Cilt 6 Bölüm 4 [ Çıkartılma Sebebin ] (2/2)

avatar
2632 5

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 6 Bölüm 4 [ Çıkartılma Sebebin ] (2/2)


Çevirmen : Clumsy



[————]

 

Kimden bahsettiğini belirtmemişti. Ve o belirtmese bile Petra anlamıştı. Bilgenin kulesinde o kızı—derin uyku halini sürdüren o kızı—uyandırmanın bir yolu bulunabilecekse Subaru, bu yolu kullanan kişi kendisi olsun isterdi.

 

Bu işe daha uygun biri, başarı şansı kendisinden daha yüksek biri bulunabilecek olsa bile vazgeçemeyeceği tek şey buydu. Vazgeçmek istemiyordu. Bu da Subaru’nun egosuydu.

 

[Subaru: Hislerimi bir kenara atıp rasyonel bir bakış açısı izleyecek olsaydım….. onu uyandıran kişi herkes olabilir derdim. Asla uyanamama şeklinde saçma sapan bir hastalık yayılacak olsaydı ve yalnızca o kişileri kurtarmaktan bahsetseydik bunun için bir aşı veya özel bir ilaç üreten kişinin kim olacağı umurumda olmazdı. Bu onları kurtarmak anlamına gelecekse süreci umursamazdım.]

 

[Petra: …..Hı hı.]

 

[Subaru: Ama hislerim devreye girince işleri kendi yolumla yapmak istiyorum. Onları kurtaran kişi ben olayım istiyorum. Onları uyandıran kişi ben olayım istiyorum. Her şeyimi verip her şeyi kurtarmak istiyorum.]

 

——-İşte bu yüzden, bu yolculuğa çıkan kişi Natsuki Subaru olacaktı.

 

Ondan güçlü pek çok kişi vardı.

 

Ondan güvenilir pek çok kişi vardı.

 

Ondan akıllı pek çok kişi vardı.

 

Harikulade özelliklere sahip pek çok kişi vardı.

 

Ama Natsuki Subaru tüm bunları görmezden gelecek ve bu yolculuğa çıkan kişi olacaktı. Bunu yapmasının tek sebebi de onu kurtardıktan sonra o kız tarafından övülmek isteyişiydi.

 

[Subaru: Seni bencilliğimle hayal kırıklığına uğrattığım için üzgünüm.]

 

[Petra: —–Gerçekten de hayal kırıklığına uğrattın. Söyleyeceğin hiçbir şey hislerimi değiştiremez.]

 

[Petra: Hmm?]

 

Subaru’nun utanmazlığını beyan edişinin ardından Petra’nın kafası, nefretine hazırlanan Subaru tarafından okşandı. Ama çıkarttığı belirsiz sesin ardından kafasını Subaru’nun kollarından kaldırdı ve Subaru, onun iri, yuvarlak gözlerinin koca bir gözyaşıyla örtüldüğünü gördü. Ve sonra da—

 

[Petra: Ey!]

 

[Subaru: Yine mi kafa saldırısı—-!?]

 

Petra sivri kafasını aşağı doğru savurduğu gibi alnı, Subaru’nun karnına büyük bir acı verdi. Savunmasız hayati organlarını hedef almış —bu da Subaru’nun dizlerinin üzerine çökmesine yol açmış—ve bu sırada Petra, beklenmedik bir sıçrayışla kollarından kaçıvermişti. Tüm bunlardan sonra da bir gözünü kapatarak dil çıkarttı.

 

[Petra: Subaru-sama, seni aptal! Bencilsin işte! Git de canın ne isterse yap!]

 

[Subaru: gu, uo……..]

 

[Petra: Çünkü 2 ay sonra geri döndüğünde gerçekten güzel bir kıza dönüşmüş olarak seni şaşırtacağım. Büyüyüşüme yakından şahit olamadığın için dilediğince pişman olursun artık!]

 

[Subaru: Bu gerçekten de talihsiz bir durum.]

 

Bir çocuğun büyüme periyodunda o kadar ani şekilde değişmesi normal değildi. Ama Petra göz kamaştırıcı bir 13 yaş yaşıyordu. 2 ay sonra da tamamen farklı bir izlenime sahip olabilirdi.

