Cilt 6 Bölüm 7 [ Hedef Kum Denizi ] (1/2)

avatar
2163 2

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 6 Bölüm 7 [ Hedef Kum Denizi ] (1/2)


Çevirmen : Clumsy



Augria Kum Tepelerine en yakın şehir, gerçekten de ıssız bir han şehriydi.

 

Uygun bir yapıya sahip olsa da tabii ki Su Kapısı Şehri Pristella, Endüstri Şehri Costool ve Lugnica Krallığı gibi yerlere nazaran hatırı sayılır ölçüde küçüktü.

 

Krallık, içeriye uzanan ana yolların her noktasına bakım yaptırmıştı. Ejder vagonu Milra yolunda düzgün bir yolculuk yapıyordu ancak doğudaki o son istikametleri hala olabildiğince uzak ve kayıptı.

 

[Emilia: Belki de yapacak bir şey yoktur. Haritaya bakıyorum da bundan ötede yalnızca doğudaki Augria Kum Tepeleri var………ve bir de güneye doğru krallığın en büyük ormanı uzanıyor, haksız mıyım? Beş şehre de uzağız ve çok fazla yaya trafiği olmadığını biliyoruz.]

 

Emilia Subaru’nun yanında yürür halde şehre bakarken bu şekilde izlenimlerini dile getirdi.

 

Üzerinde kafasını da örten beyaz bir cüppe vardı. Güzelim gümüş rengi saçları ve suratı bir nebze gizlenmişti. Emilia gibi güzel bir kızın böyle kırsal bir alanda belirmesi halkın güzellik anlayışına yönelik bir saldırı olurdu―― bu Subaru’nun şaka yollu yorumu olsa da Emilia aynı zamanda yüksek bir pozisyona da sahipti. Bu yüzden yalnızca görünümünü gizlemeyi değil, soyuna bağlı çıkabilecek sorunlardan kaçınmayı da hedeflemişlerdi.

 

Tabii kafasının ve ağzının kapalı olma sebepleri bunlardan ibaret değildi.

 

Yüzünü örtmesinin bir diğer sebebi de kum fırtınalarının özel “felaket” etkisiydi.

 

[Subaru: Doğuya veya güneye genişleyemiyorlar, üstüne üstlük bir de kum fırtınası garantili. Zor bir durum.]

 

Emilia rüzgarı arkasına almış şekilde ilerlerken aynı şekilde suratını bir kumaşla örtmüş olan Subaru, hafif bir direnç sergilemek istercesine rüzgara karşı dikilip yüzünü gizleyerek bu kelimeleri mırıldandı. Dilini kımıldattığında dişlerinin arasındaki kumun tadını almak son derece mide bulandırıcıydı.

 

Şehre doğru esen kumlu rüzgar, doğudaki kum tepelerinden alçalıyordu.

 

Ve şehri hırpalayan bu kum fırtınaları günlerce esen güçlü rüzgarlar şeklinde etkisini sürdürüyor gibi görünüyordu. Şehirde bu şekilde yürümek isteyenler için böyle bir giyim kuşamla koruma sağlamak zaruriydi.

 

[Emilia: ――? Subaru, sorun nedir?]

 

[Subaru: Yok bir şey. Yalnızca işler çöle gideceğimizi duyduğumda hayal ettiğimden ne kadar da farklı gelişti diye düşünüyordum.]

 

Emilia, kendisine yan bakışlar atan Subaru karşısında kafasını eğmişti.

 

Bedeni olabildiğince gizlenmiş durumdaydı, öyle ki bir pelerinle tepeden tırnağa örtülmüştü. Subaru’ya kalırsa güzel kızlar çeşitli kıyafetlerle etrafındaki insanların gözlerine ziyafet çektirmeliydi. Ama bu derece örtünmüşken göze hoş görünmeleri mümkün değildi.

