Release That Witch - Bölüm 215: İskelet Parmaklar


 

 Çevirmen: Lodos

Theo’yu ikinci kata çıkardılar. Kalıplı adam garsonlara temizliğe devam etmelerini işleri bitince de kapıyı kapatmalarını söylemişti.

 

Bu odalar genelde özel ihtiyaçları olan müşterileri eğlendirmek içindi. Geceliği 25 bakırdı. Aman ne eğlence! Odada çok kötü kokan, küflenmiş, iğrenç bir yatak vardı. Sanki oraya koyulduğundan beri hiç yıkanmamıştı. Çatlak bir masanın bir köşesi yoktu. Yüzeyindeki çatlaklar da toz toprak doluydu. Çok nahoş ve yağlı bir görüntüsü vardı. Ama Theo bunları düşünmekle uğraşmadan yatağın kenarına oturdu ve karşısındakinin konuşmasını bekledi.

 

Kalıplı adam sırıtarak konuşmaya başladı: “Bir süredir ortalarda yoksun. Bay Naji senin yerini aldı zaten. Niye tekrar geldin ki? Her ne kadar sen artık buraların başı olmasan da yine de bir iki kadeh içmeye gelebilirsin, ha?”

 

Lakabı “Siyah Çekiç” idi. Burada Giz Hanı’nda bekçi gibi bir şey idi. Aynı zamanda İskelet Parmaklar’ın da bir üyesi idi. İsmi bir hayli ürkütücüydü ama en nihayetinde o da Kral Şehri’nin sokak farelerinden biri idi. Fareler birbirlerini kollama amacıyla şehri bölgelere bölmüşlerdi. Yaptıkları işlere göre de ya isimleri yayılıp büyük çeteler oluyorlardı ya da küçük gruplar olarak kalıyorlardı. Bütün bu yeraltı organizasyonlarının arkasında soylu bir tüccar olurdu. Neredeyse hepsinde vardı, İskelet Parmaklar da istisna değildi bu konuda. Ama evcil bir köpeğin aksine sokak fareleri bir kişiye sadık olmazlardı. Neresi daha çok ilgilerini çekerse onlara çalışırlardı.

 

“Saçmalık.” dedi Theo: “Bu gece Hillwei’iyi, Swineherd’i, Silver Ring’i ve Pott’u tavernaya çağıracaksın. Hallolması gereken bir işim var.”

 

“Bunlar Giz Hanı’nın bütün iyi adamları. Emin misin?”

 

“Dediğim gibi; Harika bir iş teklifim var.” diyen Theo omuz silkti: “Beni hiç boşa çıkarmadın, çok işimi hallettin. Yine sana geldim o yüzden.”

 

Sokak fareleriyle iş yapacaksanız belli bir prosedüre uymak gerekirdi. İlk adım bir bağlayıcı bulmak idi. Bağlayıcı işin alınıp alınamayacağına karar verirdi. Anlaşma yapılırsa da bağlayıcı görevi kimlere vereceğini seçer ve paranın kontrolü de onda olurdu.

 

Tabii süreç boyunca asla garanti olarak kullanılabilecek sözleşme yahut anlaşma tarzı bir şey yapamazlardı. En sonunda işin halledilip halledilmediği de pek duyurulmazdı. Daha prestijli organizasyonlar daha güvenilirdi elbet. Ama onlar da pahalı idi. Diğer organizasyonun ücreti daha düşüktü. Ama onda da can ve mal güvenliği pek olası değildi. Hassas zaman ayarları sayesinde sokak fareleri devriyelere yakalanmadan işlerini yürütürlerdi. İşte bu; Kral Şehri’nin bir nevi tablosu idi.

 

Theo saray muhafızı olmadan önce devriyeci idi. Bu yüzden hangi çeteler daha güçlü hangi çeteler daha zayıf biliyordu. İskelet Parmaklar’ı bu yüzden seçmişti. Diğerlerine kıyasla daha iyiydiler.

