Cilt 6 Bölüm 5 [ Her Birinin Tedirginliği ]

avatar
2270 3

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 6 Bölüm 5 [ Her Birinin Tedirginliği ]


Çevirmen : Clumsy



Yolculuk edecek kişilerle ilgili çeşitli tartışmalar, çeşitli karmaşalar yaşanmıştı. Geride kalanlara veda ederken çeşitli problemler doğmuş ama nihayet, yolculuk sabahı gelmişti.

 

[Subaru: Ve böylece düşündüğümden daha büyük bir gruba dönüştük ama……]

 

Subaru, kollarını kavuşturarak bakışlarını “Bilge Kulesini Fethetme Turuna” katılacak kişiler üzerinde gezdirdi.

 

Katılımcılar Emilia ve Anastasia kampına aitti. Tabii ki Emilia kampı Subaru, Emilia, Beatrice, hala uyumayı sürdüren Rem ve ona eşlik eden Ram’dan oluşuyordu. Toplam beş kişiydiler. Bir de Augria Kum Tepeleri rehberi Anastasia ve şövalyesi Julius vardı. Son olarak da kum tepelerindeki yaratık gruplarını aşmalarına yardımcı olması adına “Yaratık Kullanıcısı” olarak beraberlerinde götürdükleri Meili vardı.

 

Amaç basit bir planları olmasıysa Pristella’yı kurtarma sürecine dahil olan pek çok kişiye sahiplerdi ve Subaru, insanlara komuta etme konusunda Beyaz Balinaya boyun eğdirme mücadelesinde de Tembellik savaşında da tecrübe kazanmıştı.  

 

Ancak konu yalnızca uzak bir araziye ilerlemekken――bu 8 kilit kişinin de hiçbir tecrübesi yoktu.

 

[Subaru: Her şey yolunda gidecek mi acaba……]

 

[Emilia: Bir şeylere mi endişelendin, Subaru?]

 

Tam da kafasını eğmiş şekilde uzak bir geleceği hayal ederken Emilia’nın görüş alanına girdiğini gördü. Boğazını bir “Hmm” sesiyle temizledi ve uzun yolculukları için hafif bir elbise giyinmiş kıza bakarak,

 

[Subaru: Gideceğimiz yeri düşündükçe gerilmeden edemiyorum. Bunu düşünmeyi bıraktığımdaysa….. tehlikeli bir yere kalabalık bir grupla gitmekten korkuyorum, sonuçta o kadar kişi varken herkese yardım etmek zor olacak.]

 

[Emilia: Haklı olabilirsin. Rem ve Ram da geliyor. Subaru’nun Meili ve Anastasia tarafından korunması gerekecek.]

 

[Subaru: Neee!? Şimdiden dövüşemeyecek biri muamelesi görmeye mi başladım!?]

 

[Emilia: Hadi ama Subaru. Tabii ki yalnızca şaka yapıyordum. Bu işi ciddiye alacaksın sonuçta.]

 

Subaru bir anda tiz bir şekilde bağırırken yumruğunu sıkmış olan Emilia daha fazla dayanamayarak kahkahayı bastı. Subaru da bu tepkiden sonra gülümsedi ve o hafif gülümsemenin gerginliğiyle yapılan şakayı bağışladı.

 

Açıkçası Emilia savaşma konusunda Subaru’dan çok daha iyiydi. Yani onun bakış açısına göre Subaru, korunması gereken biriydi――tabii ki onu yalnızca bundan ibaret görmüyordu ama…

 

[Subaru: Tedirgin olunacak bir sonraki spesifik konuya gelince……]

 

Emilia ile konuşmasına ara veren Subaru, ilgisini önüne odakladı.

 

Roswaal’ın köşkünün ön bahçesindeki yerlerini almışlardı ve ayrılma hazırlıkları sorunsuzca ilerliyordu. Derken Subaru, iri bir yolcu vagonunu taşıyan 10a yakın kişiyi gördü. İki yer ejderi vagonu çekmek adına kafalarından birbirine bağlanmıştı. İkisi de uzun yolculuklara alışkın cinstendi.

 

Mevcut problem, ejder vagonunun yanındaki durumdu. Simsiyah bir yer ejderi öylece hareketsiz şekilde dikiliyor, yüz yüze geldiği küçük bir siluetle pis bir şekilde bakışıyordu.

 

Bu manzara karşısında şaşkın bir şekilde iç çeken Subaru, bakışan ikilinin arasına daldı.

 

[Subaru: Bir yaratık kullanıcısı olarak abartılmışsın ama en azından yer ejderleriyle anlaşsan olmaz mıydı?]

 

[Meili: Hadi ama, Onii-san. Beni yanlış anlamasan olmaz mı? Benim disipline edebildiğim hayvanlar kötü ve boynuzlu olanlardan ibaret. Kötü bir koku taşıdığım için diğer hiçbir hayvan beni sevmez.]

