Cilt 7 Bölüm 41 [ Çay Eşliğinde Bir Sohbet ] (3/3)

avatar
373 3

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 7 Bölüm 41 [ Çay Eşliğinde Bir Sohbet ] (3/3)


Çevirmen : Clumsy



Taritta’nın sessizlik içerisinde yayı tutan parmakları titriyor, Al ve Medium’sa kesik nefesler alıyordu. Mucizevi bir şekilde Louis bile homurdanmakla yetiniyordu, Olbart’ın teşkil ettiği tehlikeyi içgüdüsel olarak hissediyor olabilirdi.  

 

Belki de ortalığı karıştırma kararı alamıyorlardı. Bunu yapabilecek tek bir kişi varsa o da——

 

Subaru: [——Abel.]

 

Abel: [————]

 

Subaru sessizce Abel’e seslendi.

 

Onu duyan Abel’in oni maskesinin ardından dikkatini verdiği barizdi. Bakışlarını örten maskeden gözlerini görmek mümkün olmasa da ilgisi Subaru’nun üzerindeydi.

 

Hislerini çözmekse imkansızdı. ——Ancak Subaru, niyetini sezebiliyor, tahmin edebiliyordu.

 

Subaru: [Bu kişi İmparator, Vincent Vollachia.]

 

Olbart: […Ahhn?]

 

Böylece Abel’in bakışlarına karşılık vererek bu beyanda bulundu ve Olbart’ın tek kaşını kaldırmasına sebep oldu.

 

Subaru’nun söylediklerinden şüphe duyan ihtiyarın uzun, gür kaşlarının gizlediği gözler faltaşı gibi açılmıştı. Bu doğal bir tepki olsa da Subaru’nun beklediğinden çok farklıydı.  

 

Demek ki beklediği yanıtı almak için daha derinlere inmesi gerekecekti.

 

Subaru: [Maskeli gencin kim olduğunu ve burada olma amacımızı bilmek istiyordun. Yorna’yı görme sebebimizi de, değil mi? İşte yanıtın…]

 

Olbart: [Oioi, hiç komik değilsin, haksız mıyım?]

 

Subaru: [Komik olmaya çalışmıyordum zaten. ——Abel.]

 

Bir an için ne diyeceğini bilemeyen Olbart’ın sesinde bir şaşkınlık mevcuttu.

 

Bunu net bir şekilde algılayan Subaru, odanın ardındaki Abel’e seslendi. Abel o ana dek Subaru’nun söz ve eylemlerine herhangi bir itirazda bulunmamıştı.

 

Derken narin parmakları sessizce yüzüne uzandı. Ve sonra da——

 

Olbart: [——Hadi canım.]

 

Olbart’ın karşısında o gizli sima belirirken dudaklarından bir şaşkınlık nidası döküldü. Evet, gerginleşen gözlerini Olbart’a dikmiş olan kuzguni saçlı o yakışıklı—— İmparatorun, Vincent Vollachia’nın ta kendisiydi.

 

Olbart: [Ekselansları? Ama bu çok tuhaf, değil mi? Peki öyleyse, benim yanımdaki——]

 

Abel: [O yıllanmış beynini çalıştır, Olbart Dunkelkenn. Tüm yanıtlara sahipsin. Tek yapman gereken onları açığa çıkartmak.]

 

Olbart: [Ekselanslarının yüzüyle tam da Ekselansları gibi konuşuyorsun… Ah, demek öyle.]

 

İlk başta afallamış olsa da ihtiyar shinobinin toparlanması çok sürmedi.  

 

Yüzünü gözler önüne sermiş olan Abel bir İmparator olarak hükmünü verirken Olbart da sahip olduğu bilgilerle mevcut durumla ilgili bir hükme varıyormuş gibi görünüyordu.

 

Ardından elini çenesine götürerek,

 

Olbart: [Demek ki o Chisha. Her şeyi kontrolü altına almış… Bu farklı bi mesele gerçi. Böyle bir şeye izin vermek hiç size, İmparatora göre bi şey değil, diil mi?]

 

Abel: [Benim zihnimin derinliklerine göz atabileceğini mi zannediyorsun?]

 

Olbart: [Oh, çok korkunç, çok korkunç.]

 

Diyen Olbart, Abel’in yanıtı üzerine kavruk bir ses eşliğinde ellerini havada salladı.

 

Açıkçası Olbart’ın da belirttiği üzere Abel’in durumu kesinlikle sarsıntılıydı ama bu abartılı blöfü bunu yansıtmıyordu.

 

Her halükarda Olbart’ın ifadesindeki değişimi görmek Subaru’nun omuzlarındaki gerginliği yatıştırmıştı.

 

Evet, Olbart durumu anlamıştı.

