Cilt 6 Bölüm 8 [ Kum Tepelerinin Başlangıcı ] (1/2)

avatar
915 2

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 6 Bölüm 8 [ Kum Tepelerinin Başlangıcı ] (1/2)


Çevirmen : Clumsy



――Yolculuk sabahı gelmişti.

 

Bir gün dinlenmek için kullanılmış ve evvelki ayarlamalarla istihbarat toplama işlerinin üzerinden iki gün geçmişti.

 

Subaru ve diğerleri Milra şehrinin girişinden kum tepelerine geçmek için gerekli hazırlıkları tamamlamış ve ekipmanlarıyla birlikte hepsi bir araya toplanmıştı. Bu defa hayran hayran iç çeken taraf Subaru’ydu.

 

[Subaru: Vaauv, bu…….]

 

[Julius: Kum tepelerini geçecek olan yer ejderleri――kumlu topraklara toleranslı bir tür olan Gyras ejderleri. Kum fırtınaları ve kuruluğa adapte olmuş bir tür. Bir arada büyük olsalar da sakince hareket ediyorlar. Bu endemik türü gayet baş edilmesi kolay bulacaksın.]

 

Subaru ejder vagonuna bağlı ejderlere iri gözlerle bakarken Julius, bu açıklamaları ekledi.

 

Hedefleri Pleiades Gözcü Kulesi olunca Augria Kum Tepelerini aşmaları gerekiyordu. Tipik yer ejderleri de kumun hüküm sürdüğü koca yolların zorlu noktalarında ilerlemeye uygun değildi.

 

Dolayısıyla beraberlerinde getirdikleri yer ejderlerini bu noktada değiştirmişlerdi ve şu anda da önlerindeki yolu aşmak için Gyrus endemik yer ejderlerini kullanıyorlardı.

 

[Subaru: Endemik, ha. Pristella’nın da su ejderleri vardı ama vaaauv, dünya cidden büyük.]

 

Subaru bu sözler eşliğinde ejder vagonuna bağlı sarı derili ejderlere bakarak kollarını kavuşturdu.

 

Bu dünyada geçirdiği süre çoktan bir yılı aşmıştı. Yer ejderlerine yönelik şaşkınlığıysa çok hafifti. Eşi benzeri görülmemiş bir hisse kapılmış değildi ama dar görüşlü olduğu bir gerçekti.

 

[――――]

 

Düz kafalarından başlayarak vücutlarının her tarafında pulları andıran dikenler bulunan sarı yer ejderleriyle karşı karşıyaydı. Otto’nun biricik ejderi Furefoo’ya benzer bir fiziğe sahiplerdi. Furefoo yer ejderleri arasında bile harika dayanıklılığıyla öne çıkan bir türdendi ve sahibi, onun 3 gün 3 gece seyahat edebilmesiyle övünürdü. Belki de Subaru’nun bildiği triceratopslara(büyük, otçul bir dinozor cinsi) benzetilebilirlerdi.

 

Diğer taraftan daha gerçeğe yakın bir bilgiyle Subaru’nun önündeki bu yer ejderlerini ankylosauruslara yakın bulabilirdiniz.

 

Yine de kuyrukları kısaydı ve orijinalin aksine bunların kuyrukları birer silah olarak kullanılamıyordu. Ayrıca ayakları, vasıflarını tenlerinden ve görünümlerinden daha ziyade öne çıkartıyordu. ――Dört kalın, kısa bacağın ucu da yuvarlaktı ve keskin tırnakları birer diken gibi hareket ediyordu. İri bedenleri yere bağlıydı.

 

[Subaru: Bastıkları şeylere onarılamaz hasarlar verecek ayaklara benzedikleri kesin.]

 

[Julius: Augria Kum Tepelerindeki kum taneleri ufak. Böyle ayakları olmasaydı yokuşlardan kayma olasılıkları olurdu. İnsanlar Gyrusların ayaklarının bu duruma adapte olduğunu söylüyor.]

