Cilt 7 Bölüm 41 [ Çay Eşliğinde Bir Sohbet ] (2/3)

avatar
407 2

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 7 Bölüm 41 [ Çay Eşliğinde Bir Sohbet ] (2/3)


Çevirmen : Clumsy



——Subaru, Al ve Medium “çocuklaştırmaya” maruz kalmıştı.

 

Ve Dokuz İlahi Generale aşina olan Abel’in söylediğine göre sorumlunun Olbart olduğu kesin sayılırdı.

 

Bununla birlikte suçun bizzat sorumlusu tarafından itiraf edilmesi farklı bir şaşkınlık sebebiydi. Hele bir de söz konusu kişinin hiç gücenmemiş ve halinden tamamen hoşnut olması...

 

Herkes: [————]

 

Olbart: [Oioi, birbirimize böyle korkutucu bakışlar atmamalıyız. İhtiyarlara eziyet etmek diil özen göstermek gerekir, bunu size öğretmediler mi?]

 

Odadaki gerginlik bir kez daha tavan yapıyor ve Al, Medium ve de yayını hala indirmemiş olan Taritta ağır ağır pozisyon değiştiriyordu.

 

Bilhassa Al, giriş kapısının önüne geçerek Olbart’ın kaçış rotasını bozmaya çalışıyordu.

 

Yine de ufalmış bedeniyle ve kıymetli kılıcını gönlünce kullanamazken her daim pusuda olan o shinobi liderini durdurma hayalleri kurmuyordu.

 

Louis: [Uu…]

 

Olbart: [Sen benimle hiçbi ilgisi olmayan bi ufaklıksın, di mi? Ona rağmen bana böyle bakman birazcık kalbimi kırıyo. İhtiyar adamların tatlı kokusu hoşuna gitmiyo mu yoksa?]

 

Abel: [Benimle oyun oynama, Olbart. Sana son bir kez soruyorum. Seni buraya getiren nedir?]

 

Abel, kendisine hırlayan Louis’in gönlünü almaya çalışan Olbart’a bu soruyu yöneltti. Sonra da omzunun ardından bakıp oni maskesinden bile hissedilebilen sertlikte bir havayla,

 

Abel: [Bu İblis Şehrinin Lordu olan Yorna Mishigure’ün ne düşündüğünü biliyorsun. O, bu kişileri elçi olarak kabul etti. Onlara dokunulmaması gerektiğini net bir şekilde dile getirdi.]

 

Subaru: [B-bu doğru! Bize dokunmayacaktın, dünkü oyunun amacı buydu! Biz de canımızı riske attık! Ama buna rağmen bize vadedilenden farklı bir muamele görüyoruz!]

 

Olbart: [Oioi, heyecana kapılıp ortalığı karıştırıyosun, haberin olsun.]

 

Abel’in agresif hamlesini fırsat bilen Subaru da Yorna’nın geçen günkü açıklamasını yineledi. Evet, Subaru Olbart’ın da dediği gibi dünkü ruh haline dönecek kadar ileri gitmiş olabilirdi ama bu, gerçeği değiştirmiyordu.

 

Yorna Subaru’nun grubunu elçi olarak kabullenmiş ve Tanza da kimsenin onlara rahatsızlık vermesine müsaade edilmeyeceğini söylemişti.

 

Bunu kulak ardı etmek, Yorna’ya yönelik bir düşmanlık sergilemek anlamına gelirdi.

 

Abel: [Elbette ki niyetin İblis Şehrini yok etmekse bu senin zerre kadar umurunda olmaz.]

 

Subaru: […Bunu hiç düşünmemiştim.]

 

Abel’in yaptığı bu ekleme, Subaru’nun kaynayan kanının donmasına sebep oldu.

 

Sahiden de Olbart’ın dahil olduğu sahte İmparator grubu, Subaru ve grubu karşısında Yorna’yla pazarlık yapma hakkından feragat etmişti. Bunu kötü bir hamle olarak gördükleri takdirde öfkelenip işi bozmaları da imkan dahilindeydi.