 

Abel İmparatorluk tahtından indirilmişti ve Vincent, yani ona eşlik eden kişi sahte İmparatordu.

 

Olbart: [Kafamı karıştıran bir sürü şey netleşti şimdi. Yo, bi anda o tilki kızı görmeye bizzat gelme sebebinizi hala merak ediyorum.]

 

Subaru: [Tüm bunlar… sizin tarafınızın eylemlerini sınırlamak içindi.]

 

Olbart: [Hahaa, aslına bakarsan biz ihtiyarlar için siz zeki gençlerin fikirlerine ayak uydurmak zor. Genç, zeki, yakışıklı, bu kadarı aşırı açgözlülük bence. Sence de öyle diil mi? Öyle diil mi? Sen de çok gençsin sonuçta. Oh, o benim yüzümdendi gerçi! Kakakakka.]

 

Olbart kahkahalara boğularak söyledikleri hiç komik olmasa da karşısındakileri güldürmeye çalıştı.

 

Bu manzara karşısında yanakları gerilen Subaru’ysa derin bir nefes alarak bir anda Taritta’ya döndü.

 

Shudraq savaşçı hala temkinli şekilde yayıyla Olbart’ı hedef alıyordu. Subaru da onun savaşçı halinden sıyrılmasını sağlamak ve durumun kontrolünü geri kazanmak niyetindeydi.

 

Subaru: [Taritta-san, artık yayını indirebilirsin. Olbart-san…]

 

Olbart: [Oh? Yo, indirmene gerek yok, öyle diil mi? O kızın düşman olmadığından emin olmadığı birinin önünde gardını indirmesi imkansız bence.]

 

Subaru: [Ha?]

 

Subaru’nun Taritta’yı gardını ve yayını indirip konuşmaya ikna etme çabalarını baltalayan kişi bizzat o yayın hedefi olan Olbart olmuştu.

 

Yaşlı adam Taritta’nın temkinliliğini doğal karşılıyor ve Subaru’nun anlam veremediği o “doğallığı” inkar etmek adına herhangi bir girişimde bulunmuyordu.  ——Başka bir deyişle ondan kaynaklanan tehlike azalmamıştı.

 

Ama bu durumda——

 

Subaru: [Hadi konuşalım artık…]

 

Olbart: [Beni duymadın mı sen? Sizi dinledikten sonra kararımı vericeğimi söyledim. Ve verdim de.]

 

Subaru: [————]

 

Subaru’nun boğazı düğümlenirken karşısındaki Abel’in tavrında hiçbir değişiklik yoktu.

 

Yalnızca sessizce dilini şaklattı ve,

 

Abel: [Hangi yöne gideceğini bilemediğim kozlardan biriydin ama demek kararın bu, ha.]

 

Olbart: [Bu sana yakışmadı, Ekselansları. Yo, oynayacak kozunun kalmamış olması ölümcül bi şey… Ve sana daha en başından şanslı bir el dağıtılmadı. Biliyor musun, her zaman denemek istediim bi şey vardı.]

 

Abel: [Ha, nedir acaba?]

 

Olbart’ın planı hazırdı ve shinobi lideri, tahtından indirilen İmparatorun sözleri karşısında kahkahayı basmıştı.

 

“Acımasız İhtiyar” unvanını taşıyan bir adama uygun bu kahkaha eşliğinde de,

 

Olbart: [Fazla ömrü kalmamış ihtiyarın teki olarak İmparatoru öldürüp şanlı bir ölüm tatmayı tüm kalbimle denemek istemişimdir.]

 

Herkes: [——Hk.]

 

Bu acımasızca sözler dudaklarından döküldüğü saniyede, son derece gergin atmosfer içerisinde bir hareketlilik başladı.

 

Ve Taritta, Al ve Medium üçlüsü aynı saniyede her birine verilmiş olan “savaşmak yok” emrine itaatsizlik ederek Olbart’ın amacını yerine getirmesine engel olmak adına harekete geçti.

 

Ancak——

 

Olbart: [Dün senin nasıl bi numara yaptıını anlayamamıştım, tek kollu. Ama ufalınca işlemez oldu, öyle diil mi?]

 

Al: [Ka… Hk.]

 

Olbart: [Gençleşince daha ileri yaşlarda edindiin yetenekleri kullanamıyosun.]

 

Diyen Olbart, boynunu kütleterek ellerini salladı.

 

Ve parmak uçlarından kanlar sıçrarken burnunun dibinde bir trajedi yaşanan Subaru’nun gözleri faltaşı gibi açıldı.