 

[Subaru: Demek öyle………zor değil mi?]

 

Subaru Meili’nin açıklaması karşısında omuz silkip ona pis bakışlar atan Patrasche’nin burnunu okşadı. O son derece gururlu dişi yer ejderine dokunduğu saniyedeyse ejder, elinin kokusunu kabaca içine çekti.

 

Bunu Subaru’nun kokusuyla önündeki kızın kokusunu bastırmak için yapıyor gibiydi.

 

[Subaru: Patrasche’nin böyle kaba davrandığını çok nadir görürüz, normalde çok toleranslı ve düşüncelidir…….anlaşması gerçekten zor birisin demek ki.]

 

[Meili: Diğer hayvanlarla uygun şekilde arkadaş olabiliyorum ama bu yer ejderi Onii-san’a fazla bağlı. Öyle bağlı ki gardımı indirdiğim anda ısırılacakmışım gibi geliyor. Onii-san, onu adamakıllı disipline etmezsen o hayvanın yemeği olacağım, o yüzden dikkatli ol.]

 

[Subaru: Önemsizmişçesine böyle korkunç şeyler söylemesene…….Patrasche, şşş, şşşt.]

 

Subaru hafiften tedirgin olan ejderi sakinleştirdi ve Meili’nin binmesine izin verdi. Zaten bu “yaratık kullanıcısı” yanında pek az eşyayla seyahat ederdi. Çok nadiren özel eşyalarını peşinde taşıyan bir kızdı. Ama buna rağmen Subaru’un yaptığı doldurulmuş pandayı yanına almıştı. Bu çocuksu albeni de sevilesiydi.

 

[Anastasia: Sürekli kızları memnun etmeye çalıştığın için sorun yaşıyor gibi görünüyorsun Natsuki-kun.]

 

[Subaru: ……Böyle düşünüyorsan vaktimi harcamaya son verebilmen beni mutlu eder.]

 

Subaru’nun Meili’yi vagona yerleştirişinin ardından Anastasia, ona alaycı bir tonla bu şekilde seslendi. Anastasia――dense de içindeki kişi beyaz tilki Echidna idi.

 

Pristella’dan köşke geliş, hazırlanış derken geçirdikleri 20 günde farklılıklarının çoğu ortadan kalkmıştı. Bu şekilde Anastasia’nın işini üstlense de onları birbirinden ayırmak en nihayetinde iyice zorlaşacaktı.

 

[Anastasia: Benden bu şekilde şüphe duymaman hoşuma giderdi. Sana hiçbir amacım olmadığını söylememiş miydim? Hem sizlere bu tehlikeli yolculukta rehberlik etmeye gönüllü oldum.]

 

[Subaru: O noktaya değinirsek, yaratıcının kim olduğunu düşününce çeşitli planların olma olasılığı olduğuna inanıyorum. Bunu daha önce de defalarca söyledim, yani bunu aklından çıkartma. Sana güvenmek istemiyor değilim. Hatta sana inanabilseydim içim çok daha rahat ederdi.]

 

[Anastasia: Birini hatırlamamak gibi bir dezavantaja sahip olmak hiç hoş değil. Görünüşe göre yaratıcım seni rahatsız etmemek için beni hafızam olmadan yaratmış.]

 

[Subaru: ――――]

 

[Anastasia: Bu yüzden bu kadar öfkelenmemelisin. Tanrım, insanı korkutuyorsun.]

 

Subaru, Anastasia kılığında kendisini gizlemiş halde yolu yarılamış olan Eridna’ya pis bir bakış atarak dudaklarını büzdü. Kız da bu şekilde Subaru’yu geçerek ejder vagonuna adımını attı.

 

Böylece kişi sayısı――

 

[Roswaal: Subaru-kun, seninle biraz konuşabilir miyim?]

 

Kendisine seslenildiğinde arkasını dönen Subaru, Roswaal’ın köşkün girişinden yaklaşmakta olduğunu gördü.

 

Palyaço kılıklı Margrave’in yanında da Emilia ve Julius bulunuyordu. Onlara dönen Roswaal ne alışılmadık bir birleşim diye düşünürken tek gözü kapalı halde üç kişiye baktı.

 

[Roswaal: Öncelikle, bu yolculuğun yaklaşık iki ay süreceğini düşünüyorum. Yalnızca bu bile yolculuk esnasında öngörülmedik durumlar gerçekleşebileceğini düşündürüyor. Her problemle Emilia-sama ve Anastasia-sama’nın baş etmesine müsaade edersen ciddi bir sorun çıkacağını sanmıyorum amaaaa…….]

 

[Emilia: Evet, bana güvenebilirsiniz. Onca zaman boş boş oturmadım, sonuçta.]

 

[Roswaal: Bu sözler içimi rahatlattı. Emilia-sama’nın gelişiminden gerçekten memnunum.……. Tamamdır, yolculuğun tedirginliğini bireysel olarak icabına bakılması gereken bir şey olarak bir kenara bırakırsak, dikkat etmeniz gereken biri var. ――Ram.]

