Bölüm 57: Yılan Cadı Kara

avatar
1682 1

Release That Witch - Bölüm 57: Yılan Cadı Kara


 

 Çevirmen: Lodos

Wendy, Bülbül’ün beklediği kadar heyecanlı değildi. Bunun yerine şüpheyle: “Gerçekten bunu söyledi mi?” diye sordu.

 

“Evet, Sınır Kasabası’na ben gitmeden önce iki cadıyı, Anna ve Nana’yı kurtarmış. Prens başından beri cadılarının güçlerinin Şeytan’dan geldiğini düşünmüyor. Bunun bizim kendi gücümüz olduğunu söyledi.’’ Bülbül aniden durdu ve Wendy’nin söylediği hiçbir şeye inanmadığını fark etti.

 

‘İyi ki konuşmayı kesmişim.’ diye düşündü. Bu, Wendy’nin hatası değildi. Muhtemelen doğrudan Prens’ten bunları duyduklarında inanırlardı ya da o zaman da şüphe ederlerdi. Sonuçta, her cadı buna özlem duyuyordu. Cadılar, doğudan Geçilmez Dağ’a giden yolda bile çok uzun bir süre boyunca zulüm altındaydı. Cadıların ihanet edilip, terk edilmesinin birçok canlı örneği vardı. Onlara yardım eli uzatacak kimseleri de yoktu.

 

Bütün bunları düşününce heyecanı biraz azalmıştı. Belki de bu gezi beklediği kadar güzel geçmeyecekti.

 

Bülbül ciddi bir şekilde: “Wendy, benim gücümün yetişkinliğe eriştiğimde ne kadar geliştiğini biliyorsun. Bir insanın büyü akışını görebilme yeteneğimin yanı sıra, bir kişinin yalan söyleyip söylemediğini de tespit edebiliyorum.” dedi. “Ona neden cadıları kurtarmak gibi büyük bir risk alacağını sorduğumda O: ‘Sınır Kasabası’nda kimsenin geçmişini umursamıyoruz.’ diye cevap verdi. Sadece bütün cadıların özgür insanlar gibi yaşamasını istiyor.”

 

Wendy kaşlarını çatarak: “Ama bunu yaparken, Kilise onun için bir tehdit oluşturacaktır.” dedi. “Prens bunun ne anlama geldiğini bilmese bile, sen biliyorsun değil mi?”

 

Bülbül kendini tutamadı ve kıkırdadı: “İlk başta ben de senin gibi düşünüyordum, bu yüzden ben de ona sordum: ‘Gerçekten bunu başarabileceğini düşünüyor musun?’ Ve bana nasıl yanıt verdi sence? “Denemezsen, cevabı asla bilemezsin.”

 

Wendy bunu duyunca şaşırdı ve: “Bu bir yalan değil miydi?” diye sordu.

 

“Hayır.” diye onayladı Bülbül.

 

“Buna inanamıyorum.” Wendy’nin sesi biraz rahatlamıştı. O ve Bülbül yıllardır arkadaşlardı bu yüzden Bülbül’ün onu kandırmaya çalışması ona mantıklı gelmiyordu.

 

“Evet…” Bülbül derince iç çekti. Bunu bizzat duymamış olsaydı, her ne kadar yeteneği sayesinde bunu doğrulayabilecek olsa bile, Roland’a bu kadar çabuk inanmazdı. Geriye dönüp baktığında, tıpkı surların üstünde durduklarında ve konuştuklarında olduğu gibi, Roland’ın nadiren yalan söylediğini hatırlıyordu. İki ay boyunca yanında kalmıştı ve yalnızca bir kere surlarda iken ona yalan söylemişti. Bülbül onun yanıtından çok memnun olmuştu ama.

 

En nihayetinde Roland’ın onu az da olsa kandırmaya çalışması umurunda değildi. Üstelik, kim tanımadığı bir cadıya bütün sırlarını açardı ki?

 

“Bu gece, herkes bir araya gelince, bu önemli haberi tüm kız kardeşlerimize söylemek istiyorum!” Bülbül yalvaran bakışlarla Wendy’ye baktı ve: “Onları ikna ederken bana yardım etmeni istiyorum.” dedi.

