Bölüm 347: Karışıklıklar

avatar
1097 1

Release That Witch - Bölüm 347: Karışıklıklar



Çevirmen: Lodos 

Bülbül’ün ortaya çıktığını gören Roland, kalemini bırakarak: “O nasıl?” diye sordu.

 

“Bir kâse yulaf lapası yedikten sonra uykuya daldı. İştahı yerinde.” diyen Bülbül, masaya giderek eski yerine oturdu: “Nöbet sırası Sylvie’de.”

 

“Pekâlâ.”

 

"Söylediklerine inanıyor musun?” diye sordu Bülbül.

 

"Tanrı Gözü’nün İntikamı çıkmış durumda. Yarın onu sorguladığın zaman yalan söyleyip söylemediğini kolayca anlarsın…” diyen Roland bir an için duraksadı: “Ama ben doğru söylediğini düşünüyorum.”

 

"Neden böyle düşünüyorsun?” diye merakla sordu Bülbül.

 

"400 yıl önceden geliyor… Ama bizimle aynı diksiyonu ve dili kullandığını fark etmedin mi?” diyen Prens ellerini çenesine dayamış bir şekilde konuşuyordu: “Geçilmez Dağ ile ikiye ayrılan iki farklı bölgeden bahsediyoruz. En baştaki kökenlerin aynı olması lazım ki diksiyonu ve dili bize benzesin.”

 

“Ama dört krallığı ‘vahşi araziler’ olarak isimlendiriyor.”

 

“Mesele de bu işte… 400 yıl önce nasıl bir hayat vardı bilmiyoruz… Şöyle bir teorim var sadece: Krallığın tarih kitapları büyük şehirlerin genellikle 200 ila 300 yıldır var olduğunu ve astrologların da bu dönemde ortaya çıktığını kaydediyor. Şöyle ki; Kutsal Birlik, bu sınır bölgesine kaçtı ve kendileriyle birlikte kurtulanları, dillerini ve uygarlıklarını da getirdi. Geldikten sonra yerlilerle karıştılar ve gelecek nesilleri oluşturdular.”

 

“Sanki zamanında oradaymışsın gibi konuşuyorsun.” diyen Bülbül gülümsedi.

 

“Bu, neden onunla aynı dili kullandığımızı açıklayabilmemizin tek yolu.” diyen Roland, ciddi duruyordu: “Ve bu 400 yıl boyunca medeniyet, yeniden inşa sürecinde idi."

 

“Pekâlâ.” diyen Bülbül, ellerini masaya koydu: “Cevabı yarın öğreneceğiz ve eğer tahminin yanlışsa... Bana ‘lüks’ yemekten vermelisin…”

 

‘Lüks’ yemek şunlardan oluşuyordu: Mısır çorbası, kızartma tavuk baget ve dondurmalı sandviç. Genelde haftada sadece bir kez yenilirdi bu yemekten.

 

“Ya doğru bilirsem?”

 

“Ne istersen yaparım.” dedi Bülbül. Başını eğmiş ve gözlerini kısmıştı. Yanağı ile ve pürüzsüz boynunun birleşiminden doğan mükemmel eğri göz alıyordu. Roland o anda eskiden duyduğu bir sözün gerçek olduğunu anlamıştı: “Çekici bir insan ne yaparsa yapsın güzel görünecektir.”

 

“Bunu akılda tutacağım.” diyen Roland, iki kez öksürerek dikkatini tekrar defterine çevirdi.

 

Agatha 400 yıllık uykusundan daha yeni uyanmıştı. Roland ona fazla yüklenmek istemiyordu bu yüzden. Ara sıra aldığı bilgiler de çok düzensizdi. Şimdilik öğrendiği her şeyi not alıyor ve birbiri ile ilişkilendirmeye çalışıyordu.

 

Kuşkusuz, en önemli ve acilen öğrenilmesi gereken soru Şeytanlar ile ilgili olandı.

 

Şeytanlarla neden savaşmışlardı ve Şeytanlar savaşı neden bırakmıştı? Bu, Sınır Kasabası için gerekli bir bilgiydi. Bir sebep yokken başlamazdı hiçbir savaş... Ancak şeytanların davranışlarının da pek bir sebebi yok gibiydi. Katliam isteği uğruna böyle bir şey yapmış olabilirlerdi.

