Bölüm 113: Uyarı

avatar
1654 0

Release That Witch - Bölüm 113: Uyarı


 

 Çevirmen: Lodos

Şeytan Ayları’nın bitiminden sonra, Batı’da sadece iki gün yağmur yağmıştı, diğer günler güneşliydi, Kışın yağan karların telafisiydi. Ofisteki küf havası gitmiş, doğanın taze ve temiz havası yerini almıştı.

 

Sınır Kasabası’yla Uzun Şarkı arasındaki yol neredeyse önceki halini almıştı ama her geçen gün Roland’ın endişeleri artıyordu.

 

Kara yolu eski haline geri döndükten sonra her yıl Sınır Kasabası’na yeni ürünler satan tüccarlar gelirdi. Ama şimdiye kadar Uzun Şarkı’dan hiç tüccar gelmemişti. Erkenden düşmanı fark edip hazırlanmak için Şimşek günde iki kez Uzun Şarkı’ya uçuyordu.

 

Geçen hafta, Birinci Ordu, kapsamlı eğitim aşamasına girmişti. Bir düşman saldırısını karşılamak için nasıl savunma hattını kuracaklarını, bu savunma hattını nasıl sürdüreceklerini ve nasıl saldıracaklarını öğrenmek üzere eğitimler yapmışlardı. Şimşek’in onları haberdar edeceğine çok güveniyorlardı. Topçu ve silah ekipleri onun emirlerine göre ateş edeceklerdi. Emretmekten ise emirleri uygulamak çok daha kolaydı. Örneğin: 800 metre ve 500 metre arasında top mermisi atılacak, düşman 300 metre yaklaştığında şarapnel kullanılacak ve 50 metrede de silahlarla ateş edilecekti. Şimşek’in onlarla ilgili bayrağı kaldırdığını gördüklerinde ekip lideri, takımına saldırı işaretini verecekti.

 

Savaş alanındaki zaferin anahtarı, takip ve saldırı aşamasıyla gelecekti. Roland’ın planladığına göre, düşman yenildiğinde Uzun Şarkı’ya geri çekileceti ve bunun için de üç güne ihtiyaçları vardı. Dük askerlerini ve kiraladığı paralı askerlerini geride bırakıp kendi başına kaçsaydı bile, yolculuk için hala iki güne ihtiyacı olacaktı. Bu yüzden vahşi doğada en az bir gece kalacaktı.

 

Bu, Birinci Ordu’nun onları kovalaması için mükemmel bir imkan idi. Tüm takip süreci Şimşek tarafından gerçekleştirilecekti, ilk orduysa her zaman düşmanın gözcülerinden uzak bir yerde duracaktı ama olur da görünürlerse her an yakalamak için hazır bekleyeceklerdi. Top ve mühimmat kasabadaki siviller tarafından taşınacaktı. Düşman gece kampını yaptığında Birinci Ordu onların etrafını saracak ve ertesi günün şafak vakti saldırıyı başlatacaklardı. Bunun sonucunda da karşı tarafı komple yok edeceklerdi.

 

Plan karmaşık görünmese de, modern bir iletişim aracının yokluğundan dolayı iki birliğin koordinesini sağlamak neredeyse imkansızdı. Sonucun nasıl olacağı konusunda kendisi bile emin değildi.

 

Bir diğer kritik noktaysa, barut rezervlerinin azalıyor olmasıydı, bu nedenle Birinci Ordu kapsamlı antrenmanları sırasında mühimmat kullanmıyordu. Zaten eğitimin ana amacı silah takımıyla topçu takımının işbirliğini ve birinci orduyla cadılar arasındaki koordineyi arttırmaktı.

 

Roland Shishui Nehri’nin aşağısına inip Mağlup Ejder Sırtı ve Kırmızı Su Şehri’ne, güherçile kaynağı bulma umuduyla adamlarını göndermişti. Barut rezervlerini yenileyemezse ilk iki savaştan sonra mızraklarını kullanmak durumunda kalacaklarından korkuyordu.

 

Roland, kağıt üzerinde tedarik etmesi gereken birtakım maddeleri yazmıştı. Bunlar arasında güherçile, tahıl, tohum ve diğer malzemeler vardı. Şansını denemek için Barov’un çıraklarından birisini Kral Şehri’ne göndermeyi düşünüyordu. Orada oldukça satılık ürün vardı. Özellikle de güherçile. Yaz yaklaştığından, Kral artık güherçile toplamaya başlamış olmalıydı. Zengin aristokratlarla ve zengin tüccarlarla dolu bir şehir olduğundan dolayı epeyce güherçile bulunuyor olmalı idi. Sınır Kasabası’nda barut üretmesi için gereken hammaddeleri sağlayabilecek bir tedarikçi bulmayı umuyordu.

 

Bunun öncesindeyse, iki kişisel muhafızını göndermişti. Biri “Cadıların Toplanması” planını hayata geçirecekken diğeriyse “meyve bulma” planı üzerinde çalışıyordu.

 

İlk adamı kendisinin eskiden bir gezgin ya da bir işadamı olduğunu söyleyerek sokaklarda, dar yollarda, barlar ve diğer yerlerde dolaşarak Sınır Kasabası’nın cadılar için güvenli bir cennet olduğunu yayıyordu. Tabii ki, ev sahibininin 4. Prens olduğu söyleyemezdi. Bunun yerine haberi Cadı Birliği’nin Kutsal Dağ’ı bulmak için yeni üyelere ihtiyacı varmış gibi yayıyordu.

