Cilt 6 Bölüm 8 [ Kum Tepelerinin Başlangıcı ] (2/2)

avatar
1550 4

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 6 Bölüm 8 [ Kum Tepelerinin Başlangıcı ] (2/2)


Çevirmen : Clumsy



Augria Kum Tepelerinin “kum fırtınalarının” bilhassa güçlü olduğu meşhur bir “kum vakti” vardı.

 

Sabah, öğleden sonra ve gece olmak üzere günün üç periyodunda esen rüzgarlar doğudan batıya kum ve miasma taşıyordu ve bu, insanın üzerine sessizce çöken bir felaketti.

 

Rüzgar geceleri iyice güçleniyor ve bu kum fırtınaları birkaç saat boyunca devam ediyordu.

 

Şu anda gece yarısı saatleriydi, haliyle kum fırtınalarının estiği bu vakitte doğru düzgün ilerlemek mümkün değildi.

 

Bu yüzden Augria Kum Tepelerini gün içerisinde aşacak ve yine “kum vakti” geldiğinde sabah ve öğleden sonra birer mola verip adım adım ilerleyeceklerdi.

 

Yeri bütünüyle kaplayan kum taneleri ufaktı ve tam da söylendiği gibi bu yüzeyde yürümenin zorluğu nedeniyle sıklıkla tökezliyorlardı. Hızlanamadan ağır ağır yürüyorlardı ve bu da can sıkıcı bir durumdu.

 

Ve bu durumda Subaru’yu hayal kırıklığına uğratan bir şey vardı.

 

O da――

 

[Subaru: Bu kum fırtınaları ve yürüme zorluğu can acıtıyor…….ama düşündüğüm kadar kötü değilmiş.]

 

Rüzgar yönünden esen rüzgarlara arkasını dönüyor ve nefes almaya devam edebilmek adına ağzını bir kumaşla örtüyordu. Dişlerinin kuma temas edişini belli belirsiz de olsa hissedebiliyordu ama bu başlangıç, Milra’da geçirdiklerinden pek de farklı değildi.

 

Düşen kumlar sarı bir manzara çizse ve kumun kıyafetlerinin içinden tenini gıdıkladığını hissetse de etkileri bundan ibaretti. Kum fırtınalarının tehdidi bu kadardı.

 

[Subaru: Kum tepeleri lafını işitince kendimi ölümcül bir sıcak ihtimaline bile hazırlamıştım.]

 

[Beatrice: Bu çevrede yeşil herhangi bir şey olma ihtimali yok. Etrafı kaplayan miasma her ama her şeyi öldürüyor, yani etrafta görebileceğimiz tek manzara bu, sanırım. Ayrıca yağmur bu kum tepelerine bile yağdığı için sıcaklık da öyle aşırı şekilde kontrolden çıkmıyor, doğrusu.]

 

Subaru, çölün kavurucu bir cehennem olacağına dair güçlü bir izlenime sahipti.

 

Kendi dünyasında herhangi bir çöle adım atmamıştı ama oyunlar veya mangalarda gördüğü kadarıyla çöllerde hep sıcak kumlar olurdu.

 

Yalnızca buna dayanarak bile Augria Kum Tepelerindeki durum, hayal ettiğine kıyasla hoştu.

 

[Subaru: En yakın şehir ne sıcak ne de soğuktu, yani kum tepelerinde cehennem sıcağı olması tuhaf olurdu galiba. Yani bizim rüzgar ve yaratıklar konusunda dikkatli olmamız lazım.]

 

[Beatrice: Bir de kaybolma konusunda……. sanırım.]

 

Bir endişe ortadan kaybolurken Beatrice, iyimser görünen Subaru’nun ciddileşmesine yol açtı. Kollarındaki kızın değindiği bu nokta karşısındaysa Subaru, rüzgardan korunarak bakışlarını önüne çevirdi.

 

Hala upuzun bir şekilde uzanan o görkemli kuleyi görebiliyordu.

 

[Subaru: Kaybolma bahsini açıyorsun ama o şeyi gözden kaçırmak insana hiç doğal gelmiyor.]

 

[Beatrice: Ben de aynı fikirdeyim. Ancak bir şeyler yaşanması tuhaf olmaz, sanırım. Bu “Bilge” nasıl bir dolap çeviriyor bilemiyorum ama daha önce hiç kimsenin ona ulaşamamış olması bunun kanıtı, doğrusu.]

 

[――――]

 

Tabii ki Subaru’nun hiçbir şeyi hafife almaya niyeti yoktu.

