Cilt 6 Bölüm 52 [ Tanrım, Beni Bağışla ] (1/2)

avatar
664 15

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 6 Bölüm 52 [ Tanrım, Beni Bağışla ] (1/2)


Çevirmen : Clumsy



―Beşinci Kat Avlusunun teşkil ettiği sahnede nahoş bir kılıç dansı başlamıştı.

 

「――――」

 

Uzun, kırmızı saçları havada uçuşan göz bantlı adam kusursuz bir şekilde, iriyarı bedeni üzerindeki mutlak kontrolüyle sağa sola mekik dokuyor, ellerindeyse yalnızca kısacık, kırılgan ahşap çubuklar tutuyordu. Bu sahne üzerinde akıl almaz bir manzara sergileniyordu.

 

「―KSHEEEEEEGHHH!!」

 

At adam formundaki bir Cadı Yaratığı, yarı insan yarı at vücuduyla Kırmızı Kafaya doğru hücum ederek yeni doğmuş bir bebekten duyulabilecek cinsten bir çığlık attı. Üst yarısı olan insan kısmının kafası yoktu. Alevli bir kılıç kuşanmıştı ve iki eliyle taşıyordu – bu ölçülmesi mümkün olmayan kavurucu ısının temas ettiğiniz, hatta size bir anlığına değip geçtiği takdirde bile vücudunuzu kömüre çevireceği kesindi. E öyleyse o adam bunu nasıl yapıyordu? Yakıcı sıcağın içerisindeki vücut hareketlerini dansa çeviriyor, rakibini çocuk oyuncağıymışçasına yanında taşıdığı sıradan ahşap çubuklarla savuşturuyordu.

 

Ve yaratığı başarıyla savuşturan o ahşap çubuklar tutuşmuyordu. Alev almıyorlardı. Neden!?

 

―Belki de sebep yalnızca o çubukları alevlere yakalanıp yanamayacakları kadar hızlı savuruyor olmasıydı.

 

Evet, sebep bu olsa gerekti. Kılıcın alevli darbesini defedebilme sebebi, parıltısını kayıtsız bir savuşturmayla saptırıyor olmasıydı. Ve etrafındaki hava öldürme arzusuyla kıpkırmızı kesilirken tüm bunları bu denli eğlenceli bulma sebebiyse olsa olsa tam bir kaçık olması olabilirdi.

 

Bu dünyanın keyfini bütünüyle çıkartan Reid, işte bu delilik haliyle『Sınavını』 devam ettiriyordu.

 

Reid:「Bakbakbakbak Bakbakbakbak! Hey, ne oldu? Hey, oyun mu oynuyosun?! Geçen seferin aksine bu defa ciddileşme vakti, hey. Etrafındaki yoldaşlarını kullansana, benden intikam alma vaktiniz geldi! Hey, sana diyorum, sanasanasanasanasanasanasanasana!」

 

Öfkeyle kükreyen, ağzından çıkan tükürükler alevlerin arasına saçılan Reid, iki elinde de birer ahşap çubuk tutuyordu. Kendisine dikilmiş mavi gözlerdeki bakışlara benzer şekilde Julius da alevlerle çevrelenmiş durumdaydı.

 

Elinde kılıcıyla etrafını saran Cadı Yaratıklarıyla baş eden Julius’un yüzüne ani bir gerginlik ve şaşkınlık hissiyatı yerleşmişti; beklenildiği üzere bu çarpışmaya şarkı söyleyip dans edermişçesine yaklaşan Reid’in söylediklerine kulak asmak istemiyordu. İşte bu ifadeyle sesini yükseltti.

 

Julius:「Bu da neyin nesi, aklından neler geçiyor senin!? Bu Cadı Yaratıkları bodrumdan geldi! Kule için büyük bir mesele söz konusu, güçlerimizi birleştirmemiz gerekiyor!」

 

Reid:「Bak sen! Kılıcın kölesi, düşüncelerinde bile kılıcın kölesi. Sen, bu şekilde yaşamaktan keyif alabiliyor musun ki? Tecrübelerime dayanarak söyleyebilirim ki yapmak istediklerini yapmaktan vazgeçenler istediklerini yapanlardan çok daha sıkıcı hayatlar yaşarlar, anlıyor musun?」

 

Julius:「Sen ne-……」

 

Reid:「Her şeyden önce, şu mide bulandırıcı alevli atçıkların etrafta koşturmasına izin versek nolur ki? Benim gözümde yalnızca yağmur kadar sıkıcılar. Gerçi yağmur da epey can sıkıcı oluyo, çünkü ben bi temizlik manyağıyım, anlarsın ya.」

