Bölüm 232: Gölge Adalar

avatar
1183 1

Release That Witch - Bölüm 232: Gölge Adalar


 

Çevirmen : Lodos 

 

“Fjordlar’da sayısız ada var. Şimdiye kadar kimse bu adaların hepsini geçemedi.” Uzun boylu atletik yapılı adam onlara böyle söylüyordu: “Doğuya doğru gittikçe iklim de bir o kadar değişiyor. Ben ne kadar garip yerler olduğunu tahmin bile edemiyorum.”

 

“Siz de mi adaların sonuna kadar gitmediniz yani?” diye merakla sordu Tilly: “Ama Fjord’ların en cesur kâşifinin siz olduğunu söylemişlerdi. Sizin haricinizde Ateş Adası’nı geçip doğuya doğru ilerleyen yalnızca birkaç kişi varmış.”

 

“Hah hah hah!” diye gülmeye başladı adam: “İltifatlarınız için teşekkür ederim ama biraz abarttınız. Aslında her sene Fjord’ları geçip yeni araziler bulmak için doğuya giden cesurlar çıkıyor. Ama bir şey bulamıyorlar. Öfkeli fırtınalar ve bir anda çöküveren sis sayesinde gemiler bir adım öteye bile gidemiyor.”

 

Ashes onu hatırlamıştı. O Yıldırım idi. Gölge Adaları’nı keşfeden ilk kâşif. İki sene önce denizin tehlikelerinden dolayı kaybolmuştu. Hala onun öldüğünü sanan birçok insan vardı. Onun şimdi Uyku Adası’nda olmasını hiç beklemiyordu. Dahası şimdi de Beşinci Prenses Tilly ona gelmiş ve bir anlaşma önermişti. Uyku Adası için yeni rotalar bulacak, haritalar çizecekti ve bütün bunlarda da cadılar onunla beraber keşiflere çıkacaktı. Geçen iki yıldaki ortadan kayboluşu konusunda kendisi hiçbir şey dememiş Tilly de bu konuda konuşmamıştı. Ama Ashes, Majesteleri’nin meselenin aslını bildiğini düşünüyordu. İkisi arasında sessizce anlaşıyor gibiydi sanki. Bu da Ashes’ı biraz huzursuzlandırmıştı.

 

“Dünkü fırtına gibi mi mesela?”

 

“Aynen öyle. Bir göz kırpmasında ortaya çıkıyorlar hemen de kayboluveriyorlar.” diyen Yıldırım piposunun küllerini denize boşalttı ve sonrasında tekrar doldurup yaktı: “Eğer sizin cadının yetenekleri olmasaydı-”

 

Ashes biraz sertçe hatırlattı: “Onun ismi Molly.”

 

“Ah evet. Unutkanlık işte…” diyen Yıldırım pek de önemsemiyormuş gibiydi. Eliyle saçlarını taradı ve: “Eğer Molly olmasaydı gemi alabora olabilirdi. Yetenekleri gerçekten harika. Zaten hep cadıların kâşif olmak için çok uygun olduklarını düşünmüşümdür.”

 

“Mesele de bu değil mi zaten?” diyen Tilly gülümsedi: “En büyük kâşiflerden birinin soyundan gelen bir cadı özellikle de?”

 

“Eh…” diyen Yıldırım, piposundan derin bir nefes çektikten sonra üfleyerek: “Ben de öyle olmasını diliyorum.” dedi.

 

İşte yine olmuştu. Ashes kaşlarını çatmıştı. Yine kendisinin anlamadığı bir şeyler söylemelerinden dolayı morali bozulmuştu. Pruvayı terk etti ve duygularını bastırmak için geminin kıç kısmına doğru gitti. Majesteleri harabeleri görmek için çok acele ediyordu. Fjordlar’dan Kilise’yi tamamen temizledikten hemen sonra denize çıkmak için gerekli ayarlamaları yaptırmıştı. Hatta Ashes’ı şaşırtarak bizzat kendisi gitmek istiyordu. Ashes ne kadar vazgeçirmeye uğraşsa da bir işe yaramıyordu.