 

Olbart’a boyun eğdirme çabasıyla öne çıkan Medium ve Al’ın boyunlarında bir kesik açılmıştı ve kanları fışkırıyordu. Şelale misali akan kanlarsa ufacık bir çocuk bedeninden onca kan nasıl çıkar merakı uyandırıyordu.

 

Al: [Tch, ah… Hk]

 

Olbart: [Görünen o ki son umut ışığına tutunamiycaksın. Yine de numaranı nasıl yaptıını öğrenemeden işini bitirmiş bulundum, cidden öyle oldu, ha. Batırdım, batırdım.]

 

Al, kanlar fışkıran yarasını tutarak çömelmişti. Medium ise gözleri boş bakmaya başlayarak hareketsiz şekilde yere serilmekteydi.  

 

İkisinin de geri dönüşü olmayan hayati bir yara aldığı apaçık ortadaydı.

 

Olbart’ı indirmeye hazır tek kişi olan Taritta’ya gelince——

 

Subaru: [——Ah.]

 

Subaru, neden onun yayından bir ok çıkmamış olduğunu merak ediyordu.

 

Ve gerçekleşmiş olması gereken saldırının gerçekleşmemesinin doğurduğu şüpheyle bakışlarını o yöne çevirdi.

 

Taritta duvara mıhlanmıştı.

 

Bir kadın için uzun kaçan ince bedeniyle duvara yaslanmış, bedeni oraya yapışıp kalmıştı. Hareket edememe sebebiyse göğsünün ortasına fırlatılmış olan bir silahtı—— yani bir shuriken.

 

Evet, o yıldız şekilli silah bir şaka misali Taritta’nın göğsüne saplanmış, onu şişleyerek duvara mıhlamıştı. Kalbi paramparça olan kızın anında ölümü tattığı kesindi.

 

Abel: [——Müdahale etmemeniz söylenmişti, buna rağmen kendinize hakim olamadınız.]

 

Ölümle dolup taşan odanın içerisinde ansızın bir adamın sesi yankılandı.

 

O sesin sahibi, korkunç bir hızla cesetlerle dolan odada dikilen Abel’di. Koltuğundan kalkmış ve delici gözlerini tüm bu ölümlerin mimarı olan Olbart’a dikmişti.  

 

O bakışlara maruz kalan Olbart ise yanaklarına sıçrayan kanları parmağıyla silerek,  

 

Olbart: [Aynen. Ölmeden önce biraz havai fişek patlatayım dedim. Tüm zamanların en büyük İmparatorunu öldürmekten ve bunun için idam edilmekten her zerremle memnun olacağım.]

 

Abel: [Bu yıkıcı zevklerinin farkına varamamışım. Benim dikkatsizliğim.]

 

Olbart: [Kakakakka! Yo, yo, yo, yaşlılık hayallerim fark edilseydi utancımdan yaşayamazdım zaten.]

 

Al hareketi kesmişti, Medium ve Taritta da nefes alıp vermeyi.

 

Bu şartlar altında İmparatorla emir kulu arasında geçen konuşma Subaru’ya başka bir dünyaya aitmiş gibi geliyordu. Ama hayır, öyle değildi. Bu konuşma gerçekti. Gerçekti, hem de bunaltıcı şekilde.

 

Evet. Bu, Subaru’nun yanlış bir seçim yaptıktan sonra ulaştığı gerçeklikti.

 

Olbart: [Ekselanslarıyla işim bitince Chisha’nın yanına döneceğim. Onun ölümümle güzelce ilgileneceğinden eminim.]

 

Subaru: [Ben… Hk.]

 

Olbart: [Oh? Oh, sen hala burdaymışsın.]

 

Olbart, çok geç konuşmuş olan Subaru’yu işitip etrafına dönerek sonun geldiğini belirten atmosfere daldı.

 

Ardından kaskatı kesilmiş olan Subaru’yu kontrol altında tutmak adına bir çırpıda boynunu çevirdi. Ve sırasıyla ölüp gitmiş olan Al, Medium ve Taritta’ya bakarak,

 

Olbart: [Durum ortada. Onlar beni öldürmeye çalıştılar, ben de onları öldürerek karşılık verdim. Ama senin ölmen için bi sebep yok, öyle diil mi? Kanundan kaçmak gibi bi niyetim de yok, yani seni susturmam da gerekmiyo.]

 

Subaru: [Da, ah…]

 

Olbart: [Oh, sanırım yine fazla ileri gittim ve çok konuştum. Söyliycek bi şeylerin olduğu ortada, hadi aç bakalım ağzını. Ben önünde kısa bi ömür olan ihtiyarın tekiyim, yani çok fazla bekleyemem, anlarsın ya?]

