bir görüntüleri vardı. Uruklar domuz gibi güçlü orklardı. Onlar ile normal orkların arasındaki fark, bir dövüşçü ve bir kızın arasındaki gibiydi.

 

Zheng yine de onların bu vahşi görünümünden korkmamıştı. Kâbus hücuma koşarken kendini ışın şeridiyle donattı. Uruklara ulaşınca, köşede Kaplan Ruhu'nu çıkardı. Bunu parçalanan bir metal sesi izledi. Öndeki on Uruk ortadan ikiye bölündü ve ölü bedenleri yere serildi.

 

Aragorn Zheng'in haşinliğini gördü ama yine de seslendi. ''Dikkatli ol! Bu Uruklar Elflerden dönüştürüldü. Savaş Qi'sini düşük bir seviyede kullanabilirler ama bu senin görünmez şeridini bloke etmek için yeterli olacaktır.''

 

Zheng şaşırmıştı. Moria Madenleri'nde yaptığı gibi sürünün içine dalmayı planlamıştı. Aragorn'un sözlerini duyduğunda, bir Uruk'un üzerine doğru koştu ve onu parçaladı. Bir sonraki Uruk Qi silahına ait olan hafif bir parlaklık yayıyordu. Zheng ona doğru koştuğunda bir patlama meydana geldi. Uruk on metre geriye uçtu ama Zheng'in hücumunu durdurdu. Şimdi Uruklar etrafını sarmıştı.

 

Kâbus’un avantajı devreye girdi. Zheng onu bir ağaca doğru sıçrattı ve Kâbus ağacın gövdesi üzerinde koşmaya başladı. Yerden sekiz metre yükselene kadar durmadı. Aynı zamanda, oklar ışın şeridi bariyerini vurmaya başlamıştı. Orada bir anlığına duraksamıştı ve düzinelerce ok yemişti. Zheng Urukların sonuna baktı ama hala ormandan gelmeye devam ediyorlardı. 

 

''Yaklaşık bin kişiler. Hepsini öldürmek çok uğraştıracak. Ah. Keşke bir alan etkili yeteneğim olsaydı.'' Zheng mırıldandı.

 

Bilim-kurgu silahları kısıtlandığında, takımın alan etkili yetenekleri sınırlıydı. Büyülü silahların ve yeteneklerin çoğu böyle bir kullanım için tasarlanmamıştı. Öyle olanlar ise ya çok miktarda malzeme tüketiyordu ya da Gungnir'in eşsiz kuvveti Buz Çağı gibi diğer kısıtlamalara sahipti.

 

Bir anda çok sayıda ok bariyerine çarpıp parçalandı. Onun altında, bazı Uruklar oklarını savaş Qi'siyle efsunlamaya başlamıştı. Bariyeri de sallanıyordu. Zheng yuları çekti. Kâbus aşağı atladı. Kaplanın Ruhu yere bir düzine ceset daha sererek sağa sola savruldu. Fakat birsürü Uruk çabucak o cesetlerin yerini almıştı bile. Urukların silahları Zheng'i hedef almıştı.

 

Oyuncuların geri kalanı geldiler. Oyuncular ve film karakterleri Uruklarla çarpıştı. Ancak Kâbus veya ışın şeridi bariyeri olmadan, ilk saldırı dalgasında Uruklar tarafından geri püskürtüldüler. Zheng, sürünün içinde kılıcını sallayan tek kişiydi.

 

YinKong aslında önde, Zheng'in hemen arkasında koşuyordu. Ancak sütunun yanına geldiğinde ilginç bir hisse kapıldı. Belli belirsiz bir histi. Zheng'in savaşmaya başladığını görünce, kaşlarını çattı. Kâbus ağaca koşana kadar gözleri defalarca Zheng'e gidip geldi. Cesaretini topladı ve o hissin peşinden gitti.

 

YinKong'un kalbi koşarken gitgide daha hızlı atmaya başladı. Yaşadığı bu duygu tarif edilemezdi. Ama belki o yönde bekleyen bir kişi olduğunu biliyordu. Aşırı nefret ettiği o kişi.

 

Beklediği gibi, birkaç dakika sonra, gökyüzü aydınlandı. Bir uçuruma gelmişti. Altında görkemli bir şelale olduğunu görebiliyordu. Uçurumun kenarında uzun saçlı bir adam duruyordu.