 

[――――]

 

Roswaal kısık bir sesle böyle söyleyerek Subaru ve diğerlerinin ifadesinin değişmesine sebep oldu.

 

Emilia’nın gözleri seğirdi, derin düşüncelere dalan Subaru’nun yanakları katılaştı. Ve aralarında kampla alakasız tek kişi olan Julius’un kaşları hafifçe çatıldı.

 

[Julius: Bu konuda, benim onunla kalmama ne dersiniz? Bay Mathers, Anastasia’nın şövalyesi olarak kamp meselelerini……yalnızca bir hizmetkar olmama rağmen o meseleleri açmanın iyi bir fikir olmadığını anlıyorum tabii.]

 

[Roswaal: Hiçbir şeyi ve hiiiiiç kimseyi umursamadan bir fikir öne atıyor değilim. Julius Juukulius-dono. Köşkteki tavrını ve Subaru-kun’a yaklaşımını gördükten sonra güvenilir bir insan olduğunu anladım. Önceki iyiliğinle ilgili bu meseleyi düşünmeni isterim.]

 

[Subaru: Bu şu zamana kadarki en şüpheli konuşmandı, Ros-chi.]

 

[Emilia: Pardon ama bana da biraz öyle geldi……]

 

Roswaal Julius’un endişelerine ciddi bir sesle yanıt verirken Subaru ve Emilia neredeyse aynı saniyede ellerini kaldırarak onunla dalga geçti.

 

Önceki ayıbını göz ardı etseniz bile Roswaal’ın sözleri karakterine hiç uygun değildi. “Bunu yapıyor değilim” deme şekli de o uygunsuzluğun farkında oluşundan kaynaklanıyor olabilirdi. Haliyle Subaru ve diğerlerine buruk bir şekilde gülümseyerek,

 

[Roswaal: Eeeehh, ikna kabiliyetimin yetersizliğine yapacak bir şey. Julius-kun diğer kampların hata bulması konusunda elinden gelen her şeyi yapıyor…… Gerçekten açgözlü bir karaktere sahip olduğunu düşündüm. Bu yüzden senin de söyleyeceklerimi dinlemeni istedim. Bilirsin ya, bu bir ölüm kalım meselesi.]

 

[Julius: Ölüm kalım……]

 

Julius fazlasıyla ciddi bir ses tonuyla fısıldarken Roswaal, “Evet, sizin ölüm kalımınız” diyerek başıyla onay verdi.

 

[Roswaal: Subaru-kun ve Emilia-sama’nın bildiği üzere Ram’ın bünyesi biraz özel. Bedenindeki kanal çok fazla yetenek taşıyor bu da onu dolduruyor. Ya da yetenek denen aleve karşılık gelecek yakıtın henüz hazır olmadığı da söylenebilir.]

 

[Subaru: ……Ben “Subaru-kun ve Emilia-sama’nın bildiği üzere” denilecek şekilde bilgilendirilmedim bir kere.]

 

[Roswaal: Öyle mi? Peeekiii, oni klanın bir parçası olmasına ne diyorsun?]

 

[Subaru: Ehh, o kadarını…….]

 

Tabii ki Ram ve Rem’in oni klanının bir parçası olduğunu biliyordu.

 

Oni gücünü dilediğince kullanabilen Rem tarafından ikiden çok seferde kurtarılmıştı. Ayrıca bizzat Ram’dan boynuzunu yitirip “boynuzsuz” hale geldiğini işitmişti.

 

Dolayısıyla bunun gerçekten şaşırtıcı bir şey olduğunu düşünmüyordu ancak,

 

[Julius: ――Oni klanı mı dedin?]

 

[Subaru: Julius?]

 

Sesini alçaltıp şaşkınlığını dile getiren kişi, hemen yanındaki Julius oldu. Yakışıklı suratının kaşları kalkmıştı ve sarı gözlerindeki rahatsızlığı görmek mümkündü.

 

[Julius: Oni klanının yok edildiğini duymuştum.]

 

[Roswaal: Yaklaşık 10 yıl önce son köyün de yakılışıyla hayatta kalan son kişi Ram oldu…… yo, Rem ile birlikte yalnızca iki kız kardeş hayatta kaldı.]

 

[――――]

 

İma edici bir şekilde konuşsa da Subaru, konuşmaya dahil olmadı. Kardeşlerin beklediğinden daha nadir bir durumda olduğunu duyunca kızmaktan ziyade şaşırmıştı.

 

[Emilia: Oni klanının yok edilmesinin bir sebebi var mı?]

 

[Roswaal: ……Endişe etme, Emilia-sama. Oni klanının düşüşü kaçınılmaz bir doğal seleksiyon örneğiydi. Zamanın akışına ayak uyduramayıp eski adetlere takılıp kalmalarının sonucuydu. Kesinlikle ayrımcılık ve önyargı nedeniyle sayılarının azalışıyla sonlanmadılar.]