 

[Subaru: Dürüst olmak gerekirse ben de 7. ve 8. sınıf arasında 19 santim uzamıştım……]

 

[Petra: Ha? Bu birazcık imkansız görünüyor…..]

 

Ehh, bu Subaru’nun boyunun kısa olmasından kaynaklanan nadir rastlanır bir durumdu. Bu sırada Petra, onun bahse girdiği beklentilerin boyutunu bozsa da olayın hemen ardından yumruğunu sıktı. Sonra da iki yumruğunu birden Subaru’ya doğru uzatıp beyanını yaptı.

 

[Petra: Heeer neyse! Senin yapacağın şu: gideceksin, -herkesi endişelendirip sıkıntıya sokarak- tehlikeli yerlere gönlünce seyahat edeceksin ve sonra da her zaman yaptığın gibi geri döneceksin.]

 

[Subaru: Sen öyle söyleyince insanların başına bayağı bela oluyormuşum gibi geldi…..]

 

Gerçi işe bu şekilde bakınca Petra’nın Subaru’yu tasvir etme şekli şaşırtıcı bir şekilde kulağa yanlış gelmiyordu. Her halükarda Subaru da kendi iki elini iterek yumruklarını Petra’nınkilerle buluşturdu.

 

[Subaru: Sürekli Petra’nın canını sıkıyorum ama ben yine her zaman yaptığım gibi düşüncesizce tehlikeli yerlere gideceğim ve sen de -ardı ardına- çeşitli şeyler yapmayı tamamladıktan sonra normal bir şekilde geri dönmemi bekleyeceksin. Yolculuğumuzdan döndüğümüzde bizi karşılamak Petra’ya mahsus bir hak.]

 

[Petra: …… Frederica nee-sama veya Ram nee-sama’nın benden önce bir şey söyleme hakkı olmayacak, değil mi?]

 

[Subaru: Tabii. Söz veriyorum.]

 

[Petra: Efendimiz de buna dahil?]

 

[Subaru: Sen bundan endişe duymasan bile döndüğümüzde karşımda bulduğum ilk kişi Roswaal olursa ben darbe yerim zaten.]

 

[Petra: …..Mm, anlıyorum. Tamamdır, ikna oldum.]

 

Böylece Subaru’nunkiyle eşleşen yumruklarını indirerek iç çeken Petra’ya muzaffer bir ruh akmaya başladı. Sağlam bir akıştı ve koca bir bağışlayıcılık şekline bürünmeliydi ama—

 

[Petra: Tanrım, bu Subaru-sama’ya yapacak hiçbir şey yok…..]

 

Bu beyanıyla herkese seslenirmiş gibi bir izlenim vermişti. Uygun olamıyordu. Bunlar Subaru’nun şahsi düşünceleriydi.

 

※  ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

 

Bunalım derecesinde endişeli olmasa da köşkte var olan belirsiz meseleyi çözüme kavuşturmak için nihayet o odaya adımını attı.

 

[————-]

 

Subaru’nun doğal olarak nefesini tutup adımlarını hafiflettiği vakitler, bu odaya girdiği anlardan ibaretti. Tabii bu odaya yüksek sesle şarkı söyleyerek ve ayaklarını vura vura girse bile odadaki durum kesinlikle değişmezdi.

 

Yine de -belki de istemsizce- sırf o odadaki yatağında yatmakta olan, ona gereğinden fazla baktığı anda kalbinin sızlamasına yol açan kızın hatırına kendisini tutma kararı almıştı.

 

Eğer uyanabilecek olsa, bunun şimdi şu anda gerçekleşmesini isteyeceği derin bir uykudaydı. Ancak bu gerçekleştiği takdirde, derin uykusunu böldüğü takdirde lanete benzer bir cezayla karşılaşacağını hissediyordu. Sonsuz rüyalarla dolu derin bir uykuya dalmış bu kız, onun gözünde işte bu kadar kıymetliydi.

 

[Subaru: Böyle söylüyorum ama tabii ki bu yalnızca benim fazlaca öznel inancım ha…]

 

İnançsız bir ses tonuyla böyle söyleyen Subaru, oturmak üzere yatağın yanına bir sandalye çekti. Böylece bir ay üzerine odaya adımını atarak durumu bir yıl öncesine göre hiçbir değişiklik göstermemiş halde derin uykusunu sürdüren Rem ile yüz yüze geldi.

