Cilt 5 Bölüm 73 [ Theresia van Astrea ] (1/4)

avatar
959 3

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 5 Bölüm 73 [ Theresia van Astrea ] (1/4)


Çevirmen : Clumsy



※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

 

ーーAslında bunun, ilk görüşte aşk olduğunu bilseydin ne kadar şaşırırdın acaba?

 

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

 

Theresia van Astrea『Kılıç Azizi İlahi Korumasını』aldığında on iki yaşındaydı.

 

Hayatında yoğun bir stres doğuran ani ve öngörülmedik bir değişim olmuştu.

 

Normal, günlük yaşantısı sırasında aniden üzerine çullanmıştı.

 

“ーー? Acaba, seçilmiş olabilir miyim?”

 

Bu dürüst bir duyguydu ve İlahi Korumayı bu duyguyla birlikte karşılamıştı.

 

Ve Theresia bu gerçeği bir müddet sır olarak saklayarak devam etmişti.

 

ーーAstrea ailesinin en güçlü tarafı kılıçlarıydı ve  『Kılıç Azizleri』 nesillerdir aralarından çıkıyor, bu böyle sürüp gidiyordu.

 

Birinci nesil『Kılıç Azizi』 Reid Astrea’nın yüzlerce yıl önce elde ettiği başarılar sayesinde Lugnica Ejderha Krallığı Astrea ailesinin kılıcını vazgeçilmez bir varlık ve değerli bir nesne olarak kabul etmişti.

 

Bu gelenek Theresia’nın zamanını da kapsayarak yıllarca süregelmişti.

 

Ve o günden bu yana Astrea ailesinde doğan her insan, 『Kılıç Azizi İlahi Korumasına』 sahip olsun olmasın, tüm ömrünü kılıca adamıştı.

 

Tabii ki Theresia’nın babası, iki abisi ve en gençleri olan erkek kardeşi için de durum aynıydı. Kılıç ustası olsun olmasın, İlahi Koruma elde etsin etmesin, zihinsel farkındalık kazandıkları anda kılıçla tanışmaları gerekmişti.

 

Böyle büyümenin doğal ve olgunlaştırıcı olduğu Astrea ailesine doğan Theresia’ya bunu soracak olsanız yanıtıーー günlerini tamamen kılıcıyla paralel geçirdiği olurdu.

 

Tabii ki Astrea ailesinde doğduysanız cinsiyetiniz ne olursa olsun o kılıcı elinize almanız gerekirdi.

 

Theresia ve kardeşlerinin sıkı idmanlar yaptığı günler olurdu. Gerçekten olurdu ama Theresia’nın kesinlikle kılıca yönelik takdire şayan bir eğilimi yoktu.

 

Daha ziyade kılıcı kuşanma gibi bir kararlılığının, yöneliminin hiç olmadığı da söylenebilirdi.

 

Pek çok kız gibi Theresia da kılıca yönelik bir ilgi beslemiyordu.

 

Sebep kılıç kullanımında kötü olması değildi. Meydan okuyan bir tavır eşliğinde motivasyonsuz çabalar sergiliyordu. Haliyle ebeveynlerinin böyle devam ederse ona kılıç sallatmanın nafile olduğunun er ya da geç farkına varmaları çok doğaldı.

 

ーー『Kılıç Azizi İlahi Koruması』 yalnızca Kılıç Tanrısının sevgisini kazanmaya layık olduğunu kanıtlayanlara bahşedilirdi.

 

Nesillerin şahit olduğu üzere yalnızca Astrea ailesinin fertleri 『Kılıç Azizi İlahi Korumasını』miras alabiliyordu. Hiç değilse yaygın inanış buydu, çünkü İlahi Korumanın verasetiyle ilgili herhangi bir detay bilinmiyordu.

 

Koruma, yalnızca mutlak bir içtenlikle kılıcını kuşananları tanıyor ve onlara bahşediliyordu.

 

『Kılıç Azizi』 olma ihtimalinin göz ardı edilebilir hale geldiğini gören Theresia’nın açgözlülüğü en sonunda nihayete ermiş, kendisine o çok istediği özgürlük bahşedilmişti.

 

Theresia kendisini kılıç kullanma pratiklerinden azat etmişti ama bu isteğin ardında kendince mantıklı sebepleri vardı.

 

Tabii ki『Kılıç Azizi』olmaya yönelik isteksizliği ve kılıç kullanma motivasyonunun eksikliği de birer faktördü fakat en büyük sebep, bu ikisiyle tamamen bağlantısızdı.