 

[Emilia: …….Oh.]

 

Emilia Roswaal’ın bu açıklaması karşısında anlayışlı, melankolik bir bakış attı.

 

Emilia nadir bir doğum yerine sahipti ve bir yarı elf muamelesi görüyordu. Haliyle arkada kalan iki kız ile klanlarının harabeye dönüşü karşısında sempati ve tedirginlik duyması çok doğaldı.

 

[Subaru: İkisinin de oni klanından olduğunu anlıyoruz. Ne olmuş yani?]

 

Subaru konuşmanın durgunlaştığını fark ederek kasten yükselttiği sesiyle konunun yeniden rayına oturmasını sağladı. Bu ses karşılığında Emilia ve Julius yüzlerini kaldırırken Roswaal çenesine dokunarak,

 

[Roswaal: Bedeniyle hareket etmeyen Rem’i bir kenara bırakırsak az önce de bahsettiğim üzere Ram’ın bedeninde bir yetersizlik mevcut. Bunun nedeni de oni klanı için önemli bir organını yitirmiş olması. O organ da boynuz. Özünde boynuzun bedeni hareket ettirmesinin telafisi olan muazzam mana miktarı ――hazır olmadığı için bedeni daima acı ve yorgunluk yüzünden harap oluyor.]

 

[Emilia: Öyle mi sahiden…….!?]

 

[Roswaal: Şaşırman akla gelmez bir şey değil. O kız çok katı. Sooonuçta bir kez olsun kaşlarını çatmadı, bunu yüzüne yansıtmadı.]

 

Roswaal, tıkanan Emilia’ya karşılık olarak yavaşça kafasını salladı.

 

Subaru da Emilia ile birlikte şaşırmıştı. Ram’ın boynuzu olmadığını biliyordu. Rem’in sözlerine dayanarak Ram’ın boynuzunu yitirişinden önce çarpıcı yeteneklere sahip olduğunu da biliyordu.

 

Ancak boynuzu yitirmesinin kabiliyetini kaybedişi dışında bir cezası daha olduğu ortaya çıkmıştı. Subaru, o kaybın şu an bile kızı mahvetmeyi sürdürdüğünün farkında değildi.

 

[Julius: ――Anlıyorum. Bay Mathers’ın aklından geçenleri çözmeye başlıyorum.]

 

Derken yalnızca bu konuşmayı işiten Julius ansızın böyle söyleyerek başıyla onay verdi. Roswaal “Hmm” deyip kaşlarından birini kaldırırken Subaru ve Emilia ikilisi birbirine döndü.

 

Tüm bunların sebebi Ram’ın durumunun teyit edilmesiydi. Şaşkın Subaru ve diğerlerinin önünde kakülleriyle oynayan Julius ise Roswaal’ın talebini anlamışa benziyordu.

 

[Julius: Oni ırkı muazzam mana miktarlarını manipüle etmek ve güçlü bedenleriyle çarpışabilmek gibi becerilere sahip. Bu iki beceriyi destekleyen esas şeyse başka hiçbir ırkın sahip olmadığı boynuzları. ――Bir oninin boynuzu görevini yerine getiremez hale gelirse o “boynuzun” rolünü üstlenecek bir şey olmalı.]

 

[Roswaal: Görüyorum ki adının çalınması öyle can sıkıcı olmuş ki zekanı parlatmış. Beni böylesine çözebilmiş olman kendimi iyiiii hissettirdi.]

 

[Emilia: Oh, demek öyle……]

 

Roswaal açıklaması için Julius’u takdir ederken olayı anlayan Emilia da ellerini çırptı. Hala sersemlemiş olan ve konu dışı kalan tek kişi Subaru idi.

 

Söz konusu büyü gücü olduğunda Subaru tam bir amatör gibi olayı çözmekte hep geri kalıyordu.

 

[Subaru: Kendi kendinize öylece anlamasanıza. Bana da anlatın, tam olarak ne anlama geliyor bu?]

 

[Julius: Basit. Bayan Ram’ın bedeni, boynuzu olduğu zamanki miktarda mana arayışında. Boynuzunu yitirmiş durumda ve eğer kendisi mana bulamazsa birinin ona o manayı verecek bir yol bulması gerekiyor……Burada da biz devreye giriyoruz.]

 

[Roswaal: Gerçi normal şartlarda ben o rolü üstleniyor ve geeeceleri gizli gizli ona destek oluyordum.]

 

[Subaru: …….Ah!?]

 

Subaru’nun düşünceleri Julius’un nutku ile Roswaal’ın sözlerini bağlıyordu.

 

Her gece Ram’ın büyük bir heyecanla Roswaal’ın yanına gittiğini görüyordu. Dürüst olmak gerekirse efendi ile hizmetlisi arasındaki bu şüpheli ilişkinin canlılığından uzak durmaya çalışıyordu.