 

[Subaru: Yani çöle adapte olmuşlar, ha. Develer ve atların ikamesi gibiler, peki ya su ejderleri? Bayağı kafa yorsam da orijinal dünyamda tekneleri çeken bir hayvan görmüş değilim.]

 

Subaru derin düşüncelere dalmış ve aklına bir kuğu teknesi gelmişti, tabii o yalnızca bir kuğu taklit edilerek yapılmış bir tekneydi, yani esasında insan çabasıyla hareket eden bir şeyden ibaretti. Ancak timsahların veya hipopotamların tekneleri çektiği tarzda bir gelenek işitmediği için su ejderlerinin ikamesi olabilecek bir şey bulamıyordu.

 

Bundan öte――

 

[Subaru: Bu ejderler kumlu topraklara adapte olmuşlar ama benim Patrasche’mi öyle bir yere götürebilecek miyiz cidden? Gerçi kampımdaki hanımların büyük çoğunluğu mantıksız şeylere müsaade etmiyor.]

 

[Julius: Senin sevgili ejderin bir Diana, yani tüm yer ejderlerinin atası sayılan cinsten. Karada, denizde ve havada baskın olan ilk ejder atalarının genlerine sahip…… ortam ne olursa olsun mükemmel bir uyum yeteneği taşıyor. Maalesef benim Shaknar’ım şehirde kalmak zorunda.]

 

Julius Subaru’nun sorusunu yanıtlayarak yalnız bir edayla bakışlarını hana çevirdi.

 

Shaknar Julius’un biricik, güzeller güzeli mavi tenli yer ejderiydi.

 

Sevgi dolu bir ejder olsa da ismi “Oburluk” tarafından yenilen Julius’u unutmuştu. Yine de kendisini süren kişiye daima kibar davranan iyi eğitimli bir ejderdi. Julius’a başından beri kabullenici davranmış ama Pristella’daki tek taraflı buluşmadan bu yana geçen yarım aylık bu yolculuk esnasında yeniden samimi bir bağları olmuştu.

 

Ve Julius sırf bu yüzden ejderini şehirde bıraktığı için utanç denilebilecek bir duyguya kapılmış durumdaydı.

 

[Julius: Her neyse, sevgili ejderinin çevrendekiler arasında en çok kullandığın dişi oluşuna gelince….. Yer ejderini nasıl kullanacağını bildiğin için seni övmeli miyim yoksa etrafındaki kadınları değerlendirme şeklin yüzünden seni uyarmalı mıyım bilmiyorum.]

 

[Subaru: ……Eeh, doğrusu Patrasche’nin kadınsı gücünün yüksekliğini de hafife almamalısın.]

 

Julius bir anlığına duygusal bir ifadeye büründüğü için hislerini gizlemek adına işi hızlıca alaya vururken Subaru da onun bu düşüncesini hissederek ona ayak uydurdu.

 

Bunu gören Julius dizginlerle tutulan ejder vagonunun yer ejderini selamlamaya gitti. Subaru ise vagona doğru baktı, oraya adımını attı ve kapıyı tıklattı.

 

[Subaru: Yani ejder vagonunun içi olduğu gibi bırakılacak, yalnızca tekerlekler ve…]

 

Subaru, tıklatışına bir yanıt almadan önce yeniden modellenen vagonu incelemeye koyuldu.

 

Lafı açılmışken, dikkat çeken değişim vagonun altyapısındaydı――tekerlekler ve pencerelerin çerçeveleri kum fırtınalarına karşı korumaya alınmıştı.

 

Uzun mesafe kat edebilmesi adına çeşitli çabalar gösterilen bu vagonu tarif etmek gerekirse, çok amaçlı bir karavanı andırdığı söylenebilirdi. Vagonun ön tarafında koltuklarla kaplı bir alan mevcutken ortadan arkaya doğru rahatlamak adına boş bir alan bırakılmıştı. İçerisi işte böyle harikaydı.

 

Rahatlık sağlamanın yanı sıra 10 kişiye kadar uyumluydu. Onu ilk gördüğünde Subaru, ejder vagonunun beklentilerini aşışı karşısında içtenlikle şaşırmıştı.