 

Julius’un argümanı mantıklı bir bakış açısına dayanırken Reid, bu argüman bir akıl hastasının ağzından dökülen deli saçması bir şeymiş gibi kahkahayı basmıştı. Zaten öldürücülükleri apaçık ortada olan alevli Cadı Yaratıklarını yağmur seviyesinde bir şeyle karşılaştırması, mantığını çoktan yitirmiş olduğunun kanıtıydı. Onunla mantık çerçevesinde buluşmak imkansız olacaktı, çünkü onun nazarında kaos hariç her şey anlamsızdı.

 

Julius:「―hk!」

 

Reid’in ağzından dökülenleri işiten Julius, asla aklına gelmeyecek bir düşünceyle rahatsızlık duydu ve bunun sonucunda kılıcını savururken içerisinde doğan bir tereddüdün iziyle At Adamın saldırışını savuşturmakta bir nebze geç kaldı.

 

Julius:「Kahretsin―!」

 

Kavisli ve alevli kılıcı kendi kılıcıyla karşılayamayan Julius, bunun yerine ters takla gibi bir hareketle kaçındı. Ve hemen sonrasında yeni bir At Adam, başını toynaklarının altına almak adına hücuma geçti. Julius bu hücumdan da inişiyle elde ettiği momentumu kullanıp öne atılarak kaçındı. Ardından kılıcını, az önce alevli kılıcını kullanmış olan Cadı Yaratığının bedenine doğru savurdu ve o saniyede arkalarında kalan Cadı Yaratıklarının çığlıkları yükseldi ―

 

Julius:「―Mmmphn!!」

 

Etrafında dönen Julius, sol omzuna bir toynak yerken boğazından boğuk bir ses kaçtı, yakışıklı yüz hatlarında bir ıstırap ifadesi belirdi. Buna rağmen toynağın sağladığı momentumla bedenini döndürdü ve kılıcını Cadı Yaratığının bacaklarına saplayarak kudretli bir kılıç hareketiyle bedeni boyunca kaydırdı. Ardından kendi kılıcının kabzasıyla kanamakta olan sol omzuna vurdu. Ham et ve kemik seslerinin yankılanışıyla da Reid’in Subaru’nun omzunu tedavi edişinden çok daha çarpıcı bir şekilde kemiğini yerine yerleştirmeyi tamamladı.

 

Reid:「İşte bu. Heh, şu ifaden fena değilmiş.」

 

At adamlar yanan devasa bedenleri ve yere vurdukları toynaklarıyla beşinci katı alev alev bir cehennem çukuruna dönüştürürken herkesin çaresizliğine karşı mücadele vermeye cesaret eden tek kişi Julius’tu. Yüzünde merhametsiz bir gülümseme beliren Reid de bu durumdan memnundu. Cadı Yaratıkları akıl yürütmeden yoksunsa Reid ve Julius gözlerine aynı derecede tehlikeli, zararlı birer rakip olarak görünebilirdi; fakat bir zekaya sahiplerse yanıt, alevlerden de bariz şekilde ortada olurdu.

 

Kana bulanmış ve olağan zarafetini yitirmiş Julius’un kılıcı Cadı Yaratıklarının saldırılarını savuşturuyor, bir yandan da onları kararlılıkla, teker teker kesiyordu. Reid ise hiç sıkıntılı görünmüyor, Julius’la aynı seviyede ya da belki de daha yüksek bir dövüş sanatları yeteneğiyle bir Shinigami(Ölüm Tanrısı) misali Cadı Yaratıklarının canlarını alıyordu. İşte bu esnada―

 

Julius:「―GH」

 

Reid:「İlerlemek isterim ama tehlike her yerde galiba?」

 

Can sıkıntısından kulağıyla oynayan Reid’in uzun bacağı, kendisinden uzaklaşmış olan Julius’un sırtıyla buluştu. O tekmede ne kadar mı güç vardı? Tekmeyi yiyen Julius’un bedeninin kumaşa sarılmış bir taş misali rahatlıkla havalanarak kule duvarına toslayacağı kadar! Bu toslayışın yankıları tüm kulede hissedilebiliyor, avlarının içerisinde bulunduğu bu kötü durumu hoş karşılayan Cadı Yaratıkları tiz çığlıklar atıyordu. Ardından tüm sürü, kan kusmakta olan Julius’a doğru delice koşuşturmaya başladı.