 

Kıça varınca Molly’nin büyülü hizmetçisini kontrol ederek gemicilerden balık tutmayı öğrendiğini gördü. Cadılar ilk gemiye bindiğinde herkes karşı çıksa da dünkü fırtınadan sonra hepsinin görüşü tamamen değişmişti. Molly hizmetçisini çağırmış ve büyüyerek geminin orta bölümünü yutmasını istemişti. Böylece de onlara hiç rüzgâr ya da yağmur değmemişti. Gemi sürekli sarsılıyor olsa da gövdeye hiçbir şey olmamıştı. Şimdi ise hepsi cadılara iyi davranıyor ve hatta gelecekte hiçbir keşfe onlar olmadan çıkmayacaklarını bile söylüyorlardı.

 

“Ashes abla! Gel de yakaladığım balığa bak!” diyen Molly arkasındaki varili işaret etti. Varilin içinde pulsuz, aşırı uzun ve büyük ağızlı bir balık vardı. Gökhisar’da gördüğü hiçbir balığa benzemiyordu bu.

 

“Bu da ne?”

 

“Kılıç balığı. Gemilerle yarışmayı severler ama bazen saldırıp ağızlarıyla gövdelerin alt kısmını parçalarlar.” diye cevapladı bir denizci: “Çok lezzetlidirler. Hele karın etleri ağızda resmen erir.” Dudaklarını yalayan denizci: “Bu gece herkes bu lezzetli kılıç balığının tadına bakabilecek.” dedi.

 

“Bir balık daha yakaladım sanki!” diye bağırdı Molly.

 

Ashes altlarındaki koyu mavi sularda yüzmekte olan karanlık bir şekil görebilmişti sadece. Büyülü hizmetçinin oltayı hareket ettirmesiyle de hızla yüzeye doğru yükselmeye başlamıştı.

 

“B-Bu…” diyen balıkçı dehşet içinde boş boş bakıyordu: “Çabuk at şu oltayı!”

 

Sesi daha ulaşmadan canavar gibi bir yaratık sudan fırladı ve ağzını açarak Molly’yi yutmak istercesine ona doğru yöneldi.

 

Bir an içinde canavar, hedefini mideye indirebilirdi. Ama Ashes canavardan daha hızlıydı. Sol eliyle Molly’yi tutup çekerken sağ eliyle de devasa kılıcını çekti ve canavara sapladı.

 

Canavar geminin ahşap gövdesine düşerken devasa bir çığlık attı. Sonra da 10 metrelik vücudunu oynatarak tekrar suya kaçmaya çalıştı. Ama Ashes ona o fırsatı vermedi. Molly’yi kenara çekti ve kılıcını tersten tutarak canavarın kafasına sapladı ve onu güverteye sabitledi.

 

Bir süre daha debelenmeye çalışan canavar sonunda ağzından baloncuklar çıkardı ve tamamen hareketsizleşti.

 

“Bu ne?” diyen Ashes nihayet rahat rahat bakabilmişti önünde yatan canavara. Balığa benziyordu ama yengeç gibi de ayakları vardı. Ağzı en az Ashes kadar büyüktü ve sivri dişlerle doluydu. En çirkini ise ağzının yanında uzanan kıllı kollardı. Her bir kol beşe ayrılıyordu. Gerçek bir insan eli gibi görünüyordu.

 

“Bir çeşit deniz hayaleti!” diyen şok olmuş denizci elleri göğsünde bakakalmıştı: “Genelde kendilerini balık gibi göstererek oltaları tutarlar sonra da balıkçıları denize çekerler. O kollar da yalnızca ilk insanlarını yedikten sonra çıkıyormuş!”

 

“Son dediğini iyi attın ama.” dedi arkadan biri. Ashes arkasını döndüğünde Tilly ile Yıldırım’ın geldiğini gördü.