 

Halbuki çöl deyince aklına güneş ışınlarından korunmak için giyilecek dansöz kıyafeti gibi bir şeyler gelmişti――ne denirdi ki onlara?

 

[Subaru: Her halükarda, belki de han sahibinin tavsiyesini dinlemeliydik.]

 

[Emilia: Şu anda “kum vakti” demişti, değil mi? Sonuçta yolda hiç kimse yok.]

 

Rüzgar çok güçlü değildi ancak kum, hafifliğinden ötürü ufak toz zerrelerine dönüşüyordu. Ve bu sarı, puslu görüş alanında, yolun üzerinde Subaru ve Emilia’dan başka hiç kimse görünmüyordu.

 

Şehir halkı bu ortama alışkın olarak kumlu rüzgarların estiği bu “kum vaktinde” kendilerini evlerine kapatıyor, hatta binaların kapı ve pencereleri bile kapanıyordu.

 

Doğrusu kum fırtınasının içerisinde böyle bir manzara normaldi ve nefes almak bayağı çaba gerektiriyordu. Durum öyle kötüydü ki han sahibi onları durdurarak “kum vaktinde” dışarı çıkmamalarını söylemişti.

 

Ancak kendilerini durduran adamı dinlemeyip dışarı çıkmalarının bir sebebi vardı.

 

[Subaru: Şehirdeki durum bu. Kum tepelerindeki kum fırtınaları böyle değildir, değil mi?]

 

[Emilia: ……Hayır, sanmıyorum.]

 

Bu tam olarak bir prova değildi, kendilerini zihinsel olarak hazırlamak adına kasten “kum vaktinde” dışarı çıkmışlardı.

 

Kum tepeleri yollarında kum fırtınaları eserken ve her yön kumlarla kaplıyken “kum vakti” dışında durum bu kadar kötü değildi. Ayrıca şu an için kum tepeleriyle aralarında bir mesafe vardı ve yoğun binalarla dolu bu şehirde etrafı iyi göremiyorlardı.

 

Yani kendilerini kum tepeleri yolundaki durumun ciddiyetine bir an önce hazırlamaları gerekiyordu.

 

[Emilia: Her neyse, herhangi bir dükkana girmeye ne dersin? Malum bu gidişle kumdan bloklara dönüşeceğiz.]

 

Emilia’nın kendisini takip eden kumları eliyle savururken işaret ettiği yer, yolun diğer tarafındaki bir binaydı. Geçici bir barınağa dönüştürülmüş bar gibi bir yere benziyordu.

 

Diğer dükkanlar gibi pek davetkar görünmese de hiç değilse girişi açıktı.

 

Böylece ikili, aceleyle Emilia’nın önerdiği gibi o binaya koşturdu.

 

Kapının önünde tozlarından olabildiğince arındıktan sonra da yavaşça bara giriş yaptılar.

 

[Dükkan Sahibi: ……Bu kum fırtınasında hoş geldiniz.]

 

Bara giriş yapışlarıyla birlikte barın diğer tarafında bir bardağı parlatmakta olan dükkan sahibi, ikiliye dönerek kısık bir sesle selam verdi. Muhtemelen o kısık sesin pek davetkar olmama sebebi, adamın Subaru ve Emilia’nın kum içerisinde olduğunu tek bakışta anlamış olmasıydı.

 

Kumlarından ellerinden geldiğince arınmış olsalar da hala kıyafetlerine yapışmış çokça kum vardı. Ve kendilerini kötü hissetmelerine rağmen adımlarını attıkları anda o kumu dükkana saçmışlardı.

 

[Dükkan Sahibi: Ne alırsınız?]

 

[Subaru: Soğuk süt.]

 

[Emilia: Sıcak süt.]

 

[――――]

 

Dükkan sahibi, bara yerleşerek siparişlerini veren iki kişi karşısında gözlerini kıssa da hiçbir şey söylemedi.