 

Julius:「Gh… aaa!」

 

Julius gövdesini yerden kaydırarak yaklaşan toynaklardan birini uzun bacaklarıyla tekmeledi ve ayağa sıçradı. Bu momentumla hücum eden Cadı Yaratıklarından birinin omuzlarını ve gövdesini kullanıp tırmandı, kuşatmayı aşmaya çalıştı. Sonra da sol elini Cadı Yaratıkları arasındaki bir boşluğa doğru uzattı.

 

Julius:「――――」

 

Ancak hiçbir şey olmadı. Sol elini tutan Julius’un yüzüne bir acı yerleşti. Cadı Yaratıkları Julius’a yaklaşmaya devam ediyordu ―

 

Reid:「―Böyle bi zamanda bile ciddileşmiyosun, ha.」

 

Julius kendisini Cadı Yaratıklarının arasında bulurken Reid, iç çekerek çubuklarını salladı. Ve iki elinde tuttuğu birer kılıcı sallayışıyla kuvvetli bir rüzgar çıktı, At Adamların 10a yakını havalandı. Toynaklarının havada süzüldüğünü hisseden Cadı Yaratıklarının içlerinde bir neler olup bittiğini bilememe hissiyatı doğmaktaydı.

 

Reid:「Geberin, sizi işe yaramaz atlar!」

 

İşte Reid tam da bu pozisyonda usulca bir adım atarak havaya, Cadı Yaratıklarına doğru sıçradı ve onları tek tek gövdelerinden ikiye ayırdı, kalplerini delip geçti, üst bedenlerini parçaladı, o yaratıkları yok etti, hepsini katletti, bambaşka bir ölçekte tam bir imha gerçekleştirdi.

 

Havalanışıyla tüm bedenlerin paramparça halde saçıldığı yere inişi arasında gerçekleşen her şeyin aldığı vakit üç saniye kadardı. Muazzam öldürücülükleriyle bilinen Cadı Yaratıkları, en ufak bir yardım olmaksızın öldürülmüş, yok edilmişti. Ve At Adamlarla dolu beşinci katın temizlenişiyle birazcık rahatlamaya meydan açılmış gibi gelmişti―

 

Reid:「Tanrım,  kesin şunu artık. Birbirleri ardına yuvalarından çıkıp geliyolar.」

 

Reid bu sözlerle birlikte dilini şaklatırken onun söylediklerini teyit edercesine aşağılarındaki Altıncı Kata açılan merdivenlerden Beşinci Kata doğru toynak sesleri ve bebek ağlamasını andıran feryatlar yükselmeye başladı.

 

Böyle giderse cesetlerin birikmesine bağlı olarak yeni Cadı Yaratıklarının da gelmesi an meselesi olacaktı. Dışarıdaki çöl bu Cadı Yaratıklarının doğal habitatıysa sayılarının kaçı bulacağını hayal etmek imkansızdı.

 

Reid de benzer bir fikirde olacaktı ki kollarını yavaşça önünde çaprazlayarak,

 

Reid:「Biraz yürümek için dışarı çıkmak isteyen bi insanın moralini bozmak, yemek artıkları için tabakları temizleyen birini rahatsız etmek gibidir. Şu piçleri tekmeliyoruz di mi, onlar kötü herifler, mhhhm? Oi!」

 

Julius:「Bir saniye, dışarı çıkmak mı? Durum buyken hala dışarı çıkmak istediğini mi söylüyorsun sen?」

 

Reid:「Hey, beni duydun, kararım bu. Söylediim gibi. O tipler yağmur damlalarından farksızlar ve onlarla oynamak çok sıkıcı. Hiçbi özel yönleri yok gerçekten. Benimle yalnızca o ateşli çıtır oynayabildi… Geri kalanlarınız, siz, benim seviyeme hiçbi şekilde ulaşamazsınız.」

 

Julius:「―Tsk!」

 

Dişlerini sıkan Julius, Reid’in tavrından bir hayli hoşnutsuz olsa da bunu ifade etmekten yana tereddütlüydü.