 

Gerçekçi konuşursak ortada öyle kocaman bir yapı varken bırakın kaybolmayı, o şeyi gözünüzden kaybetmeniz bile çok zordu. Ama muhtemelen daha önce bu yola baş koyanlar da aynı şeyi düşünmüştü.

 

Subaru’nun aklından bu geçiyor olsa da o kişilerin kuleye ulaşamamasının bir sebebi olmalıydı.

 

Yani bu süreçte bir şeyler yaşanması tuhaf olmazdı.

 

Tam da Beatrice’in dile getirdiği gibi burası böyle bir alandı.

 

[Subaru: Ve sanırım sıradaki güvencemizi alma vaktimiz geldi.]

 

Diyen Subaru, nefesini tutup arkasını dönerek aştıkları yola doğru baktı.

 

Geride kalan kumlu zeminde bindikleri Patrasche’nin ufak adım izleri kalmıştı. Ancak gerilerde hiç iz yoktu. Onlar silinmiş, üzerleri örtülmüş, kumların altında gizlenmişti.

 

Bu da doğanın doğal, öldürücü tuzağıydı.

 

Bırakın ilerideki gözcü kulesini, gerilerinde bıraktıkları yolu bile fazlasıyla iyi gizliyordu.

 

Tabii bu yalnızca onlar normal önlemler alan insanlar olsalardı doğru olurdu.

 

[Subaru: Öncekiler kaybolmuş gibi görünüyor. Tamamdır, iyi bir vakit.]

 

Subaru dizgini çekerek Patrasche’ye emrini verdi ve beraberlerinde seyahat eden ejder vagonuna doğru eğildi.

 

Vagon da yer ejderinin dikenleri andıran ayak izleriyle birlikte tekerleklerinin izlerini bırakıyordu ancak o izler de Patrasche’ninkilerle aynı sorundan mustaripti. Dolayısıyla arkalarında iz bırakmanın bir yolunu bulmaları gerekiyordu.

 

[Subaru: Emilia-tan, hadi lütfen!]

 

[Emilia: ――Tamaaaaamdır, anladım.]

 

Subaru ejder vagonunu dışardan tıklatırken Emilia yanıt vererek kapının diğer tarafında belirdi.

 

Emilia’nın tüm bedeni kuma karşı beyaz bir cüppeyle örtülmüştü ve Subaru arkada――uzak bir mesafedeki -dikmiş olduğu gözlerine hafiften yansıyan- belli bir “şeyi” işaret ederek,

 

[Subaru: Seni bu kadar çok çalıştırdığım için üzgünüm, ama lütfen, Sensei!]

 

[Emilia: Ehh, ben de sana dışarıda gözcülük ettiriyorum. Büyük bir problem değil…… Sensei ile ne kastediyorsun?]

 

[Subaru: Talepte bulunurken kullandığım bir kalıp. Tamam tamam tamam, hadi lütfen.]

 

[Emilia: Tamamdır, talebini aldım. ――Al bakalım!]

 

Boş şakaların ardından Emilia, Subaru’nun işaret ettiği yere baktı.

 

Dik bakış denilemeyecek kadar şirin bir bakışla cansız bir şekilde sesini yükseltti ve büyü gücünü kabarttı.

 

Hemen ardından avcundaki muazzam manayla bir anafor oluşturdu ve büyü gücü bir ivmelenme hissiyle hızlıca göğe yayılırken sesi yakın çevrede yankılandı.

 

――Ve bunun bir iki saniye sonrasında da kumlu düzlükte koca bir buz kulesi belirdi.

 

[Emilia: Evet, iyi oldu.]

 

Görevini tamamladığını teyit eden Emilia, tatminkar denilebilecek bir şekilde gülümsedi.

 

Augria Kum Tepelerinde geçirdikleri zaman için oldukça göze çarpan bir siluetti, tabii elbette Pleiades Gözcü Kulesinde gerekli olmayacaktı. Ve böylece Augria Kum Tepelerini geçmek için aştıkları yolların bazı noktalarına buz kuleleri yerleştirerek kaçırmayacakları bir rota üzerinde ilerlemeyi sürdüreceklerdi.

 

[Subaru: Ayak izleriyle izimizi bırakamıyoruz ama daha göze çarpıcı bir yöntemle iz bırakabiliriz. Bu da sihrin gücü, ha.]

 

[Emilia: Yine de Subaru’nun hüneri beni gerçekten etkiledi. İyi düşündün.]