 

Roland ayrıca Agatha'nın Tanrı İradesi Savaşı diye bir şeyden de bahsettiğini fark etmişti. Bu iki taraf Tanrı'nın isteği altında korkunç bir savaş yapmış olabilir miydi? Ama o zamanlar daha Kilise yoktu. Bu yüzden Kilise’den çıkma olan bir tek Tanrı inancı yoktu. Yani zihnindeki soru işaretleri hala çözülmüş değildi.

 

Aynı zamanda Kutsal Şehrin uygarlığındaki ekonomik ve sivil gelişimleri de değerlendirmesi gerekiyordu. Medeniyet seviyelerini ölçebilmek ve Şeytanların yeteneklerini anlayabilmek için bu bilgilere de ihtiyacı vardı.

 

Kutsal Birlik konusunu çok kafaya takmıyordu Roland. Şu andaki cadılar azdı ve yetenekleri dengeli durumda değildi. Öyle bir örgütün şu çağda mücadele yeteneği çok yüksek olmazdı.

 

İkinci soru büyülü taşlarla ilgiliydi.

 

Tilly'nin söylediklerini de göz önünde bulunduruyordu. Bu tür taşlar, cadıların dengesiz yeteneklerini büyük ölçüde telafi edebiliyor ve cadıların kendilerine ait olmayan güçleri kullanmasını sağlayabiliyordu. Yardımcı cadılar bile savaşa gönderilebilirdi bu sayede. Ancak, Roland'ın bakış açısına göre bu; tekerlekleri arabanın üstüne koymaktı. Araba giderdi belki evet… Ama tersten gitse neye yarardı?

 

İşin garibi çok sayıda cadıya sahip olan Kutsal Birlik, Şeytanlara karşı savaşmak için büyülü taşları kullanmamış, bunun yerine, Roland'ın aklına hiç yatmayacak bir şekilde Tanrı'nın Cezalandırma Ordusu’nu oluşturmayı seçmişlerdi. Belki de büyülü taşın bazı eksiklikleri vardı. Üretiminin zor olması gibi falan…

 

Neyse ki Agatha, büyülü taşlar ve büyünün kendisi hakkında araştırmaları bulunan, uzmanlaşmış bir grup yetenekli cadıdan oluşan ve günümüzdeki mevcut simya atölyesine benzeyen bir organizasyon olan Keşif Topluluğu’nun üyesiydi. Roland, Agatha’nın çok fazla şey bildiğini düşünüyordu.

 

Son soru ise Kilise hakkındaydı.

 

Açıkçası Agatha'dan Kilise’nin kuruluşu ve gelişimi hakkında bilgi alamazdı. Eldeki dağınık bilgilerden çıkarabileceği tek şey, Kilise’nin cadıların yenilgisinden sonra kurulmuş olmasıydı. Kutsal Birlik’in sırrına vakıf olan Kilise, cadılar hakkındaki her şeyi gizlemiş ve onları Şeytanların hizmetçileri olarak ilan etmişti.

 

Roland düşünürken Bülbül bir anda: “Bu cadı, senden hoşlanmıyor gibi görünüyor.” dedi.

 

“Cadıların insanlardan üstün olduğu bir dünyada yaşıyordu.” diyen Roland güldü: “Benden hoşlanmaması normal.”

 

“Sen ondan nefret etmiyor musun?”

 

"Neden ki?” diyen Roland, başını salladı: “400 yıldır donmuş bir tabutta uyuyordu. Uyandığında da dünyayı tamamen değişmiş bir şekilde buldu. Kendi zamanından tanıdığı hiçbir şey yoktu. Gördüğü gariplikler çok kolay kavranabilir şeyler değil. Bizimle arasına bir set çekmiş olması gayet doğal. Zamanla alışacaktır ama… Emin ol.”

 

“Tipik bir Roland Wimbledon cevabı.” diyen Bülbül, güldü: “Ama merak etmene gerek yok. Sana en ufak bir zarar vermesine asla izin vermem.”




 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18324 Üye Sayısı
  • 791 Seri Sayısı
  • 37546 Bölüm Sayısı


creator
manga tr