 

Bu durumda Dokuz İlahi Generalden biri olan Yorna’yı çeşitli bağlamlarda karşılarında bulmaları kaçınılmazdı——

 

Abel: [Onu yok etme niyetiyle meydan okuyacak olursan kendin yok olmaktan kaçınırsın. Tabii ki bu işten hiç zarar görmeden kurtulamazsın.]

 

Olbart: […Ehh, o tilki kızla baş etmek zor. Ama maskeli gençlerin aklımı okuması da hiç eğlenceli değil.]

 

Subaru: [Maskeli, genç…]

 

Olbart parmaklarıyla çenesini kaşıyarak acı çekiyormuş gibi davranıyordu. Onun ağzından dökülenleri işiten Subaru’ysa göz ucuyla Abel’i izliyordu.

 

Abel’in tavrında bir değişiklik olmasa da Subaru, bu etkileşimin her adımında geriliyordu. ——Neticede Olbart Dokuz İlahi Generalden biriydi.

 

Ve elbette ki Vincent Vollachia’yı, yani Abel’i defalarca görmüş olması gerekiyordu.

 

Haliyle şu anda yüzü maskeyle örtülü olsa da ne konuşma tarzını ne de ses tonunu değiştirmiş olan Abel’le görüşen Olbart’ın onun gerçek kimliğini çözmesi hiç şaşırtıcı olmazdı.

 

Olbart: [————]

 

Fakat durumu asil bir tavırla karşılayan Abel, herhangi bir gerginlik belirtisi vermiyordu.

 

Olbart’ta da Abel’in gerçek kimliğini çözdüğüne dair bir işaret yoktu. Hal böyle olunca Subaru onu teşhis edemiyor ve içindeki korkularla hareket etmekten başka çaresi kalmıyordu.

 

Her halükarda——

 

Subaru: [Senden hala yanıt alamadım, Olbart-san.]

 

Olbart: [—— Sadece ihtiyarın teki olarak görülmeye kıyasla bu muamele çok daha iyiymiş gibime geldi. Bu yüzden kız numarası yapma meselesinin peşini bırakıcam.]

 

Subaru: [Olbart-san!]

 

Subaru, cesaretini yitirip soruyu geçiştiren Olbart’a daha sert bakışlar atmaya başlarken bunu gören Olbart, ellerini kaldırıp “Tamam, tamam” diyerek,

 

Olbart: [Eylemlerinizin mükafatı tam da söylediin gibi. Tilki kız da Ekselansları da benden bu işe karışmamamı istediler.]

 

Subaru: [Madem öyle…]

 

Olbart: [Ama şöyle de bi şey var, anlarsın ya. Ben sizinle dünkü oyun sona ermeden önce oynadım, öyle diil mi? Ee, bu durumda ne olacak? Dövüşürken aldığınız kılıç yarasıyla ölünce şikayet edemiyosanız benimle uğraşırken küçüldünüz diye de şikayet edemezsiniz.]

 

Subaru: [Laf cambazlığı yapma…!]

 

Olbart: [Hadi ya, öyle mi yapıyorum cidden? ——Ama bunu değiştiremezsin, di mi?]

 

Kendi kurnazlığına gülen Olbart karşısında kaşları çatılan Subaru, ne diyeceğini bilemez haldeydi.

 

Olbart sahiden de itiraf ettiği üzere laf cambazlığı yapıyordu. Ama öte yandan argümanı doğruydu.

 

Biri pazarlık veya ateşkes öncesinde aldığı yara yüzünden hayatını kaybederse ateşkes sonrasında bu trajedinin sorumlusunu suçlamanın hiçbir anlamı olmazdı.

 

Bununla birlikte Subaru, yaralanma ile “çocuklaştırılma” arasında büyük bir fark olduğu düşüncesindeydi.

 

Olbart: [Bu yüzden sizi düzeltmekle tilki kızın emirlerinin bir olmadıını düşünüyorum. Beni anlıyo musunuz?]

 

Subaru: [————]

 

Olbart: [Kakakakka! Bu kadar ciddileşme ya. Tatlı suratın mahvoluyo… Demek o güzel yüz makyajın oynadığı bi oyundan ibaretmiş, ha! Beni kandırdın, oltaya getirdin.]