 

Tesadüfen Subaru soğuk süt sipariş ederken Emilia sıcak süt sipariş etmişti.

 

[Subaru: İşler pek yolunda görünmüyor……kum vaktinde kesat mı oluyor?]

 

Subaru kafasını örttüğü başlığı çıkartıp getirilen sütün tadına bakarken dükkan sahibine bu soruyu yöneltti. Pek sosyal olmayan dükkan sahibi ise bir “Aahhh” sesiyle karşılık vererek,

 

[Dükkan Sahibi: En uygun vakitlerde bile bu şehirde insan trafiği düşüktür. Gündüz vakti dükkan işletmek yalnızca bir hobi sayılır.]

 

[Subaru: Anlıyorum. Öyleyse yabancılar ve müşteriler olarak müdavim olmalıyız ha.]

 

[Dükkan Sahibi: Bara gelip süt içseniz ve müdavim gibi görünseniz de bundan pek emin olamayacağım. Buyurun, bu da sizin, Hanımefendi.]

 

[Emilia: Vaauv, teşekkürler.]

 

Dükkan sahibi Emilia’ya sıcak sütünü uzatırken Emilia bardağı tutarak bir nefes çekti. Ve sütüne üfleyen kız, Subaru’nun bara doğru eğilişine tanık oldu.

 

[Subaru: Başka müşteri yok, yani birazcık boş vaktiniz vardır, haksız mıyım? Beni birazcık dinleyebilir misiniz?]

 

[Dükkan Sahibi: Vaktim olsa bile işin ortasında vaktim var diyerek konuşmaya başlamak bir tabudur.…….. Siz yabancılar ne bilmek istiyorsunuz?]

 

[Subaru: Dürüst olmak gerekirse Augria Kum Tepeleri hakkında bilgi almak istiyorum.]

 

Subaru parmağını kaldırdı ve bu ayrıntılı soruyla adamla yüzleşti. Bunu yaptığı anda da dükkan sahibinin ifadesinin ilk defa değiştiğine tanık oldu.

 

Kısa gri saçlı, sakin dükkan sahibi kara kaşlarının altındaki gözlerini şüpheyle kıstı. Sonra da Subaru ve Emilia’yı süzerek hafifçe iç çekti.

 

[Dükkan Sahibi: Bu nasıl bir şaka bilemiyorum ama bu işe piknik muamelesi yapacaksanız hiç zahmet etmeyin. Canınızdan olursunuz.]

 

[Subaru: Hey hey, ne diyorsun sen? Gerçekten gözüne şaka yapıyor gibi mi görünüyoruz?]

 

[Dükkan Sahibi: Peki benim uyarım size ne gibi görünüyor? Orası giden herkesin ölüp de asla geri dönemediği bir kumdan ölüm denizi. Bir kadınla randevuya çıkılacak yer değil.]

 

[Subaru: Asma köprü etkisinin kesinlikle geçerli bir yaklaşım olduğunu düşünüyorum ama o kadar da köşeye sıkışmadım. Emilia-tan, sen de bir şeyler söylesene.]

 

[Emilia: Üüüf, üüf, sıcak……eh? Ne oldu? Pardon, dinlemiyordum.]

 

[Subaru: Karşınızda: E・M・T yolları.]

 

[Dükkan Sahibi: Size işe yarar bir tavsiye vereceğim. Ölmeden evinize dönün.]

 

Subaru ve Emilia’nın etkileşimine baktıkça dükkan sahibinin onlara olan inancı giderek daha da azalıyordu.

 

Tabii bu cümleleri kötülük olsun diye söylüyor değildi. Gerçekten de Augria Kum Tepelerinin namını aldığı tehlikelerinden haberdardı. Ancak――

 

[Subaru: Geri dönmek gibi bir seçeneğimiz yok. Yolumuz yalnızca ileri gidebilir. Üstüne üstlük yapabileceğimiz tek şey mümkün olan en güvenli rotayı seçmek. Anlıyorsunuz, değil mi?]

