Bölüm 394: Deniz Donanmasının Tohumu

avatar
1095 1

Release That Witch - Bölüm 394: Deniz Donanmasının Tohumu



Çevirmen: Lodos 

Roland, ikinci çimento gemisinin suyun içine kaymasını halkın tezahüratları arasında memnuniyetle izledi.

 

Çimento gemileri, yapı açısından basit görünüyordu. Ancak önceki modele yani Küçük Kasaba’ya kıyasla epey iyiydiler. İçyapıya takviye olarak yoğunlaştırılmış çelik çerçeve eklenmişti ve çimentonun kalitesi muazzam ölçüde iyileşmişti. Bu nedenle gemilerin gücü Küçük Kasaba’ya kıyasla birkaç kat fazlaydı.

 

Geminin inşa sürecini hızlandırmak için Roland, gövdeyi tasarlarken buhar motorları, şanzıman mekanizmaları ve kürek tekerlekleri için yuvalar ve oyuklar ayırmıştı. Bu sayede işçilerin yapmaları gereken tek şey cıvataları kaynaklamaktı. Parçaları bir yapboz gibi bir araya getirerek gemiyi hızlı bir şekilde inşa edebilmişlerdi bu sayede…

 

Ana kalıp geçici taş yerine demirden yapılmıştı. Bu değişiklik sadece dökülen betonun yüksek yoğunluğunu korumakla kalmamış aynı zamanda geminin su geçirmez performansını da artırmıştı. Her geminin de neredeyse aynı olması sağlanmıştı. Bu, güç sistemini kurarken hataların önlenmesine yardımcı olacaktı. Kalıbın tam bir tasarımını oluşturmak için Roland’ın, en az yedi veya sekiz örneği çöpe atması gerekmişti. Neyse ki, çimento artık az bulunan ya da kıt bir şey değildi. Buhar motorları, taş öğütmeden fırınların ateşini beslemeye kadar insan emeğinin yerini almıştı. Sınır kasabasında cadıların yeteneklerine dayanmayan tek büyük ölçekli proje buhar motorlarıydı.

 

Geniş malzeme seçenekleri, sağlam kalıplar ve vasıflı işçilerin yanında gövde üretimini sınırlayan tek faktör çimentonun sertleşme oranıydı. Ama Paper’ın reaksiyon hızlandırma yeteneği sayesinde bir günde tüm geminin yüklenmesini yapabilmişlerdi. Yani istemeleri halinde iki üç günde bir güçsüz gemi üretme şansları olacaktı.

 

Buhar motoru üretiminin hızı mürettebat eğitimine yetişebilirse, büyük olasılıkla kısa bir süre içinde büyük bir nakliye filosu inşa edebilecek ve Kızıl Su Nehri’ni tamamen kendi gemileriyle kaplayabilecekti. İşte bu sanayileşmenin cazibesiydi.

 

Gövde tamamlandığına göre bir sonraki adım güç sistemlerinin kurulumu olacaktı. Mekanik ekipmanlar Yeni Ay Kervanı’nın modifiye edilmiş gemilerindeki ekipmanlarla hemen hemen aynıydı. Ustaların pratik açısından deneyimleri vardı zaten, bu yüzden Roland’ın endişelenmesine gerek yoktu.

 

"Anlamıyorum. Bunları neden halka anlattın?” diye sordu Bülbül.

 

“Gücümüzün reklamını yapıyorum işte…” diyen Roland hafifçe gülümsedi.

 

“Pardon?”

 

"Kasabanın geçirdiği muazzam değişiklikleri seyretmelerini istiyorum yani…” diyen Prens çenesini sıvazladı: “Muhtemelen Küçük Kasaba’yı görmeden önce taştan yapılmış bir geminin su üzerinde yüzmesini beklemezdin… Halk da aynı şekilde düşünüyor. Neyin imkânsız olduğunu neyin olmadığını göstermeye çalışıyorum. Yavaş yavaş onları benim düşünce sistemime alıştırıyorum…”

 

"Tam olarak anlamıyorum...” diyen Bülbül’ün biraz kafası karışmıştı.

 

“Bunu sadece bir propaganda aracı olarak görüyorsun sanırım. Gerçi hemen hemen öyle zaten, senin anlamanda bir sorun yok.” diyen Roland gülümsüyordu.

 

Bir bölge sürekli mucizelere tanık oldukça o bölgenin halkı daha sonraki nesillerde ‘süper güç zihniyeti’ isimli zihniyete ve ona bağlı olarak gelişen güven ve kimlik duygularına sahip olacaktı. Bir bölge güçlendikçe ve o bölgedeki refah seviyesi arttıkça doğal olarak halkın da zihniyetinde olumlu değişiklikler yaşanacaktı.

 

...

 

Bir hafta sonra Roland kalenin salonunda kaptanlık için başvuran 20 kasabalı ile bir araya gelmişti.