 

Siyah Çekiç bir anlık tereddütten sonra sordu: “Sen kime çalışıyorsun şu sıralar?”

 

Theo bir cevap vermek yerine eliyle arkasındaki sarayı işaret etti.

 

Devriyeyi ve bütün bu çete işlerini bırakıp muhafız olduğunu herkes biliyordu. Ama bilmedikleri şey onun Timothy’ye değil de Roland’a çalışıyor olması idi. Altı aylık yokluğunda onun sarayda olduğunu düşünmüştü herkes. Ayrıca sarayı işaret ederek yalan söylemiş de olmazdı. Sonuçta kraliyet ailesinde sadece Timothy yoktu. Roland da kraliyet ailesinin bir üyesiydi.

 

“Anladım.” diye başını salladı Siyah Çekiç: “Ama Hillwei ve Swineherd yok. Ben kendim seçeyim mi?”

 

“Onlar nerede?”

 

“Öldü.” dedi Siyah Çekiç nefretle: “Geçen sene kışın Düş Suyu beldesiyle bir çatışma yaşandı. Gelincik ve eğrelti otlarını kendilerine alarak kuzey şehirlerine sattılar. Casas herkesi geri döndürmeye çalışınca kavga çıktı. Hillwei’yi bıçakladılar. Kanı durduramadık. Swineherd’i de kanala attılar.”

 

Theo kaşlarını çatmıştı. Böyle sorunların soyluların umrunda olmaması ve devriyeciler de farelerin birbirlerine düşmelerinden zevk alıyordu. Yani biri öldüğünde bu çok da önemli bir olay değildi onlar için.

 

“Tamam. Ama unutma! Hepsi bu tavernanın adamlarından olmalı.”

 

 

Theo, Giz Hanı’ndan ayrılınca derin bir nefes aldı.

 

Bardaki nemli ve kokuşmuş hava yüzünden neredeyse kusacaktı. Dışarı çıktığında ciğerlerine dolan yakıcı yaz havasına bile şükür edecekti neredeyse.

 

Siyah Çekiç onu handa kalmaya davet ettiyse de hatta sırf onun için pahalı şaraplar açağını söylese de Theo daha fazla o küçük alanda kalamazdı. Aksi bir durum yaşanması halinde o barda oturuyor olsaydı zamanında müdahale edemezdi.

 

Tavernadan çıkınca şehrin içlerine gitmeye ve makul bir han bulup gecelik yer ayırtmaya karar vermişti. Birinci Ordu’nun askerleri de nasıl kamp yapılacağını iyi biliyorlardı. Onlar için endişelenmesine gerek yoktu.

 

Gece olduğunda Theo tekrar Giz Hanı’na gitti.

 

O sırada Giz Hanı’nda bir barda ne olursa o oluyordu. Ara sıra müşteriler girip çıkıyordu. Bir süre karanlıkta oturup etrafı ve bara gelen sıradan müşterileri izledi.

 

Banliyölerdeki düşük seviyeli bir barın müşterileri haliyle sıradan halk oluyordu. İçkiler de genelde ucuz biralar idi. 10 bakıra birkaç kadeh yuvarlayabilirdiniz. Ortam ne kadar gürültülü olsa da Siyah Çekiç’in adamlarını hemen bulmuştu. Duvar dibindeki bir masada oturuyorlardı ve üstlerindeki duvarda beyaz bir kemik asılı idi.

 

Theo yavaş ve kendinden emin adımlarla onlara doğru yürüyünce adamlardan biri kalkıp yer verdi.

 

Silver Ring ve Pott onu başlarını sallayarak selamladı: “İyi akşamlar efendim.”

 

Siyah Çekiç yanındaki küçük kadını göstererek konuşmaya başladı: “Bu ikisini tanıtayım. Bu Serçeparmak.” Kadının karşısındakini işaret ederek de: “Bu da Hill Fawkes. İskelet Parmaklar’a daha yeni katıldı.” dedi.