 

[Dükkan Sahibi: Asıl anlamayan sizsiniz. Dinleyin. O kum tepeleri umut vaat etmiyor. Cadının miasması yaratık inine sürükleniyor ve uzakları görebilen o kuleye yaklaşmanız mümkün değil.]

 

Dükkan sahibi Subaru’nun inatçı tavrına sinir olmuş şekilde Kum Tepelerinin taşıdığı tehlikelerden bahsediyordu. Ardından kumların içeri girmesini engellemek adına kapattığı pencereye doğru parmağını kaldırıp dudaklarını büzerek şehrin doğu tarafını işaret etti.

 

[Dükkan Sahibi: Her yıl sizin gibiler pervasızca kum tepelerine gitmeye kalkıyor. Kum denizindeki bilgenin kulesini hedefliyorlar………ama oraya ulaşabilen yok. Sağ salim geri dönebilmelerinden iyi bir şey olamazdı ama çoğunluğu ya kum denizinde kuruyup kalıyor ya da yaratıkların yemeği oluyor.]

 

[Subaru: Gerçekten daha önce oraya ulaşan olmadı mı?]

 

[Dükkan Sahibi: Kum denizindeki kulenin yüzlerce yıl önce inşa edildiğine inanıyorum. Oraya gitmeye çalışan aptalların sayısıysa hiç düşmüyor. Biri oraya gitmeyi başarsaydı bunu duyurmaması hayatta mümkün olmazdı. Hem bilmiyor musun? “Kılıç Azizi” unvanına rağmen o adam bile başarısız oldu.]

 

[――――]

 

Pleiades Gözcü Kulesinin fethi, Reinhard’ın bile başarısız olduğu bir mücadeleydi.

 

Bunu bizzat Reinhard’ın kendisi söylemiş, ayrıca kuleye ulaşmanın anormal derecede zor olduğundan da bahsetmişti.

 

Ama buna rağmen Subaru’nun şu anki grubu bu zorlukların üstesinden gelmeye niyetliydi.

 

[Subaru: Tabii ki hiçbir planımız olmadan bu işe atılmak gibi aptalca bir şey yapmayacağız. Bu yüzden bilgi topluyoruz ya. Bunu bir barda yapmak da temel bir adımdır, sizce de öyle değil mi?]

 

[Dükkan Sahibi: Gerçekten mi? Bunu neden sake içilen bir yerde yapasınız ki?]

 

[Subaru: Detaylı olarak açıklamamı isterseniz yapamam muhtemelen, ama alkol aldıktan sonra herkes daha konuşkan olmaz ve çeşitli dedikoduları öylece ağzından döküvermez mi?]

 

[Dükkan Sahibi: Yani özünde boş dedikoduların peşindesiniz. Hiçbir plan olmadan oraya girmek kabul edilemez ama anlamsız planlara bel bağlamak da bir o kadar kötü.]

 

[Subaru: Guehh! Mantığın can acıtıcı!]

 

Subaru bu mantıkla nakavt olarak yerine çöktüğü gibi sütünü içmeye koyuldu.

 

Normal şartlarda Subaru ne zaman düzgün bir yetişkinle konuşsa bu süreç onun için bunaltıcı olurdu. Dükkan sahibi de pervasızca kum tepelerine meydan okumaya kalkan insanlarla konuşmaya alışkındı. Esasında Subaru’nun meydan okuyuşu pervasızca değildi ama karşısındaki dükkan sahibi gerçeği bilmediği için ona diğer herkese davrandığı gibi davranıyordu.

 

Bu gidişle tek bir ipucu dahi elde edemeden geri döneceklerdi ve――

 

[Dükkan Sahibi: Her neyse, öyle bir cehenneme bir kız götürmen…….]