 

[Subaru: Kum tepeleri ısınacak olursa bu yöntem işe yaramaz ama.]

 

Emilia’nın büyüsüyle yarattığı buz, sıcaklığa karşı hassas ve kırılgandı, belki de sebep doğa kanunlarına aykırı olmayışıydı.

 

Yalnızca bu bilgiyle bile gerçek bir çölde işe yaramayacak yasaklı bir metot olabilirdi. Ancak bu kum tepeleri için geçerli bir plandı.

 

Emilia’nın dikili buz kulelerinin yer işareti olarak işe yarayacağı kesindi. En kötü senaryoyla gerçekten bir şeyler olur da kaçınılmaz bir şekilde geri çekilmeleri gerekirse kuleleri takip edip geri dönebilirlerdi.

 

[Subaru: Evet…….bu kuleye doğru yürünebilir gibi görünüyor. Gerçi hala devrilebilir mi diye korkuyorum. Malum, temel biraz fazla hareketli duruyor.]

 

[Emilia: Bana kalırsa tamamen yere saplandı, yani mübalağa edilecek bir şey yok ama sen endişeli misin ki?]

 

[Subaru: Gerçekten son zamanlarda “mübalağa” diyeni hiç duymamıştım, ha……..Ahh, neyse.]

 

Subaru endişelerini bir kenara bırakıp Emilia ile dalga geçerek kafasını kaldırdı. Emilia ise bu yanıt karşısında birazcık memnuniyetsiz görünse de şimdilik buruk bir şekilde gülümsemekle yetindi.

 

Ardından Subaru, Emilia’nın ardına, ejder vagonunun içine doğru bakındı. İçerideki her şeyin aynı olması gerekse de bunun doğruluğundan yana endişelenmesine yol açan biri vardı.

 

[Subaru: Anastasia nerede?]

 

[Anastasia: Ne oldu, Natsuki-kun? Beni mi arıyorsun?]

 

Onu arayışının hemen ardından yükselen sesi Subaru’yu sıçrattı.

 

Emilia’nın yanından suratını azıcık göstererek Subaru’nun görüş alanına giren kişi Anastasia idi. Şaşkın görünen Subaru’ya bakmış ve soluk mavi gözlerini hafifçe kısmıştı.

 

[Anastasia: Bu kadar irkilmene gerek yok. Kasten içerde kalmıyor muydum?]

 

[Subaru: İçeride olduğunu biliyordum ama bir anda Emilia’nın kolunun altından çıkmanı beklemiyordum, o yüzden irkildim.]

 

[Emilia: ……Hey, Subaru. Söyleme şeklin geeeeerçekten sinir olmuşsun gibi.]

 

[Anastasia: Bana da normal gelmemişti, genellikle sinir olurdum. Ne tesadüf.]

 

Subaru Emilia ve Anastasia’nın söylemlerine gerçekten sinir olsa da yeniden kendisini tutmayı başardı. Bu esnada Beatrice de kollarında omuz silkti ancak Subaru, şimdilik Anastasia’ya dönüktü.

 

[Subaru: Kum tepelerini aşmak için senin bilgine bel bağlayacağız. Lütfen bize iyi rehberlik et, tamam mı?]

 

[Anastasia: Natsuki-kun’un evhamlı olduğu kesin. Yanınızda olacağım, yani bu yolculuğun sonucu konusunda aynı gemideyiz…….. haliyle işin kolayına kaçmaya kalkmama imkan yok. Saaaaakin ol.]

 

[Beatrice: ……İnsan bir tilkiye sakince inanabilir mi ki gerçekten?]

 

Anastasia bu sözleri söylerken Beatrice, yalnızca Subaru’nun işitebileceği bir sesle böyle dedi. Subaru da ona tamamen katılıyordu ama bu temeli kullanarak kızı kışkırtmak doğru olmazdı.

 

Bunu dile getirecekse gözcü kulesine gitme seçimi başlı başına bir hata olurdu. An itibarıyla şikayet etmeksizin kendilerine düşen rolleri yerine getirmek için tüm güçlerini kullanmaları gerekliydi.

 

[Subaru: Doğru… Anastasia.]

 

[Anastasia: Evet, Natsuki-kun. Bir şey olursa Julius’a haber vereceğim ve Echidna’nın söylediği yere yaklaşırsak da rapor edeceğim. Endişe etmeye hiç gerek yok.]

 

Subaru alaycı bir şekilde seslenirken esasında Eridna olan Anastasia hiçbir rahatsızlık belirtisi vermedi.