 

Olbart parmak uçlarıyla bardağını çeviriyor, içindeki çayı dökmeden akrobasi yeteneklerini sergiliyordu. Bu esnada kolay kolay karşı çıkılamayacak sözler sarf ediyordu; her birini tecrübenin sağladığı hassas bir özenle seçiyordu.

 

Ancak giderek daha da gerginleşen Taritta ve kaçış rotasını engellemeye çalışan Al ve diğerleri ellerinden gelenin en iyisini yapsa bile ona boyun eğdirmeleri söz konusu olamazdı.

 

Bu kurnazlığın altından kalkabilecek tek bir kişi varsa o da——

 

Abel: [Kendini kaptırma, Olbart.]

 

Evet, sahiden de yalnızca oni maskeli adam, onun dolup taşan hırsı ve kurnazlığına bir son vermeye kalkabilirdi.

 

Duruşu hiç değişmeyen Abel, giderek sertleşen ve soğuyan bakışlarıyla Olbart’ın bardağıyla oynamayı kesmesine sebep oluyordu.

 

Abel: [Az önce sana amacını sordum. Cevap veresin gelene dek seni daha kaç kez sorgulamam gerekecek?]

 

Olbart: [Karşımda ifadesini göremediğim bi genç olunca mutlaka gözlerinin kenarlarındaki kırışıklıkları görmek istiyorum. Sakıncası yoktur umarım.]

 

Deyip tek gözünü kapatan Olbart, Abel’in dominant havasını alaylı bir şekilde karşıladı. Sonra da kafasını kaşıyarak, “Boşa harcayacak zamanı olmayan bir adamsın”,

 

Olbart: [Tilki kızın yanı sıra Ekselansları da size el sürmememi söyledi, o yüzden buraya icabınıza bakmaya gelmedim. Ama her halükarda düşman olacaksak sizi birazcık güçsüz düşürmemin bi mahsuru olmaz, di mi?]

 

Al: […Bizi küçültmenin sebebi bu olabilir ama onca yolu çay içmek için gelmemişsindir.]

 

Olbart: [Miğferin kafana oturmayınca zorlanmaya başladın anlaşılan, evlat. Yine de tahmininde haklısın. Aman neyse, dürüst olmak gerekirse buraya söyleyeceklerinizi duymaya geldim.]

 

Subaru: […Söyleyeceklerimizi mi?]

 

Bardağı tutmayan eliyle kulağını kaşıyan Olbart, bu soruya kafa yoran Subaru’ya başıyla onay vererek, “Aynen öyle” dedi.

 

Sonra da kulağını kaşıdığı parmağıyla pencereyi işaret ederek,

 

Olbart: [Dün kalede sergilediğiniz performans beni sersemletmediyse kahrolayım. Ama Ekselanslarına bulaşmaya çalışan çok kişi oldu ve şu ana dek hiçbiri başarılı olamadı. Bu yüzden size neden o tehlikeli çizgiyi aşmaya kalktığınızı sormak istedim.]

 

Subaru: […Cevabını alınca ne yapacaksın?]

 

Olbart: [Oh? Tabii ki bi karar vericem. Ve yalan söylemediinizden emin olmak için de bi şeyler yapıcam.]

 

Olbart içten kahkahası esnasında kocaman açtığı ağzından tükürükler saçarken Subaru’nun kaşları çatıldı.

 

Bir süre önce işittiği üzere Olbart’ın tavrını kötü bir tercih olarak göz ardı etmek kolaydı. Ama bu konuşmaya öylece son vermek mümkün değildi.

 

Olbart, Abel’in tahtı geri alması ve Subaru’yla diğerlerinin çocuklaştırılmasına yol açan shinobi tekniğinin ortadan kaldırılması için yardımı gereken bir İlahi Generaldi.

 

Yani——

 

Subaru: […Bu bir fırsat, değil mi?]

 

İlahi Generaller, bırakın safınıza katmayı, iletişim kurmanızın bile zor olduğu şahıslardı.

