Bölüm 95: Buluşma

avatar
1778 0

Release That Witch - Bölüm 95: Buluşma


 

 Çevirmen: Lodos

‘Lanet olsun, lanet olsun! Saçmalayan Prens’e de bak! Zavallı olduğundan dolayı bu vahşi yere atılan kişi sanki o değil!’ Cornelius öfkeyle düşünüyordu. Ama arkasındaki iki muhafızın ellerinde kılıçlarıyşa peşlerinden geldiğini hatırladığında ağzında dolup taşan kızgınlığını geçici olarak yutmak zorunda kalmıştı.

 

Nihayet kale dışına çıkıp iki muhafızın peşini bıraktığını görünce baron rahatlamıştı.

 

Önceden ıslanmış mendilini çıkardı ve alnını sildi. Tüm ağzı tükürükle dolduğundan tereddütsüz etmeden yere tükürdü. Tükürüğünün Prens’in yüzüne çarptığını hayal ediyordu. Yine de öfkesinden kurtulmak için bu yeterli değildi. Bu yüzden kalbi rahatlayana kadar, defalarca tükürmek zorunda kalmıştı.

 

Şeytani canavarların işgalini engellediği için Uzun Şarkı ile yüzleşebileceğini mi düşünüyordu? Bu şekilde gurur duymaya devam ederse yakında gurur duyabilecek zamanı olmayacaktı!

 

Cornelius eğer güvenilir bir bilgi almasaydı bu kadar erken Sınır Kasabası’na geri dönmeye cesaret etmeyi düşünmezdi. Genelde aristokratlar her zaman sivillerden sonra geri dönerdi. Sonuçta, madencilik ve avlanma kirli bir işti, aristokratların asla yapamayacakları kadar zordu.

 

Onların görevleri sadece üretimi denetlemek ve transfer edilebilmesi için yeterli cevher birikene kadar beklemekti. Boş zamanlarında avcılarının evlerine giderler ve satın almk için yüksek kaliteli kürk bulunup bulunmadığını sorarlardı.

 

Fakat bu yıl bu durum tamamen farklıydı. Cornelius, mali yönetici Sir Reynolds’tan Dük Ryan’ın Dördüncü Prens’i Sınır Kasabası’ndan çıkarmaya hazır olduğunu duymuştu. Ve bu Gökhisar Kral’ına ihanet de değildi. Hatta bizzat yeni Kral Timothy Wimbledon’dan gelen emre uyuyorlardı: “Roland Wimbledon artık Sınır bölgesinin lordu değil ve eğer yeni bir bölgeye yeniden atanmak istiyorsa, ilk önce Kral’ın makamına gelmeli.”

 

Dük Ryan bu devrimci sözleri, Belediye dairesinin pozisyonundan sadece beş senede mali yönetici konumuna tırmanabilen Sir Reynolds’un önünde söylemişti. Akrabasına yani Sir Reynolds’a uzak bir ilişkisi olsaydı veya her sene düzenli olarak iki kaliteli kürk göndermemiş olsaydı, Cornelius batıdan sorumlu olan kişilerin kafasında neler döndüğünü asla tahmin bile edemezdi.

 

“Kralın makamına geldikten sonra yeni bir bölge kazanmak... Bu sadece boş bir açıklamaydı. Cornelius bile ilk Prens’in bir şey söyleyemeden giyotine gönderileceğini anlamıştı. Dördüncü Prens geri dönseydi, yeni kral ona hiç merhamet gösterir miydi?

 

Şüphesiz, batı sınırı Dük Ryan’ın yönetimindeydi, tek soru Kral Timothy’nin emrini bekleyecek miydi, yoksa o olmadan mı hareket edecekti? Bununla beraber Kral, Dük Ryan’ın harekete geçmesine karar verirse, Roland Wimbledon’la evsiz bir köpek arasında hiçbir fark kalmayacaktı.