 

“Fawkes mı?” diyen Theo’nun gözleri başını eğip kendisini selamlayan adamın üstünde takılı kalmıştı.

 

“Bizim işimizde soyadı olan pek yoktur.” diyen Siyah Çekiç güldü: “Hiçbir şeyi kalmayana dek kumar oynadı. İlk başta karısı onu terk etti. Sonra evini satmak zorunda kaldı. Sonra da bize katılmak zorunda kaldı. Eskiden kuzey bölgelerinde yaşardı ve ara sıra Giz Hanı’nın bekçiliğini yapardı.”

 

Silver Ring ve Pott eskiden beri tanışıklardı. Serçeparmak ise sokaklardan gelen küçük bir çocuk gibiydi. Ama Hill Fawkes… Theo onunla ilgili garip bir şeyler varmış gibi hissediyordu… Görüntüsü son zamanlarda çok acılı bir değişim geçirmiş biri gibiydi. Gözlerinde Theo’nun tam kavrayamadığı bir şey vardı. Sanki… Sanki... En sonunda ne kadar düşünürse düşünsün bir cevap bulamamıştı.

 

“Her neyse…” dedi kendi kendine. Barın sıradan bir müşterisi idi ve kuzeyde yaşıyordu. Bir sorun olmamalı idi. Ayrıca onun ilk görevi de mültecileri götürmekti. Çok riskli bir iş değildi.

 

“Tamam. Şimdi dinleyin. Yapmanız gereken iş hiç de karışık değil. Üst sınıflar mültecilerin sayısının artmasını istemiyor. Tahıl rezervleri de her geçen gün azalıyor. Böyle giderse isyanların başlaması an meselesi. Onlarla uğraşmak daha da zorlaşacak. Bu yüzden onları Kral Şehri’nden uzak bir yere çekmeye çalışıyorlar.’’

 

“Ne yapmamızı istiyorsun?” diye sordu Siyah Çekiç.

 

“Çok basit. Sadece şu mesajı yaymanız lazım: Batıda epey boş topraklar var. Batı Lordları oraları tekrardan birilerine verecek ve mültecileri almaya da sıcak bakıyorlar. Dahası onları almak üzere bir filo yolda. Üç güne limana varmış olur. Tek yapmanız gereken bu mesajın şehir dışındaki o aptalların arasında yayılmasını sağlamak. Kendi yorumunuzu katmaktan çekinmeyin. Ne kadar güzel görünürse anlattıklarınız, o kadar iyi.”

 

“Ama mülteciler gelip filo gelmediğinde ne olacak, ha?” diye sordu Silver Ring.

 

“Tabii ki gelecekler.” diyen Theo gülümsedi.

 

“Ha?” diyen Silver Ring şaşırmıştı: “Batı Lordları gerçekten almak istiyor mu onları?”

 

“Seni ahmak!” diyen Siyah Çekiç kafasına bir tane patlattı: “Eğer böyle bir oyun oynayacaksan ona uygun hareket etmen lazım. Sence onlar batı bölgesine vardıklarında iki ayakları üzerinde yürüyor olabilecekler mi? Daha sonra onlara ne yapacakları da oradaki Lordların sorunu.” Theo’ya baktı: “Bu kesinlikle zor bir görev değil. Ama ödülü…”

 

Theo iki parmağını kaldırdı: “İki katı fazla. Yeni işveren cimri değil. Tek istediği; bir an önce sonuç almak. Ne kadar paraya mal olacağı önemli değil.” deyip gülümsedi: “Ben size bunun harika bir iş olduğunu söylememiş miydim?”

 

 

 




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1489

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1220

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 1011

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 913

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 811

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 794

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 723

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 641

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 638

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 622

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 622

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 216

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 200

Beyond Eternity
Beyond Eternity
Beğeni Sayısı: 159

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 159

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 150

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 137

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 131

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 130

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 125

Site İstatistikleri

  • 17705 Üye Sayısı
  • 788 Seri Sayısı
  • 36468 Bölüm Sayısı


creator
manga tr