Bölüm 474: Ölüm Makinesi

avatar
851 1

Release That Witch - Bölüm 474: Ölüm Makinesi




Çevirmen: Lodos

Geniş toplantıdan iki gün sonra Demir Balta yeni silahları tekrar test etmek konusunda emir almıştı.


Kuzeybatı tarafı şeytani canavarların saldırılarına karşı savunmasız olduğu için yeni atış poligonu Kızıl Su Nehri'nin diğer tarafına yerleştirilmişti. Demir Balta alana vardığında Prens’in muhafızları çoktan çevreyi iplerle ve kırmızı bayraklarla kaplamışlardı. Çelik köprünün her iki ucunda da kontrol noktası kurmuşlardı. Yetkisiz hiçbir personel giremiyordu.


Açıkçası Majesteleri, bu yeni silah test etme işini epey ciddiye alıyordu.


Demir Balta karların üzerinde hızla yürüyordu, denk geldiği her muhafız ona selam veriyordu. Bunları görünce kendisini tutamamış ve aklına ilk çakmaktaşı tüfeği testine katıldığı zaman gelmişti. O zamanlar bir hiçti. Gökhisar halkı da Demir Balta, Demirkum Şehri’nden olduğu için ona karşı şüpheli yaklaşıyorlardı. Tanıdığı tek insanlar avcılığı konusundaki uzmanlıklarından dolayı diğer avcılık yapan insanlardı. Onların dışında onu tanıyan kimse yoktu.


O zamanlar hayatını bu ıssız kasabada bir avcı olarak sürdüreceğini düşünüyordu. Yaşlılıktan ya da şeytani canavarlar tarafından öldürülene kadar... Majesteleri’nin onu seçmesini ve ona ateş ile gök gürültülerinin gücünü göstermesini beklemiyordu. Sonrasında da hızlı değişiklikler olmaya başlamıştı. Askerler başta şeytani canavarlarla savaşmışlar, devamında da Sınır Kasabası’nın Birinci Ordusu halini almışlardı. Bunun da sonrasında Majesteleri’nin cadılara karşı güttüğü açık tutum sayesinde Osha Klanı’nın varisi olan Leydi Drow Silvermoon ile tanışmıştı. Kaderindeki bütün bu gelişmelerden dolayı da kendisini yapabileceği en samimi şekilde Lordu’na bağlamıştı, onun hizmetine hayatını adamıştı.


Atış poligonunun ortasında Majesteleri Roland, Baş Şövalye ve birkaç Uyku Adası cadısını görmüştü.


“Majesteleri! Selam olsun!” diyen Demir Balta, ileri yürüyerek Prens Roland’ı selamlamıştı!


Prens başını salladı ve: “Herkes burada. Hadi başlayalım o halde!” diyerek Demir Balta ve Carter'a iki uzun silah verdi: “Yeni geliştirilen silahlarımdan biri… Hala prototip aşamasında… Sayılar sınırlı, bu yüzden sırayla denemeniz gerekiyor.”


Demir Balta, elindeki silahı dikkatlice inceledi. Şarjörünün de olmaması dışında bir döner tüfeğe benziyordu.


Bu da onun acaba bu silahın da mermilerinin eski çakmaktaşı tüfekleri gibi namludan yüklenip yüklenmeyeceğini merak etmesini sağlamıştı.


“Buna sürgü tüfeği deniyor.” diye hızla açıkladı Majesteleri: “En yeni sürüm olan dumansız barutu kullanıyor. Kalibresi döner tüfeklerdeki 12 mm’den daha küçük, 8 mm. Ama daha güçlü.” dedikten sonra da göstermek için silahı çevirdi: “Mühimmat tetiğin hemen önünden yükleniyor. Bir şarjörde beş mermi olabilir. Ancak döner tüfek gibi sürekli ateş edilemiyor. Bu yüzden tüm mermileri çıkardıktan sonra yeniden yüklemek şart…”


Prens’in gösterisinden kısa bir süre sonra Demir Balta yeni tüfeğin nasıl çalıştırılacağını anlamıştı. Bir şarjör boşalttı. Tüfeğin geri tepmesi oldukça güçlüydü. Silah her ateş ettiğinde omzuna tekme yiyor gibi oluyordu.