 

ーーTheresia『Ölüm Tanrısı İlahi Koruması』ile doğduğunun farkındaydı.

 

Başkalarında açtığı yaralar ardı arkası kesilmeden kanıyor, bir türlü iyileşmiyordu.

 

En güçlü tarafının başkalarının canını almak olduğunu fark eden genç Theresia’nın içinde, avuçlarında yaşanabileceklerin korkusu doğmuştu.

 

Kılıç talimi gibi bir şey de o korkuyu yoğunlaştırmak için birebirdi. 

 

Yalnızca pratik ve talim olsa da Theresia’nın üzerinde hiçbir kontrolünün olmadığı İlahi Koruması duruma o gözle bakmıyordu. Karşısındaki kişiye minicik bir çizik bile atsa iyileşmiyor olması gülünecek bir şey değildi.

 

Hele de talimler sırasında kazara açabileceği bir yaranın ölümcül olabileceği ortadayken…

 

Dolayısıyla kılıç talimlerinden muaf tutulan Theresia gizliden gizliye rahat bir nefes almıştı.

 

Etrafındakilere zarar vermeden yaşamak, bu konuda bilinçliyseniz yapılması zor bir şeydi.

 

Çünkü bilinçliyseniz, başkalarını istemeden veya kazara yaralamanın ne kadar kolay olduğunu fark ederdiniz. Kırılan bir tabak parçası yüzünden parmağınız kesildiğinde İlahi Korumanızın aktive olup olmayacağını nereden bilebilirdiniz ki?

 

İşte bu yüzden Theresia isimli genç kız, bilinçsizce de olsa insanlarla iletişim kurmaktan kaçınmıştı.

 

Hiç iletişim kurmazsa, hiç kimseye yaklaşmazsa insanları yaralamak gibi bir endişesi olmazdı. Herhangi bir göz temasından kaçınmaya yönelik doğal bir yatkınlık geliştirerek günbegün çiçeklerle daha çok vakit geçirmeye başlamıştı.

 

Kılıcını bir kenara atma özgürlüğü kazanan Theresia, köşkte yalnızca kendisine özel bir çiçek bahçesi yaratmış ve orada mevsimlik çiçekler yetiştirerek onlara yönelik hayranlığının tadını çıkarır hale gelmişti.

 

Kardeşleriyse büyük bir stres içerisinde kılıç savurmaya ve sürekli zorlu, acılı eğitimlere tabi tutulmaya devam ediyordu.

 

Theresia kendisini dışlanmış hissetmiyor veya onlar adına üzülmüyor değildi. Ama onlara İlahi Korumasından bahsedemediği için tam bir özgüvenle sırlarını açabildiği canlılar yalnızca çiçekler oluyordu.

 

“Acaba, bir gün, birinin yanında yaşayabilecek miyim……”

 

Acılarını, şüphelerini, böyle hislerini yalnızca çiçeklerine açabiliyor, onların taçyaprakları da hafif rüzgarların ritmiyle dans ediyordu.

 

Pek çok insan gibi Theresia isimli bu genç kızın arzusu da sevmek ve sevilmekti.

 

Başkalarına zarar verme olasılığının gayet bilincinde olan ve biriyle birlikte olmayı hak edip hak etmediğini merak ederken ailesi ile kardeşlerinin planlarına uyum sağlamayan Theresia’nın kendinden şüphe duyduğu günler böylece birbirini kovalıyordu.

 

ーーİşte bu günlerin ortasında, Theresia’ya Kılıç Tanrısının sevgisi bahşedilmişti.

 

“ーー? Acaba, seçilmiş olabilir miyim?”

 

Hiçbir uyarı olmaksızın, üzerine bu farkındalık çökmüştü.

 

Bu da ona『Ölüm Tanrısı İlahi Korumasının』sağladığı bilinçten ziyade bir aykırılık, bağdaşmazlık hissi tattırmıştı.

 

Bu gayet doğaldı. Onun gözünde doğuştan sahip olduğu İlahi Korumaya yönelik bir farkındalık, gözlerinin görmeyi, kulaklarının duymayı sağlaması kadar normaldi.

 

Ansızın yeni bir İlahi Koruma kazanmak ise sırtında çıkan kanatları hissetmek gibiydi. Öncesinde var olmayan bu korumayı o aykırılık hissiyle karşılamış ve kabiliyetleri bağlamındaki ufku genişlemişti.