 

“Kaptan!” diye selam veren denizci dilini geri içeri çekti ve duruşunu düzeltti.

 

“Bir öylenti ne kadar abartılı ise o kadar da yanlış oluyor.” diyen Yıldırım canavarın bacağına vurduktan sonra: “Aslında sizin aşikâr olduğunuz başka bir ismi daha var.” dedi.

 

“Neymiş?” diye sordu Ashes.

 

“Şeytani canavar.” diye yavaşça söyledi Yıldırım.

 

Gözcü aniden: “Yıldırım Bey! Sis geliyor!” diye bağırdı.

 

“Herkes işinin başına!” diye yüksek sesle emir verdi Yıldırım: “Yelkenleri indirin! Gölge Denizi’ne giriyoruz!”

 

Ashes daha dakikalar önce havanın ve suyun çok berrak olduğunu fark etmişti. Birden havaya bir kasvet çökmüş ve deniz kararmıştı. Sanki biri denize mürekkep döküyor gibiydi. Çok geçmeden öyle bir sise girmişlerdi ki geminin kıçından pruva tarafını göremiyordu Ashes.

 

“Neler oluyor?” diyen Tilly, Ashes’ın koluna tutunmaktan başka çare bulamamıştı.

 

“Bu doğru yöne gittiğimizi kanıtlayan bir şey.” diye kendince şaka yaptı Yıldırım: “Gölge Adaları su yüzüne her çıktığında deniz bir sis yayar. Daha doğrusu gelgit çok şiddetli oluyor. Bu sebepten dolayı da sis yükseliyor ve göz gözü görmez oluyor. Yani en ufak bir dikkatsizlik gösterirsek batabiliriz. O yüzden şimdi hiçbir şeye çarpmamak için sizin yardımınıza ihtiyacım var.”

 

Bu kelimelerinden sonra tıpkı dünkü fırtınada olduğu gibi herkes pruvaya toplandı. Molly’nin büyülü hizmetçisi tekrardan büyümeye başladı. Pruvayı da yutarak suya kadar değdi. Böylece bir kayaya çarpması durumunda onu ilk hissedecek olan Molly’nin büyülü hizmetçisi olacaktı.

 

“Biz cadılar olmasaydık ne yapıyordun?” diye sordu Ashes.

 

“O zaman tek yapacağımız şansımıza güvenmek ve sabretmek olurdu.” diye cevap veren Yıldırım içini çekti: “Baştan bir bot gönderirdik ve yolun güvenli olduğunu söylemesi halinde devam ederdik. Denizin bu kısmı pek rahat geçmiyor. Gölge Adaları’na yaklaştıkça tehlike daha da artıyor. Sis var, kayalıklar var, deniz canavarları var... Bu aynı zamanda birçok denizcinin buraya kadar gelip devamına kadar geçememelerinin de sebebidir.”

 

İki saat daha böyle gittikten sonra sis biraz dağıldı ve nihayet Ashes etraflarındaki adaları daha da fazla görebilmeye başladı. Ama yosunlar ve yeşil algler dışında çok az bitki örtüsü vardı. Kayalara tırmanan çok fazla kabuklu deniz canlıları vardı: “Bütün bu adalar suya mı gömülecek?”

 

“Evet. Tıpkı Uyku Adası’nda olduğu gibi. Ama gelgit burada çok daha hızlı, yarım ayda bir gerçekleşiyor.” diye cevapladı Yıldırım: “Yükselip alçalması öyle hızlı oluyor ki; sanki denizin dibinde bir delik var da bütün suları yutuyor. Fjord denizlerindeki yükselip alçalma bile bence buranın iniş çıkışlarıyla ilgili. Eğer şanslı isek; asıl büyük adaların yükselmesini seyredebiliriz.”

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18421 Üye Sayısı
  • 792 Seri Sayısı
  • 37652 Bölüm Sayısı


creator
manga tr