 

Ama her ne sebeple ise şu anda Kaos Şehri hem Lordu olan Yorna’ya hem de karşılarındaki Olbart ile İmparatormuş gibi davranan Chisha’ya ev sahipliği yapıyordu.

 

İnisiyatifi eline almış olan Chisha'nın oluşturduğu muhalefeti ikna etmek kesinlikle imkansız olsa da——

 

Subaru: [Abel’in dünkü çıkarımları doğruysa Olbart-san’ın düşman olduğu kesin değil demektir.]

---

Abel’e göre halihazırda düşmanın piyonlarına dönüşmüş durumdaki İlahi Generallerden biri olan Olbart için hala umut vardı. Ve Subaru, Yorna’yla müzakere etme noktasına gelmeyi başardığı için Abel’in muhakemesinin doğru olduğunu söylemek durumundaydı.

 

Onun fikirlerine inanıldığı takdirde de Olbart’ın pozisyonunu tartışmaya yer olmalıydı.

 

Fakat Olbart’ı saflarına çekmeleri için——

 

Subaru: [————]

 

Subaru sessizce Abel’i izliyordu.

 

Oni maskesi takan ve onurlu duruşunu koruyan adamın, Abel’in kimliğini ortaya çıkarmak—— İşte Olbart’ı fethetmek için ifşa edilmesi gereken en önemli bilgi buydu.

 

Ve açıkçası Subaru, Olbart'ın aklını çelebilecek başka bir bilgiye sahip değildi.

 

Subaru: [————]

 

Subaru’yla göz göze gelen oni maskeli Abel, en ufak bir tepki vermiyordu.

 

Maskenin ardında gizli olan yüzüne yansıyan duyguları gözlemlemek imkansızdı. Ancak o denli zeki bir adamın Subaru’nun düşündüğü şeyleri düşünememiş olması da mümkün değildi.

 

Bu noktada karşı tarafa, yani Olbart’a içini ne denli açabilirdi?

 

Subaru odak noktanın bu olacağını düşünüyordu ama Abel’de hiçbir hareket olmadığına göre kendisi fazla mı hızlı gidiyordu? Yoksa o, başına gelecekleri mi bekliyordu?

 

Her halükarda, Olbart’ı saflarına katabildikleri takdirde Subaru’nun “çocuklaşma” sorununun, güçsüzlüklerinin ve Dokuz İlahi General mücadelesinin hakkından gelmenin bir yolu bulunurdu.

 

Bu durumda hamle yapmanın tam zamanı demekti——

 

Olbart: [——Bilirsiniz ya, tuhaftır ama insanların yüzleri beklenenden daha fazla şeyi ele verir, öyle diil mi?]

 

Subaru: [Hmm…?]

 

Olbart: [Bakışların, yüzünün gerilişi, kaslarının hafifçe kasılışı… Bunlar varken ağzın laf yapmasa da olur.]

 

İki parmağıyla şakaklarına vuran Olbart, işte böyle söyledi. Ve nefesi kesilmiş olan Subaru’ya bakarak kafasını salladı.

 

Olbart: [Mesela dansçıya benzeyen kız, yay kullanan kıza güveniyo. Kafasına bez sarmış olan gençle ufaklık sana güveniyo. Ve yay kullanan kızla sana gelince… Ehh, siz ikiniz de o maskeli gence güveniyosunuz.]

 

Subaru: [——Hk.]

 

Olbart: [Her bi çift gözün ana hedefi görülebiliyo. ——İnsan güçsüz düşünce bu daha da bariz hale geliyo, haksız mıyım?]

 

Beyaz dişleri parlayarak böyle söyleyen Olbart’ın ağzından dökülenler Subaru’nun zihnine saplanıp kaldı.

 

Ve iyi huylu bir ihtiyar gibi görünen bu adamın doğası hakkında fena halde yanıldığını idrak etti.

 

Olbart, Subaru ve diğerlerini konuşturma maksadıyla “çocuklaştıran” kişinin kendisi olduğunu açıkça belli etmişti.

 

——Onlarla “müzakere etmeye” çalıştığınıysa asla dile getirmemişti.