 

ーーKılıcı, elime almayacağım.

 

Diye düşünen Theresia yeni İlahi Korumasından iğreniyor, midesi bulanıyordu.

 

Kılıcı savurmaya mecbur bırakıldığı günleri düşünüyordu. O zamanki eylemlerinin ne kadar gereksiz, anlamsız, hissiz ve gayesiz olduğunu fark ediyordu.

 

Artık kılıcı savurmanın en iyi, en uygun, en ideal, en doğru yol olduğunu içgüdüsel olarak anlayabiliyordu.

 

En büyük gücü insanları öldürmek olan benliği, artık bu alanda tam bir yetkinlik kazanmıştı.

 

“ーー~hk.”

 

Bu dehşetti. Bu çaresizlikti. Bu dünyasının sona erdiği gündü.

 

Diz çökmüş ve kız suretine bürünmüş bir ölüm tanrısına dönüştüğünü, artık genç bir kız gibi davrandığı günlerin sona erdiğini fark etmişti.

 

Theresia hiç kimseye kazandığı İlahi Korumadan bahsetmemişti.

 

『Ölüm Tanrısı İlahi Koruması』 ve 『Kılıç Azizi İlahi Koruması』 sahipliğini ilelebet kendine saklamak, tek amacı başkalarını öldürmek olan bir yaratığa dönüştüğünü kalbinde gizlemek niyetindeydi.

 

İyi olmadığını söylemiş ve kendisini köşkteki odasına kapatmıştı.

 

Çiçekliğine bakmayı bile unutan Theresia, kabuğuna gizlenmişti. Uyumaktan başka hiçbir şey yapmıyor, bir gün uyanıp tüm bunların bir gençlik rüyası olduğunu keşfetmeyi umarak o kabukta kapalı kalmayı sürdürüyordu.

 

Ama en nihayetinde bu yalnızca bir çocuğun toyluğu, yüzleşmek istemediği şeyle yüzleşmeyi reddedişiydi.

 

ーーÇünkü Theresia’nın『Kılıç Azizi İlahi Korumasını』kazandığı anında anlaşılmıştı.

 

“Nii-san.…… Sıradaki 『Kılıç Azizi』 senin kızın. Bu çocuk.”

 

Astrea ailesinin ana eviーー Theresia’nın doğduğu yer ve『Kılıç Azizleri soyunun』üssü.

 

O eve adımını atan ve o ana kadar 『Kılıç Azizi』olan kişi, yani Theresia’nın amcası, yatağından çıkmayan Theresia’yı ifşa etmişti.

 

『Kılıç Azizi İlahi Koruması』 istisnai bir İlahi Korumaydı ve yalnızca Astrea ailesi üyelerine geçiyor, bu nesillerdir böyle süregeliyordu.

 

Bu İlahi Koruma önceden hiçbir belirti vermeksizin mevcut 『Kılıç Azizinden』 sıradaki 『Kılıç Azizine』 geçiyordu. Ve bu geçiş tamamlandığı anda önceki『Kılıç Azizi』 sorumluluklarından kurtuluyor, İlahi Korumasını yitiriyordu.

 

Mevcut 『Kılıç Azizi』 İlahi Korumasını yitirince sıradaki『Kılıç Azizinin』 kimliğinin kraliyetçe aranması da çok doğal oluyordu.

 

Ayrıca önceki 『Kılıç Azizi』, yeni『Kılıç Azizini』 tek bakışta tespit edebiliyordu.

 

Theresia’nın odasına kapanma günleri işte böylece sona ermişti.

 

“Kılıcı eline al, Theresia.”

 

Saçları tamamen karman çorman haldeki Theresia, bahçeye sürüklenmişti.

 

Çıplak ayakla, üzerinde pijamalarıyla, bilinci rüyalarla gerçeklik arasında gidip gelir halde amcası tarafından zorla dışarı çıkartılmış ve ahşap kılıcı eline almaya zorlanmıştı.

 

Cılızlaşan parmaklarıyla direncini göstermiş, bir iki defa kafasını sallayarak bunu reddetmişti.

 

Ancak karşı çıkan benliğinin şikayetleri işitilmemişti. Amcası ona ahşap kılıcı vermiş ve kılıcı tuttuğu anda kafasını öne çevirmişti.

 

Theresia’nın karşısında dört kardeşinden en büyük olanı duruyordu.