 

[Subaru: Elektrik ve elektrikli aletler olmasa bile onun yerine taş işçiliği koyabiliyormuşuz. İnsanlar gerçekten her yerde rahatlık arayan yaratıklar.]

 

[Ram: Böyle ciddi ciddi ne konuştuğunu bilmiyorum ama hazırlıklar tamamlandı mı, Barusu?]

 

Subaru dışarıda şaşırmakla meşgulken vagonun kapısı açıldı ve aynı saniyede dışarıya soğuk bir ses sızdı.

 

Subaru’nun etrafında dönüşünden sonra da kapıya en yakın koltukta oturan Ram, ayaklanarak kendisine baktı.

 

[Subaru: Ehh, önceki hazırlıklar dün hallolmuştu, tamamlar yani. Şimdi kalplerimizi ve bedenlerimizi hazırlamamız gerekiyor ki ben onu da hallettim. Peki ya sen?]

 

[Ram: Bir bakalım. Vagonda onca gün geçireceğimi düşününce bana gösterilen ilgiye rağmen pek rahat ettiğim söylenemez. Ama saldırıya uğrasak bile hassas bir insan olarak kum tepelerinin ortasında yardım çığlıkları atmayacağım.]

 

[Subaru: ――Sorun olmayacak, endişe etme.]

 

Subaru Ram’a anlamlı bir gülümseme sunduktan sonra Emilia da konuşmalarına dahil oldu. Ejder vagonunun arkasını toparlamış görünerek Ram’ın yanına ulaştı ve omzuna dokunarak,

 

[Emilia: Bir şeyler bize saldırsa bile buradaki herkesi koruyacağım. Hem Subaru ve Julius da dışarıda, yani her şey harika.]

 

[Subaru: Her zamanki gibi rahatlatıcısın. Bak, gördün mü, Ram. Emilia-tan da aynı şeyi söylüyor, yani endişe etme.]

 

[Ram: Haklısın, Emilia-sama. Sen de bana çok güven veriyorsun. Ama bize saldıranlar yalnızca kötü niyetli varlıklar olmayacak. Burada bir de şeytani *kleshalı bir üyemiz var…..] (klesha, acı ve acı verici koşullara sebep olan, zihni gölgeleyen negatif bir zihinsel durummuş.)

 

Ram bu sözler eşliğinde düşünceli bir evreye geçmiş olan Subaru’ya anlamlı bir bakış attı.

 

Onun bakışlarını ve sözlerinin ardındaki imayı anlayan Subaru ise kaşlarını çattı.

 

[Subaru: Bir aya yakındır süren huzurlu gecelerden sonra hala mı benden şüphe duyuyorsun!? Sen etraftayken böyle bir şey yapmama imkan yok! O kadar cesur değilim!]

 

[Ram: Bunda bağıra bağıra ısrarcı olman acınası ama vagonumuzun içinin ne kadar güzel olduğu hesaba katılınca nasıl yaparsan yap kontrolünü kaybetmen akla gelmeyecek şey değil. Ben daima korku içerisindeyim. Bir kızın kalbiyle empati kur.]

 

[Subaru: Daima korku içerisinde misin? Daima insanları tehdit ediyor olmayasın?]

 

Ram 7 yaşına geldikleri andan itibaren kızlarla erkeklerin birbirinden ayrılması gerektiği mantığını tekrar ederek Subaru’nun sesini titretiyordu. Ne tesadüf ki Emilia da kafa karışıklığı içerisinde başını eğmekten başka bir şey yapmıyordu.

 

Bu Emilia’nın her zamanki EMT hali ve Ram’ın her zamanki arsızlığıydı. Ancak Subaru bir şeye meraklanmışçasına kafasını kaşıyarak, “Ah” dedi.

 

[Subaru: Nee-sama, bedenin nasıl?]

 

[Ram: ……Bunu sorman tuhaf. Neden merak ediyorsun?]

