Bölüm 203: Ev  

avatar
1556 1

Release That Witch - Bölüm 203: Ev  


 

 

 

Çevirmen:Lodos

Deniz mavi bir toprak gibiydi. Sadece daha düzdü.

 

Eğer Maggie burada olsaydı, adanın ne kadar uzakta olduğunu sorup dururdu. Ama şu anda, duyabildiği tek şey geminin kenarlarına çarpan denizin dalgalarıydı. Mürettebat için bu ses biraz monotondu. Şanslılardı, çünkü bugün yelken açmak için iyi bir gündü.

 

‘’Ah, şimdi başka bir tane ses daha…’’ diye düşündü Ashes. Eski kereste tahtalara bastıkça gıcırtılı bir ses çıkıyordu – birisi ona doğru geliyordu.

 

“Uyuyan adaya yerleşmiş olmanızı beklemiyordum.” Beyaz saçlı yaşlı bir adam yanına gelip ellerini korkuluklara yasladı. “Ferah görünse de bir kez gelgit yükseldiğinde toprağın çoğu suyun altında kalır, bu yüzden yerleşmek için uygun değil. Neden Hilal Ay koyunda yaşamıyorsunuz? Fjordların içindeki en büyük ikinci ada. Oldukça ıssızdır. ”

 

Güzel Cazibenin kaptanı olan tek gözlü Jack’in yüzünde sol gözünü kaplayan bir göz bandı vardı. Ayrıca, cadıların mallarını taşımayı düşünen birkaç kaptan da biriydi – Fjord’lardaki insanlar anakaradaki sakinler gibi cadılardan nefret etmese de hala yabancılarla uğraşmak konusunda hevesli değillerdi.

 

“Herkes senin gibi cadılarla uğraşmak istemiyor.”  Ashes gülümseyerek, “Deniz gerçekten de Uyuyan Ada’yı sular altında bırakıyor. Bu yüzden Fjord adaları arasında üçüncü olsa da, hala ıssız bir ada olarak kalmış.”

 

“En büyük üçüncü ada olması, burasının yerleşim alanı olacağı anlamına gelmiyor.” Kaptan Jack omuzlarını silkti. “Yaşamak imkansızsa, boyut önemli olmaz.’’

 

“Cadılar doğayı değiştirmekte en iyisi” ciddiyetle cevaplayarak, “Bu ada bizim evimiz olacak. Kilisenin baskısından uzak olduğumuz sürece, tamamen farklı bir dünya yaratabiliriz… Yepyeni bir dünya. ” Duraksadı, “En son ne zaman Uyuyan adaya geldin?”

 

 

Kaptan şapkasını çıkardı ve kafasının arkasını koydu. “Neredeyse bir ay olacak, en son gelişimde bir grup cadı ve  gemi dolusu inci pilav taşıyordum. Dürüst olmak gerekirse, gemideki genç kız grubunu gören denizcilerimin yüzündeki ifadeler aptalcaydı. Denize yelken açmanın genç adamlar için zor olduğunu bilirsin her an patlamaya hazır volkan gibiler neyse ki onları kontrol edebildim. Aksi halde kıymetli gemimin başı dertte olurdu.”

 

Ashes, sözlerinin son bölümünü anında görmezden geldi ve, ”Bir ay cennetle dünyanın ters düz olması için yeterlidir Bay kaptan.  Bahse girerim ki bu sefer göreceğiniz Uyuyan ada, anılarınızdakinden çok daha farklı olacaktır.”

 

“Gerçekten mi?” Jack bir ıslık çaldı. “O zaman bunu sabırsızlıkla bekliyorum…’’ dedi. ‘’Bekleyin, bu da nedir?” Geminin üzerine doğru eğilerek ön tarafta duruyordu. “Maymun! Direğe çık. Önümüzde bir şey var!”

 

Maymun adındaki denizci, direğin tepesine hızla tırmandı ve teleskopunu kaldırdı. “Kaptan, bir adaya benziyor!”

 

“Ada? Bu saçmalık da ne” Kaptan çekerek pusulasına baktı. “Burada Uyuyan adadan başka ada olmamalıydı.”

 

“Ama gerçekten de bir ada kaptan, yemin ederim!”

 

“Bana yemin etme. Bakmama izin ver,” dedi Jack ve şapkasını çıkardı.

 

“Hayır, hayır Kaptan buraya gelmemeniz en iyisi olur, rüzgar çok güçlü.” Maymun gözlemlemeye devam etti. “Üç Tanrı adına!” İnanılmaz bir şekilde açıklamasına devam ederek, “Bu aslında Uyuyan ada! Ama daha da yüksekte!” diye haykırdı.

 

 

Güzel Cazibe Uyuyan adanın rıhtımına yaklaşırken, gemideki tüm insanlar gördüklerine inanamamıştılar.

 

Yükselen ada deniz yüzeyinde bulunan küçük bir dağa benziyordu. Dağın yamaçları düz ve dikti, Tepesine kadar en az düzinelerce adım vardı.