 

Herkese kibar ve arkadaşça yaklaşan düşünceli, hassas abisi, karmaşık bir surat ifadesiyle karşısındaydı. Gözlerinin önünde olup bitenleri algılayamıyor, kafa karışıklığı tek bakışta anlaşılabiliyordu.

 

ーーPek çok boşluk vardı.

 

Kendi kendine bunu düşünen Theresia irkilmişti.

 

Bu şaşkınlık doğrudan kalbine hücum ederken tek kelime etmeksizin yalnızca gözlerini açık tutmakla yetiniyordu.

 

Bu sırada Theresia’yı ve durumunu hiçe sayan amcası, tok bir sesle en büyük abiye seslenmişti.

 

Ahşap kılıcını tut ve Theresia’ya yukarıdan saldır, demişti. Kardeşine saldırıp onu mağlup ederek bir kılıç ustası olarak kabiliyetini kanıtla, demişti.

 

Bunu yapmama imkan yok, diye karşılık vermişti Theresia’nın en büyük abisi.

 

Çok iyi biriydi. Gayretle kılıcını savurup talim yapar ve Astrea ailesine hiçbir şekilde şüphe beslemezdi fakat küçük kardeşi Theresia’ya kibarlıktan başka bir şekilde yaklaştığı hiç görülmemişti.

 

Theresia ona zarar vermekten korktuğu için fiziksel teması başlatan taraf olmasa da abisinin kendisine sarılmasını ve onun koca bedenini hissetmeyi severdi. Gerçekten nazik, iyi bir abiydi.

 

Ancak o sırada amcasının sesi yükselmiş, abisine korkak demişti.

 

Mevcut 『Kılıç Azizinin』alayını işiten abisi ise bu sözlerin canını acıttığını anlatan bir ifadeye bürünmüştü. Theresia en büyük abisinin, bir büyük abisinin ve küçük kardeşinin kılıç savurmaya devam etme sebebinin amcasına olan hayranlıkları olduğunu biliyordu.

 

Haliyle ondan böyle ağır bir şey işitmek en büyük abisini çok yaralamış olmalıydı. Bahçenin köşesinde durmakta olan diğer iki erkek kardeşi de tartışmayı işiterek benzer şekilde acılı ifadelere bürünmüştü.

 

Derken en sonunda o acılı ifadeyi koruyan en büyük abisinin gözlerine ürpertici bir hazır oluş yerleşmişti.

 

Ve elindeki ahşap kılıcı doğrultup tüm enerjisini yoğunlaştırarak gözlerini hedefine dikmişti.

 

Kılıcının titreyişini ve abisinin gözlerindeki belirgin keskinliği gören Theresia anlamıştı.

 

Abisi, Theresia’yı yaralamamak için, elindeki kılıçla onun kılıcını indirecekti. Bu duruşundan, bakışından, vücut dilinden ve kılıcını tutuşundan belliydi.

 

Abisinin yetenek seviyesiyle bunun zor bir görev olmayacağı da kesindi.

 

Yalnızca Theresia’nın kılıcını elinden alması da kılıç ustası olarak yeterliliğini ispat etmesine kafiydi.

 

“ーーーー”

 

Böylece abi, amcasının yanaklarının katılaşışını izleyerek iki tarafın da katılmak istemediği savaşı başlatmıştı.

 

Ve enerjik bir bağırış eşliğinde Theresia’nın ellerindeki ahşap kılıcı kesmişti.

 

Rakibin hareketini kısıtlamak ve eylemleri üzerinde kontrol sahibi olmak da bir başka kılıç ustalığı yeteneğiydi. Eğer ahşap kılıç kalkmayı dahi başaramazsa devrilmesinin kolay olacağı şüphesizdi.

 

Bu mücadele temelden yanlıştı.

 

Ne Theresia’nın savaşmak için herhangi bir sebebi vardı ne de abisinin onu yaralamak için. İki tarafın menfaatleri uyum içerisindeyken de herhangi bir sorun doğmamalıydı.

 

Evet doğmamalıydı. Amaーー

 

“ーーİşte bu.”

 

Bir ahşap kılıç uçurularak uzaklardaki bir noktaya inmiş ve sesi yankılanmıştı.

 

Amcasının irkilmiş sesi karşısında görünen şey, ahşap kılıcı öne doğrultulmuş olan ve ucu boğuk bir ah sesi çıkartarak sendeleyen abisinin boğazına dokunan Theresia’ydı.

 

ーーTheresia kendisine yukarıdan yaklaşan ahşap kılıcın saldırısını bertaraf ettiğini ve kılıcı rakibinden aldığını anımsıyordu.