 

[Emilia: Özür dilerim Bay Dükkan Sahibi. Siz bize ilgi gösterirken Subaru şikayet etmekten başka bir şey yapmıyor.]

 

Tam da Subaru bu çıkmaz yüzünden pes etmek üzereyken Emilia öğüt vermeye başlayan dükkan sahibini durdurdu. Emilia’nın bir özürle başlayan sözleri karşısındaysa dükkan sahibinin gözleri irileşti.

 

Bu tepkiyi gören Emilia hızlıca başını eğdi.

 

[Emilia: Birbirimizi tanımıyor olmamıza rağmen ettiğiniz tüm yardımlar için teşekkür ederiz.]

 

[Dükkan Sahibi: Ben de başınızın etini yediğim için özür dilerim. Ama yine de sözlerimin arkasındayım. Son zamanlarda sizin gibi çok gençle karşılaşıyorum.]

 

[Emilia: Gerçekten “Bilgeyi” görmeye çalışan o kadar kişi oluyor mu?]

 

[Dükkan Sahibi: Ehh, “Bilgeyle” buluşmaya kalkacak kadar güçlü ruhlu olanların sayısı çok da fazla değil. Augria Kum Tepelerine gitmeye kalkanların çoğu yalnızca onurlandırılmak istiyor. Tabii işler iyi giderse bilgeden bir şeyler öğreneceklerini söyleyenler de oluyor ama kuleye ulaşarak bir ödül alacaklarını söylemek aldatmaca olur.]

 

Dükkan sahibi bu noktada omuzlarını düşürdü ve usanmış denilebilecek bir görünümle iç çekti.

 

Tam da söylediği gibi muhtemelen gözcü kulesine gitmeye kalkan pek çok kişi görmüştü. Belki de bu görünümüne rağmen iyi kalpliydi. En azından utanç duyabiliyor gibi görünüyordu.

 

[Emilia: Bu o insanların “bilgeyi” görmediği anlamına mı geliyor……..?]

 

[Dükkan Sahibi: O kadar ileri giden hiç kimsenin namını işitmedim. Söylentilere göre bilge hala kulesinin tepesinden etrafı izliyor ve küstah insanları cezalandırıyormuş……..ama buna tanık olmuş değilim tabii. Kum tepelerinin yem atıp av çekmek için bir tuzak olduğunu düşünmeden edemiyorum.]

 

[Emilia: Cadının miasmasından bahsetmiştiniz. Durum nedir?]

 

[Dükkan Sahibi: Söylediğim gibi işte. Orada bir yaratık ini var……. Krallığın farklı noktalarında çeşit çeşit yaratık ırkı bulunuyor. Ama o kum tepelerinde her türlüsünden oluyor.]

 

Dükkan sahibi sesini alçaltmış olsa da belki de eğlenmeye başlamış olacak ki kafiyeler yapıyordu.

 

Emilia yutkunurken ise bakışlarını uzaklara çevirerek,

 

[Dükkan Sahibi: Benekli kral köpeklerinin ve kara kanatlı kedilerin tatlı bir tarafı var. Endemik tek boynuzlu yaratıklar ve kum solucanları da yalnızca burada görülen yaratıklar. Ayrıca kumlu toprakta bir çiçek bahçesi de var ve orası oiran ayılarının avlanma alanı.]

 

[Emilia: Oiran ayıları…..]

 

[Dükkan Sahibi: Onlar da yalnızca Kararagi’de mevcutmuş gibi görünüyor. Tüm bedenlerinde çiçek açan yaratıklar. Görüntülerine kanıp onlara yaklaştığınız andaysa bağırsaklarınızı höpürdetirler.]

 

[Subaru: Bu yaratıkların……fena olduğu kesin………]

 

Ona yaratıkların amacının insanları öldürmek olduğunu söyleyen kimdi?

 

Dükkan sahibi “size söylemiştim” dercesine homurdanırken onu pür dikkat dinleyen Subaru’nun kaşları çatılmıştı.