 

Cornelius’un Sınır Kasabası’na acele etmesinin nedeni de buydu. İlk neden doğal olarak kürklere mümkün olduğunca erkenden yetişmek ve ikinci sebebi de evini satılık hale getirmekti. Düşündüğü ilk fikir çok akıllıca bir fikirdi, daha önceki yıllarda siviller Uzun Şarkı’ya sığınmak için kaçmışlardı. Doğal olarak yılın başında stokları boş olurdu ama bu sene tamamen Sınır Kasabası’nda kaldıklarından, elbette satın alabileceği bazı mallar olmalıydı, değil mi? Yani sadece kar ederek küçük bir servet kazanmakla kalmaz ayrıca Reynolds ailesinin sevgisini de elde edebilirdi.

 

İkinci fikir ise Cornelius, Reynolds’un meşgul olduğunu bilmesine rağmen belediyede kendisine bir yer ayarlamasını istemişti. Bu kahrolası fakir yerde yaşamaktan çok daha iyiydi ve artık evine ihtiyacı olmadığından da en kısa sürede satmalıydı. Dük Ryan’ın saldırıya ne zaman başlayacağını kim bilebilirdi, belki asi paralı askerler evine baskın yaparak büyük bir kayıp yaşamıştı bile.

 

Ama evinin paralı askerler tarafından yakılmadığını bunun yerine doğrudan Dördüncü Prens tarafından kaldırıldığını hayal bile edememişti. Baron bu gerçeği bir kez daha düşündüğünde dişlerini öfkeyle gıcırdattı. ‘Ah... O benim en iyi evlerimden biriydi!’ diye düşündü. Yüz elli kraliyet altını aşırı abartılıydı belki tamam. Ama en az otuz kraliyet altını ederdi o ev.

 

Parayı erken alabilmek için sırtını eğmiş ve gönülsüzce yirmi kraliyet altınını kabul etmişti. Fakat majesteleri ona yine de delice davranmıştı! Parayı vermek yerine, ayrılması için tehdit bile etmişti. Her yıl olan Şeytan Ayları’nın başlangıcında, tüm soyluların Uzun Şarkı’ya gittiğini bilmiyor muydu?

 

Bir dakika… Cornelius aniden yavaşladı. Bir şey hakkında yanılmış gibiydi. Daha önce Dördüncü Prens’in kötü karakterini duymuş olmasına rağmen Prens her zaman düşünmeden davranırdı. Sınır Kasabası’na gelmesinden hemen sonra Baron Simon’un karısına sarkıntılık bile etmişti. Fakat bugün Prens’ten aldığı izlenim onun bildiği Prens ile uyuşmuyordu. Prens asla kızmamış veya utanmaz davranmamıştı. Bunun yerine Cornelius’u kötü göstermiş ve bunu tamamen mantıklı sebepler kullanrak başarmıştı. Tüm konuşma boyunca sürekli aynı tonda konuşmuştu.

 

Peki neden Cornelius o kadar korkmuştu. Kendi evini bile itaatkarca bırakmasının nedeni neydi? Evin kendisinin olduğunu söylediği takdirde, Prens gerçekten onu öldürür müydü yoksa öldürmez miydi?

 

Doğru… Cornelius titremesine engel olamazken alnından yine terler boşanmaya başlamıştı. Geriye dönüp baktığında Prens ile yüzleştiği zaman Dük Ryan’la konuşuyormuş gibi hissetmişti.

 

Baron başını sallayarak, tatsız anılarını zihninden atmaya çalıştı. Neyse, Dördüncü Prens sadece birkaç gün daha gururlanmak istiyordu. Dük Ryan, Sınır Kasabası’na kendi yönetimini yakın zamanda geri getirdikten sonra Majesteleri Roland Wimbledon’a Gökhisar’a dönüş yolunda eşlik edecekti. ‘O zaman ona iyice güleceğim. Yirmi kraliyet altınını kaybettim, ama sonuçta dük Ryan benim intikamımı alacaktır.’ diye düşündü.