 

[Subaru: Geri döndüm ama seni görmeye gelmekte bu kadar geciktiğim için üzgünüm. Halletmem gereken bazı işlerim vardı… ve biraz da tereddüt ettiğim için bu ziyareti son anda gerçekleştirdim.]

 

[————–]

 

E bu sonuç barizdi -tabii ki- ama derin bir uykuda olan Rem’den hiçbir yanıt gelmedi. Bir karşılık alamayacağını bile bile ona seslenen Subaru’nun yüzünde sakin bir ifade vardı. Bu, Natsuki Subaru’nun yalnızca bu kıza gösterdiği bir ifadeydi.

 

Yalnızca Emilia’ya gösterdiği, her şeyi bir kenara atmaya hazır olduğunu anlatan kararlı ifadesi vardı. Yine yalnızca Beatrice’e gösterdiği, ona canı pahasına güvendiğini anlatan inançlı ifadesi vardı. İşte bir de yalnızca Rem’e gösterdiği, sıklıkla gizlemeye çalıştığı güçsüzlüklerini ifşa ettiği bu ifade vardı.

 

[Subaru: Acaba konuşmamın mahzuru olur mu… Esasında sana söyleyebileceğim çok fazla şey var, biliyor musun? Maalesef seni daha önce ziyaret edemedim çünkü Su Kapısı Şehri Pristella’daydım ama orada cidden bayağı şey yaşandı. Büyük bir hengame oldu, öyle ki sana bütün gece anlatsam bile daha anlatacak bir sürü şey kalır… Gerçi bu dünyada sana tüm bunları anlatabileceğim daha çok vaktim var.]

 

Subaru elini yatağın içerisinde kibarca kaydırarak göğsüne bir battaniye örtülmüş kızın elini aradı ve onun elini tutarak konuşmaya başladı. Uzun parmak uçları ile narin, solgun kollarının yumuşaklığı ve ılıklığı belirgin olsa da her nedense kan sirkülasyonundan—–yo, yaşam belirtisinden yoksundu.

 

İçinde yaşamını koruyan yalnız bir güç mevcuttu. Ancak o yaşamı sürdürme rolünü üstlenen bir güç yoktu.

 

Rem, bu çelişkili durumla birlikte, zamanı donuk halde, derin bir uykuya mahsur kalmayı sürdürüyordu. Ancak——

 

[Subaru: Nihayet sana kavuşacak olabilirim.]

 

[—————]

 

[Subaru: Tabii ki beklentilerimin fazla yüksek çıkması ve sonunda tatmin olamamam mümkün. E tabii ki bilgenin isminin hakkını veremeyip hiçbir işe yaramaması ve hakkındaki yanlış bilgiler yüzünden özür dilemesi de mümkün.]

 

[—————]

 

[Subaru: Ama…]

 

Oburluğu yenmek dışında bir çözüm yolu daha kendisini göstermişti. Başka insanlar beklentilere kapılıp böyle bir yolculuğa çıkarak elde edecekleri sonuçlar karşısında hayal kırıklığına uğrayabilecek olsa da Subaru’nun bu yolda aradığı yanıt, nihayet elle tutulur görünen bir umut sembolü teşkil ediyordu.

 

[Subaru: Çünkü Echidna delirdi ve söylenenleri dinlemedi.]

 

Sığınakta, cadının mezarında, gerçeküstü bir çay partisine katılıp Echidna ile birlikte Açgözlülük Cadısıyla buluştuğunda cadıları reddetmiş, onların kontrolünden kaçmıştı. Natsuki Subaru bu kararı kendi kırılgan ruhunu korumak adına vermişti ama aynı zamanda bu, Rem’i kurtarmak için yardımı dokunabilecek kişilerle arasına mesafe koyma kararı aldığı anlamına geliyordu.

 

Tabii ki Echidna’nın Başpiskoposların güçlerini kullanma şekilleriyle ilgili ne derece bilgiye sahip olduğunu bilmiyordu. Ama belki -koşullarını açıklamış olsaydı- Cadının bildiklerini işittikten sonra bir çözüm bulabilirdi.

 

Doğru kararı verdiğine güveniyordu ve cadının taleplerini kararlılığını anlatan şekilde anında reddetmişti. Ama vakti tükeniyordu ve geçen mevsimlerin Rem’i ardında bıraktığını hissettikçe acaba kararım gerçekten doğru muydu diye endişe etmeye başlıyordu.

