Bölüm 213: Kano Tasarımı

avatar
1511 2

Release That Witch - Bölüm 213: Kano Tasarımı


 

Çevirmen : Lodos

 

Dört gün sonra tüccar filosu uzaklara doğru demir almıştı.

 

Theo ve Birinci Ordu’nun yüz askeri de filoyla beraber Kral Şehri’ne yola çıkmıştı.

 

Roland ve Margaret, Theo’nun para ihtiyacı konusunda Margaret’in yardım edeceği konusunda anlaşmışlardı. Fiyat buhar motorlarının ücretinden düşülecekti. Roland da ek olarak biraz para eklemişti.

 

Bu ayki cevher ve güherçile önceki teslimatın iki katıydı. Buharlı motorlar da eklenince Roland yaklaşık 2200 kraliyet altını elde etmişti. Roland önceden bir ayda en fazla 300 kraliyet altını kazanabiliyordu.

 

Kafilenin ayrıldığı gün Maggie’nin geçici süreliğine gitme vakti gelmişti.

 

Ashes ile yaptığı anlaşma gereğince Fjordlara gidip batıdan haber vermesi gerekiyordu.

 

Roland, Maggie’nin götürmesini istediği uzunca bir mektup yazdı. İş birliği isteğine ek olarak kendisine yardımcı olmaları için birkaç cadı istediğini de belirtmişti. Mektupta kendisini erkek kardeşi olarak değil de batı bölgesinin Lordu olarak tanıtmıştı. Diğer tarafın bu isteklerini kabul etme ihtimali düşüktü ama yine de şansını denemek istemişti. Birkaç kelime daha fazla yazınca eli kırılmıyordu sonuçta.

 

Kalenin arka bahçesinde vedalaşıyorlardı. Bütün cadılar oradaydı.

 

Şimşek bir poşet dövülmüş karabiber vermiş Bülbül de bir çanta kurutulmuş balık vermişti.

 

Diğer cadılar biraz isteksizlerdi ama hepsi en sonunda sarılıp sırtını sıvazlamışlardı.

 

 “Herkes rahat olsun.” diyen Maggie kafasını kaldırdı ve: “Hemen döneceğim.”

 

“Ya Tilly geri dönmene izin vermezse?” diye endişeyle sormuştu Şimşek.

 

“Haa…” diyen güvercin Maggie biraz düşündü ve sallandıktan sonra: “Kaçıp gelirim.” dedi.

 

Küçük kız heveslice: “O zaman bir anlaşma yapalım.” dedi.

 

“Eğer geri gelirsen tek başıma bir dolu kuş yakalayıp senin için pişireceğim. Ayrıca geçen bulduğumuz arı kovanı da var. Sen gelene kadar dokunmayacağım. Sen gelince beraber girişiriz.”

 

“Olurrr!” diyen Maggie başını salladı ve: “Anlaştık!” dedi.

 

Roland da biraz duygulanmıştı. Daha bir ay olmuş olmasına rağmen Şimşek sağ olsun Maggie onlardan biri gibi olmuştu.

 

“Görüşürüz!” diyen Maggie birkaç kanat çırpıştan sonra havalandı. Havada iki kez döndükten sonra da ufka doğru gözden kayboldu.

 

Küçük noktanın gittikçe daha da kaybolduğunu gören Roland, endişelenmesini engelleyememişti.

 

 “Herhangi bir sorun çıkmayacak. Yani çıkmaz değil mi?” diye sordu Şimşek.

 

Maggie gittikten sonra Roland içeri geçti ve günlük işleriyle ilgilenmeye başladı.

 

Bu sefer Yeni Ay Kervanı’nın gemileri için bütün dönüşüm planlarını çizmek istemişti. Ne de olsa bu gemiler dünya üzerinde buharlı motorlarla çalışan ilk gemiler olacaktı.

 

Tek bir güç kaynağı kullanılması sebebiyle gövdeyi değiştirmek gerekli değildi. Gemiyi yavaşlatmak veya durdurmak için giriş borusunu kapatmak yeterli oluyordu.

 

Çok bir zorluğu yoktu yani. Roland da kabataslak bir plan çizerken çok zorlanmamıştı.

 

Bunları düşündüğü sırada Anna elinde bir kitapla içeri girdi.

 

“Naber?” diyen Roland gülümsemesine engel olamadan elindeki kaz tüyü kalemi masaya bıraktı.

 

“Bu kitabı bitirdim.” diyen Anna Doğa Bilimi’nin Temeli adlı kitabı masaya bıraktı.

