Bölüm 76: Kutsal Dağ Part -2

avatar
1622 1

Release That Witch - Bölüm 76: Kutsal Dağ Part -2


 

 Çevirmen: Lodos

“Kız kardeşlerim! Bu Kutsal Dağ! Onu bulduk! ”

 

Cara çığlık atıyor ve tüm dünyaya ne kadar mutlu olduğunu gösteriyordu. Çoğu cadı önlerindeki manzara tarafından sarsılmış ve oldukları yerde kala kalmışlardı. Fakat, etrafına zıplayan ve saf sevinçle ağlayan başka cadılar da vardı. Bununla beraber, Scarlett şehre baktıktan sonra kaşlarını çatarak mırıldandı, “Bu gerçekten Kutsal Dağ mı?”

 

Bunu duyan Yaprak, Scarlett’a doğru eğilerek fısıldadı: “Neden böyle düşünüyorsun? Bir sorun mu var?” Kendi içinde o da aynı soruyu soruyordu. Sonuçta, gökyüzündeki bu şehir Kutsal Kitap’ta anlatıldığı gibi altın renkli değildi ya da ihtişamlı ve görkemli gözükmüyordu. Bu şehir de kuleleri ile oldukça muhteşem görünüyordu, ancak tamamen grimsi siyah bir renkte inşa edilmişti bu yüzden gündüzleri bile kasvetli görünüyordu. Buna ek olarak, şehrin üzerinde kırmızı bir sis vardı, bu kan sisine çok benziyordu.

 

Scarlett kuru bir sesle: “Bir şey vardı… Kendini bu deliklerden birine sıkıştırarak içine girdi. Açıkça göremedim, ama kesinlikle tanrılara benzemiyordu…” dedi.

 

Yaprak bütün tüylerinin diken diken olduğunu hissedebiliyordu. Cadı Birliği’ndeki en keskin gözler Scarlett’taydı ve bu mesafeyi net bir şekilde görebiliyordu. Bu yüzden Yaprak, onun dediklerini duyunca oldukça huzursuz hissetmişti. Ne yazık ki, Şimşek de Bülbül’le beraber ayrılmıştı. Aksi takdirde, şehre uçarak bir göz atabilirdi.

 

“Kız kardeşlerim! Kutsal Dağ onu almamızı bekliyor.” Cara ellerini havaya kaldırdı ve heyecanlı bir sesle bağırarak: “Sadece bir miktar daha çaba sarf edersek yakında sonsuzluğu bulacağız!”

 

Sonra Taş’a kendisini ileri taşıması için hemen ısrar etmeye başladı. Yaprak şahsen ileri gitmek istemiyordu ama en sonunda ilk adımını atmak zorunda kalmıştı. İki hafta önce Cara ile görüş ayrılığında herkes ne olacağını öğrenmişti. Artık bu noktada, ilerlemesini durdurabilecek hiçbir şey yoktu!

 

Yürüyüş hızları gittikçe artmıştı. Dağın eteklerinden ayrıldıktan sonra kar beklenmedik bir şekilde azalmış ve çevredeki sıcaklık da yükselmişti. Efsanedeki yasak araziler, daha önce hiç kimsenin ayak basmadığı topraklardı. Ancak şimdi Yaprak, bu ıssız arazide ayak izleri görebiliyordu. Şimşek bir kaşif olarak burada olsaydı ve bunu görseydi çok mutlu olurdu.

 

Geriye baktığında arkasında ki dağların ne kadar yüksek olduğunu gördü. Bu engeli aşabildiğine inanamıyordu. Yaprak, şeytani canavarların iç bölgelere taşmamaların nedeninin sadece Geçilmez Dağ olduğunu düşünüyordu. Onların yalnızca kuzeyden saldırmalarının sebebi oradaki dağları kolaylıkla geçebiliyor olmaları mı idi yani?

 

“Eğer gerçekten Kutsal Dı bulursak ve artık bir yerden bir yere sürüklenmemize gerek kalmazsa, o zaman ben de bundan memnun kalırım Yaprak hafif bir sesle iç çekerken bunları düşünmüştü.