 

Diğeri doğrudan Berrak Su Limanı’na giderek okyanusu geçmiş ve fiyortlardan bazı garip ürünler satın almıştı. Tabii ki, herhangi bir şehre yaptığı yolculuğu sırasında herhangi bir tohum bulursa, onu da gönderiyordu.

 

Satın alma listesini bitirdikten sonra, Scroll’a vermiş ve Belediye Binası’na gidip Barov’a teslim etmesini istemişti. Scroll ayrıldıktan sonra Roland biraz su içmek için elini uzattığında, bardağının boş olduğunu fark etti.

 

Tam ayağa kalkıp ateşin üzerindeki çaydanlığı alacakken, Bülbül çoktan masaya bir bardak getirmişti. Hatta, bardağı doldurup ve çaydanlığı yerine geri koyarken de gülümsemişti.

 

Roland yavaşça çayını yudumlarken, gülümsemesini sağlayan şeyin ne olduğunu düşünmeye çalışıyordu. Son zamanlarda Bülbül’ün davranışları biraz kapalı iken son birkaç gün içinde yüzünde hep bir gülümseme vardı. Hatta daha da ileri giderek çay vermek için inisiyatif almıştı. Acaba zam falan mı istiyordu? Daha önceden elinde bir tabak kurutulmuş balık tutarak kanepede otururdu sadece.

 

Roland çoktan hayırdır diye sormuş olmasına rağmen Bülbül sadece gülmüş ve cevap vermeyi reddetmişti. Cevabı Prens’in anlaması gerekiyordu.

 

Gwent oynamak insanları gerçekten bu kadar mutlu edebilir miydi? Daha sonra Poker ve Mahjong’u da icat etmişti. Bir kumarhane bile açabilirdi. Roland başını sallayarak bu fikri kafasından attı. Şimdi keyif veren şeyleri icat etme zamanı değildi, Uzun Şarkı’ya karşı kazanacağı zaferin ardından ne yapacağını düşünmek zorundaydı.

 

Ofisini Uzun Şarkı’ya mı taşımalıydı? Roland bu fikri uzun zamandır düşünüyordu. Daha zengin bir bölgeye geçmek oldukça cazip görünüyordu ama aslında bu çok da iyi bir seçim değildi. Uzun Şarkı’nın, Sınır Kasabası’ndan fazla uzunca bir geçmişi vardı bu yüzden iktidar için mücadele eden birçok farklı güç vardı.

 

İlkesi bölgeyi bölüp ve fethettikten sonra denetlemekti. Uzun Şarkı’nın lordu olsaydı bile, topraklarında meseleleri astlarına hallettirecekti. Roland’ın tüm bu gücü tek başına almak istemesi durumunda, bir isyana neden olmadan buna ulaşmak çok zordu. Dahası, burası iyi ile kötünün birbirine karıştığı bir bölgeydi. Bu yüzden kendi güvenliğini de garanti edemiyordu. Radikal bir aristokratın suikast girişiminde bulunacağından korkarak sokaklarda yürümek istemiyordu.

 

Ama Sınır Kasabası bundan tamamen farklıydı. Burada son sözü sadece kendisi söylüyordu ve çevredeki araziyse çok genişti, bu yüzden topraklarını genişletmesi çok acil bir ihtiyaç değildi. Burda yaşayan çoğu insan ya madenciydi ya da avcıydı. Yani hepsi aynı sosyal statüdeydi ve Şeytan Ayları’ndaki başarısıyla, insanlar arasındaki itibarı da büyük ölçüde artmıştı. En önemlisi ise Birinci Ordu’yla bütünleşen propagandasından sonra, insanların çoğu cadıların varlığını kabul etmişti. Uzun Şarkı ile ya da Kilise’nin çok fazla etkisi geçen diğer şehirlerle karşılaştırıldığında, Sınır Kasabası’nı cadılar için güvenli bir cennete dönüştürmek çok daha kolaydı.

Dolayısıyla Roland, Sınır Kasabası’nı merkez bölgesi olarak kullanmaya karar vermişti.

 

Uzun Şarkı’ya gelince, orayı başkasının kendi adına yönetmesine karar vermişti ve kendisi yalnızca uzaktan destek sağlayacaktı. Sonuç olarak, ona sürekli bir iş gücü akışı sağlaması ve vergilerini ödemesi kafiydi. Şu anda en çok ihtiyacı olan şey adam ve paraydı.

 

Roland’ın Uzun Şarkı hakkında düşündüğü şey Sınır Kasabası’nda devam eden binalar için para ve insan sağlamalarıydı. Böylece, yenilen soyluların kraliyet altınları halkın eline geri dönecekti. Daha sonrasındaysa bunu Uzun Şarkı pazarlarında kullanıp parayı vergi olarak geri alacaktı. Buna ek olarak, Sınır Kasabası’nda uzun süreliğine kalmaları koşuluyla özel yetenekleri olan bazı insanları ikna etmek amaçlı bir dizi ayrıcalıklı politika da izleyebilirdi.

 

Fakat bunların hepsi hala kabaca planlardı. Uzun Şarkı’ya kendi yerine kimi koyacağı veya vergi sisteminin özellikleri gibi konular, savaşın sonuna kadar beklemeliydi.

 

O anda, Sarı bir figür aniden pencereden uçarak girdi ve Prens’in masasında durdu. Gelen Şimşek idi.

 

“Sıkı çalışıyorsun, şunu bi iç.” diyen Roland bardağı alarak ona doğru uzattı. Şimşek bardağı aldı ama içmedi. Bunun yerine: “Majesteleri, onlar geliyor!” diye bağırdı.

 

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18324 Üye Sayısı
  • 791 Seri Sayısı
  • 37546 Bölüm Sayısı


creator
manga tr