Bölüm 55: Bin Yılda Bir Gelen Fırsat

avatar
1775 1

Release That Witch - Bölüm 55: Bin Yılda Bir Gelen Fırsat


 

 Çevirmen: Lodos

Roland, ofisinin kapısını açınca Barov’un onu beklediğini gördü.

 

Mektubu yardımcı bakanına verdi, sonra sandalyesine oturdu ve ayaklarını masanın üzerine uzattı.

 

Ortamda yabancı bir kimse olmadığından, kısa bir şarkı mırıldandı.

 

“Majesteleri, yas tutmanızda bir sakınca yok.” Barov, mektubu çabucak okurken kaşlarını çatmaya başladı: “Kralın ölümü büyük bir facia zaten bir de oğlu tarafından öldürülmüş. Bu gerçekten bir trajedi. Majesteleri, ne yapmanız gerektiğini gerçekten bilmiyorum.”

 

“Gerald’ın ölümüne yol açan yargı süreci çok garip. Büyük ve küçük kız kardeşlerimin ne yapmak istediğini bekleyip görmek istiyorum.” dedi Roland. “Her durumda, bunu yalnızca güvende kalmak için yapsak bile, önceden hazırlık yapmamız gereken bazı şeyler var.” Barov Prens’e baktı ve devam etmesini bekledi.

 

“Kralın değişecek olması yüzünden, önümüzdeki birkaç ay hatta belki birkaç yıl çalkantılı geçecektir, bu yüzden yapmamız gereken ilk şey sevdiklerimizi ve aile üyelerimizi korumak olmalı.” Daha da önemlisi ise ikinci prensin bu kişileri kaçırarak kendilerini tehdit etme ihtimalinin varlığı idi. Sınır Kasabası’nın yönetim ve mali hareketlerini sürdürmek istiyorsa, bakan yardımcısı bu iş için vazgeçilmezdi. Roland çayı yudumladı ve devam etti: “Sen ve Carter, astlarınızın hepsine birer mektup yazın. Muhafızlar benim krala olan cevabımı teslim ederken astlarınıza da mektuplarınızı teslim edecekler ve onların başka kasabalara sığınmalarını sağlayacaklar.”

 

“Sınır Kasabası’nda değil mi?” Barov aptal değildi, yirmi yıllık politik deneyimden sonra prensin ne kastettiğini hemen anladı.

 

“Hayır, doğrudan Sınır Kasabası’na gelmeyecekler.” Roland diğer tarafın, astların ailelerini tehdit amaçlı kullanmasını istemiyordu ayrıca astların da ailelerinin kendisi tarafından tehdit edildiğini düşünmelerini de istemezdi, bu yüzden böyle bir uzlaşmaya varmıştı. Önce onları daha güvenli bir kasabaya götürür, Sınır Kasabası’nda güçlü bir savunma oluşturduktan sonra da onları kasabaya alabilirdi.

 

“Anlıyorum. Endişeleriniz için teşekkür ederim Majesteleri.” Bakan yardımcısı Roland’ı rahatlatmak için anladığını belirtircesine için kafasını salladı. Astları, kendileri için düşünebilen akıllı insanlar olmalıydı.

 

Roland: “Konuşmamız gereken bir diğer şey de cevher ticareti. Son demir cevheri satışından sonra cevher ticaretine bir son vereceğiz ve Söğüt Kasabası’na sadece biçimsiz taşlar satacağız. Kendime kullanmak için demir cevherine ihtiyacım var.”

 

“Bu iyi olmaz Majesteleri. Bunun sonucunda gelirimiz düşecek.”

 

“Evet, ama çok fazla düşmeyecek. Son zamanlarda madenciler yeni bir mücevher yatağı buldu, bu yüzden oluşacak olan bu boşluğun bir bölümünü kapatabiliriz.” diye açıkladı Roland. “Kış gerçekten ticaret yapılacak mevsim değil. Satıcılar canavarlardan korktukları için ticaret yapmaktan çekiniyorlar. Bu yüzden büyük olasılıkla önümüzdeki dört ay boyunca yalnızca iki veya üç ticaret yapabileceğiz. Hem daha ucuz olduğundan hem de biraz da olsa ticaretin telafi edilebilmesi adına biçimsiz taş ticaretinin yapılması gerektiği belli.” dedi.