 

Bu düşüncelerden sonra sonunda tekrar rahatlamayı başarmıştı. Yüksek kalitede kürkler aldığından ve artık evini satmak zorunda kalmadığından dolayı da sadece Uzun Şarkı’ya yelken açabilirdi. Teslim edeceği mesaj: “Aynı yanlış anlaşılmaya sahip olan aristokrasi üyeleri... büyük bir hakaretti. Uzun Şarkı’ya geri dönünce, bunu mümkün olduğunca iyi bir şekilde taklit etmeliydi ki böylece herkes blöfünün nasıl göründüğünü anlayabilirdi.

 

Cornelius nihayet kale alanından çıkıp limana giden yolda yürüyordu. Yanından başlık takmış bir kadın geçmişti.

 

Başlangıçta, kasaba halkı hep gelip gittiğinden garip bir şey yoktu, ama kadın komple giyinmişti. Belki Prens’i görmeye giden genç bir bayan ya da üst sınıf bir kadındı. Fakat bir rüzgar kadının başlığını kaldırdığında, Cornelius, kalbinin zıpladığını hissetmiş ve nefesi kesilmişti.

 

Tanrım, bir kadın nasıl böyle görünebilirdi? Nadir yeşilimsi uzun saçlarıyla, sadece bir anlığına yüzünün bir kısmının görülmesi bile Cornelius’u şaşkına çevirmişti. Gökhisar Kralı diğer aristokrasi sınıfının prenseslerini çağırsaydı bile onun gibi birisini göremezdi. E madem öyleydi, bu kadar güzel birinin Sınır Kasabası’nda ne işi olabilirdi?

 

Arkasını dönüp, ne yapacağını görmek istiyordu. Döndüğünde kadının sadece kaleye doğru ilerlediğini fark etti.

 

Bu tür bir kadına Prens erişebilir miydi? Baron biraz tereddüt etmişti. Ama sonunda vazgeçti. Gerçekten de Dördüncü Prens ile ilgili bir şey yapmak istemiyordu. Böyle kötü bir insanı Dük Ryan’a bırakmalıydı. Ve hala Uzun Şarkı’ya geri dönmesi gerekiyordu.

 

İskeleye ulaşan tek direkli gemisine bindi. Tekneciler yelkeni çekti ve tekne hızlıca iskeleden ayrıldı. Uzun Şarkı yönünde yelken açmışlardı.

 

Dönüş yolunda, güneş batarken, Cornelius oldukça garip bir şey gördü.

 

Sınır Kasabası’ndan yaklaşık bir kilometre uzaktaki karlı alanda büyük bir grup görüş alanına girmişti. Hepsinin aynı kahverengi deri zırhı ve sırtlarında uzun tahtadan mızrakları vardı. Uzun bir çizgi oluşturarak yavaşça karın içinde yürüyorlardı. Küçük bir orman bölgesinden ayrılmış olsalar da ve her şeyi net bir şekilde göremese de, en azından yüz kişinin olduğundan emindi.

 

Bunlar… Dördüncü Prens’in şeytani canavarlarla savaşmak için kullandığı çiftçiler miydi?

 

Karın hala yolları kapattığı yılın ilk aylarında, karın içinde yürümek kesinlikle zordu. Cornelius bunu hayal bile edemezdi. Ancak adamlar hala yolda ilerliyordu ve kar en azından bir ayak derinliğindeymiş gibi görünüyordu. Bu az bir şey değildi doğrusu...

 

Bu komik sahne karşısında gülmek istedi. Ama bunu yapamadığını fark etti. Şüphe duygusu, kalbinde çoktan ortaya çıkmıştı. Acaba Dük Ryan’ın emri altındaki şövalyeler bunu yapabilirler miydi?

 

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18366 Üye Sayısı
  • 791 Seri Sayısı
  • 37582 Bölüm Sayısı


creator
manga tr