 

Doğrusu Bülbül kampa geri dönüp Sınır Kasabası’ndaki hayatını, geleceğini herkese anlatırken, Yaprak büyülenmişti. Bülbül, Wendy’ye ve diğerlerine onunla beraber burdan ayrılmak isteyen var mı diye sorduğunda, kalabalıktan dışarı çıkıp adını bağırmak istemesine engel olamamıştı. Ama en sonunda, kalbinin içindeki engeli aşamayıp geçmişinin gölgesini arkasında bırakamamıştı.

 

Yaprak başını salladı, geçmiş hakkında düşünmemeliydi, diğerlerine ayak uydurmaya odaklanmalıydı. Yoksa bu ıssız arazide geride kalacaktı. Çok geçmeden garip bir şey keşfetmişlerdi. Hızların farketmiyordu, ne kadar hızlı ilerleseler de şehir geriye gidiyormuş gibi görünüyordu.

 

Bir saatlik bir yürüyüşün ardından “Kutsal Dağ” hala bulutların içinde askıda kalmış bir şekildeydi. Ne büyüyordu ne de küçülüyordu, sanki… Hiç yaklaşamamışlar gibi görünüyordu..

 

Kıymetli efendimiz, lütfen dinlenmemize izin verin. Kız kardeşlerimiz yoruldu,” dedi Taş. Bu yürüyüş sırasında Cara’yı taşımak zorunda kalan insanlar birkaç kez değişmişti. Ama net bir şekilde Cara’yı en uzun süre taşıyan kişi oydu.

 

“Hayır! Şimdi nasıl durabiliriz!“ Cara, Taş’ın önerisini düşünmeden reddetmişti, “Bu bize tanrılar tarafından yapılan bir test kız kardeşlerim, onlara güçlü irademizi gösteremezsek, asla Kutsal Dağ’a varamayız! Asla durmamalıyız! Bir sonraki Kutsal D’ın kapısına gelene kadar ilerlemeye devam etmeliyiz! ”

 

Taş, Cara’yı ikna edemediğini fark edince, ileriye gitmekten başka bir şey yapamadı.

 

Herhangi bir sıkıntı oluşacak olsa bile durmalarına izin yoktu. İki şeytani canavar dalgası karşısında bile ilerlemek zorunda kalmışlardı. İkinci dalga sırasında iki melez canavarla karşılaştıklarında, Yaprak’ın zinciri işe yaramamamış ve bu olmadan da canavarların saldırılarını durduramamışlardı. Hazırlıksız yakalanan bir kız kardeş, gruba aşırı güvenmesinin bedelini ödemek zorunda kalmış, boynu bir pençe darbesiyle kopmuş ve kanı yerleri sulamıştı.

 

Nihayet tüm şeytani hayvanları öldürmeyi başardıklarında, korkuyla gökyüzünün git gide kararmış olduğunu fark ettiler. Görünüşe göre akşama çok az kalmıştı. Önlerindeki şehri hala görebiliyorlardı ana hatları giderek ortadan kayboluyor zamanla da bulanıklaşıyor gibi görünüyordu.

 

Geçmiş deneyimlerine göre, uygun bir kamp alanı bulup kamplarını kurmaya başlamalıydılar ancak bu ıssız arazinin çevresi dağlara kıyasla tamamen farklıydı. Etraflarına baktıklarında, tek gördükleri şeytani hayvanlarla dolu düz ovalardı. Gece dinlenebilecekleri güvenli tek bir yer bile yoktu.

 

Bir cadı bir an cesaretlenmiş ve: “Kıymetli Efendimiz, dağların eteklerine çekilmek zorundayız! Scarlet kırmızı gözleriyle bize rehberlik eder. Onun yardımıyla gece yarısı dağlara ulaşabiliriz.” demişti.

 

Cara bağırarak: “Hayır! Bütün öğleden sonramız neredeyse duraklama olmadan sadece buraya ulaşmakla geçti. Zaten dayanıklılığımızın yarısından fazlasını tükettiğimizden artık aynı hızla geri dönemeyiz. Kız kardeşlerim, sadece ileriye gidebiliriz! Kutsal Dağ’ı bulabilir ve dinlenmek için oraya yerleşebiliriz.”