 

Olbart kendi ritmiyle ağır ağır konuştukça Subaru’nun düşünceleri rengini yitiriyordu. —— Yo, aslında kırmızıya bürünüyordu. Ve bu Al’la diğerlerinin kanının mı yoksa öfkenin mi rengi sorusunun cevabını Subaru bile bilemiyordu.

 

Ama yine de ne olursa olsun, her halükarda, burada, asla——

 

Abel: [——Aptal.]

 

Derken Abel’in dudaklarından bu aşağılayıcı kelime döküldü.

 

An itibarıyla bakışları Subaru’nun ensesini delip geçiyor olmalıydı. Onun keskin bakışlarının doğurduğu baskıyı hisseden Subaru’ysa sözlerinin doğruluğunun katiyetle farkına varıyordu.

 

Bu noktada Abel için öne çıkmanın hiçbir anlamı yoktu.

 

Al, Medium ve Taritta ölmeden önce bu şekilde harekete geçebilmiş olsaydı belki bir şeyleri değiştirmek mümkün olabilirdi.

 

Louis: [Uu…!]

 

Olbart: [Oioi, benimle hiçbi bağlantısı olmayan o küçük kızı bile kullanıyo musun yani? Ekselanslarının bu tarzından kadınlar ve genç kızlar nefret ediyo olmalı.]

 

Louis, ellerini alnına götürmüş olan Olbart’ın önünde dikiliyordu. ——Yo, aslında önüne geçtiği kişi Olbart değil, Subaru’ydu.

 

Subaru Abel’i koruyordu, Louis de Subaru’yu ve üçü birlikte düz bir hat oluşturuyordu.

 

Saçma sapan, etten bir kalkana dönüşmüşlerdi.

 

Olbart: [Ekselanslarının yalnız ölmesi gerektiini düşünmüştüm.]

 

Abel: [—— Her şey hesaplandığı gibi gitmiyor.]

 

Olbart: [Kakakakka!]

 

Abel’in bu noktada çenesini tutamamış olması Olbart’ın alaycı ve gürültülü kahkahasıyla karşılanırken ihtiyar shinobinin gözlerine ne Subaru’nun ne de Louis’in varlığı yansıyordu. Ama düşmanca niyetlerle karşısına geçenleri görmezden gelecek kadar iyi biri de değildi.

 

Bu sebeple——

 

Subaru: [——Seni asla affetmeyeceğim.]

 

Diyen Natsuki Subaru’nun genç bedeni kanlar fışkırtarak soğuk bir kan havuzuna batıyor, hırsını doyurma girişimi esnasında acımasızca kahkahalar atan shinobinin yüzünüyse zihnine kazıyordu.

 

Ve sonra da——

 

△▼△▼△▼△

 

Kanlar akıyor, yarasından sıcak bir hissiyat yayılıyordu.

 

Sonu gelmez bir sıcaklık taşıyordu, derken o sıcaklık ansızın bedenini terk etti.

 

Hızla akan bir şeyler onu yuttu, boğdu, görünmez kıldı ve sonra da okyanusun derinliklerine battıktan sonra yapacağı şey, yapacağı şey——

 

Subaru: [————]

 

Yitirdiği kanlar Subaru’nun bedeninde dolaşmaya, kulakları kuvvetle çınlamaya başlıyordu.

 

İşitme duyusunun aşırı derecede keskinleştiği hissiyatına sessizliğin içerisinde akan kanların kakofonisi eşlik ediyordu. Tüm vücudu bu hengameyi tadarken düzensiz soluklar veriyordu.

 

Arka dişlerini şiddetle birbirine bastıran Subaru, duyduğu o belli belirsiz acı ve kayıp hissi yüzünden etrafını doğru dürüst göremiyordu.

 

Hangi noktaya döndüğünü öğrenmek istiyordu——

 

???: [Kendime çay yapma özgürlüğünü kullandım, isteyen olur mu?]

 

Derken yükselen acımasız ve unutulmaz bir ses, Natsuki Subaru için yeni bir mücadelenin başlangıcını duyurdu.

 

#Epeydir bir ölüm vukuatımız olmamıştı. Açıkçası ihtiyarın gelip herkesi öldürmesini de hiç beklemiyordum ama hakikaten isminin hakkını veren biriymiş. Yine de kayıt noktası başarılı bence. Konuşmanın başına döndüler, yani baştan yaşamaları gereken bir aksiyon yok. Yalnızca bu konuşmayı doğru bir seyirde ilerletebilmeleri gerekiyor. Belki de Abel’in gerçek kimliğini açıklamamak daha makul olabilir. Bakalım Subaru bu sefer nasıl bir strateji izleyecek, bir sonraki bölümde görüşmek üzere!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 33185 Üye Sayısı
  • 352 Seri Sayısı
  • 43551 Bölüm Sayısı


creator
manga tr