Bölüm 464: Değişimler

avatar
867 0

Release That Witch - Bölüm 464: Değişimler




Çevirmen: Lodos

İkinci yemek için birçok kişi gelmişti. Neyse ki, üçü erken gelmiş ve önlerden sağlam bir sıra kapmışlardı.


Snaketooth kuyruğa katıldığında, sahnenin etrafındaki çitlerin neden inşa edildiğini öğrenmişti. Bir konuşmacı yeni politika hakkında konuşuyordu. Muhtemelen yulaf ezmesini alana kadar onu dinlemeleri gerekecekti.


Kalabalık yavaşça ilerlemiş ve yaklaşık yarım saatten sonra sahnenin hemen arkasına ulaşabilmişti.


“Sağ elini ver.” dedi muhafız. Ve elinin arkasına bir damga bastı.


“Sıradaki…”


Ahşap çitler geniş bir alanı kapsayacak şekilde her iki tarafa da uzanıyordu. Yine de bir kuyruk oluşmuştu. Herkes yemeklerini aldıktan sonra bir köşede yiyor sonra da muhafızların eşliğinde kaplarını geri getiriyordu. Halkın ya da farelerin bu kadar düzenli hareket edebilmeleri şaşırtıcıydı.


Snaketooth arkasındaki uzun kuyruğa baktı. Tüm bunların saçmalık olduğunu hissetmişti bir an… Sanki hayır için yalvarmak yerine ciddi bir törendelermiş gibiydi…


“Elimize ne damgaladılar?” diye soran Tigerclaw arkadan başını soktu: “Bir türlü silinmiyor…”


“Muhtemelen hakkımızdan fazla yulaf ezmesi almamızı önlemek içindir.”


Boş alanın çevresine uzun çadırlar kurulmuştu. Gölgelerden çadırların içinde çok fazla kişinin çalıştığını anlayabiliyordu. Ağır ahşap variller çitlerin yanındaki uzun ahşap masaya taşınıyordu. Yiyeceklerin daha yeni piştiği ve taze olduğu belliydi. Dumanı tüten yulaf ezmesinin kâsesine aktığını gören Snaketooth’un elleri titriyordu.


Sıcak bir yemek yemeyeli ne kadar olmuştu?


Yulaf ezmesi suluydu. Yanında hiç sebze ya da bir baharat yoktu. Ama sadece altın renkli yulaf ezmesi ve akışkan aroma ağzının sulanmasına yetmişti… İçinde taş parçaları olan esmer ekmek parçalarına kıyasla kâsesindekiler onun içini ısıtmıştı.


Gözleri dolmuştu.


Snaketooth yulaf ezmesini ne kadar sıcak olsa da hızla bitirmişti. Kâsedekileri silip süpürmüştü. Her ne kadar bir tabak için tekrar gitmek istese de muhafızları gördükten sonra bundan vazgeçmişti. Ahşap kâseyi ayrılmış olan kaba koydu ve kalabalığı takip ederek çitlerin çevirdiği alandan çıktı.


Çıkış noktasında bir başka ahşap sahne vardı. Üstünde duran konuşmacı halkın sorularını zevkle cevaplıyordu.


Karınlarına sıcak bir yemek girdikten sonra esen rüzgârlar daha da üşütmemeye başlamıştı. Üçü beraber ahşap sahneye doğru ilerlediler.


“Majesteleri’nin neden yulaf ezmesi dağıttığını mı sordunuz? Bu iyi bir soru!” diyen konuşmacı heyecanlıydı: “Çünkü Majesteleri fareleri ortadan kaldırmak konusunda kararlı. Yiyecek için onlara boyun eğenler artık özgür olabilir ve onların tehditlerinden uzak kalabilirler! Yemek dağıtmasının bir diğer sebebi de elinde yeterli yiyeceği olmayan ailelerin zorluk çekmelerini istememesi! Bu Majestelerimizin yardımseverliğidir!”


“Daha önce yulaf ezmesinin sadece Şeytan Ayları’nın sonuna kadar dağıtılacağını söylemiştiniz. Ondan sonra ne olacak?'' diye sordu birisi yüksek sesle…


İnsanlar cevabı sessizlik içinde bekliyordu. Snaketooth da kulak kesilmişti.


“Gayet basit! Kendi ayaklarınız üstünde durabilirsiniz!” diyen konuşmacı gülümsedi.


“Kendi ayaklarımız üstünde durmak mı?”


“Ben nasıl çiftçilik yapılır bilmem ki…”


“Lütfen açıklar mısınız efendim?”


“Endişelenmeyin, size açıklayayım!” diyen konuşmacı elini salladı: “Şeytan Ayları’ndan sonra Uzun Şarkı ve Sınır Kasabası bir şehir olmak üzere birleşecek! Arada kalan boş alanları ıslah etmek ve yeniden inşa etmek konusunda birçoğunuza iş düşecektir! Sıkı çalışmak servet getirir, sıkı çalışmak hayat değiştirir! Düzenli bir maaşınız olacak! Kazandığınız para da sizin ve ailenizin kendi ayakları üzerinde durmasını sağlayacaktır! Aynı zamanda Majesteleri resmen bir iş sahibi olanların yeni şehirde vatandaş olabileceğine dair de sözünü verdi!”