 

[Subaru: Senin endişelerin yersiz, peki benimkiler de öyle mi? Yalnızca bunun cevabını bilmek istiyorum.]

 

[Ram: Barusu, özenlilik konusunda yüzsüzlüğe kaçtığın kesin.]

 

Beti benzi atık değildi ve nefes almakta zorlanıyor gibi de görünmüyordu, yani her zamanki halindeydi ancak Subaru’nun sözlerini inkar etmiyordu.

 

Gerçi rol yaptığı veya durumunu gizlemeye çalıştığı da söylenemezdi. Bu bağlamda şaşırtıcı derecede içtendi.

 

[Subaru: Görünüşe göre kötü bir sivri dillilik yapmayacaksın. Bedenin gerçekten kötü durumdaysa…….]

 

[Ram: 20 gün harcayıp buralara geldikten sonra hedefimize ulaşmamızın hemen öncesinde öne çıkayım, öyle mi? Her zamanki halin ama bugün gerçekten iyice saçmalıyorsun.]

 

[Emilia: Ram, böyle konuşma.]

 

Ram Subaru’nun lafını kesip daha da delici bir bakış atarken Emilia, kızın tavrı karşısında kaşlarını kaldırarak ellerini öfkeli bir şekilde beline yerleştirdi.

 

Sonra da eliyle Ram’ın yanındaki Subaru’yu işaret ederek,

 

[Emilia: Subaru Ram için endişeleniyor. Ben de senin için endişeleniyorum. Her gün Roswaal’ın bana bahsettiği gibi şifa sağlamaya çalışıyorum ama…….]

 

[Subaru: Buna şifa sağlamak denebilir mi bilmiyorum ama uzmanlık alanınız değil sonuçta. Yani Emilia-tan ve Beako bu işi yapsa bile Roswaal kadar iyi yapamıyorlar.]

 

[Ram: …….Bunu bir bahane olarak kullanmaya çalışmıyorum. Yük olmak istemiyorum.]

 

[Subaru: Endişeleniyoruz, bilmiyor musun?]

 

[Ram: Her zamanki Barusu olsaydın seni kandırabilirdim.]

 

[Subaru: Sen de her zamanki Ram değilsin, yani beni kandıramazsın.]

 

Bunlar ne kışkırtıcı kısasa kısas sözleriydi ne de yerinde cevaplardı.

 

Her halükarda bu sessizce kelime alışverişi sonrası Ram, Subaru’nun konuşmasına duyduğu memnuniyetsizliği gösterircesine dudaklarını ısırdı. Yine de ona diktiği gözleri hırstan yoksundu.

 

Muhtemelen kendisi de bunun farkındaydı. Böylece iç çekerek vagonun içine baktı. Kendi koltuğunun hemen yanında bir tekerlekli sandalye bulunuyor ve üzerinde bir kız oturuyordu.

 

O noktadaki vagon koltuğu çıkartılmış, tekerlekli sandalyenin yerleştirilmesi için alan yeniden düzenlenmişti. Etkileşimleri uyumakta olan kızı rahatsız etmiyor, uyku hali aynı şekilde devam ediyordu.

 

[Ram: Geride bırakılmayacağım. Ayrıca geride kaldım diye acım dinecek değil. Hatta asıl şu anki halimle Emilia-sama’dan ayrı kalmak canımı riske atmak olur. Beni öldürmeye mi çalışıyorsunuz siz?]

 

[Subaru: Sakin ol. Başından beri seni geride bırakmakla ilgili tek kelime dahi etmedim. Ayrıca seni geride bırakacak olsaydık Emilia-tan da geride kalırdı.]

 

[Emilia: Hmph! Subaru, buna müsaade etmeme imkan yok.]

 

[Subaru: DEDİM YA, sorun yok! Sadece Ram’ı konfor etmek istemiştim!]

 

[Emilia: Kontrol etmek mi demek istedin?]

 

[Subaru: Öyle demedim mi zaten…….?]