 

Barov sayıyı söylediğinde epey şaşırmıştı. Mülteciler arasından bu kadar iyi yetenekler çıkmasını beklemiyordu. Tam raporu okuduğunda kahkaha atmasını engelleyememişti. Başvuranların çoğu küçük balıkçı kayıklarını ya küçük salları sürmüştü. Onlar da ‘kaptan’ sayılabilirlerdi tabii… Bir anlamda yani…

 

Tüm başvuranların arasında, iç nehirlerde gemi sürme tecrübesi olan sadece üç kişi vardı. Bunlardan biri bir ticaret filosu için komutan olarak çalıştığını ve uzun süre denizlerde yaşam sürdüğünü iddia etmişti.

 

Roland bir süre düşündükten sonra yirmi kişinin yirmisini de işe almaya karar vermişti.

 

Buharla çalışan gemiler, yelkenli gemilerden tamamen farklı bir sisteme sahiplerdi. Tamamen farklı bir sistemle işliyorlardı. Deneyimli bir kaptan bile çok hızlı öğrenemezdi bu sistemi… Hepsi sil baştan öğrense sorun olmayacaktı.

 

Sıfırdan başlıyorlardı. Bu yüzden sabırlı ve kararlı olması şarttı.

 

Roland salonda diz çökmüş insan grubuna bakarak konuşmaya başladı: “Başvurularınızı inceledim. Bugün sizi ön değerlendirmeyi geçtiğinizi söylemek için buraya çağırdım. Artık hepiniz kaptan stajyerlerinin ilk grubuna dâhil olmuş durumdasınız. Lütfen ayağa kalkın.”

 

Başvuranların hepsi alçak bir sesle: “Emredersiniz Majesteleri!” diyerek ayağa kalktılar. Hepsinin kafası ‘stajyer kaptan’ kelimesinden dolayı biraz karışmıştı.

 

Prens açıklamaya girişti: “Stajyer olmak işe başlamış olmak demek değildir. Resmi olarak kaptan olana kadar görevde belirtilen maaşın sadece yarısını alacaksınız. Yani aylık 10 gümüş. İlk iki ay, yeni geminin performansı, çalışma yöntemi ve prosedürleri hakkında bilgi sahibi olacağınız bir öğrenme dönemi geçireceksiniz. Üçüncü ay öğrendiğiniz şeyler göz önüne alınarak bir deneme sürecinden geçeceksiniz. Sadece nitelikli olanlar resmi kaptanlığa terfi edecek ve tam maaş alacaklar. Bu şartları kabul etmeye istekli olmayanlar şimdiden çıkabilirler.”

 

Gruptan kimse hareket etmemişti. Bir süre sonra, yaşlı bir adam aniden söze girdi: “Majesteleri… Bize kim eğitim verecek ve kim bizim nitelikli olup olmadığımızı belirleyecek?”

 

Roland büyük bir ilgiyle adama baktı. Bu adamdı deneyimli bir filo komutanı olduğunu iddia eden… Adı Kukasim idi… Roland doğru hatırlıyorsa bu adam iki ay önceki suikast olayındaki polisin akrabasıydı. Yaşlı adamın ses tonundan epey iyi bir kaptan olduğu anlaşılıyordu. Ona eğitim verecek ya da onun nitelikli olduğunu belirleyebilecek kimse yoktu Sınır Kasabası’nda…

 

Bunları düşünen Roland, başını sallayarak: “Herkesin öğretmeni kendisi olacak.” dedi.

 

Bu sözler grupta bir heyecana sebebiyet vermişti.

 

“Bu da ne demek Majesteleri?” diye soran Kukasim’in kafası karışmıştı.

 

"Buhar motorları hakkında ne biliyorsunuz?” diye bir soru sordu Roland. Tıpkı beklediği gibi, tek bir kişiden bir cevap gelmemişti: “Buharla çalışan bu gemiler her açıdan yepyeni. Geçmiş deneyimleriniz aslında çok fazla yardımcı olmayacaktır. Bu nedenle kendinizi keşfederek yeni bir yol bulmanız şart. Elbette buhar motoru ustalarını size makineleri tanıtmaları için göndereceğim.” diyen Roland, bir an duraksadıktan sonra devam etti: “Değerlendirme kriteri de çok basit. Gemiyi bir mürettebat ile çalıştırıp bir nakliye görevini tamamlayabilenler nitelikli kabul edilecekler.”

 

Bir laf vardı: “Bir ordu kurmak 10 yıl, bir donanma kurmak ise 100 yıl sürer.”  diye… Roland, durumun bu kadar abartı olduğunu düşünmüyordu. Ama gerçekten biraz zordu. Eğer önündeki bu grup buharlı gemileri iyice öğrenseydi batıya çok fazla deneyimli mürettebat çekebilirdi. Bu mürettebat da daha sonra buharla çalışan sığ su botları inşa etmek için kullanılabilirdi.

 

Ne tür bir donanma olacağını şimdiden merak ediyordu Roland…










Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18330 Üye Sayısı
  • 791 Seri Sayısı
  • 37561 Bölüm Sayısı


creator
manga tr