 

Akşam olduğunda kampın dışında türlü işlerle uğraşan cadılar birer birer geri dönmüşlerdi. Bülbül’ün geri döndüğünü gören cadılar çok sevinmişler ve etrafını sorup onu nasıl olduğuna dair soru yağmuruna tutmuşlardı. Kollarının beyaz bir bezle sarılı olduğunu görünce, Bülbül kalbinde bir ağrı hissetmiş; başlangıçta üstün körü birkaç yanıt vermiş ama zamanla daha da sessizleşmişti.

 

Sonra kendi uzun hikayesini anlatmaya başlamıştı. Sınır Kasabası’na nasıl gizlice girdiğinden, Roland, Anna ve Nana ile nasıl tanıştığından, surun inşasından, buhar makinesinin yapımından, şeytani canavarların saldırısında nasıl direndiklerinden ve en sonunda da Anna’nın yetişkinliğinden bahsetmişti. Bülbül, yalan söylemediğini ispatlamak için buhar motorunun yapım planlarının çizimini bile yanında getirmişti.

 

Cadı Birliği’ne dahil olduktan sonra cadıların çoğu dünyadan uzak bir hayat yaşamaya başlamıştı. Onlar için dış dünyadaki yaşamı hayal etmek çok zordu. Bu yüzden Bülbül’ü dikkatle dinlemişlerdi. Ama sonra Bülbül, Anna’nın yetişkinliğe erişirken bir gün boyunca acı çekmediğini söylediğinde, kalabalık aniden hiddetlenmişti. Bu en büyük kaygılarıydı. Yetişkinlik günleri cadıların tüm hayatlarını tehdit etmiş ve korunaklı, sıcak bir hayatı terk etmelerine yol açmıştı. Hatta efsanedeki Kutsal Dağ’ı aramak üzere her şeylerini kaybetmiş bir şekilde Geçilmez Dağ’a gelmişlerdi. Bülbül’ün söylediği şey doğru ise eğer; bu onları kabul etmeye istekli bir bölge lordundan ve artık Şeytan Isırığı’ndan acı çekmek zorunda kalmayacaklarından ibaretti, bu Kutsal Dağ’dan daha da mükemmel değil miydi?

 

Tam o anda kalabalık bir anda ikiye ayrıldı. Vücudunun yarısı yılan dövmeleriyle dolu ve tüm saçı yeşil olan bir cadı Bülbül’e doğru yürüdü. Onu gördüğünde, Bülbül saygıyla bir reverans yaparak ve selam durarak: “Saygıdeğer efendim, merhaba.” dedi. Gelen cadı, Cadı Birliği’nin kurucusu olan Yılan Cadı Cara idi. Onunla konuşurken, bütün cadılar ona ‘efendim’ diye seslenirlerdi.

 

 Cara boğuk ve hissiz bir sesle: “Az önce anlattığın hikayeyi duydum.” dedi. “Buradaki herkese, anlattıklarının yalan olduğunu söylemek ister misin?”

 

“Hayır, efendim. Bunlar yalan değil, demek istediğim …”

 

Bülbül konuşmaya çalışırken sabırsızlıkla bekleyen Cara tarafından: “Yeter.” diyerek susturuldu. “Sana ne olduğunu bilmiyorum. Sınır Kasabası’na gittiğinizde size böyle şeyler söylediler. Bir cadıya sempati duyan bir prens mi? Bir kurbağaya sempati duymak kadar gülünç!” dedi Cara. Soğuk bir gülümsemeyle döndü, kollarını havaya kaldırdı ve bağırarak: “Kız kardeşlerim! Bu ölümlülerin sizlere nasıl davrandığını unuttunuz mu?” dedi.

 

Bülbül’ün bir şey söylemesine bile izin vermeden bağırmaya devam etti: “Evet, o ölümlüler topluluğu ki; Tanrı adına savaştıklarını bahane ederek her zaman kılıcının keskin tarafını bize doğrultan ya da bizi kırbaçlayan beceriksiz topluluktan bahsediyorum. Tanrı Gözü’nün İntikamı olmasaydı, biz cadıları nasıl ezebilirlerdi? Yeteneğimiz Şeytan’dan gelmiyor aksine bu Tanrı tarafından bizlere verilen bir armağan! Tanrı’nın otoritesinden sorumlu olan onlar olmamalı, biz olmalıyız! Benimle birlikte olan kız kardeşlerim! Kadim kitaplarda bahsedilen Kutsal Dağ, tanrıların kaldığı yerdir!”