 

Ashes adaya ilk kez geldiğinden tepkisi diğerlerinden daha sakin olmuştu. Kaptan Jack’in gözünde bu, sakin ve kendine güvenen bir karakteri temsil ediyordu.

 

“Sen kazandın.”  dedi iç geçirerek, “Tüm adanın seviyesini bu şekide yükseltebilmenizi hiç beklemiyordum. Bu kilise fanatiklerinin cadılardan bu kadar çok nefret etmelerine şaşırmaya gerek yok, siz tanrılarla kıyaslanabilirsiniz.”

 

“Amca Jack, bütün adayı dediğin gibi yükseltmedik” dedi iskelede duran genç bir kız gülümseyerek, “Biz sadece Uyuyan adanın etrafında bir ‘şehir duvarı’ inşa ettik, bunu bizimle geldikten sonra anlayacaksın.” Ardından Ashes’e döndü ve selamladı, “Sonunda döndün. Leydi Tilly durmadan senin hakkında konuşuyor.”

 

Ashes başını okşayarak, “Bu kadar resmi olma Molly. Eşyalarımı taşımakta sana sıkıntı çıkaracağım.”

 

“Tamamdır, bende.” Genç kız göğsüne vurarak.

 

Denizciler bütün tahılları iskeleye taşıdıktan sonra, Molly sihirli hizmetkarını çağırdı – onun isteğiyle dönüşen iki kollu açık mavi bir küreydi. Kollar bir ağa dönüştü. Tüm çantaları sıkıca tutup havada taşırken gururla, “Hadi gidelim” dedi.

 

“Ah, ne kadar yetenekli,” dedi kaptan, “Bunu gördünüz mü, erkekler? Küçük bir kızla bile kıyaslanamıyorsunuz.”

 

İskele dağ yamacının ortasında inşa edilmişti. Merdivenlere tırmandılar ve zirveye ulaştıklarında, Ashes anında ‘Uyuyan adanın etrafında şehir duvarı inşa etmenin’ anlamını anlamıştı.

 

Adanın kendisinin yerine, adanın dış hatları yükseltilmişti –  Uyuyan ada kalın kenarlarla çevrili bir havzaya dönüşmüştü. Bu kenarlar Molly’nin şehir duvarı olarak adlandırdığı şeylerdi. Duvarın içindeki birçok merdiven uyuyan adaya iniyordu.

 

“Bu…inanılmaz” dedi Kaptan Jack dudaklarını kıvırarak, “Adayı bir şehre çevirdiniz. Gelgitlerle buraya ne olacak? Tanrım, deniz seviyesinin altında yaşayacaksınız!”

 

“Bu doğru.” Molly gülerek, “Bu yüzden iki iskelemizden birisi deniz seviyesi altında diğeri de deniz seviyesinin üstünde. Tabi ki biri deniz seviyesinde diğeri de havada da denilebilir.”

 

Adanın merkezine vardıklarında, her türlü eve rastlamışlardı. Bilindik ahşap veya tuğla evlerinden farklı olarak bu evlerin temelleri toprağa bağlı olduğundan sanki yerden büyümüş gibi görünüyordu. Şüphesiz duvarda olduğu gibi bunların da hepsi Lotus’un işiydi.

 

“Kız kardeş Ashes, kuzeyin en ucundaki ev Lady Tilly’nin sarayıdır. Malları teslim etmek için kaptanla gideceğimden benimle gelmene gerek yok, ileriye gidersen leydi Tilly’yi görebilirsin.” Küçük kız elini sallayarak konuşmuştu.

 

Ashes başını sallayarak ikisine elveda ettikten sonra hızla kuzeye doğru yürüdü. Yol boyunca çok fazla tanıdık yüz görmüştü. Bazıları ona eğilirken, bazıları gülümsüyordu.
‘Cadılarların Anavatanı’, onu çok daha umutlu ve güçlü hissettirmişti.

 

Bu anavatanın kurucusu, Cadıların Kraliçesi Tilly Wimbledon’du.

 

Kraliyet sarayının aksine, bu geniş evin muhafızları veya kilitli kapıları yoktu.
Ashes doğrudan koridordan yürüyerek salona girdikten sonra tanıdık bir figür görmüştü.

 

Sessizce karşısındaki kişinin arkasına yürüdü ve gri saçlı kızın gözlerini kapatmak için ellerini kullandı.

 

“Kapıya ulaşır ulaşmaz seni hissetmiştim.” karşı taraf gülerek, “Seni ilk seferinde kalabalığın içinde bulduğumu unutma.”

 

Cadılar büyülü gücü hissedebiliyorlardı. İki cadı arasındaki bu hissetme karşılıklı olarak çok daha da yoğun oluyordu. Görünmez bir zincir gibi olan bu büyülü bağlantıyla kendisini Tilly’ye bağlamıştı.

 

Ashes yumuşakça, ”Geri döndüm,” 

 

 

“Evet” dedi Tilly neşeyle cevaplayarak, “Eve hoş geldin.”

 

 

 

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18137 Üye Sayısı
  • 790 Seri Sayısı
  • 37403 Bölüm Sayısı


creator
manga tr