 

Subaru yeniden sonuca atlarken ne söylediğini unutmuşçasına buruk bir şekilde gülümsedi. Emilia ve Ram ikilisi bakışırken de suratlarındaki şüpheyi görerek şöyle söyledi:

 

[Subaru: Ram. Her zamanki halinde olmadığını görebiliyoruz, yani bir şey olursa söyle lütfen. Olup bitenleri gizlemeye çalışıp bizi kandırma. Böyle bir şey yapsan bile hoşuna gitmese de sana yardımcı olmaya devam edeceğiz.]

 

[――――]

 

[Emilia: Hehe]

 

Parmağıyla Ram’ı işaret edip böyle söylediğinde Ram, nadir rastlanır bir utanç sergiledi.

 

Emilia ise elini ağzına koyup durumu idare edememesinden kaynaklı istemsizce yükselen bir kahkaha atıverdi. Kahkaha atma eğiliminden kurtulduğundaysa dudaklarını mutlu bir şekilde gevşetti.

 

[Emilia: Subaru’nun bu yanının geeeeerçekten iyi olduğunu düşünüyorum.]

 

[Subaru: …….Eh!? Bana yine aşık falan mı oldun!?]

 

[Ram: Rem yanı başında uyurken böyle şeyler söyleme, kadınların zararlı düşmanı seni.]

 

[Subaru: Kadınların zararlı düşmanı, yalnızca düşmanı da değil yani!?]

 

Subaru’nun sesi alçak ve yüksek perdeler arasında gidip gelirken Ram burnundan homurdanarak “Haa” dedi.

 

Sonra da ince bacaklarını esnetip pervasızca Subaru’yu vagonun basamaklarından aşağı tekmelemeye kalktı.

 

[Subaru: O, he, hey! Ne yapıyorsun sen? Düşeceğim!]

 

[Ram: Düşüp düşmemeni bir kenara bırakırsak normalde olman gereken yer içerisi değil, dışarısı zaten. Gururlu yer ejderine bin de vagonumuzun güvenliğini sağlamak için çılgınca çabala. Hadi, çabucak.]

 

[Subaru: Çabucak derken ne kastediyorsun? Söyleyeceklerimi dinlese……]

 

[Ram: ――Söyleyeceklerini dinledim zaten. Hadi, git.]

 

Ram sert bir sesle böyle söyledikten sonra daha da sert bir tekme indirdi.

 

Subaru kıçına tekmeyi yemiş şekilde kederli bir havayla vagondan uzaklaşmadan önce Emilia’yla son kez bakıştı. Emilia ise “biliyorum” dercesine bir çene hareketinde bulundu.

 

[Subaru: Gidiyorum öyleyse. Ama sen yine de……..mogaa]

 

[Ram: Git.]

 

Karnına sürpriz bir saldırı şeklinde inen tekmeyle birlikte Subaru, geriye doğru bükülerek ejder vagonundan aşağı düştü. Sonra da Ram, vagonun kapısını hızla kapatarak bir iç çekiş eşliğinde ansızın Emilia’ya baktı. Ve dedi ki:

 

[Ram: ……Emilia-sama, neden öyle bakıyorsun?]

 

[Emilia: Yo, yok bir şey. Ama şey, gözüme biraz tatlı göründüğünü düşünüyordum.]

 

[Ram: Şaşırtıcı bir düşünce. Emilia-sama için cüretkarca.]

 

[Emilia: Hmm.]

 

Alay edilmekten kaynaklı bir dil sürçmesiyle birlikte Ram’ın yanakları nadir rastlanır şekilde katılaşmıştı. Onun yüz ifadesindeki bu değişimi gören Emilia ise giderek daha da mutlu olarak gülümsüyordu.

 

[Emilia: Nihayet bana da Subaru’ya hep gösterdiğin o yüzünü gösteriyormuşsun gibi hissediyorum.]

 

[Ram: ……..Buraya kadarmış. Kabalığımı bağışla lütfen.]

 

[Emilia: Gerçekten öfkelenmedim ki. Hatta birazcık mutlu oldum. Bunu yaptığında bana güvendiğini hissettim. Subaru’yu azıcık kıskanıyordum.]