 

Çünkü bunu yaparsa aralarında bir mücadele başlardı. Ve bu durumda hem Reid Astrea’yla hem de Cadı Yaratıklarıyla savaşması gerekirdi. Evet, Julius doğru bir düşünce içerisindeydi. Göz ucuyla ona bakan Reid ise onun anlık tereddüdünü görerek,

 

Reid:「Bu konuda yapılabilcek hiçbi şey yok, doğaları bu.」

 

Derinlemesine bir hayal kırıklığına uğramış olan Reid’in mırıldanışı, Julius’un yanaklarının kaskatı kesilmesine sebep oldu. Nasıl bir ıstırap içerisindeydi acaba? Julius, yüz ifadesi ve fazlasıyla karmaşık duygusal çalkantılarıyla bulutlarla kaplı bir dağın zirvesine yönelmiş bir çocuk gibiydi.

 

Kalbindeki acı, kendinden başkalarının gözünde bütünüyle görünmezdi.

 

―Fakat bunun hemen sonrasında, aşağıdan yukarıya doğru yükselen cehennem ateşi Julius’u hedef aldı. Ve aşağıda olup biten her şey, savaş alanını yukarıdan izleyen『Vasat Adam』tarafından rahatlıkla gözlenebiliyordu.

 

Subaru:「―Aah」

 

İşler bu noktaya varırken Natsuki Subaru, beşinci kattaki mücadeleyi yukarıdan izlemiş ve aşağıda yaşananlardan ötürü nefes almayı bile unutmuş olduğunu fark etmişti.

 

「――――」

 

Reid ve Julius ikilisi Cadı Yaratıklarıyla savaş halindeydi. Subaru da böyle şeyleri bir kibir göstergesi olarak görmesine rağmen ölümlü bir et parçası olarak müdahale etme arzusundaydı. Normların fazlasıyla dışında hareket eden Reid’e duyduğu hayranlıkla birlikte ona yönelik hisleri, yeni doğmuş bir huşudan ibaretti. Lakin Julius’un savaşmasına ilk defa tanık oluyordu ve kılıç ustalığıyla yetenekleri, Subaru gibi bir eziğin fayda sağlayamayacağı düzeydi.

 

Subaru’nun ona meydan okuduğu takdirde anında yerle yeksan edileceği kesindi; çirkin bir mağlubiyetten öteye geçemezdi. Elinde yalnızca ahşap bir talim kılıcıyla, mutlak bir ciddiyete bile erişmeden yüzleşirse, eh, o hiç sarsılmayan dürüst yüz karşısında acı verici, ezici bir mağlubiyet yaşadığıyla kalırdı.

 

Emilia, Julius, Ram, hepsi için aynı şey geçerliydi.

 

Hatta Natsuki Subaru’nun yetersiz gücü -Shaula’nın bahsini geçirmeksizin- Beatrice ile Echidna’yla birlikte bu kuledeki hiç kimsenin gücüyle kıyaslanamazdı. Onları, bu dünyanın insanlarını, bu fantezi dünyasının sakinlerini fazla hafife almıştı.

 

Öldürdüğü tek kişi genç ve çelimsiz Meili olmuştu. Gerçi onu yapan bile『Natsuki Subaru’ydu』, yani Subaru’nun bunda da parmağı yoktu.

 

Öldüremediğini öldüremezdi. Natsuki Subaru, 『Ölü Kitabı』planını tamamlayacak güçten yoksun olduğunun farkına varmıştı.

 

「――――」

 

İşte bu farkındalıkla birlikte Natsuki Subaru’nun kalbine bir tedirginlik çöktü. Şaşkına dönmüş halde dikilen Julius sükunetini yitirmiş ve arkasındaki Cadı Yaratıklarını fark etmemişti. Reid ise onları fark etmiş ama Julius’u uyarmamıştı.

 

Bu gidişle Julius, arkasından yaklaşan alevlerle yakılarak öldürülecekti ― Subaru’nun zihninde böyle bir olasılığın sonuçları beliriyordu.

 

Julius’un『Ölü Kitabı』da kütüphaneye eklenecekti.

Subaru bu durumun onun aracılığıyla gerçekleşmesine müsaade edemezdi.

Bu bir trajedi olur, durumu akışına bırakırsa Julius’u『Ölümüne』iterdi―.

 

Subaru:「― JULIUS, ARKANDA!!」

 

Julius:「―Tsk!」

 

Bu bağırışı işiten Julius’un bedeni refleks olarak gevşedi. Ve o narin beden hiç tereddütsüz sağa, yani yoluna çıkan her şeyi yakarak Beşinci Katı kasıp kavurmak adına arkasından yaklaşan cehennem ateşinden uzağa fırladı. Havayı kızıla boyayan o patlayıcı alevlerin, bu daimi yayılımın kaynağı, öncekilerin hepsinin toplamından daha büyük bir cadı yaratığıydı. Genç ve yetişkin ― Cadı Yaratıkları arasında böyle bir ayrım olsa da olmasa da Subaru, güç seviyelerinde bir ayrım olduğunu hissedebiliyordu.