 

Onu kurtaracağına kalbinin en derinlerinden söz vermiş olmasına rağmen henüz bunu başaracak kati bir eylemde bulunmuş değildi. Tek yapabildiği, içerisinde bulunduğu çıkmazın doğurduğu kapana kısılma hissinden sıyrılmak olmuştu ve şimdi de nihayet Rem için bir şeyler yapabilecekti.

 

Pek çok kişiyi -Rem’le aynı kadere mahkum Pristella vatandaşlarını- kurtarmak adına Pleiades Gözcü Kulesine doğru bir yolculuğa çıkacaktı. Ancak gerçek amacını belirtmek gerekirse bu yolculuğun esas sebebi Rem’di; başka hiçbir şey esas sebep olmaya aday olamazdı. Evet mantıksız ve uygunsuz bir durumdu ama Subaru bunu anlıyor olmasına rağmen devam ediyordu—–

 

[Subaru: Seni kurtaracağım, Rem. Buna yemin ederim.]

 

Nasıl Rem -bir zamanlar- kırılgan günlerinde Subaru’nun yanında olduysa şimdi de Subaru, birinin eline en çok ihtiyaç duyduğu bu vakitlerde onun yanında olmak, ona elini uzatmak istiyordu.

 

[——-Acı verici.]

 

[Subaru: ——-!?]

 

Gözlerini sımsıkı kapatıp kararlılık dolu kelimelerini sıralayan Subaru, bu sesi işiterek ansızın kafasını kaldırdı. Gözlerinde akıl almaz bir şaşkınlıkla Rem’e baksa da onun hala gözleri kapalı, eli Subaru’nun elinde sessizce yatmakta olduğunu fark etti. Bu durumda bu sesin sahibi——

 

[Ram: Kızın elini bırak Barusu. O eli sımsıkı tutma şeklini görmek bana acı veriyor.]

 

[Subaru: …..Oh, Ram’mış.]

 

Arkasına dönen Subaru, Ram’ın kapı girişinde dikilir halde soğuk gözleriyle kendisini izlediğini fark etti. O bakışlarla rahatladıktan sonra da Rem’in elini düşündüğünden daha sıkı tuttuğunu fark ederek hızlıca serbest bıraktı.

 

[Ram: Sorun yok, Subaru’nun Rem’in *bembeyaz parmaklarını cinsel arzularla kirletmesini izlemeye katlanabilirim.] (Aslında parmakları betimleyen kelime bembeyaz değil, whitebait-like. Whitebait ise meze olarak yenen, sıklıkla sürü halde dolaşan minik beyaz bir balık cinsiymiş. Uyuyan kıza balık parmak, hamsi parmak falan deyip çirkinleşmek istemedim :D)

 

[Subaru: Şöyle söylemesen olmaz mı? Senin yüzünden az önceki kararlılığımın tamamen mide bulandırıcı bir şeye dönüştüğünü hissedeceğim.]

 

Subaru’nun Rem’in elini bırakışının ardından odaya giren Ram, o eli tuttu. Ve kardeşinin incecik, beyaz parmaklarını kibarca okşayan abla, Subaru’ya yandan pis bir bakış attı.

 

[Ram: Kararlılığın gerçekten o kadar saf mıydı? Kendini dikkatlice yorumla da konuşmanı tekrar yap….. Cinsel arzularını Rem’e aşırı benzeyen bana yansıtacak olursan Ram’ın tüylerini ürpertir ve arkasını dönüp koşmasına yol açarsın.]

 

[Subaru: Sakin ol. Fiziksel görüntünüz inanılmaz benzese de ikiniz arasındaki ışıltı farkına işaret ederken asla kafam karışmaz.]

 

[Ram: Demek öyle. Sanırım sıkıntı yok öyleyse. Ama nihayet onu uyandırmaya çalışmanın bir yolunu bulursan ve kim olduğunu hatırlamaz halde onunla buluşmayı başarırsan Rem huzurlu bir ruh hali içerisinde olmayacak. Boş sohbetlerimiz esnasındaki onu tarif ediş şeklin yalnızca çılgın fantezilerinden ibaret değilse uyandığında senden nefret etmemesi şaşırtıcı olur.]