 

Ardından kılıcının ucunu rakibinin boynuna değdirmiş ve onu her an öldürebileceğini ispat ederek uzmanlık farklarını açığa çıkartmıştı.

 

Herkes serseme dönmüş ifadelerle bu inanılmaz manzaraya bakakalmıştı.

 

“Sıradaki 『Kılıç Azizi』Theresia. Aynen öyle, buna hiç şüphe yok.”

 

Amcasının dizginlemediği sesi yükselmiş, bu cümleleri kurmuştu.

 

“Ah…… ah, a~h……”

 

Theresia tutmakta olduğu ahşap kılıcı çekmiş, eline bakmış ve yine o elle kırmızı saçlarını çekmeye başlamıştı. Onları neredeyse kanının akacağı bir şiddetle çekiyor, bir yaratık misali yükselen sesiyle çığlıklar atıyordu.

 

Çığlık atıyor, akıl sağlığını yitiriyor, çaresizliğe düşüyor, kan akıtmasına ramak kalıyor, pişmanlık duyuyordu.

 

Theresia,『Kılıç Azizi』 olmuştu.

 

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

 

Theresia’nın kılıç ustalığı, kardeşlerinin kendilerini kılıca adadığı süreyi alay edercesine ayaklar altına almıştı.

 

O kılıcın bunaltıcı gücü karşısında adanan zaman ve çaba gibi şeylerin hiçbir anlamı yoktu.

 

『Kılıç Azizi』olan Theresia’nın gözlerinde erkek kardeşlerinin kılıç kullanımındaki kusurları kristal netliğindeydi. Artık birlikte geçirdikleri onca vakte rağmen daha önce bu kusurları fark etmemiş olmasına şaşıyordu.

 

Ama yine de kardeşleri, Theresia’yla aralarındaki bariz güç farkına rağmen, acınası bir şekilde kılıç talimlerine devam ediyordu.

 

Ne en büyük abisinin ne bir büyük abisinin ne de küçük erkek kardeşinin kılıçtan başka bir şeye yönelik tutkusu vardı.

 

Astrea ailesinde doğdukları, adı kılıçları sayesinde ünlenen bir evde büyüdükleri ve hayatları ile kaderlerini kılıca adadıkları için kız kardeşleri amaçlarını ellerinden almış olsa da aynı şeye devam etmekten başka şansları yoktu.

 

Asla ama asla o amaca erişemeyeceklerini bilseler de…

 

ーーAmma da aptalcaydı.

 

Nihayetinde oluşan düşünce buydu.

 

Canları ne istiyorsa onu yapıyor olmalıydılar. Artık kılıcı umursamıyor olmalıydılar.

 

Asla Theresia’ya yetişemeyeceklerse kendi dünyalarında kendi tercihleriyle yaşamalıydılar.

 

“Theresia-sama, hazırlıklar tamam. Artık başlamamız gerek.”

 

Odasının penceresinden bahçede kılıç talimine devam etmekte olan erkek kardeşlerini izleyen Theresia’nın kulaklarına bir ses ulaşmıştı.

 

Arkasını döndüğündeyse güzel sarı saçları kısa kesilmiş, kendisiyle aynı yaşlarda, zarif görünümlü bir kız ile karşılaşmıştı.

 

O kız Carol Remendis idiーー mükemmel şövalyeleriyle bilinen Remendis ailesinin bir üyesiydi ve onunla benzer yaşlarda olmasına, olağanüstü bir kılıç ustası olarak tanınmasına rağmen Theresia’nın refakatçisi olarak atanmıştı.

 

Evet, bir kılıç ustası olarak harikulade bir kabiliyete sahip olduğu inkar edilemezdi.

 

Bundan hiç kimseye bahsetmek istemese de kılıç konusundaki yetkinliği kardeşleriyle kıyaslanabilecek düzeydeydi.

 

Tamamen ağırbaşlı bir kişilikle ve sağlam bir kılıç ustalığıyla o yaşlarda bir kız olarak tedirginlik hissetmemek elinde değildi.

 

“Doğru, hadi gidelim. Bugün kale halkının eğitimiyle ilgilenecektik, değil mi?”

 

“Evet. Kaledeki herkes Theresia-sama tarafından eğitilmeyi dört gözle bekliyor. Tabii ki ben de onlarla aynı hisleri paylaşıyorum.”

 

“……Bence sen zaten yeterince güçlüsün, Carol.”