 

''Selam, benim küçük kuzenim. Nihayet tekrar buluştuk... Elbette senin için, 'tekrar buluştuk' olmalıydı. Haha. Burada olduğuma şaşırmış gibisin. Bana söylemek istediğin bir şey var mı?'' Adam önünü döndü. YinKong'a gülümsedi. Kibar ve içtendi. Sanki sevgilisiyle konuşuyormuş gibiydi.

 

YinKong dişlerini sıktı. Elleri görünmez kabzayı o kadar sıkı kavradı ki parmakları görünmezleşti. Bir süre sonra, nihayet bir laf etti, ''Cehenneme kadar yolun var!''

 

YinKong iki adım attı, sonra kılıcını çekti. Bir ses oldu. Kılıç havada bir şey kesmişti.

 

Kendisinin ve adamın gözlerinin arasında birbirine bağlı birkaç tel vardı. Eğer tereddüt etmeden ona saldırırsa, teller onu kesebilirdi. Ölümü öncekinin bir tekrarı olurdu.

 

Adam kızgın değildi. Aksine, sevinçle alkışladı. ''Harika! Gelişmişsin. Klonumun seni yeniden doğma şansını kullanmadığın için öldürdüğünü öğrendim. Bana nasıl öldüğünü ve ölümünün güzelliğini anlattı... Bu güzelliğin parçalanmasını kendi gözlerimle göremedim ama bir anlığına senin ölümünü düşünmek beni heyecanlandırdı.''

 

''Zhao ZhuiKong! Sen ölmeyi hak ediyorsun!''

 

Adam Zhao ZhuiKong'du. Pantolonunun önü konuşurken şişmişti. Anlaşılan bu sözler onu heyecanlandırmıştı. Öte yandan YinKong o kadar öfkeliydi ki gözleri kırmızıya dönmüştü. Doğal olarak, vücudunun alt kısmını fark edemezdi. Bu sefer ona saldırmadı ve bunun yerine derin bir nefes aldı. ''Bugün benimle çarpışmayı düşünüyor musun?''

 

ZhuiKong büyük bir şaşkınlık gösterdi. Güldü. ''Hayır. Hala gelişmen gerek. Bugünkü performansın beni şaşırttı. Gitmek istersem beni durduramayacağını biliyorsun, bu yüzden enerjini boşa harcama. Gidip yoldaşlarına mükemmel gücünle yardım et. Beni kovalamak seni yalnızca hayal kırıklığına uğratır... Seni şimdi öldürmeyeceğim çünkü önünde büyük bir potansiyel var. Ve artık tekrar doğma şansın da yok.''

 

YinKong ona baktı. Sessizce ''Seni öldüreceğim. Öldüreceğim... onlar için, çocukluğum için, önceki cesetim için... Seni öldüreceğim!'' dedi.

 

ZhuiKong birden kayboldu ve kızın yanında belirdi. Kılıcı kavrayan ellerini görmezden geldi. Elleri onun yumuşak beyaz yüzüne dokundu. Sonra kafasını yaklaştırdı ve dudaklarından öptü. YinKong dişlerini çok sıktığı için dudağının kenarından kan geldi.

 

ZhuiKong uçurumun kenarına geri döndü ve bir gülümsemeyle ona, ''Sinirli ol, nefret et ve yaşamaya devam et... Hala çok güçsüzsün. Sen büyüdüğünde ve biz tekrar karşılaştığımızda, bu güzelliğin parçalandığını görmeme izin ver. Benim küçük kuzenim...'' dedi. Sudan yüzlerce metre yüksekte olmasına aldırmadan uçurumdan aşağı atladı.

 

YinKong hala dişlerini sıkıyordu. Arkasını döndü ve savaş alanına koştu. Uçurumdan aşağı bakmamıştı bile. Kan hala ağzının kenarından akıyordu ve dudaklarını kırmızıya boyamıştı. Bu, yüzünü çok güzel göstermişti.

 

 (Hala çok zayıfım. O ise onu son gördüğüm zamankinden daha güçlü... Daha güçlü ol! Ondan daha güçlü olmalıyım!)

 

 

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18317 Üye Sayısı
  • 791 Seri Sayısı
  • 37541 Bölüm Sayısı


creator
manga tr