 

“Anlıyorum.” Dedi Barov.

 

Bakan yardımcısı ayrıldıktan sonra Roland, Carter’ı çağırdı ve ona: “Askerlerin sayısını artırmam gerekiyor, bundan sen sorumlu olacaksın ve işe alım emirlerini sen vereceksin. Yeteneklerini hızlı bir şekilde değerlendirmeni, güçlü üyeler bulursan takım kaptanı olarak atamanı istiyorum. Tıpkı bir önceki seferdeki eğitimleri uygula.”

 

“Majesteleri, onları bu eğitim yöntemlerine göre eğitirsem savaş alanına çıkmaları çok uzun sürer.”

 

“Bir serseriden güçlü olmaları yeterli olacaktır.” Roland kaygılarını bir kenara attı ve Carter’a kendisi ne söylerse yapmasını emretti. Onun eforları ve düzenlemelerine rağmen, askerlerin eğitim düzeyi bir ordunun düzeyinden çok uzaktı. Bu eğitim düzeyinin üniversite öğrencilerine verilen askeri eğitim düzeyinde olmasından korkuyordu ama bazen rakiplerine kıyasla daha iyi savaş yetkinliğinin olması önemliydi. Beyni olmayan şeytani canavarlara karşı yapacağı savaşın yanında daha da fazla olmak üzere bir soylunun paralı askerlerle dolu yahut tamamen karışık özel ordusuyla savaşması gerekecekti. Bu birbirine girmiş iki dönemdeki silah ve teçhizatları kullandıkları sürece, üniversite öğrencisi seviyesindeki bir ordu bile onlarla baş edebilirdi.

 

Carter çıktıktan sonra Roland kahkahasını durduramadı.

 

Böyle tesadüfi bir durumun başına geleceğini düşünemezdi! Sanki birisi, Roland bir kar fırtınasında iken ona kömür göndermiş ya da uykuluyken bir yastık uzatmıştı!

 

Bu benim için kötü bir haber miydi? Bu bir ikilem miydi? Hayır! Garcia Wimbledon hakkında pek fazla şey bilmiyordu, fakat erkeklerin onu ezmesine izin verecek bir kadın olmadığından da emindi. İşin içyüzünü kimse bilmese bile İlk Prens kısa sürede ölüme mahkûm edilmişti. Ablasının sırf İkinci Prens emretti diye Gökhisar’a geri döneceği yoktu.

 

Kendisi için de durum farklı değildi. Sınır Kasabası’nda kalacaktı, bu yüzden birisi Roland’ı zorla çıkarmak durumunda kalacaktı. Büyük olasılıkla bu kişi, huzursuz ve dengesi karakteri sayesinde Uzun Şarkı Kalesi’nden Dük Ryan olacaktı. Aksi takdirde sadece mektubu vermek için Şeytan Ayları sırasındaki bu korkunç havada, birisini göndermezdi.

 

Dük Ryan onunla yüzleşmek istiyordu. Çünkü Roland Sınır Kasabası’ndan ayrılana kadar Ryan, huzurlu bir hayatı bırak, huzurlu bir yemek bile yiyemiyordu.

 

Sınır Kasabası’nda kalmayı seçmek, yeni Kral’ın emirlerine meydan okumakla aynı şeydi. Roland, Şeytan Ayları’nın sonuna kadar bekleyecek olursa muhtemelen Dük Ryan, Timothy Wimbledon’ın adı ve bayrağı altında ona bir ders vermeye çalışacaktı. Roland’ın istediği de tam olarak buydu.

 

Birine daha hızlı sanayileşme için neye ihtiyaç duyacaklarını sorarsanız, cevap şüphesiz ki insanlar olacaktır.

