Bölüm 53: Ateşin Kalbi Part -2

avatar
1764 1

Release That Witch - Bölüm 53: Ateşin Kalbi Part -2


 

 Çevirmen: Lodos

Anna’nın gözlerini açtığı günün ertesi günü Roland ve diğerleri Bülbül ile vedalaştılar.

 

“Sebebi hala belirsiz olsa da Anna muhtemelen uyanış gününü acısız geçiren ilk cadı.” Bülbül ayrılmadan önce heyecanla böyle söylemişti. Roland’ın peşinde bu kadar dolandıktan sonra bir cadının dönüşümü için ‘uyanış’ terimini kullanır olmuştu. “Döndüğümde yanımda kız kardeşlerimi de getireceğim. Umarım o zaman geldiğinde tıpkı Anna’yı kabul ettiğin gibi bizi de kabul edersin.”

 

Bu tam anlamıyla Roland’ın istediği şeydi. Sadece Anna’nın yeteneğiyle bile sanayi anlamında devrim yaratmış, kasabanın üstüne endüstri çağının şafağını doğurmuştu. Bir grup cadı ile kim bilir neler yapabilirdi? Tabii bazı güvenlik sorunlarını da hesaba katmıştı. Şeytan Ayları’nda dağları aşmak epey tehlikeli olabilirdi.

 

Ama görünen oydu ki; Bülbül, kız kardeşlerini getirme konusunda epey istekliydi. Çünkü: “Kış boyunca kız kardeşlerim bu zorlu dönemle yüzleşiyor. Eğer onlara haberi erken götürürsem en azından birkaçını kurtarabilirim. Rahat olun, canavarlar benim yerimi kolay kolay bulamazlar.” demişti.

 

Nihayet Roland sordu: “Senin uyanış günün ne zaman?”

 

Bülbül arkasını döndü ve atına bindi: “Ya kışın sonunda ya da baharın başında.” Bülbül giderken Prens’e el salladı ve: “Benim hakkımda endişelenmeyin. Önceki yıllardan dolayı şeytan ısırıkları benim için daha da hafifleşti.”

 

Bu cevap Roland’ı düşündürmüştü.

 

Çoktan Anna’nın bu uyanışı nasıl atlattığını düşünmüştü. Anna sonrasında hiç acı hissetmediğini söylemişti. Bu Bülbül’ün söylediğine tamamen tersti. “Cadıların güçleri şeytandan gelir. Bu yüzden o güçler şeytan tarafından kirletilmiştir.” Bu da kanlarının kararıp deri gözeneklerinden dışarı akmasıyla görülebilir. Ciltleri yanmış gibi görünür, çok zavallı bir haldedir. Bu tartışılmaz ve doğruluğu sarsılmaz bir gerçektir.

 

İlk başta Roland bunun yanlış olduğunu düşünmüştü.

 

Dördüncü Prens’in anılarını biraz karıştırdı. Ama bu dünyada Tanrı’nın ya da Şeytan’ın var olduğuna dair bir delil bulamadı. Ortada ilahi bir güç yok diye de kötünün ve iyinin ayırt edilmemesi gerektiği yanlış olurdu. Aslında bu ölümlü dünyasına müdahale eden tanrılar var olsa bile kendi ekiplerini belirleyenler yine inançlı insanlar oluyordu. İşte o zaman tanrılar güçlerine sahip olabiliyorlardı, başka türlüsü mümkün değildi.

 

Bülbül’ün tanımlamasına göre; bir cadı büyü gücünü kendi bünyesinde toplardı. Ama bu büyü serbest kalmaktan başka bir yol bulamazsa acaba içine girdiği vücuda zarar verir miydi? Roland bu teorinin doğru olma ihtimalinin yüksek olduğunu düşünüyordu. E çoğu insan baskı altında kaldığında bundan canlı kurtulmak için kendi yeteneklerini gizlemeyi ve normal davranmayı seçerdi. Bu, cadıların yetişkinliğe erişmeden neden büyü güçlerini az kullandıklarını açıklıyordu.

