Bölüm 267: Kaderin Getirdiği Son

avatar
1198 0

Release That Witch - Bölüm 267: Kaderin Getirdiği Son


 

Çevirmen: Lodos

Mayne, loş koridorlardan geçerek devasa çukurdaki gizli tapınağa ulaştı.

 

Majesteleri O’Brien kapıda bekliyordu onu.

 

En son gördüğü haline göre daha da yaşlanmıştı sanki. Gözlerinin etrafında yayılan kırışıklıklar yanaklarını çökertmişti. Ama gülümsemesi hala canlı ve yumuşaktı. Mayne onu görünce dizleri üstüne çöktü ve: “Ekselansları, biz…”

 

“Ayağa kalk çocuğum.” diyen Papa’nın sesi hem nazik hem de sakindi: “Birtakım sıkıntılarla yüzleştiğinizi duydum. Beni salona kadar takip et lütfen, orada konuşalım.”

 

Bugün Dönüşüm Günü değildi. O yüzden salonda eskisi kadar mum yoktu. Sadece loşluk yayan birkaç tane mum yerleştirilmişti etrafa. Papa, tahtına ilerledi. Derin bir nefes aldıktan sonra oturdu ve: “Anlat bakalım. Neler oluyor dışarıda?”

 

Mayne, Majesteleri O’Brien’ın yükünün ne kadar ağır olduğunun o an farkına varmıştı. Majesteleri istese dış dünyada neler olup bittiğini öğrenebilirdi. Sadece öyle ufak meselelere ayıracak pek vakti yoktu. Bu yüzden üç başpiskopos atanarak dış dünyadaki meseleleri hallediyorlardı. Papa Ekselansları’nı mümkün olduğunca rahatsız etmemeye çalışıyorlardı. Ama bu Mayne’in tek başına çözebileceği bir problem değildi.

 

Mayne meseleleri özet halinde anlatmaya başladı. Bir konuyu bitirip, diğerine geçiyordu.

 

“Heather öldü demek…” Her şeyi dinleyen O’Brien uzun bir süre sessiz kaldıktan sonra derin bir nefes alıp konuşmaya başladı: “Çok harika bir zekâsı ve muhakeme yeteneği vardı. Çok da adamıştı kendini… Onun küçüklükten yetişip buralara geldiğini gördüm…”

 

“Üzüntünüzü anlıyorum Ekselansları.”

 

“Onun katili cezalandırılmalı.” diye başını salladı Papa: “Son durumlar nedir? Garcia ve Kurt Yüreği Krallığı beraber mi çalışıyor? Yeni zehir etki göstermiyor mu?”

 

“Kırık Kale’ye yaptığımız saldırıda etkisini gösterdi. Bir ay geçtikten sonra kaleyi savunan herkes öldü ve Yargı Ordumuz da şehri yıktı geçti. Yaşayan bir kişi dahi yoktu. Ama Kurt Yüreği Şehri üzerinde aynı etkiyi yapmadı zehir. Hala direniyorlar.” diye açıkladı Mayne.

 

“İki tane hata yapmışsınız.” diye yavaşça konuşmaya başladı O’Brien: “Zehir en geç bir hafta-on gün içinde öldüren bir zehir. Hastalık ilk yayıldığında saldırıp şehrin içindeki yerlileri tedavi etmeniz gerekirdi. Bu sayede eski düşmanlıkları kalmazdı. Bizim hayalet şehirlere ihtiyacımız yok. Bizim bulabildiğimiz kadar fazla nüfusa ihtiyacımız var, bunu unutmayın.”

 

“İkincisi ise düşmana saldırmadan önce bir ay beklemiş olmanız. Bu her ne kadar bizim alacağımız hasarları azaltsa da düşmana hastalığın tedavisini bulmaları için gereken yeterli süreyi de vermiş oluyorsunuz. Bu zehrin özü şeytani hayvanlardan ve büyüden kaynaklanıyor. Büyü kitaplarında bu salgının etkilerini azaltacak 70 farklı cadı tipi, salgını tamamen durdurabilecek de 30 farklı cadıdan bahsedilir. 10000lerce insanın yaşadığı bir şehirde cadı olması pek de şaşırtıcı değil.”

 

“Yani siz cadılarla beraber hareket ettiklerini mi–”

 

“E tabii ki. En nihayetinde bir hayat memat meselesinde kimse cadıların Şeytan’ın yardımcıları olup olmalarını düşünmez.” diye homurdandı Papa.

 

“O cadılar ister kendi istekleri doğrultusunda ortaya çıkıp hastalığı tedavi etsinler, isterse de yöneticiler onları tedavi etmeye zorlasınlar… Durum değişmez ki. Bu saldırımızı durdurmaları halinde cadıların konumu halkın gözünde değişebilir. Kahraman bile sayılabilirler…”

 

“Bu tamamen benim hatam.” diyen Mayne başını eğdi.

 

 

“Bu kesinlikle bir hata. Ama çok da büyük bir hata değil. Bu hareketi yapmanızın sebebi bizim askerlerimizin fazla kayıp yapmamalarını istemeniz.” diyen O’Brien asası ile hafifçe Mayne’in omzuna dokundu: “Hem Kurt Yüreği Krallığı ile Garcia’nın beraber çalışması bizim için bir fırsat olabilir.”

 

“Fır-Fırsat mı?” diyen Mayne, şok olmuştu.

 

“Aynen öyle! Böylece hepsini beraber oldukları bir anda kıskıvrak yakalayabiliriz.” diyen O’Brien ayağa kalktı: “Benimle gel.”