 

Ram Emilia’nın masum yanıtı karşısında bir müddet sessiz kaldı. Hemen sonrasındaysa afallamış bir ifadeyle saçlarını düzleştirerek,

 

[Ram: Emilia-sama, sen de değişmişsin. İlk karşılaştığımızda cam gibi sert görünümlü ama kırılgan birine benziyordun.]

 

[Emilia: Şimdi daha güçlü mü görünüyorum?]

 

[Ram: Ve şimdiyse……. şekere dönen kolay işlenen camlar gibisin.]

 

[Emilia: Vaauv, Ram çok fenasın.]

 

Emilia Ram’ın ağır sözlerine maruz kalırken nihayet daha fazla dayanamadığını sesiyle ele verdi.

 

Ve kızlar ejder vagonunun içerisindeki sohbetlerine bir müddet daha devam etti.

 

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

 

――Birkaç saatin sonunda Augria Kum tepeleri seferi başladı.

 

Doğuya doğru bir düzineyi aşkın kilometre aşmaları gerekliydi ve kumlu toprak, ejder vagonuyla aldıkları bir saatlik yolun sonunda kendisini göstermişti. Rüzgarlar kuru kumlarla dolmuş, miasma güçlenmiş ve ayaklarının dibindeki çayırların çöle dönüşüyle nihayet Augria Kum Tepelerinde ilerleme hali başlamıştı.

 

[――――]

 

Tek bir ejder vagonuyla ilerliyorlardı ve vagonu da Gyrus Yer Ejderleri çekiyordu. Subaru ise Patrasche’nin üzerine binmişti ve onunla birlikte kum üzerinde seyahat ediyordu.

 

Düz suratlı yer ejderi hızlı olmasa da ağır ilerleyişi istikrarlıydı. Tuhaf yoldaşı Patrasche de başta dikkatli davranmış ama birlikte ettikleri birkaç saatlik seyahatin sonunda partnerlerini umut vaat edici bulmuş ve fazlasıyla gururlu suratındaki tatminsizlik silinmişti.

 

[Subaru: Tarif etmem gerekseydi bu yer ejderinin suratındaki tatminsizliğin bana Betty’i anımsattığını söyleyebilirdim.]

 

Beatrice Subaru’nun kollarına tamamen yerleşmiş durumdaydı. Bu sırada Subaru bir yandan kıvrılmış kızı, bir yandan da dizgini tutup “Yo yo” diyerek kafasını salladı.

 

[Subaru: Bu doğru olmadı. Patrasche öyle hoşgörüsüz bir ejder değil.]

 

[Beatrice: ……Subaru, etrafındakileri algılama konusunda biraz daha dikkatli davranman akıllıca olabilir, sanırım.]

 

Beatrice simsiyah ejderin üzerinde eteğinin ucunu tutarak çömelmiş halde böyle söyledi.

 

Subaru’nun ejder binme becerisi eskiye nazaran bayağı gelişmişti. Şu ana dek Patrasche’nin ilgisiyle şımartılmış olsa da artık ejder biniciliğinde hiç değilse acemilik seviyesine ulaştığı söylenebilirdi.

 

Eyerin üzerine oturmuştu ve dizgini tutuyordu. Beatrice ise önünde oturuyor ve Subaru, ona arkadan sarıldığından emin oluyordu. Birlikte binicilik yapmakta uzmanlaşmış gibi görünüyorlardı.

 

Tabii ki Subaru’nun bindiği tek yer ejderi Patrasche idi ve bu, ona Beatrice ile birlikte ilk binişi değildi. Dolayısıyla Beatrice nasıl bakarsa baksın fazla paranoyakça davranıyordu. Bunu dile getirmek istiyordu.

 

[Beatrice: Bu fazla gururlu yer ejderi, sahibinden başka hiç kimsenin kendisine binmesine izin vermek istemiyor. Senin bu ejderin bayağı olağanüstü. Yalnız olsaydım ona binmeme hayatta izin vermezdi.]