 

Subaru: [Sen buraya, konuşmaya gelmedin mi yani…]

 

Olbart: [“Konuşmaya” gelmekle “dinlemeye” gelmek benzer ama aynı zamanda farklı şeyler, öyle diil mi? Bu şekilde sohbet etmenin bi mahsuru yok, anlarsın ya? Ama…]

 

Subaru: [————]

 

Olbart: [Gördüğünüz gibi ben aynı zamanda shinobi reisiyim ve zamanımı köyümdeki vatandaşları temsil ederek geçiriyorum. Bu sebeple… İşkence bile etmediim birinin sözüne güvenemem, çünkü bu çok tehlikeli olur.]

 

Diyen Olbart, anlayışlı ihtiyar havasını yitirmeden, shinobiliğin yazılı olmayan kurallarına uygun bir şekilde düşüncelerini dile getirdi.

 

Bu dünyanın soğukluğu ve sertliği kesinlikle Subaru'nun bildiği "ninja" dünyasınınkine benziyordu.

 

Ancak kurgu halinden zevk alma hissi, ona bizzat maruz kalma hissinden çok farklıydı.

 

Ve——

 

Olbart: [Güvenecek kimsesi olmayan kibirli tavırlarıyla lider olan maskeli genç, di mi? Müsaadenle bi şey sorucam, seni o tilki kızı baştan çıkarmaya iten neydi?]

 

Abel: [——Bu işe yaramazsa başka ne yapılabilirdi ki?]

 

Olbart: [O durumda başka bi yol bulman gerekecekti, diil mi? Ama bu işe karışmama engel olunduğu için yapabileceğim pek bi şey yok.]

 

Olbart, dikkati ve gözleri Abel’in üzerinde iken omuz silkti. Elbette ki shinobi lideri olan Olbart’ın diğerlerini gözden kaçıracağına inanmak zordu.

 

Onlara bakmıyor olsa da ne Al’ı ne de Taritta’yı ihmal ediyordu.

 

Tabii üzerine doğrultulmuş bir yay olsa bile ona saldırma niyetini göstermek Subaru için de diğerleri için de akıllıca olmazdı.

 

Yorna’nın emri doğrultusunda birer elçi olarak Kaos Alevinde hoş karşılanacaklardı.

 

Bunun şehirde bir kargaşaya yol açtıktan sonra da geçerli olup olmayacağı ve Yorna’nın kötü niyetli ziyaretçilerle nasıl başa çıkacağıysa tam bir muammaydı.

 

Başka bir deyişle şu anda hem Subaru hem de Olbart için bir açmaz söz konusuydu.

 

İkisinin de birbirlerini süzüp zarar vermeye hazır olduklarını ilan etmekten başka şansı yoktu.

 

Ve böylesine ekstrem bir arafta——

 

Subaru: […Öte yandan bu koşullar altında nasıl bir hazırlık yapabilirim ki?]

 

Mevcut durum üzerine düşünen Subaru, bir kez daha zihninde doğmuş olan boşluğa bu soruyu yöneltti.

 

Ve yine bir kez daha, “Bu bir fırsat değil mi?” düşüncesi açığa çıktı.

 

Yorna ve sahte İmparator tarafından eli kolu bağlanan Olbart, yeni bir düşmanlık belirtisi sergileyemezdi.

 

Subaru, onun hangi tarafa meyilli olduğunu çözmeye çalışıyordu; eğer karşı tarafa meyilliyse bu zamanlamaya uygun şekilde hareket etmeleri gerekiyordu, çünkü ikinci bir şansları olmayabilirdi.

 

Herkes: [————]

 

Zaman ağır ağır akıp gidiyordu.

 

Bu gergin durumun yanı sıra Yorna'nın belirttiği üzere Ateş Zamanı çanının ne zaman çalacağı meselesi de vardı.

 

Yani her saniye kıymetliydi. ——Ne kadar vakit harcarsa ömrü o kadar kısalacaktı. 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 33185 Üye Sayısı
  • 352 Seri Sayısı
  • 43551 Bölüm Sayısı


creator
manga tr