 

「――――KEEEEEEEEEEĞH!!」

 

Alevlerle sarmalanmış iri at adam, delici bir ses çıkartarak birkaç at adamı daha etrafına topladı ve beşinci kat bir kez daha bir sürü tarafından kuşatıldı. Böylece durum yeniden çıkmaza girdi. Cehennem ateşinin artçı sarsıntılarına yakalanan Julius ise ucu alev almış pelerinini çevik hareketlerle, Cadı Yaratıklarına dönmeksizin çıkartıp fırlattı. Ve gözleri diğer tarafa çevrildi. İşte böylece, çaresizliğe kapılan, kımıldamayı beceremeyen Subaru’yla yüzleşti.

 

Julius:「――――」

 

Subaru:「Urkh……」

 

O saniyede aralarındaki tüm mesafeye rağmen bakışları buluştu. O bariz mesafeye, birbirlerinin yüzlerini dahi göremeyecekleri pozisyonlarda bulunmalarına rağmen Subaru, o sarı gözlere gömülü karmaşık duyguları hissederek boğazının derinliklerinden bir ses kaçırdı. O gözlerin derinliklerinde şüphe, kafa karışıklığı, tereddüt, endişe ve daha nice negatif duygu dönüp duruyordu. Natsuki Subaru’nun tarif edilemez suçluluğunun derinliklerine saplanıyorlardı… Ve sonrasında,

 

Ve sonrasında, hemen sonrasında Julius, oradan kaçıp gitmekten başka hiçbir şey istemeyen Subaru’ya şöyle dedi:

 

Julius:「―Echidna, Anastasia-sama, sana emanet!!」

 

「――――」

 

Julius, bu cümleyle birlikte kılıcını Subaru’ya doğru uzattı― Yo, Subaru’ya doğru değil; arkasına doğru. Muhtemelen bağırdığı sırada dördüncü katı işaret etmişti. Julius, çatlamış ve büyük yaralar almış güveniyle bu ricaya tutunmuştu. Aslında o anda o şekilde bağırması doğru muydu? Julius’un kendisi bile bu kafa karışıklığının üstesinden tamamen gelebilmiş değildi. Bunlar, her şeyin ortasında bağırılıp saçılmış kelimelerdi.

 

Şüpheye düşmüştü, kafası karışmıştı, tereddütlüydü, endişeliydi ama buna rağmen durmamış ve bir karar vermişti.

 

Dolayısıyla―

 

「―Tsk!」

 

Subaru, ağırlaşıp yere yapışıp kalmış bacaklarını mermi misali kaldırarak ulaşabildiği maksimum hızla koşmaya başladı. Tökezleyerek, sendeleyerek, sarsakça koşturuyordu. Spiral merdivenlere doğru ilerliyor, onları adımlıyordu. Nereye gittiğini bilmiyordu. Bu bir kaçış mıydı, değil miydi? Artık bunu bile bilmiyordu. Hislerini anlamıyor ama buna rağmen koşmaya bir son veremiyordu.

 

Julius’u alt katta, bir Cadı Yaratıkları sürüsü ve Reid’le birlikte bırakan Subaru, bir tavşan gibi kaçıyordu.

 

Reid:「―Voaah. Gerçekten, tamamıyla umutsuz bir mizaç.」

 

Belli bir mesafeden olup bitenleri izlemiş olan Reid, sessizce bu kelimeleri mırıldandı. Mırıldanışı öncekilerle birebir aynıymış gibi duruyordu. İçlerinde bir duygu dokunuşu olup olmadığıysa muammaydı.

 

#Neyse ki Subaru bu bölüm tamamen o ‘kötü Subaru’ olmadı. Yardım etmeye kalkmasa da -ki zaten at adamlara karşı şansı yoktu- en azından Julius’un ölmesine izin vermeyerek onu uyarmayı başardı. Peki şimdi Echidna’yı bulmaya mı gidiyor, yoksa kaçıp kendisini kurtarmaya mı çalışacak? Bu kaos ortamında herhangi birini yapmak mümkünse tabii… Hadi bir sonraki bölümde görüşmek üzere!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 29820 Üye Sayısı
  • 281 Seri Sayısı
  • 40843 Bölüm Sayısı


creator
manga tr