 

[Subaru: Sebep yalnızca yer ejderlerini sürmekte kötü olman değil mi?]

 

[Beatrice: Sebep bu olsaydı senin de bu ejdere yaklaşman mantıklı olmazdı, sanırım.]

 

Tam da söylediği gibiydi.

 

Patrasche insanlardan biniş yeteneklerine dayanarak hoşlanıyor veya hoşlanmıyor olsaydı Subaru daha ilk testten çuvallardı. Bu yaşanmadığına göre hanımefendinin Subaru’ya onay vermesinin altında başka bir sebep olmalıydı.

 

Ayrıca Patrasche Subaru’ya nispeten sert davranıyordu.

 

[Subaru: Eh, neden sevildiğini bilmemek gerçekten fena.]

 

[Beatrice: Doğru. Subaru sebepsiz yere sevilecek bir görünüme de sahip değil, sanırım.]

 

[Subaru: …..Başka bir deyişle senin sağlam sebeplerin var ve beni seviyorsun.]

 

[Beatrice: Tabii ki bu…ne……..sen bana ne söyletmeye çalışıyorsun!?]

 

Birbirlerine yapışmışlardı, haliyle Subaru, Beatrice’in kırmızı bir suratla indirdiği darbeden kaçınamadı. Onun güçsüz avcuyla attığı hafif tokadı yerken de “heey, heey” sesiyle Beatrice’i sakinleştirdi.

 

Derken Patrasche üst bedenini kaldırarak üzerindeki tavırlarından memnun olmadığını anlatırcasına ikiliyi sarstı.

 

[Subaru: Oh, neler oluyor!?]

 

Bir bisikletin ön tekerinin kaldırılması gibi bir duruş değişikliği yaparken de Subaru refleks olarak Beatrice’e sımsıkı tutundu.

 

Normal şartlarda “Rüzgar Kaçırma İlahi Koruması” etkisiyle sarsılma ve rüzgarı hissetmemesi gerekirdi ancak bu seferki gibi belirgin, ekstrem hareketler ve ani dönüşlerdeki açı değişiklikleri etki ediyordu.

 

Bu da şartların anlaşılmasından kaynaklı bilinçli bir tacizdi.

 

Subaru itirazda bulunur ve Patrasche’nin kafasının arkasından pis bakışlar atarken yer ejderi Subaru ve Beatrice’e bakıp “dilimi ısırırım” dercesine bir saniyeliğine gözlerini kıstı.

 

[Subaru: Gurur seviyesi düşünülünce Ram’ı andırıyor. Şaşırtıcı bir şekilde iyi anlaşabilirler.]

 

[Beatrice: Ya da belki de birbirleriyle çatışır ve hiç anlaşamazlar. Hangisi olur merak ettim doğrusu.]

 

Subaru ve Beatrice derin düşüncelere dalarak birbirlerine başlarıyla onay verdi.

 

Derken,

 

[Julius: Subaru, Beatrice-sama. Samimileştiğinizi görmek harikulade ama kendinizi ciddi ciddi hazırlamanız için iyi bir zaman dilimindeyiz.]

 

Julius, gevşemiş ikiliye bakarak yan taraftan böyle söyledi.

 

Ejder vagonuyla birlikte ilerleyen şoför alanında dizginleri tutmakla meşguldü. Ayrı bir şekilde yer ejderine binmemişti. Şoförlük Julius’a pek uygun olmayan nahoş bir rolmüş gibi görünüyor ama bunu umursarmış gibi de hareket etmiyordu.

 

Gerçi belki de bu konuda endişelenecek vakti olmadığı içindi. Her halükarda hemen yanında,

 

[Meili: Onii-san ve Beatrice-chan’ın arkadaşlık etmesi beni rahatsız etmiyor ama fazla ihmal edilirsem surat asarım.]

 

Meili böyle söyleyerek ikiliye görünüşüne uymayan bir bakış attı.