 

Tabii işin içindeki şartlar anlaşılınca belki de durum başka olabilirdi.

 

[Roswaal: Aklına bir şey mi geldi, Subaru-kun?]

 

[Subaru: Y-yo, önemli bir şey yok. Devam edin siz.]

 

[Roswaal: Emin misin?]

 

Bir yılı aşkın zamandır süregelen yanlış anlaşılmadan kurtulsa da bunu düzeltmeye değmezdi.

 

Roswaal’ın akrabaları nesillerdir cadı Echidna ile buluşma çabalarından ötürü fazlasıyla şüpheli karakterlerdi. Roswaal’ın da Echidna’ya dikkate değer derecede bağlı olduğunu unutmak zordu. Aynı şekilde Ram’la oynamadığını ve aksine ona ne kadar bağlı olduğunu da anlıyordu.

 

[Julius: Ancak bir problem var, Bay Mathers. Talebinizle ilişkili. Bu talebi üstlenme yeterliliğinde olduğumu sanmıyorum.]

 

İşe yaramaz düşüncelerle meşgul olan Subaru’nun yanındaki Julius, mahcup şekilde kafasını sallayarak Roswaal’ın gözlerini kısmasına sebep oldu.

 

[Roswaal: “Alçakgönüllülükle söylüyorum ki başka bir kampın insanlarına destek vermeyeceğim”…… şeklinde bir düşüncen yokmuş gibi görünüyor. Ram’a mana sağlamak ateş, su, rüzgar ve toprak niteliklerini gerektiriyor. Bunlar ele alınınca sen bu işe Emilia-sama’dan daha uygun olursun.]

 

[Julius: Bay Mathers, muhtemelen bana dair bir beklenti içerisinde olma sebebiniz etrafımdaki bu kızlar.]

 

Julius zayıf bir gülümsemeyle böyle söyledi. Ardından bu yanıtı veren adamın etrafındaki hafif ışıltıların açığa çıkışıyla grup, titreşen altı tür ışığı gördü.

 

O ışıklar Julius’un kontrat sahibi olduğu altı Yarı Ruh olarak biliniyordu――ama an itibarıyla,

 

[Julius: Dostlarımla…… aramızdaki bağlantıyı şu an için yitirmiş durumdayız. Gerçi orijinal unvanlarına sahip oldukları sürece bir talebi kabul etmeleri konusunda herhangi bir endişem yok.]

 

[Roswaal: İsmin çalındığında ruhlarla olan kontratın da zedelendi……ha. Gerçi buna rağmen ruhlar senden ayrılmaya çalışmıyor gibi görünüyor.]

 

[Julius: Belki içlerinde, kopan bağlantımıza dair bir kalıntı vardır. Ya da belki de ağartılmışlardır(?) ve kontratımız, göremedikleri için hala yerli yerindedir……. Her halükarda benim gibi vasıfsız birini terk etmemiş olmaları kurtarıcım oluyor. Pek bir şeyim kalmadı, yani yetersiz kabiliyetlerimle yardımım dokunur mu bilemiyorum.]

 

Julius Yarı Ruhlarla arasındaki bağlantıyı düşünerek iç çekti. Sonra da bir an için Subaru’ya döndü. O bakışla ne anlatmak istediğini anında çözemediği için Subaru’nun tek yapabildiğiyse sıkkın bir şekilde ona bakmak oldu.

 

[Julius: ――An itibarıyla yalnızca sadık bir şövalyeden ibaretim. Özür dilerim.]

 

[Roswaal: Aaanlıyorum. Bu çok kötü oldu. Ciddi bir zarar, ama……]

 

[Emilia: Sorun değil. Julius yapamıyorsa bana bırakın.]

 

Roswaal da kendisini üzgün hisseden Julius karşısında ses tonunu alçaltırken onun yerini alan ve göğsü gururla kabaran kişi Emilia oldu. Enerjik bir şekilde Julius’un önüne geçerken de kendi küçük ruhlarını etrafına yaydı.

 

[Emilia: Julius’un yarı ruhlarından biraz farklılar ama eğer onlar da küçük ruhlarsa güçlerini ödünç alabilirim. Ateş niteliği yalnızca benim büyümle çok güçlü olur ama küçük ruhların güçlerini ödünç alabildiğim takdirde diğer büyü güçlerini de kullanabilirim. Bu kulağa nasıl geliyor?]

 

[Roswaal: Tabii ki yalnızca onunla sınırlı kalmayacaktı. Emilia-sama’dan da bu talepte bulunmak istiyordum, yani sen de bunu yapmak istersen ortada bir problem olmamalı. Aaaancak başlangıçta büyü gücünü stabilize etme konusunda ekstrem bir sıkıntı çıkacağını düşünüyorum. Bu konuda Beatrice’ten yardım isteyin lütfen.]