 

Ne… Bülbül, Cadı Birliği liderinin her zaman eksantrik biri olduğunu düşünse de duyduklarına inanamıyordu. Bülbül de Kutsal Dağ arayışına güçlü bir şekilde inanıyordu, belki sıradan birine göre fazla bile inanıyordu ama hiçbir zaman bu kadar aşırı düşünmemişti. Cara, Wendy kadar olmasa da o da en azından kız kardeşlerinin sıkıntıları ile her zaman samimiyetle ilgilenmişti. Ancak Bülbül, onun normal insanlara karşı bu kadar düşmanca davranabileceğini hiç düşünmemişti.

 

Son birkaç yıldır nefret ve öfkesini bastırması buna sebep olmuş olabilir miydi? Sözde dini olaylara karışmadan sadece iktidardan kurtulmak için zamanı geldiğinde misilleme yapılabilir miydi yani? Bülbül kendi kendine düşündü, Cara’nın kendi içinde sakladığı gerçek neden bu muydu acaba?

 

“Kutsal Dağ’ın kapısına dair bir ipucu bulduk, tıpkı kadim kitaplarda anlatıldığı gibi! Kırmızı ayın gece gökyüzünde bir damla kan gibi görünmesine sadece yirmi gün kaldı. Yüce Shimen’in yönetiminde yükselerek nihayet diğer tarafa ulaşacağız!” Birden Cara durdu, Bülbül’e bakmak için geri döndü ve bağırdı: “Ölümlüler tarafından aldatılmışsın, çünkü doğduğumuzdan beri büyük bir aldatmaca içinde yaşadık. Yetişkinlik günündeki acılar; Tanrı tarafından yapılan bir test. Yalnızca güçlü iradeli, yılmaz kabiliyetli ve hakiki güce sahip olanların geçebileceği bir test. Kilise’ye gelince;” ikinci kez alaycı bir gülüş attıktan sonra: “Onlar, Tanrı’nın ismini kullanarak hareket etmeye cesaret eden bir grup ölümlü. Er ya da geç cehenneme gidecekler.” dedi.

 

Cara: “Ve sen evladım… Geri dönme vaktin geldi.” dedi. Bir anlık sustu ve sonra devam etti: “Az önce söylediğin hikayeleri unutursan, cehaletini ve hatalarını affedebilirim. Cadı Birliği üyesi olarak bize yardım edip sonsuz özgürlük elde etmek üzere bizimle beraber Kutsal Dağı arayacaksın.”

 

Bülbül’ün kalbi tamamen soğumuştu. Acı sadece bir test miydi yani? Uyanış gününde acı çeken, tutunacak kadar güçlü olmayan kız kardeşleri bu testi geçecek kadar değerli değiller miydi, onlar sadece ezik miydi? Bu görüş Kilise’ninki ile birebir aynıydı. Etrafını çevreleyen cadıların bağırışlarını duyuyorken, Wendy bile Cara’ya itiraz etmek için dışarı gelmemişti… Bülbül göz açıp kapayana kadar kendini hissiz bir halde bulmuştu. Cadı Birliği’nin kurucusu, buradaki her cadının efendisi, yabancı birine dönüşmüştü.

 

Bülbül başını salladı ve: “Öyleyse, ayrılmak isteyen her kız kardeşimi yanıma alıyorum. Kalmaya karar verenlere de… Bol şans.” dedi.

 

Bülbül gitmeye hazırken, aniden bacağının alt tarafında hafif bir karıncalanma hissetti. Dikkatle aşağı baktığında, mavi ve siyah çizgilerle parıldayan bir yılanın onun baldırını ısırdığını gördü. Bu, Cara’nın yılan büyüsüydü, sessizce saldırırdı ve zehirliydi.

 

Felç tüm vücuduna hızla yayılıyordu. Bülbül bir şey söylemek için ağzını açmaya çalıştığında, kendini bir anda karanlığın içine doğru düşerken bulmuştu.

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18193 Üye Sayısı
  • 792 Seri Sayısı
  • 37535 Bölüm Sayısı


creator
manga tr