 

Büyük miktarda üretim için, işi konusunda dikkatli çok sayıda elemana ihtiyaç gerekirdi. En nihayetinde büyük makinelerin kullanımı için bir sürü kişiye ihtiyaç duyuluyordu. İşte o zaman “İnsan yiyen koyun” terimi var olmuştu. İngiltere’deki kiralık çiftçiler açlıktan ölmek üzere şekillerde arazilerinden atıldıklarında koyunlar yeni fabrikalar için otlayarak yer üretiyorlardı. Böylece koyunlar serbest işçi gücü olmuş oluyorlardı.

 

Endüstriyel çağ çok zalim ve acımasız bir zamandı. İşçilerin eğitimine durmaksızın yatırım yaptıkları sürece dolgun bir ödeme alabilirlerdi sanayiciler. Sanayi ne kadar gelişirse nüfus da o kadar artardı.

 

Roland’ın bir sorunu varsa, o da Sınır Kasabası’ndaki nüfus azlığı idi.

 

Sınır Kasabası yaklaşık 2000 kişilik bir nüfusa sahipti. Yeni icat edilen makinelerle bile sadece küçük bir atölye gibiydi. Çok işçisi yoktu bu yüzden pek çok projeyi hayata geçiremiyordu. Ama nereden bulacaktı ki onca insanı?

 

Köle mi satın almalıydı? O kadar çok köleyi nerden satın alabileceğini bilmiyordu. Aynı zamanda yetişkin köleler pahalı olurdu ve çoğu kültür duygusundan yoksundu. On yaş altı köle alırsa onlara işi öğretmek çok uzun sürerdi. Diyelim ki çocuk işçiliğine izin verecekti. Üretim ona yıllara mal olabilirdi.

 

Yetenekli insanları istihdam etmek mi? Bu sınır bölgesi kaç kişiyi çekerdi ki? Ve onlar için yetişkin kölelerden daha fazla para harcaması gerekecekti. Halkı doğum oranını arttırmaya teşvik etmek? Zorla evlilikler? Unut gitsin…

 

Uzun Şarkı Kalesi’nden insan geleceğine dair de pek umudu yoktu. Krallık kendi yolunda gayet iyi ilerliyordu. Eğer civarındaki, çevresindeki lordlara ellerini uzatmayı denerse de gelecekte insanların ağzında bir geyik muhabbeti olmaktan ileri gidemezdi. Tam da aynı sebepten Duke Ryan da Roland ile açıkça yüzleşmeye cesaret edemiyordu. Hamlelerini gizlilik içerisinde yapıyordu.

 

Ancak Timothy tahta geçtikten sonra her şey değişmişti. Hepsini anavatana çağırma emrinden anlaşılabileceği gibi tüm rakiplerinin ortadan kalkmasını istiyordu. Dük Ryan, görünüşe göre eski kral öldüğünde bütün batı sınırını kontrol edebileceğini öngörmüştü. Dolayısıyla Timothy’nin verdiği emri seve seve yerine getirmemesi absürt olurdu.

 

Bu, aynı zamanda Roland için de uzun zamandır beklediği bir fırsattı.

 

Uzun Şarkı Kalesi, yüzlerce yıldır batı sınırındaki yaklaşık on bin kişilik nüfusu ile bir ticaret merkeziydi. Ancak kalenin arkasında kalan şehirlerin güçlü savunmaları yoktu. Dük Ryan’ı yenip şehri ele geçirirse, çok sayıda vatandaşı bünyesine katabilir ve aynı zamanda onların zenginliklerini de sahip olabilirdi.

 

Nüfusa genişletmekten daha kolay ne vardı? Zenginliklere ulaşma açısından hangi yol yağmalamaktan daha hızlıydı?

 

Bu mesaj, Roland'ın gelecekteki yolunu aydınlatan buğuyu yok eden bir işaret gibiydi.

 

Bu altın fırsatı asla kaçıramazdı.

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18122 Üye Sayısı
  • 789 Seri Sayısı
  • 37385 Bölüm Sayısı


creator
manga tr