 

[Subaru: Beako’dan mı?]

 

[Roswaal: Beatrice büyü gücü teorileri ve onları kullanma konusunda geeeerçekten harika. Şu anda Subaru-kun’la bağlantılı, yani yeteneğini cidden ziyan ediyor gibi geliyor ama büyü gücü eksikliğinde işler iyi gidiyor, haksız mıyım? Bu bilgiyle Emilia-sama’ya bu konuda destek olmanızı istiyorum.]

 

[Subaru: Şuna büyü gücü eksikliği demesene. Ama yine de seni anlıyorum.]

 

Emilia ve Beatrice’in iş birliğiyle Ram’ın yükü azaltılabilirse hiçbir sorun olmayacaktı.

 

Subaru anlamaya başlamıştı ancak kafasıyla onay verişinin hemen ardından şaşkınlıkla başını yana eğdi.

 

[Subaru: Yo, bir saniye. Durum buysa neden doğrudan Beatrice’e söylemek yerine bana söylüyorsun? Yani ben de bilmek isterim tabii ama bunu Beako’ya söylemen daha mantıklı olurdu.]

 

[Roswaal: Çünkü Beatrice’le konuşursam bunun anlamsız olduğunu söyleyeceği ve reddedeceği baaaarizdi. Beatrice sandığından daha pintidir. Belki de beni eleştirirken biiiiraz daha merhametli olabilirsin.]

 

[Subaru: Ah, olamam. Sonuçta hangi tarafta olduğumu söylemem gerekirse tamamen Beatrice’in tarafındayım derim.]

 

Suratında acınası bir ifade olan Roswaal’ın talebini böylece rahatlıkla reddetti.

 

Bir şeyler yaşanmıştı ve bu gerçek değiştirilemezdi. Bir yılı aşkın sürede geçmişi öylece gömmemişlerdi. Geçen vakit, olaylar biraz daha farklı gelişse tarafından öldürülebileceği birine kalbini açacağı kadar güzel değildi.

 

[Subaru: Şimdi düşünüyorum da beni öldüren veya pataklayan insanlarla bir şeyler yapıyor olmam biraz can sıkıcı değil mi…….?]

 

[Emilia: Ah, Subaru. Yine kendini bir şeylere kaptırmış gibi görünüyorsun.]

 

[Subaru: Gerçekten arada bir öyle mi görünüyorum!?]

 

Her halükarda Roswaal’ın esas talebini kabul etmişti.

 

Emilia ve Beatrice, Ram ile ilgilenecekti. Emilia bu işe çoktan motive olmuştu, Subaru sonrasında Beatrice ile konuştuğunda da bir sorun çıkmasa gerekti.

 

[Roswaal: Sana güveniyorum, Subaru-kun.]

 

[Subaru: Hah, cidden övgü dolu bir yorumdu. Böyle şeyleri neredeyse hiç söylemezdin.]

 

[Roswaal: Takdir edilesi birine dönüşüyorsun. ――Ne de olsa bu Ram’ın benden ilk uzaklaşışı.]

 

[――――]

 

Şakaymış hissiyatı vermeden söylediği tek şey buydu. Ciddi bir ses tonuyla konuşmuştu.

 

Ardından bakışlarını Subaru’nun yüzünden ayırarak mavi göğe çevirdi.

 

[Roswaal: Ram ve ben onun kardeşine dair hiçbir hatıra taşımıyoruz. Ama onda beni geeeeerçekten etkileyen bir şey var. Ram’ın fikrime duygusal olarak karşı çıkması beni dehşete düşürüyor. ――Yani, sizden onunla konuşmanızı istiyorum.]

 

[Subaru: …..Tamamdır, bunu hatırlayacağım.]

 

Ram “Sığınak” vukuatı sonrasında da kendisini Roswaal’a adamayı sürdürmüştü.

 

Roswaal’ın kendisi için önem sarf eden tek şeyin dışındaki her ama her şeyin ikinci planda olduğunu söylemesine rağmen kendisini adama konusunda böyle boyutlara ulaşan Ram’ın kafasında bir fikir vardı.

 

Buna bir değişim denilebilirse bu değişimin hiçbir şekilde kötü olduğu söylenemezdi.

 

Yani hiç değilse insan olup kontrol edilemeyen duygularla baş etmek, algılanamaz bir canavar olup arkadaşlarına yüklenmekten çok daha iyiydi.

 

[Roswaal: ――Vakit gelmiş olmalı.]

 

Roswaal bir şey söyleme fırsatı tanımadan arkasını döndü.

 

Ardından köşkün kapısı açıldı ve diğer tarafta dört kız göründü. Dördü de Roswaal konutunun hizmetlileriydi. Bir arada gerçekten harikulade bir manzara sergiliyorlardı.