 

“O zaman Sherry’le ne yapmalıyız?” diye sordu başka bir cadı. Sherry canlılık belirtisi göstermeden yerde uzanıyordu.

 

“Onu gömecek vaktimiz yok” diye başını salladı Cara: “Onu burada bırakın, dünyada yerini bulacaktır.”

 

Yaprak üzgün bir şekilde gözlerini kapattı. Yine kız kardeşlerinden biri gitmişti. ‘Eğer ben sadece biraz daha güçlü olabilseydim Sherry hayatını anlatacak bir mezar taşı dahi olmadan bu ıssız arazide ölmek zorunda kalmazdı.’ diye düşündü.

 

Birçok kız kardeş ilerlemek ya da geri çekilmek konusunda karar vermeye çalışırken Taş aniden: “Gökyüzüne bakın, şehir kayboldu!” diye bağırmıştı.

 

Bunu duyan Yaprak gözlerini açmış gökyüzündeki siyah bulutların arkasına gizlenmiş bir şey var mı diye bakmaya başlamıştı. Şehir sanki hiç var olmamış gibi kaybolmuştu.

 

Herkes yerlerine mıhlanmıştı ve etrafı korkunç bir sessizlik kaplamıştı.

 

Güneş batana kadar ki tüm zaman boyunca şehir hiç ortadan kaybolmamıştı…

 

Yaprak birdenbire sanki beynine şimşek çarpmış gibi korkunç bir şey hissetmişti. Maceraperestlerin anlattığı masalları hatırladı, denizde görülen muhteşem manzaralar hakkında olan masalları. Bütün vücudu titremeye başlamıştı ve sadece fısıldayabilmişti: “Biz kandırıldık…”

 

Çok geçmeden de bağırarak: “Biz kandırıldık, bu Kutsal Dağ değildi! Bu gördüğümüz sadece bir seraptı!” demişti.

 

“Serap?” Cara aniden döndü, biraz gaddar görünüyordu ve dehşet verici bir sesle: “Bu da ne demek?” diye sordu.

 

Şimşek’in hikayelerinde sıklıkla anlattığı bir şey. Deniz yolculukları sırasında sıklıkla karşılaştıkları bir fenomen, aynı zamanda karada görülüyor ama çok daha nadir oluyor. Biz illüzyon dışında hiçbir şey görmedik gerçek şehir bizden çok uzakta olabilir, hatta önümüzde olmaması bile mümkün!”

 

Cara ufak bir umutla: “Yani şehir var ama sadece şu an burada mı değil?” diye sordu.

 

“Bu…” Yaprak’ın bu soruyu cevaplaması biraz zaman almıştı: “Bilmiyorum”

 

Tam o sırada Scarlett aniden bağırmıştı: “Dikkatli olun! Bir şey geliyor! Yüzünde korku dolu bir ifadeyle, grubun sol tarafına doğru bakıyordu.

 

“Şeytani canavar mı?” diye sordu Rüzgar, savaş alanına doğru gittiği sırada: Kaç taneler?”

 

“Hayır…” Scarlett yanıtlarken korku içinde iki adım geri çekildi: “Bunun ne olduğunu bilmiyorum…”

 

Scarlett tam sustuğu sırada uzaktan bir anda bir gölge ortaya çıkmış ve yıldırım hızıyla Scarlett’e doğrudan vurmuştu. Scarlett karanlıkta onu netçe görebilmiş olsa da, yine de ondan kaçınamamıştı. Bu darbe çok hızlıydı.

 

Neredeyse bir göz açıp kapayıncaya kadar Scarlett’in göğsüne vurmuş, vurduğu sırada da delmiş hatta arkasındaki bazı cadıları da onunla beraber yere çivilemişti. Birkaç cadıyı kazığa oturttuktan sonra nihayet durmuştu ve herkes nihayetinde onun ne olduğunu görmüştü.

 

Aslında mızraklı birisiydi.

 

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18391 Üye Sayısı
  • 792 Seri Sayısı
  • 37602 Bölüm Sayısı


creator
manga tr