Eski bir silahtan atılan beş mermi genellikle görüşünü tamamen engelleyecek şekilde kalın bir duman çıkarırdı. Ama şu an hiçbir şey yoktu. Bu da Majesteleri’nin bahsettiği o dumansız baruttan kaynaklanıyor olmalıydı. Bunların dışında bu tüfekte yeni bir şey yoktu. Demir Balta, çakmaktaşı tüfeğinden bir altıpatlara geçtiklerinde aradaki gelişmeyi rahat bir şekilde hissedebilmişti. Ama şu anda çok bir değişiklik de hissetmiyordu. Bir altıpatlar kadar iyi bile değildi bu tüfek. En belirgin eksikliği ise düşük ateş oranı idi…


Döner bir tüfekle ayakta dururken sürekli ateş edebiliyordu. Ancak sürgü tüfeği ile bunu yapmak sakıncalı olurdu. Çünkü her bir atıştan sonra silahı elle yeniden doldurması ve tekrardan nişan alması gerekiyordu. Bu süreç bir çakmaktaşı tüfeğine kıyasla belki çok az zaman alıyordu. Ama düşmanı kısa sürede bastırma açısından da çok elverişli değildi. Bir altıpatlar çok çok daha etkili olurdu.


Demir Balta, bu görüşlerini dürüst bir şekilde Prens’e söyledi. Carter da kendisine katılıyordu.


Prens başını salladı: “Evet. Bir altıpatlar kadar rahat değil. Ama aynı zamanda büyük bir de avantajı var. Andrea! Buraya gel ve onlara göster.” diyerek tüfeği cadıya verdi: “Yeteneğini kullanarak ateş etmeyi unutma!”


“Tamam.” diyen sarışın cadı silahı aldı ve ustaca mermi doldurdu. Bu yeni silahı ilk kez kullanmadığı belliydi: “Beni izleyin!”


Üç sağır edici atıştan sonra Demir Balta, en uzaktaki üç ahşap hedefin sırayla düştüğünü görerek şok olmuştu. Mermiler, uzaktaki tırnak kadar küçük hedefleri tam isabet vurmuştu.


Aradaki mesafe en az 400 metre idi!


“Majesteleri, bu…” diyen Carter, şaşırmıştı.


“Andrea'nın bu geniş yeteneği, hedefi bir silahla ya da bir yayla doğru bir şekilde vurmasını sağlıyor.” dedi Roland: “Ama yeteneği ne mermi ne de ok üzerinde çalışıyor. Sadece silah kullanmasını iyi biliyor. Örneğin 10 metre ötedeki bir hedefe taş atarsa tutturur. Ama cephane olarak bir kuş falan kullanırsa ıskalar…”


“Siz sıradan insanların da antrenmanlar sayesinde bunu başarabileceklerini mi düşünüyorsunuz?”


“Aynen öyle… Sürgü tüfeğinin en büyük avantajı gelişmiş atış menzili ve isabet oranı… Daha önceki silahlardan farklı olarak namlu ile kartuş arasında boşluk yok. Yani hava sızıntısı da yok.” diyen Roland, devam etti: “Üzerindeki bir dürbünle herhangi sıradan bir asker 400-500 metre mesafedeki istediği düşmanı tekte indirebilir. Bunun yanında bir altıpatlar ise yalnızca 100 metre içinde tam tutabiliyor.”


Demir Balta, bu silahın neden bu kadar ölümcül olduğunu anında fark etmişti. Çoğu insan uzun mesafeden gelecek saldırılara karşı tetikte olmazdı. Atıcı iyi saklandığı takdirde hedefini kolayca avlayabilirdi. Bu atıcının da Leydi Bülbül olduğu düşünülürse… İstedikleri herkesi, ama herkesi öldürebilirlerdi.


“Majesteleri… Seri üretime geçtiğinizde bana bir tane vermeye söz vermiştiniz…” diyen Andrea, ağzını kapattı.


“Elbette…” diyen Roland iki tüfeği kenara koydu. Diğer tarafa yürüyerek bir örtüyü çekti: “Aslında sürgü tüfekleri sadece başlangıç… Bugünkü testimizin asıl odak noktası bu zaten…”


Demir Balta, gördüğü anda örtünün altından çıkan silahı eline almıştı. Çelik ve ahşaptan yapılan tüfeklerden farklı olarak bu siyah silah tamamen saf metalden yapılmış gibi görünüyordu. Diğer tüm silahlardan daha büyüktü. Altındaki tripod da dâhil olmak üzere Demir Balta’nın boyunun yarısı kadardı. Uzun namlusu bile bileğinin yarısı kadar kalındı. Yanında bir de uzun ince bir bez parçası taşıyordu. İçindeki mermiler neredeyse parlıyordu. Bu silahın hem tasarım hem de boyutsal açıdan önceki silahlar gibi olmadığı aşikârdı… 









Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18323 Üye Sayısı
  • 791 Seri Sayısı
  • 37546 Bölüm Sayısı


creator
manga tr