 

Roland bu kalenin Şeytan ısırığını engelleyemeyeceğinin farkındaydı. Anna’ya bundan önce hiç katlanılmaz bir acı yaşayıp yaşamadığını sormuştu. Eğer bu sene boyunca bir şeyler farklı şekilde yaşandıysa belki de bunun sebebi Anna’nın kaleye gelmiş ve büyülerini her gün kullanıyor olmasıydı.

 

Böylece Bülbül’ün son cevabı sayesinde tahminleri doğrulanmıştı – onun gizlenme yeteneği fark edilebilir bir şey değildi, bu yüzden sık sık kullanabiliyordu-- . Buna ek olarak, diğer insanlar tarafından yeteneğini eğitmeye zorlanmış ve becerisini dikkatsizce kullanmıştı. Böylece, büyü gücünün geri tepmesi onun üzerinde çok az etkili olmuştu.

 

Roland Kale’ye döner dönmez Nana’nın eğitimini artırmıştı. Şehri savunurken kimse yaralanmasa bile çeşitli küçük hayvanları tedavi etmek zorundaydı. Teorisini Nana’nın yardımıyla doğrulayabilirse bunun önemi tüm cadılar açısından için sarsıcı olabilirdi. Şeytan’ın laneti ilahi bir hediye olarak bile görülebilirdi. Topraklarının cadılar için güvenli bir cennet olmasını sağlayabildiği müddetçe, bütün cadı toplulukları Sınır Kasabası’na gelecekti.

 

Nasıl olduğunu bilmiyordu ancak son saldırıdan sonra her şey yoluna girmişti, saldıran başka büyük gruplar da olmamıştı.

 

Roland buhar motoru 2’nin üretimini hızlandırmış, aynı zamanda Anna’ya da yeni yeteneklerine alışması için yeterli zamanı tanımıştı

 

Arka bahçeye başka bir kulübe daha yaptırmıştı ama bu kez bu kulübe kardan korunuyordu. Bir bina yapmanın daha güvenli olduğunu düşündüğü için bu alanı deneyler için kullanıyorlardı.

 

Bülbül daha önce cadılar yetişkinliğe ulaştıklarında, büyü güçlerinin dengeye gireceğini ve onların büyü alanlarının genişleyeceğinden bahsetmişti. Bununla beraber şimdiye kadar Anna yeni yetenekler gösterememişti ama ateş üstündeki kontrolü eskisinden tamamen farklı hale gelmişti.

 

Öyle ya da böyle bunun adı basbayağı ateşti. Roland, eski alevlerinin anlaşılabilir olduğunu düşünüyordu. Ama yeni yeşil renkli ateş o kadar da mantıklı değildi.

 

Ona “Ateşin Kalbi” adını verdi.

 

Anna’ya uzak bir mesafede yanabiliyor, şekil değiştirebiliyordu ama tamamen Anna’nın iradesindeydi. Tıpkı şu anda yaptığı gibi. Ateşin Kalbi kendisinden iki metre uzaktaki bir demir panelin üzerinde hafifçe ileri ve geri sallanarak sanki onu selamlıyor gibi yanıyordu. Roland, Anna’nın onu hala kontrol ettiğini biliyordu. Normalde, Ateş Kalbinin sıcaklığı vücut sıcaklığına yakındı ancak Anna onu ısıtmak isterse sıcaklığını nispeten daha yüksek bir sıcaklığa yükseltebiliyordu ve rengi yeşimden koyu yeşil bir renge dönüşüyordu. Tıpkı böyle, küçük bir alev parçasını büyük bir alev kitlesine dönüştürebiliyor ve hatta hareket hızını bile değiştirebiliyordu.

 

Ne yazık ki, Anna’dan çok uzaklaşamıyordu bu alev. Tekrar tekrar test yaptıktan sonra alevin Anna’dan beş metre uzaklıktayken ortadan kaybolacağını anlamışlardı.

 

Ateşin Kalbi’nin bir diğer yeni getirdiği özelliklerden biri de Anna’nın birden fazla alev yakabiliyor olmasıydı ancak şu ana kadar yalnızca iki alevi aynı anda kullanabilmişti.