 

Muhafızların da eşliğinde Ana Gizli Bölge’ye doğru ilerledi Mayne. Mağaranın diplerine doğru iniyorlardı. Karanlık yol, Tanrı Gözü İntikamı’nın ışığı altında parlıyordu. Gittikçe daha da karanlık oluyordu etraf. Artık göz gözü göremez olduğunda Mayne arkasına baktı ve Ana Gizli Bölge’den çok uzaklarda olduklarını fark etti. Muhafızların meşaleleri yakmaları gerekmişti. Yoksa takılıp düşeceklerdi.

 

“Nereye… Gidiyoruz?”

 

“Çoktan geldik evladım.” diyen Papa Hazretleri adımlarını yavaşladı ve hızlı hızlı nefes alıp vermeye başladı: “Öff… Gittikçe yaşlanıyorum. Bu kısa yolculuk bile beni epey yordu…”

 

Bir muhafız yanına yaklaştı: “Ekselansları! Lütfen izin verin sizi taşıyayım.”

 

“Gerek yok. Kısa bir mola kendime getirir beni.” bunu diyen Papa bir süre nefesini düzenlemeye çalıştı ve sonra emir verdi: “Ateşi yakın!”

 

O sırada taş yolun kenarında birkaç uzun kulenin var olduğunu gördü Mayne. Muhafızlar meşaleler ile onlara yaklaşmasaydı sıradan bir insan kolay kolay orada olduklarını fark edemezdi.

 

 

Muhafızlar merdivenleri tırmanıp tepedeki yağı ateşe verdiler. Bir anda titreyen alevler yükseldi. Mayne ilk başta gözlerini kıstı. Aydınlığa alışması biraz sürmüştü.

 

Titreyen ışıkta önlerine bir kanvas örtü çıktı. Epey uzun ve büyüktü. Kesinlikle bir şeyi saklıyordu.

 

“Saldırılara karşı bunu kullanmak için iki yıl daha bekleyecektik. Ama öyle görünüyor ki daha erken bir tarihe çekmemiz lazım.” diyen O’Brien elini salladı ve emir verdi: “Örtüyü kaldırın.”

 

“Bu…” diye şaşırıp kalan Mayne, gözlerine inanamıyordu. Önünde devasa dört tekerli arabaya benzer bir şey duruyordu. Öyle büyüktü ki sırf tekerleri bile Mayne’dan daha uzundu. Sıradan bir taşıta benzemiyordu. Aksine epey hayvani ve boynuz şeklinde metal bir rampası vardı. Ana çerçeve hayvan kemiklerinden yapılmıştı. Çerçevenin açıkta kalan kısımlarına pürüzlü kemikten kalkanlar koyulmuştu.

 

Kusursuz derecede düz iki adet demir boru vardı. Uçları mızrak ucu gibiydi. Biri sağ tarafa biri sol tarafa konulmuştu. Ok olarak atılmak içinlerdi sanki. Dahası bir düzine daha demir boru arabanın iki yanında bağlıydı.

 

“Bunun adı ‘Kuşatıcı’.” diyen Papa arabaya doğru yürüdü ve elini metal gövdeye vurdu: “Çalışması için büyü lazım. Aynı zamanda düzgün şekilde ilerleyebilmesi içinde üç dört cadının gücü gerekiyor. Kuşatıcı’nın menzili bir mancınığa göre kat kat fazla. Aynı zamanda bu demir okların darbesine dayanacak pek fazla sur da yok. Devasa gemiler bile bunun yanında devede kulak kalır. İster Kurt Yüreği Krallığı’nın surlarını yıkmak, isterse de Kara Yelken Filosu’nu püskürtmek olsun... İki konuda da işinize çok yarayacağından eminim.”

 

“Bunu da mı Gizli Tapınak icat etti?”

 

“Hayır.” diyen O’Brian başını salladı: “Tahmin edebilirsin. Bu düşmanlarımızdan geliyor. Cehennemdeki Şeytan’dan geliyor. Bu yüzden bu kadar derinde saklıyoruz. Unutma bunu kullanacağın vakit iyice saklamayı unutma. Herhangi bir sivilin bunu görmesini istemeyiz.”

 

“Anlıyorum.” diyen Mayne, başını öne eğdi.

 

Cadıların, Şeytan’ın silahını kontrol etmeleri nasıl mümkün olabiliyordu ki? Bütün şüphelerini bastırdı ve düşüncelerini aklından atmaya çalıştı. Bir sonraki Papa olduktan sonra böyle şeyleri anlayacaktı.

 

“Aynı zamanda Kurt Yüreği’nin ve Garcia’nın da kaçmalarını engellemek adına iki tane safkanı yanına vereceğim.” dedi Papa: “Kimse onlardan kaçamaz... Şimdi git ve Heather’ın anısına düzenleyeceğimiz akşam yemeğinden önce o kâfirlerin kanını bana getir.”

 

Papa Ekselansları safkanları gönderiyordu! Mayne şok olmuştu. Safkan cadılar, tamamen Kilise tarafından yetiştirilen cadılardı. Ama Papa Ekselansları’nın subayı olabilmeleri için büyü kitaplarında bile yazmayan nadirlikte yeteneklere sahip olmaları gerekiyordu. Onlardan bir tanesi bile binlerce askere bedeldi! Papa Ekselansları’nın da yardımıyla Garcia’nın ve Kurt Yüreği Krallığı’nın sonu gelecekti.

 

“Emredersiniz Ekselansları!” diye heyecanla cevap verdi Mayne.

 

 

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18429 Üye Sayısı
  • 792 Seri Sayısı
  • 37668 Bölüm Sayısı


creator
manga tr