 

Bunu gören Roland afallamıştı. Bu cidden abartıydı! Birkaç ay içinde lise düzeyindeki fizik ve matematiği anlayabilmiş miydi yani? Anna bitirdim dediğinde tamamen anlayarak bitirmiş olmalı idi. Çünkü en ufak anlamadığı bir şey olduğunda tekrar tekrar inceliyor ya da direkt Roland’a soruyordu.

 

“Buhar motorunun güç kaynağı olarak kullanılabileceği kanolar mı tasarlıyorsun?” diyen Anna’nın dikkati hemen masanın üzerindekilere kaymıştı. “Ama…”

 

“Ama ne?”

 

“Bu ikisi çekilecek küreklere benzemiyor mu sanki? Kullanıldıkları zaman evet bir itiş gücü oluştururlar ama çok içerdeler. Güç kaybı fazla olur. Neden tamamen suya daldırmıyorsun ki?”

 

“…”

 

Roland ağzı açık Anna’ya bakakalmıştı. Ne cevap vereceğini bilmiyordu. Sadece parşömenlere bakarak birkaç ay içinde bu muhakemeye nasıl sahip olabilmişti ki? Birden aklına bir fikir geldi ve: “Nasıl daha iyi yapabileceğimi söyler misin?” diye sordu.

 

Anna bir an düşündükten sonra eline fırçayı aldı ve parşömene bir şeyler çizmeye başladı.

 

Roland ise hayranlıkla Anna’yı izlemeye koyuldu. Saçı çizim yaparken bir ileri bir geri gidiyordu. Gözleri kapanıp açılıyor, yanaklarına bir kırmızılık iniyordu. Roland bu açıdan yüzünün sadece yarısını görebiliyordu. Ama yine de mükemmeldi.

 

“Balık yer misiniz?” diyen Bülbül bir anda sıçramış ve ellerini ikisinin arasına koymuştu.

 

“Oluuur.” diyen Anna başını salladı ve balığı aldı: “Teşekkür ederim.”

 

Görüş açısı kapanan Roland iki kez öksürdükten sonra dikkatini tekrar masaya yönlendirdi.

 

İlk başta Anna, çarkı tamamen suya gizlemeye çalıştı. Ama böyle olduğunda çarkın konumunu görmek zorlaşacaktı ve kanoyu yönlendirme fonksiyonu epey azalacaktı.

 

Sonra çarkı en arkaya koydu ki bu zaten standart uygulama idi. Ama böyle de iletim ağı çok karmaşıklaşmıştı. Ağır buhar motorunun kanonun arkasına yerleştirilmesi pek de mantıklı değil gibiydi. Böyle olduğunda bütün takım taklavat çok fazla yer kaplıyordu.

 

Roland onun en yeni tasarımını gördüğünde ise bir kez daha hayretler içerisinde kalmıştı.

 

Anna’nın çizimi tek eksenli pervane sistemine çok benziyordu. Buhar motoru kanonun dibine yerleştirilmiş ve çevirme mili de taa suyun altında konumlanmıştı. En sonunda da bu iki aksamı dört koldan bağlamıştı. Görüntü olarak bir değirmene benziyordu sanki.

 

“Bu yoldan yapılır mı bilmiyorum.” diyen Anna tereddütte idi. “Ama kürekleri eğimli tutarak dikey bir güç üretmemiz mümkün. Çarkı da bağladığımız kollara sabitleriz. Ama bu, kanoyu ilerletecek gücü sağlar mı; emin değilim.”

 

“Olur olur. Sadece küçük bir şey lazım.” diyen Roland tüy kalemini Anna’nın elinden aldı ve orijinal pervane sistemini çizmeye başladı. “Değirmen yerine kürekleri bu şekilde çevirmek daha mantıklı olur. Düşünce sistemin tamamen doğru. Ama bir iş stratejisi olarak; kanoları yaparken ilk yolu kullanacağız biz.” Bir an durduktan sonra sordu: “Ben ölçümleri yapmaya gidiyorum. Sen de gelmek ister misin?”

 

Gözlerini kırpıştıran Anna sevinçle: “Evvet!” dedi.

 

Önce teoride çalışıp ardından da pratikte görmek öğrenmenin en sağlam yoluydu.

 

 

“Bülbül?”

 

Anna, kapıya doğru yürürken masaya eğilmiş parşömenlere bakan Bülbül’ü görmüş ve sormuştu.

 

“Siz gidin iki dakikaya geliyorum.” diyen Bülbül onlara bakarak düşünüyordu. Vardığı sonuç ise şu oldu: “Yaptıkları şey yalnızca çarkın yerini değiştirmek değil miydi?”

 

 

 

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18330 Üye Sayısı
  • 791 Seri Sayısı
  • 37561 Bölüm Sayısı


creator
manga tr