 

Şimdilerde surdaki işler sakin gidiyordu. Şeytani canavarlar surların dışında birer birer görünüyordu. Karışık bir tür yoktu hiç. O karışık türler olmadan şeytani canavarların burayı geçmesi neredeyse imkansızdı. Tıpkı Roland’ın söylediği gibi, daha güçlü ve daha hızlı olmuş olabilirlerdi ama yine de sadece canavarlardı. Surların devasa uzunluğu nedeniyle, şeytani canavarların duvarın orta kısmına yönlendirilmeleri gerekiyordu. İki yüz asker surları ve şehri sadece bu şekilde savunabilirdi.

 

Dolayısıyla, kasabada devriye gezmek için yaptığı günlük rutine ek olarak Roland inşa bölümünde vakit geçirmek için daha da fazla vakit bulabiliyordu.

 

Kalenin güneyindeki bir alanı ayırmış ve gelecek olan cadılar için yaşam alanı olarak kullanmayı planlamıştı. Projenin yatırımcısı olarak, Karl’ı işçilerin başı olarak atamıştı ve bir dizi iki katlı tuğla evlerin inşası başlamıştı. Aynı zamanda, giriş ve çıkışı kolaylaştıran mantıklı ve güzel bir düzen tasarlamış ve iyi bir drenaj sistemi için çalışmaya başlamıştı.

 

Gelecek olan cadıların eski bölgelere mi yoksa halka karışıp yeni kentsel alanlara mı dağıtılacaklarını düşündükten sonra bu plandan vazgeçti. Bu plan, normal insanların cadıları kabul etmesini hızlandırsa da tüm olası yanlış anlaşılmalar ortadan kaldırılamadan onarılamaz sonuçlara sebep olabilirdi. Sonuçta, cadılar sadece askerler üzerinde belli bir etkiye sahipti.

 

Pek tabii bunun yanında, Bülbül’ün getireceği cadıların insanlara zarar vermeyeceklerinin ve iyi huylu davranacağının da garantisi yoktu. Çoğu dünyanın acılarından ve sıkıntılarından çok çekmişti dolayısıyla Roland, durumun bu kadar kolay olmayacağından korkuyordu. Sonuçta, bütün cadılar Anna ve Nana’ya benzemiyorlardı.

 

Ayrıca, cadılar toplu olarak tek bir bölgede yaşarlarsa idare edilmeleri daha kolay olurdu.

 

Onlar gelmeden önce Roland onlar ile ilgili tüm kuralları ve düzenlemeleri hazırlamak zorundaydı. Roland’ın şimdiye kadar böyle bir şeyde hiç deneyimi yoktu, sonuçta Ulusal Güvenlik Ajansı’nda çalışan bir personel değildi. Bir grup insanı kolaylıkla yönetecek yeteneklere sahip Avengers’ın kurucusu da değildi en nihayetinde! Şirketlerin personel yönetimi için kullandıkları temel bir sistem ile başlamaktan daha iyi bir seçeneği yoktu. Taşlara tutunarak yavaşça nehir boyunca ilerleyecekti.

 

Tabii ki Roland bu programda bazı boşluklar olduğunu biliyordu ancak bir lider olarak başka ne yapabilirdi ki? Korkup kuyruğunu geri çekerse ve sadece Sınır Kasabası’nda tıkılıp kalırsa endüstriye ulaşması yıllar sürebilirdi ama o bir çiftçi değildi, nasıl bekleyebilirdi ki onlarca yıl?

 

Yeni bir çağa öncülük eden, reformun ön saflarında yer alan maceracı bir ruha sahip olması gerekiyordu.

 

Bu düşünceleri kâğıda döktüğü anda Barov kapıyı açtı ve içeri girdi.

 

Ceketindeki karı salladı ve Prense selam vererek: “Majesteleri, Uzun Şarkı’dan bir haberci geliyor.” dedi.

 

 

  

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18429 Üye Sayısı
  • 792 Seri Sayısı
  • 37667 Bölüm Sayısı


creator
manga tr