 

Tabii o kızlardan biri uyuyordu ve ona fazlasıyla benzer bir diğeriyse yolculuk hazırlığında göründüğü için onların güzelliği birazcık arka plandaydı.

 

[Frederica: Roswaal-sama, ikilinin hazırlıkları tamam.]

 

[Roswaal: Çabalarınızı takdir ediyorum. ――Ram, yolculukta dikkatli ol.]

 

Roswaal, son derece hızlı şekilde raporunu veren Frederica’ya karşılık verdikten sonra yolculuk hazırlığını yapmış olan Ram’a seslendi. Bunu işiten Ram ise eteğinin ucunu tutarak kibarca eğildi.

 

[Ram: Roswaal-sama, bencilce talebime onay verdiğin için teşekkür ederim. Saygımı göstermek adına mutlaka sonuç alacağım.]

 

[Roswaal: Dört gözle bekliyor olacağım. Yine de maaaantıksız bir şey yapmadığından emin ol. Ayrıca Emilia-sama ve Subaru-kun’un yapmadığından da. Bu da rolünün bir kısmı soooonuçta.]

 

[Ram: Bunun tamamıyla farkındayım.]

 

Subaru “senden böyle bir şey duymak istemiyorum” şeklinde karşılık vermek istese de Ram’ın bakışı karşısında sessiz kaldı. Ve teslim olarak Ram’ın yanındaki kısa figüre döndü.

 

Rem oradaydı. Üzerine yolculuğa uygun kıyafetler giydirilmişti ve Petra tarafından tekerlekli sandalyeyle――yani Subaru’nun hatıralarına dayanarak kendi dünyasından kopya çekerek ürettiği bir şeyle taşınıyordu.

 

Bu dünyada da bir tekerlekli sandalye modeli mevcuttu ama Subaru onu yeniden modellemek için bayağı çaba sarf etmişti; yön değiştirirken engel teşkil etmeyecek ufak bir ön tekerleğe, iskelete ve oturak kısmına sahipti. Tabii ki bir emniyet kemeri ve başı korumak için yerleştirilmiş bir yastığı da vardı.

 

Subaru’nun yapımı için Roswaal’a ısrarcı olduğu ve kendi parasıyla yaptığı, türünün tek örneği bir tekerlekli sandalyeydi.

 

[Subaru: Uzaklaştığımızda bakımı nasıl olacak diye endişeliyim ama…..]

 

[Frederica: Subaru-sama’nın elinden bazı işler geliyor, materyaller de ortada, yani iki ay kullanımda bir sorun çıkmaz diye düşünüyorum. Tabii ki mantıksız bir şey yapmayın lütfen.]

 

[Petra: Lütfen dikkatli ol, Subaru……..-sama.]

 

Frederica’nın rızasını alan Subaru, tekerlekli sandalyenin tutacağını Petra’dan teslim aldı. Sonra da Rem’in arkasına geçti, bu yöntem onu kucaklayıp taşımaya kıyasla çok daha rahattı.

 

Tabii burada kaldırım taşları mevcuttu ve çimde, çölde veya çakıl taşları üzerinde etkili olmayacaktı.

 

[Subaru: TAMAMDIR, işe yarayacak gibi görünüyor. Petra, Frederica, siz de kendinize iyi bakın.]

 

[Frederica: Roswaal-sama’yla ilgilenmeyi bize bırakın lütfen.]

 

[Petra: Otto-san ve Garfiel-san’la da ilgileneceğiz.]

 

Petra ve Frederica, tekerlekli sandalyeyi iterek ilerleyen Subaru’ya başlarıyla onay vererek bu cümleleri kurdu.

 

Yolculuk iki ay sürse bile Otto ve Pristella’daki diğerleri bu süreçte iyileşip Roswaal köşküne geri dönecek olmalıydı.

 

Yokluklarında yapılması gerekenlerle ilgilenme işi hizmetlilere bırakılmıştı. Subaru tekerlekli sandalyeyi iterek ejder vagonuna ilerliyordu.

 

[Subaru: Tamamdır o zaman, üzücü olsa da ayrılık vaktimiz geldi sanırım.]

 

[Ram: Neden Barusu’nun bana patronluk taslamasına mecbur olayım ki? Bu kadar havaya girme.]

 

[Subaru: Patronluk tasladığım yok ki. Öyle düşünüyorsan bu işi üstlenmeye ne dersin?]

 

[Ram: Sana o kadar utanmaz biriymiş gibi mi görünüyorum? Zarif ve düşünceli davranması gereken bir hizmetli olarak beni böyle davranmaya itmezsen memnun olurum.]

 

[Subaru: Senin neyin var böyle? Şikayet etmekten başka hiçbir şey yapamayacağın bir yaşta mısın?]

 

[Ram: Gerçekten öyle değil. Yalnızca…]

 

Ram cümlesini yarıda keserek Subaru’nun eline anlamlı bir bakış attı. An itibarıyla Subaru, Rem’in sandalyesini itmekteydi.