 

Şimdilik bu şekilde ilerlemekten yana bir sorun yokmuş gibi görünüyordu.

 

[Emilia: Rüzgar güçleniyor gibi görünüyor. Subaru, başka bir şey yoksa kapıyı kapatacağım ama…….]

 

[Subaru: …..Ahh, buyur kapat. Emilia-tan, İçerideki insanlarla ilgilenme işini sana bırakıyorum.]

 

[Emilia: Tamamdır, bana bırak. Sen de iyi davran Beatrice.]

 

[Beatrice: Bu konuda endişe etmene gerek yok, sanırım. Halimden memnunum.]

 

Emilia elini kapıya koyup bu sözleri sarf ettikten sonra içeri döndü. Beatrice onun son şakasına hafif bir karşılık verirken de araya giren kapı gülümsemesini gizledi ve gözden kayboldu.

 

Subaru ise ejder vagonunun önüne dolanarak şoför vagonuna geçti.

 

[Julius: Emilia-sama’nın bıraktığı işaret iyi görünüyor. Her zamanki gibi zekanı konuşturdun.]

 

[Subaru: Buna kurnazlık diyebilirsin, bilirsin.]

 

[Julius: Demem. Benim ve diğerlerinin rahatlıkla bulamadığı fikirler üretebilecek kadar her duruma adapte olabilmeni kıskanıyorum. Ben gerçekten böyle şeytanca yollar bulamıyorum.]

 

[Subaru: Kurnazlık kulağa şeytanca yollardan daha tatlı geliyor bir kere!]

 

Julius şoför alanında oturuyor ve yüzünde pek görünemeyen belli belirsiz bir gülümseme taşıyordu.

 

Yakışıklı yüzünü beyaz bir kumaşla örttüğü için ifadesi de okunamıyordu. Ama buna rağmen geride kalan ay boyunca yaptığı konuşmalara dayanarak ses tonundan şakalaşıyor olduğu anlaşılabiliyordu.

 

[Subaru: Meili, peki ya sen? İşini yapıyor musun?]

 

[Meili: Bana bunu soruyor musun cidden? Onii-san bir kez bile kötü hayvanlara denk gelmedi, ejder vagonu da öyle. Bu benim çalıştığımın kanıtı değil zaten.]

 

Şoför alanına göz gezdiren Subaru, Meili’nin tam da beklediği gibi surat asmakta olduğunu gördü. O da kum fırtınalarından korunmak için kafasına bir pelerin geçirmiş ve Subaru’nun sorusunu kulağa memnuniyetsiz gelen bir ses tonuyla yanıtlamıştı.

 

Onun yanıtı karşısındaysa Subaru, kafasındaki kumları silkeleyerek bakışlarını yola dikti.

 

[Subaru: Böyle söylesen bile çabalarının sonuçlarını görmek zor. Yaratıklar sen varsın diye mi ortaya çıkmıyor yoksa aslında etrafta yoklar mı bilmiyorum ki……]

 

[Meili …….Hmm, demek böööyle diyeceksin.]

 

Subaru büyük beklentileri varken kum ve rüzgar dışında bir engel çıkmamasının doğurduğu hayal kırıklığıyla pervasızca bir şey söyledi. Meili ise kısık bir ses tonuyla böyle söyleyip yanaklarını iki elinin arasına sıkıştırıp bir şey düşünürcesine sessizliğe gömüldü.

 

Subaru gerçekten kötü bir hisse kapılıyordu.

 

[Julius: Subaru, ondan özür dile. Uygunsuz bir şey söylediğin belli.]

 

[Subaru: Bu―bunu bana söylemene gerek yok, biliyorum zaten. Birazcık hata etmiş olabilirim. Şey, birazcık değil, tamamen. Ama üzülme. Kaba davranmaya çalışmıyordum.]

 

[Meili: ……Peeeki, sorun yook. Öfkeli falan değilim. Ama bunu söylemenin bir mantığı olduğunu düşünüyorum.]

 

[Subaru: O―oh. İyi. Neyse ki düşündüğümden çok daha olgun çı…….]

 

[Meili: ――Bakın, sizin için burada olma sebebimi netleştireyim.]

 

Meili Subaru’nun açıklama ve özrünü yarıda keserek fazlasıyla rahatsız edici bu kelimeleri ortaya attı.