 

[Subaru: Bana inancın tam olarak ne kadar düşük acaba… halbuki birbirimizi bayağıdır tanımıyor muyuz?]

 

[Ram: Haah.]

 

Her zamanki gibi burnundan homurdanan Ram, yerinden kalkmak üzere olduğunu anlatan bir harekette bulundu. Ve kalkarken de odaya genel olarak şöyle bir bakarak,

 

[Ram: Benim ayrılık hazırlıkları yapmam gerekiyor, yani birinin Rem’e ikinci bir set kıyafet hazırlaması lazım. Kıyafetleri pek terli değil, aslında değiştirmeye gerek yok ama….. vücudunun yine de bir silinmesi lazım.]

 

[———-]

 

[Ram: Burnunun altında bir şey büyüyor, mide bulandırıcı.]

 

[Subaru: Gerçekten söyleyecek bir şey olmadığı için tek kelime etmemiştim ama tek kelime etmememe rağmen gördüğüm muamele bu mu yani!?]

 

Rem’in— -ismi ve hatıraları yenişmiş olan Rem’in- bakımı, fiziksel bedeninden tepki almalarıyla ilişkisizdi. Vücudunu silmek veya kıyafetlerini değiştirmek gibi şeyler yapmanın elle tutulur, makul bir sebebi yoktu. Bunları yapma sebepleri yalnızca Subaru’nun arada bir kendisini rahatlatabilmesi, etrafındakilere Rem’in varlığını anımsatabilmesi, terk edilmesine izin vermemesiyle ilişkiliydi.

 

Küçümseyici Ram’a bakan Subaru, mantıksızca bir tiyatro grubu ferdi gibi hareket etmek üzereyken bir anda bulunduğu noktayı anımsayarak yumruğunu gevşetti.

 

[————]

 

Tüm bunları yapmasının nihai sebebi düşünülünce -Subaru’nun bir konuşma yapması ve Ram’ın kardeşinin bedeniyle ilgilenmesi gibi şeyler- hiçbiri gerçekten ilerleme göstergesi gibi görünmüyordu. Subaru da insanları lüzumsuz denilebilecek şeyler yapmaktan alıkoymuyordu çünkü insanların kendisi bunu dile getirmeden de eylemlerinin gerçek bir sonuç vaat etmediğinden haberdar olduğunun farkındaydı.

 

[Subaru: Artık Rem gerçekten kardeşinmiş gibi hissetmeye başlama vaktin gelmedi mi?]

 

[————-]

 

Subaru, tüm bu işleri ilgili bir şekilde yapan ve uyumakta olan Rem’e nazik bakışlar atan Ram’a beklenmedik bir şekilde bu soruyu yöneltti. Ram cesurca Rem’le ilgilenme işini üstlense de diğer yarısını temsil eden kıza dair hiçbir hatırası yoktu. Bu kız kendisine öyle çok benziyordu ki bir ilgileri olmadığını iddia etmek mümkün değildi. Ama yalnızca Ram’ın ona yönelik gerçek hislerini değerlendirmeye alacak olursanız ilişkilerinin güçsüz olduğunu söyleyebilirdiniz.

 

Yine de bu şekilde geçen günler koca bir yılı bulmuştu. Ve Rem’e dair hatıralarını yitirmiş olsa da yeni, farklı hatıralar biriktirmiş olması mümkündü. Belki de Ram’ın içerisinde kati anılar şekillenmişti.

 

[Ram: İçten duygular öyle kolayca ortaya çıkmaz. Hala ona dair hiçbir hatıram yok ve bu kızın uyanık haline hiç tanık olmadım. Tabii muhtemelen benim gibi mükemmeliyet ve asalet sahibi biri olduğunu hayal edebiliyorum.]

 

[Subaru: Mükemmel olduğu kesin ama onu çok da asalet sahibi şeklinde anımsamıyorum. Hatta şaşırtıcı bir şekilde pervasızlık derecesinde aceleci davranıp beni endişelendirdiği çok vakit olmuştu.]

 

Rem’in ara sıra sergilediği pervasız bir yanı vardı. Rem ise Subaru’nun bu sözlerini rüzgarı andıran cansız bir sesle “Anlıyorum” şeklinde yanıtladı.