Sözleri kalabalıkta bir dalgalanma yapmıştı. Snaketooth da kalp atışının hızlandığını hissediyordu.


Konuşmacı yüksek sesle devam etti: “Evet! Ne düşündüğünüzü biliyorum! Çoğunuz ya faresiniz ya da fare olmaya zorlanıyorsunuz! Bu önemli değil! Artık yeni bir hayat için çalışabilirsiniz! Artık karanlık yeraltında yaşamak zorunda değilsiniz! Her nefeste darağacı korkusu yaşamanıza da gerek yok! Yiyecek, kıyafet ve hatta barınak için bile kendi ellerinize güvenebilirsiniz!”


“Efendim… Sadece çalışmayı istiyor olmamız yeterli mi?” diye sordu birisi.


Konuşmacı gülümseyerek başını salladı: “Gelecekte Majesteleri 10.000den fazla adama ihtiyaç duyacak! Bu yüzden evet! Çalışmaya istiyor olmanız yeterli!”


Snaketooth aniden bir farkındalığa varmıştı.


...


Önlerindeki birkaç gün boyunca üçü de her gün öğle saatlerinde yulaf ezmesi için meydana gitmişti. Giderek daha fazla insan haberi duymuş ve meydanın artık neredeyse yarısı dolar olmuştu. Elbette her gelen insan yemek için gelmiyordu… Gelenlerden bazıları da Siyah Sokak farelerinin nasıl sona erdiğini görmek için geliyorlardı.


Öyle bir ortam vardı ki; sanki Uzun Şarkı’da her gün bir festival düzenleniyordu.


Yulaf ezmesi öğle saatlerinde dağıtılıyor sonrasında da meydanın diğer ucunda davalar ve idamlar gerçekleştiriliyordu.


Beyaz elbiseli kadının da dediği gibi farelerin hiçbiri kaçamıyordu. Snaketooth duruşmalardan birinde Kanas’ı görmüştü. Sahnenin üstünde dizlerinin üstüne çökmüş, titriyordu. Eskisi gibi otoriter görünmüyordu.


Sonrasında da demir borulardan çıkan kükremeler eşliğinde başı parçalara ayrılmıştı.


Kanas’ın haricinde Snaketooth fareler arasındaki birçok büyük ismi de duymuştu.


Bunlar arasında Bloodyhand, Ironcrow, Ripper vardı… Hepsi Siyah Sokak’ın vahşi krallarıydı. Onlar da Kanas’tan iyi görünmüyorlardı. Her bir fare kralı öldüğünde kalabalıktan “Majesteleri çok yaşa!” tezahüratları yükseliyordu.


Dördüncü gün, Snaketooth Joe'yu görmüştü. Tamamen iyileşmişti. Dördü heyecanla birbirlerine sarıldı.


“Nerelerdeydin?”


“Bilmiyorum…” diyen Joe başını salladı: “O sırada kendimde değildim. Uyandığımda bir çadırda yatıyordum, başımın ağrısı gitmişti. Benim gibi birkaç hasta daha vardı. Etli yulaf ezmesi yiyorlardı. Hayatımda ilk defa o kadar çok yemek yedim… Neredeyse dilimi yutacaktım…”


“Öyle bir şey var mı gerçekten?” dedi Tigerclaw: “Lanet olsun! Soğuk sıtması kapmak isteyebilirim şu an…”


“Her neyse… Hayatta kalman iyi…” dedi Sunflower memnuniyetle…


Birbirlerine haberleri anlattıktan sonra Snaketooth, söze girdi: “Ben Şeytan Ayları’ndan sonra bir iş aramak istiyorum.”


“Belki de bu soylular sadece bizi kandırıyordur… Başka şartlar da aranıyordur belki…” dedi Tigerclaw: “Yeni İkinci Ordu ve polis alımları yaparken sabit bir adres ve temiz bir sabıka istiyorlar. Çalmak yok demek yani bu… Bizi kabul etmeleri mümkün değil…”


Snaketooth başını salladı, cevap vermemişti. Duyurularda söylenen her şey bir bir gerçek oluyordu. Bu ‘yeni şehir’ onun hayallerinin ötesinde bir şeydi… Ama bu birkaç günde bile bir değişiklik hissetmişti.


Eğer konuşmacı doğruyu söylüyorsa yeni şehirde kalabilir miydi acaba? Eğer fare kimliğinden arınabilirse Paper onu gördüğünde yine de utanır mıydı? 









Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18323 Üye Sayısı
  • 791 Seri Sayısı
  • 37546 Bölüm Sayısı


creator
manga tr