 

Subaru o bakışın anlamını çözerek derince bir iç çekti.

 

[Subaru: Yer değiştirmek istersen söylemen yeterli…….]

 

[Ram: Geliş sebebimi ve amacımı düşününce doğal olan bana devretmen değil mi……Kelimelere dökmeden ne istediğimi tahmin etmene gelince, sanırım seni biraz daha iyi görebiliyorum. Birazcık daha.]

 

Subaru gönülsüzce yerini devrederken Ram, onun yerine tekerlekli sandalyeyi itmeye başladı. Sandalyede oturur halde uyuyan kardeşine şefkatle yaklaşarak yavaşça ejder vagonuna yöneldi ve ilerledi.

 

Subaru ise gidişlerini elini sebepsiz yere açıp kapayarak seyretti. Derken yan tarafından ufak bir el kibarca uzanıp elini kavradı.

 

[Subaru: Oh, Beako’ymuş.]

 

[Beatrice: Böyle acınası bir ifadeye bürünmene gerek yok. O kıza yönelik hislerin kardeşinin hislerinden güçsüz değil, yani endişe etmene gerek yok, sanırım. Yalnızca kendin ol ve elinden geleni yap, doğrusu.]

 

[Subaru: Bu tam olarak……. neyse, öyle mi diyorsun?]

 

Aslında rolü elinden çalınmış gibi hissediyor olmasa da dışarıdan bakıldığında suratındaki ifade, kendisinin öyle algılamadığı bir şey anlatıyor olabilirdi.

 

Bu düşünceyle boştaki eliyle dokunduğu yanağını çekiştirdi ve çimdikledi. Ve bu defa da o eli bir başka beyaz el tarafından yakalandı.

 

[Emilia: Tamam tamam, o eli de ben alayım.]

 

[Subaru: Ohfu, Emilia-tan……]

 

[Beatrice: O kız uyandıktan sonra iki elin de kolayca meşgul olacak. Subaru’nun bu konuda ne yapacağını çok merak ediyorum.]

 

[Emilia: Ah, bu benim de ilgimi çekebilir.]

 

Emilia ve Beatrice arasında kalan Subaru, sıkkın bir bakış attı. Ancak aldığı tek karşılık bir ciddi, bir de beklenti dolu bakış oldu.

 

İşin kötüsü onların yanı sıra Petra da arkadan delici bakışlar atıyor ve Rem bile ejder vagonunun önüne geçip arkasına dönmüş şekilde soğuk, küçümseyici bakışlarını esirgemiyordu.

 

İnanılmaz bir şekilde dört bir yanı sarılmıştı ――derken Julius bu durumu görerek bir “Hmm” sesiyle başını sallayıp onay verdi. Ve Subaru da onun bu imrenmiş tepkisi karşısında kocaman sırıttı.

 

[Subaru: Hayırdır? Söylemek istediğin bir şey varsa söyle gitsin. E hadi, buyur!]

 

[Julius: Gerçekten mi? Tamam öyleyse, söyleyeceğim tek bir şey var. ――Böylesine güzel kızlarla çevrelenmişken daha şanslı olamazdın gerçekten. Elindeki bütün o çiçekleri tatmin edip edemediğin konusunda çokça şüpheye düşmeden edemiyorum.]

 

[Subaru: Bu da nesi? Ben mi suçlanmaya başlıyorum!? Yanlış bir şey mi yaptım!?]

 

Julius şaşkın bir surat ifadesiyle omuz silkti. Ve Subaru’nun acınası bağırışı göğe yükseldi.

 

Maalesef ifadesinin peşini kovalayabileceği herhangi bir yerel yetkili veya görevli yoktu.

 

Önündeki iki aylık yolculuk boyunca tek başına mücadele etmek zorundaydı.

 

Bu gerçeğin farkındaydı. Ellerinden yayılan derin ilgi ve güvenin göğsünü doldurduğunu hissediyordu. Göğsünde bir geride kalmama stresi taşıyordu. İşte veda sabahı böyle bir sabahtı.

 

#Ve nihayet veda sabahımız geldi çattı, yolculuk başlıyor! Ekibe yeni birileri daha eklenir mi, küçük çılgınlıklar olur mu dedim ama daha fazla çılgınlık olmadı çok şükür.
Bu arada Ram’ın tüm bu kabalığının ardında mütemadiyen çektiği acılar mı yatıyormuş acaba? Belki de o acıları çekmese aslında pamuk gibi bir kız olacakmış. Desem de inanamadım. Her neyse, bu yolculuk bize onun durumuyla ilgili yeni bir şeyler öğretebilirmiş gibi görünüyor. Çok heyecanlı bir sefere başlıyoruz, hadi bir sonraki bölümde görüşmek üzere!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 21948 Üye Sayısı
  • 836 Seri Sayısı
  • 40706 Bölüm Sayısı


creator
manga tr