 

O sesin uygunsuzluğu Subaru ve Julius’un birbirine bakmasına yol açarken ikili hızlıca bir şeyler söylemeye çalıştı. ――Hemen sonrasındaysa,

 

[――――]

 

Patrasche ve ejder vagonunun yer ejderleri yere sertçe vurarak hareketi kesti.

 

Ejderin içgüdüsü kendilerine yaklaşan bir şey olduğunu hızlıca sezmiş ve dizgini tutan efendisini alarma geçirmişti. Derken Subaru ve Julius aynı anda gözlerini açarak o şeyi gördü.

 

[――――]

 

Kumun yüzeyinin bir anda kastiymişçesine kımıldanmaya başladığını görmüşlerdi, hemen ardından da kumların altından bir şeyler sürünerek dışarı çıktı. O şey tüm bedeni çokça kumla örtülü korkunç bir hayvandı ve devasa ağzından inanılmaz delicilikte bir çığlık yükseliyordu.

 

Ne kolu ne de bacağı vardı ve uzun, şişman bedenini ileri geri büküşüyle insanın aklına yılanları getirebilirdi. Ancak kum rengine yakın sümüksü görünümlü bir tene, iğrenç bir kokuya ve vücuduna eşit aralıklarla yerleşmiş yatay çizgili desenlere sahipti. O şeyin yavaşça kafasını eğişini gördüğündeyse Subaru, ne ile karşı karşıya olduklarını anladı.

 

O bir yılan değildi. ――O bir toprak solucanıydı.

 

Subaru harekete geçmedi. O beden kocamandı ve kafasıyla ağzı 4-5 kişiyi bir bütün olarak yutabilirmiş gibi görünüyordu. Taşıdığı koku çürük kokusuna benziyor ve ufak dişlerinin arasından dökülen salyaların kumda buharlaşma sesi yükseliyordu.

 

[――――]

 

Gözsüz kafa, gruba dönerken bir kokuyu takip ediyor gibi hareket ediyordu.

 

Subaru o an için nefes almayı tamamıyla unutmuştu. Ayrıca dizginin ucundan Patrasche’nin zihninin boşaldığını ve kollarındaki Beatrice’in kendisinin kıyafetlerine sımsıkı tutunduğunu hissediyordu.

 

“Koku duyusu” düşüncesi aklına gelir gelmezse sahip olduğu çirkin cadı kokusunu anımsadı. Yaratıklar o kokuya tepki verdiğinde ve buraya çekildiğinde bu grup――

 

[Meili: Ahh taanrım, leş gibi kokuyorsun. Hadi bir an önce git şuradan. Kaaybol.]

 

[――――]

 

Meili Subaru ve diğerlerinin önünde hiçbir korku belirtisi göstermeden yeterli bir sesle böyle söyledi.

 

Ve bu kelimeler devasa toprak solucanının Meili’ye dönmesine yol açtı ancak solucan, küçük kızın emrini anında dinleyip sürünerek açmış olduğu çukurun içerisine geri döndü.

 

Birkaç saniye sonra da solucanın çıktığı delik tamamen kumla kaplandı ve alanda yalnızca sessizlik hüküm sürer hale geldi.

 

[Julius: ……..O şey büyük ihtimalle bir toprak solucanıydı. Kumlu zeminin altında pusuya yatmayı tercih eden bir yaratık ama düşündüğümden birazcık daha büyüktü.]

 

[Subaru: Birazcık mı? Ne kadarcık acaba?]

 

[Julius: Bildiğim kadarıyla solucanların yetişkin bir erkeğin kolları kadar iri olacağını düşünüyordum.]

 

Beliren toprak solucanı o boyutta olsa bile anlamsız bir tehdit teşkil etmeye yeterdi. Ama bu toprak solucanı Julius’un düşündüğünden yüzlerce, binlerce kat daha büyüktü.  

 

Bölgesel türler de dahil olmak üzere tüm Augria Kum Tepeleri yaratıkları gaddarlaşmıştı ama belki de bunun yanı sıra boyut farklılıkları da bir farklılık türü olarak dikkate alınmalıydı.

 

Her halükarda,

 

[Emilia: O―o yüksek ses de neyin nesiydi…….?]

 

Emilia ejder vagonunun küçük penceresini açarak vagonun içiyle şoför alanını bağlayan pencereden yüzünü gösterdi.

 

Toprak solucanını görmemiş olsa da kükreyişini işitmiş olmalıydı. Endişeli görünüyordu ancak Subaru ona anında cevap veremedi.