 

[Dükkan Sahibi: Ama esas dikkat etmeniz gereken tehlike yaratıklardan ziyade miasma. Evet, kum fırtınaları ve çevresel değişiklikler gibi tehlikeler mevcut ama en büyük endişeniz miasma olmalı.]

 

[Subaru: O miasma sezgisel olarak kavranamayacak bir şey, ha.]

 

Bir kez daha sessizleşen dükkan sahibi Subaru’nun kafasını karıştırmıştı.

 

Miasma kelimesini daha önce de pek çok kez işitmişti ve verdiği izlenime dayanarak nasıl bir şey olduğunu hayal edebiliyordu. Temelde beden ve zihne kötü etkileri vardı ve kötü hava tarzı bir şeymiş gibi görünüyordu.

 

Zehirli gazdan farklı olsa da ona yakın bir şey olabileceğini düşünüyordu.

 

[Emilia: Ummm, Subaru. Tarif etmek gerekirse miasmaya kötü şeylerden oluşan mana denilebilir. Gözle göremezsin ama her yerdedir, bunu bilmiyor muydun?]

 

[Subaru: Eh…yani mana da mı miasma?]

 

Emilia’nın değindiği nokta Subaru’yu şaşırtmıştı. Anlaşılması kolay bir açıklama olsa da ima ettiği şey, Subaru’nun hayal ettiğinden bir miktar farklıydı.

 

Mana gerçekten de büyü kullanıcıları ve ruhlar için fazlasıyla büyük bir etki gücü taşıyordu. Ancak normal hayatlarını yaşayıp hareket etmek için binek ejderleri kullandıkları takdirde mananın pek bir önemi olmazdı.

 

Fakat onun hayal kırıklığına uğradığını tahmin eden Emilia, yavaşça kafasını salladı.

 

[Emilia: Miasmayı hafife alamazsın. Normal mana saftır, herhangi bir rengi ve yönelimi yoktur. Ancak miasmayı……. kötü şeylerden oluşan o manayı geçit aracılığıyla çekmek bile canlıları yozlaştırır. Geçidin doğal olarak mana çeken bir organ olduğunu düşününce bu, kaçınılmaz bir şey.]

 

[Subaru: Sonuçta sonsuza dek nefes almadan edemezsin.]

 

[Dükkan Sahibi: Hanımefendinin yorumu doğru ama kum tepelerindeki miasma daha da kötü. ――Oradaki miasma, canlıların yemek ve içeceklerini bile mahvediyor.]

 

[Subaru: Yani yemekler yenilemez hale mi geliyor?]

 

[Dükkan Sahibi: Onları tükettiğiniz anda miasmanın kirlilik oranı yükseliyor. Geçidiniz aracılığıyla birazını çekmek bile sizi delirtirken onu dosdoğru midenize almayı bir deneyin. O kirlilik sizi bir bütün olarak yutar.]

 

[Subaru: Bu durumda ne olur? Kafayı yemem onu durdurmaz mı?]

 

[Dükkan Sahibi: İnsanlar genelde bu durumda kafayı yiyerek ölüneceğini söyler. Ve dürüst olmak gerekirse………ehh, ben de bunu inkar edemem.]

 

#Kum tepelerinin genel durumu hakkında biraz daha bilgi edinmiş olduk. E yiyecek içecekler bozulacaksa, attıkları her adımda miasma yüzünden kafayı yiyecek/yozlaşacak/bir fena olacaklarsa orada nasıl ilerleyecekler? Hadi yaratık meselesini Meili halletti, yolu da Echidna buldu diyelim, bu sorun nasıl çözülecek? Pek yakında öğreneceğiz herhalde. Hadi bir sonraki kısımda görüşmek üzere!

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 21951 Üye Sayısı
  • 836 Seri Sayısı
  • 40707 Bölüm Sayısı


creator
manga tr