 

Meili yaratıklarla baş etmekle yükümlü bir üyeydi ve Augria Kum Tepelerini aşmak için onu mütemadiyen kullanmaları gerekecekti. Dolayısıyla kum tepelerinde yaşayan yaratıklara gözcülük etmesi adına onlarla baş etmesi en kolay noktaya yerleştirilmişti――başka bir deyişle şoför alanında dikiliyordu.

 

Julius ise onu can sıkıntısından kurtarma rolünü üstlenmişti.

 

[Subaru: Yanında sana refakat eden şövalyen var. O benden çok daha bilgili, şık ve zarif.]

 

[Meili: Söylediklerinin yarısından fazlasını anlamadım. Ayrıca ben Bay Şövalyeden memnunum zaten. Memnun olmadığım kişi Onii-san.]

 

[Subaru: Ben mi?]

 

Meili Subaru’ya dik dik bakarak örgülü saçlarıyla oynar halde yanaklarını şişirip somurttu.

 

[Meili: Onii-san beni peşine takıp buraya getirdi, bu yüzden benimle ilgilenmek zorunda.]

 

[Subaru: Böyle mantıksız, çocukça şeyler söylemesene. Gördüğün üzere o çerçeveyi Beako dolduruyor. Haksız mıyım?]

 

Beatrice içerlemiş halde omuz silkerken Subaru yeniden Meili’ye baktı.

 

Somurtmak yaşına uygun bir hareket olsa da yolun bu noktasından sonra ruh hali büyük bir etki taşıyacaktı. Dolayısıyla Meili’yi hafife almak cesurca bir hamle olurdu.

 

Yine de bunu dile getirmek de durumu zapt edilemez hale getirirdi.

 

[Subaru: Oldukça haklısın. Ama böyle bir hak veya görevden bahsetmeden önce rolünün gereğini yerine getirmeni sağlamalıyız.]

 

[Meili: Rolüm, hmm.]

 

[Subaru: Pek yakında en favori Augria Kum Tepesine giriş yapacağız. Yaratıkların oraya adım attığımız saniyede kükreyeceğini sanmıyorum ama böyle bir şey olursa onları sakinleştirme işi sana düşecek, Meili. Bunu biliyorsun, değil mi?]

 

[Meili: …..Eveet. Beatrice-chan’i şımartan birine göre Onii-san cidden zorba olabiliyor.]

 

Aslında ona zorbalık ettiği yoktu ama bir zorba olarak görülse bile onu tatlı sözlerle kandırıp ikna etmek zorundaydı.

 

Bunu yapan Subaru göz ucuyla attığı bakışla Beatrice’in tatmin olduğunu gördü ve ellerini Julius’a doğru kaldırdı. Julius ise çenesiyle yaptığı bir hareketle sessizce onayını verdi.

 

Ne yazık ki küçük hanımın dalkavuğu olmak zorunda kalacaktı.

 

Bu arada――

 

[Beatrice: Subaru]

 

[Subaru: Ahh, görüyorum.]

 

Beatrice hafifçe seslenirken Patrasche de önüne bakarak sessizce kişnedi.

 

Ve bu eylemlerle ilgisini toplayan Subaru gözlerini kıstı.

 

Milra’dan kaçırmaları imkansız bir netlikle kulenin hatlarını görebiliyordu――ve kuleyi çevreleyen kumdan yüzeyi.

 

İşte o yüzey, Pleiades Gözcü Kulesini çevreleyen kum labirentiydi ve Augria Kum Tepelerine görkemli varışları gerçekleşmişti.

 

#Ram gerçekten çok ilginç bir karakter yaa, bu serideki çoğu karakter bayağı iyi zaten. Karakterlerini, detaylarını, sürprizlerini, her an her şeyin olabilmesini çok sevdiğim bir seri. Canım re:zero!
Şaka maka geldik kum tepelerinin başlangıcına arkadaşlar, hazır mıyız olacaklara? Büyük bir heyecanla bir sonraki bölüme geçeceğim, orada görüşmek üzere!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 21948 Üye Sayısı
  • 836 Seri Sayısı
  • 40706 Bölüm Sayısı


creator
manga tr