 

Derken Meili Subaru’nun yerini aldı ve Subaru kaskatı kesilirken Emilia’ya dönerek dedi ki:

 

[Meili: Eeendişeye gerek yok. Yalnızca o şeey yüzünden endişelenmeye gerek duymadığınız için ne kadar şanslı olduğunuzu size göstermek istedim.]

 

[Subaru: Ahh tanrım, gerçekten Meilii-san’ın dengi değilim!]

 

Subaru Meili’nin sözleri sayesinde gevşerken kalbinin en derinlerinden gelen sağlam bir iltifatta bulundu.

 

Emilia bu değişim karşısında şaşırsa da Meili’nin şaşkınlığını görmek onu anında tatmin etti.

 

[Meili: Geeerçekten mi? Öyle mi? Onii-san artık bana başka bir gözle mi bakıyor?]

 

[Subaru: Evet, sana cidden saygı duyuyorum. Sen olmasaydın buranın ne kadar tehlikeli olacağını içtenlikle hissettim. Augria Kum Tepeleri korkunçmuş! Kooooorrkuuunnççç!!]

 

Artık çoğu pervasız maceracının cüret ettiği bu yolculuktan geri dönememesinin bir sebebini anlıyordu.

 

Gerçekten fazlasıyla cüretkar davranmış olduklarını anlıyordu.

 

Kum tepelerinin başlangıcının kolay olduğuna inanarak kendilerini kandırmaları absürttü. Yaşasın barış! Barış gibisi yoktu.

 

[Beatrice: Onu bayağı çok övüyorsun, sanırım. Midem bulandı, doğrusu.]

 

[Subaru: Kapa çeneni! Sen de korkmadın mı!? “Ah, korkuyorum!”]

 

[Beatrice: Ben―ben yalnızca sen gerildin diye sana sarılmıştım. Yanlış bir fikre kapılma lütfen.]

 

[Subaru: Bu kadar sertmiş gibi davranma. Sen de korkudan benim gibi azıcık altına işedin. Farkındayım.]

 

[Beatrice: İşemek mi, sanırım!?]

 

Didişmeleri bir komedi bölümünü andırmaya başlasa da şu anda hiç kimse bunun için onları suçlayamazdı.

 

Yaygara çıkartırlarsa yaratıkları çekebilirlermiş gibi görünse de bunun karşılığını veren kişinin gücü layıkıyla kanıtlanmıştı. Dolayısıyla Julius bile onların didişmesini durdurmaya kalkmadı.

 

Yalnızca üzerlerinde yürüdükleri buzun sandığından daha da ince olduğunu fark ederek bilincinde bir ayarlamaya gitti.

 

İşte sadece bu düşüncenin yeterince önem taşıdığını yansıttıkları ilk sefer günü bu şekildeydi.

 

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

 

Ansızın gökte bir ışık hareketlendi ve rüzgara nüfuz etti.

 

[――――]

 

Şiddetli bir ses çıkarken doğrudan bir darbe alan buz kulesi ikiye ayrılarak un ufak oldu.

 

Paramparça olan buz kulesi anında manaya çevrilirken yere düşen her zerresi kumlar tarafından yutuldu ve en ufak bir iz, kalıntı bırakmadan dünyadan silindi.

 

Işık seyahatine birkaç kez daha devam ederek art arda gökyüzünü yarıp geçti.

 

Ne tesadüf ki yaptığı bu seferlerin sayısı, gümüş saçlı kızın diktiği buz kulelerinin sayısıyla eşleşiyordu.

 

O an için hiç kimse bunun ne anlama geldiğini bilmiyordu.

 

Tek anladıkları bu kum labirentini aşmanın hiçbir şekilde kolay bir iş olmadığıydı.

 

Kanıtlanmış tek gerçek buydu.

 

#Meili olmasa daha adımlarını attıkları anda ölüp gideceklerdi herhalde. Riskli bir hareket olsa da onu getirerek doğru bir seçim yapmışlar belli ki. Tabii ileride bu seçimin başlarına bir iş açıp açmayacağını henüz bilmiyoruz. Peki bölümün sonu? Malum gizli güç kendisini gösterdi ve övüne övüne diktikleri buz kulelerinden eser kalmadı. Yani geri dönmeleri gerekirse yollarını bulabilecekleri bir izleri yok artık. Bakalım bu macera daha ne kadar hareketlenecek ve bizleri daha neler bekliyor, bir sonraki bölümde görüşmek üzere!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 22121 Üye Sayısı
  • 821 Seri Sayısı
  • 41007 Bölüm Sayısı


creator
manga tr