 

[Ram: Hatırlamadığım anılardan söz etmek hoş olsa da yalnızca geriye dönmekten ibaret. Bu da pek düşkün olmadığım bir şey, Barusu.]

 

[Subaru: Öyle mi? Öyle diyorsan buna bir son vereyim.]

 

[Ram: ….O uyandıktan sonra, eğer hatıralarımı tekrar kazanırsam, onunla ilgili konuşacak çok şeyim olacak. Ama hatıralarımı geri kazanamazsam, her şey yalnızca onun uyanmasıyla sınırlı kalırsa, o zaman o ne kadar konuşmak istese de ben…]

 

Kardeşinin yüzüne kaçamak bir bakış atan Ram, ifadesi değişmeyerek kakülleriyle oynadı. Ve Rem’in saçı solgun alnına özgürce dökülürken Ram, hafifçe iç çekti. İfadesi Subaru’nun gözüne acımasız ama aynı zamanda nazik gelmişti.

 

Hiçbir şey hatırlamasa da ona dair hatıralarını yitirmiş olsa da aralarındaki bağ ortadan kaybolmuş değildi. Ve o bağ kaybolsa bile yeniden oluşamayacağı anlamına gelmezdi. Bunlar Subaru’nun düşünceleriydi.

 

[Subaru: Eh, sen hepsini bana bırak. Bilgenin Gözcü Kulesini fethedecek ve Rem’i kesinlikle uyandıracağım. Ve sonra da siz iki kız kardeş duygusal bir kavuşma yaşayacaksınız.]

 

İşte Subaru, fazlasıyla parlak bir tutum ve kasıtlı olarak yüksek bir sesle böyle söyledi. Subaru ve Ram arasında yaşanan bu anın hiç değilse odadaki sessiz atmosfere uymadığı barizdi.

 

Subaru’nun yaptığı konuşma karşısında Ram’dan aldığı tek karşılıksa fazlasıyla kafası karışık bir bakış oldu.

 

[Ram: Ne diyorsun sen, Barusu?]

 

[Subaru: Ha?]

 

Sonrasında Ram, Subaru’nun aptal gibi görünmesine yol açan bir bakış attı.

 

[Ram: Ram da yolculuğunuzda size eşlik edecek, yani olayı bu şekilde dile getirmen bayağı küçümseyici oldu. Duygusal bir kavuşma olacaksa Ram da gönlünce hareket edecek.]

 

[Subaru: Ama benim bundan hiç haberim yoktu ki!]

 

Subaru’nun gözlerinin şaşkınlıkla irileşişi karşısında Ram, daha da hor gören bir bakış attı. Tabii o bakışa rağmen Subaru kendisine söylenmeyen bir şeyi bilemez, işitmediği şeylerden haberdar olamazdı, yani esasında mantıksız bir durumdu.

 

[————–]

 

Subaru’nun kendisine neden bahsettiğini soruşu karşılığında Ram, duymak istemediğini anlatırcasına kulaklarını kapattı. Hazırlık günü ağır ağır ilerliyordu ve açık bir konuşma yapma fırsatları olmayacaktı.

 

—–Ram’ın kendisine eşlik etme kararı, Ram ve Rem kardeşleri kavuşturma hedefi.

 

Onları aydınlatacak bilgeyle buluşma, Pleiades Gözcü Kulesini fethetme amacıyla başlayan bir yolculuk. Toplamda koca bir aile teşkil edecek 8 katılımcı. İşte önlerinde uzanan durum buydu.

 

#Ve büyük sefere son olarak Ram da katıldı. Gerçekten öyle karmaşık ve ilginç bir grup oldu ki günleri nasıl geçecek çok merak ediyorum doğrusu… Ve her şeyin sonunda Rem gerçekten uyanır mı, uyanırsa neler olur sorularının cevabını da çok merak ediyorum. Aslında ediyordum demek daha doğru olur çünkü havada uçuşan spoilerlar sağ olsun çoğu şeyi istemeden öğreniyorum. Neyse en azından artık spoiler yazarken çoğunlukla üstünü kapatıyorsunuz hiç değilse, buna da şükür :D Hadi bir sonraki bölümde görüşmek üzere!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 22005 Üye Sayısı
  • 822 Seri Sayısı
  • 40688 Bölüm Sayısı


creator
manga tr