 

“Hiç de bile. Benim gibi biri Theresia-sama’nın yakınına dahi yaklaşamaz.”

 

Carol kendisini küçümsemiş, yetenekleriyle ilgili bu izlenimi vermişti.

 

Theresia ise bu tahlil karşısında şaşırmıştı. Sonuçta Carol’un önünde bir kez bile kılıç kaldırmamıştı. Yo, bununla da kalmıyordu.

 

Theresia’nın eline bir kılıç aldığı son sefer, en büyük kardeşiyle ahşap kılıçla çarpıştığı seferdi.

 

Theresia o olayın üzerinden geçen iki yıl boyunca bir kılıçla ufacık bir fiziksel temasta dahi bulunmamıştı.

 

Ama yine de bir『Kılıç Azizi』olarak sorumluluklarını yerine getiriyordu.

 

『Kılıç Azizi』 olduğu gerçeği, gizli tutamayacağı bir şeydi. Astrea ailesine bir bütün olarak rahatsızlık verecek raddeye ulaşamazdı, bu yüzden sorumluluklarını gayretle yerine getirmeye razıydı.

 

“Neyin görmeye değer olduğu, neyinse olmadığını tek bakışta anlamak kolay. Henüz bunu görme fırsatı bulmamış olsam da Theresia-sama’nın kılıcını eline aldığında hiç kimse tarafından bastırılamayacak bir güç halini alacağı kesin.”

 

Theresia, Carol’un bu inancına buruk bir gülümsemeyle karşılık vermişti.

 

Ve sonra da onunla birlikte görevdeki askerleri eğitmeye gitmişti. Eğitim konusunda bile övgüye değer bir başarı elde ettiği söylenemezdi.

 

Etrafta dolaşıp silahlarını kuşanıp talim yapmalarını söylüyor, her zamanki gibi çarpışmaları esnasındaki kusurlarını dile getiriyordu, olağandışı bir şey yoktu.

 

『Kılıç Azizi İlahi Korumasının』 belki de en korkunç yanı, savaşa dair içgüdüleri mükemmeliyete taşımasıydı. Söz konusu mızrak veya balta bile olsa savaşta bağlandıkları sürece Theresia, hepsinin ipuçlarını ve kusurlarını çözebiliyordu.

 

Askerlerin hataları tek tek dile getirilince de her biri en nihayetinde bu hataları düzeltebilirdi.

 

Ancak Theresia’ya kalırsa bu hataları düzeltme yolu doğru olsa bile yeterli değildi ve en ufak bir değişiklikte dahi yeteneklilerin ve yeteneksizlerin bunu algılama şekli farklı olurdu.

 

Theresia kendisine teşekkür edildiğinde ve saygı duyulduğunda bir suçluluk hissediyordu.

 

Aynı 『Kılıç Azizi İlahi Korumasını』miras aldığında hissettiği çaresizlik gibi şimdi de içine düştüğü bu durumdan çaresizlik duyuyordu.

 

Kendisini odasına kapatıyor, kabuğuna çekiliyor, daima kaderinin yön değiştireceği bir değişiklikle karşılaşmayı umuyordu.

 

ーーBelki de bu onun bencilce, keyfi arzularından ötürü omuzlaması gereken sorumluluklardan kaçmasının cezasıydı.

 

Derken Lugnica Ejderha Krallığında yarı insan toplumuyla yaşanan çatışmaların çapı genişlemişti.

 

Krallığın farklı noktalarına dağılmış olan yarı insanların bastırılmış haldeki şikayetleri ve memnuniyetsizlikleri bir anda patlak vermiş ve krallığı alevleri içerisinde tüketmeye başlamıştı.

 

İşte böylece kraliyet tarihinin en yoğun ve en acımasızca savaşı olan『Yarı İnsan Savaşı』 çıkmıştı.

 

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

 

Kraliyetin doğusundan başlayan bu iç savaş günbegün kötüleşiyordu.

 

Başta yarı insan toplumunun zarar verme ölçüsüne gelmeden rahatlıkla çözümlenebilecek ufak bir ayaklanması gibi görünse de krallık, yarı insan ilişkilerinin kapalı kapılar ardında derinleşişinden rahatsızdı.

 

Üstüne üstlük yarı insanlarla aradaki açıklığı bireysel ilişkilerle dolduran insanlar var gibi görünüyordu ve kişiler arası çatışmalar yayıldıkça iç savaşın alevleri anında çapını arttırmıştı.

 

Ateşli savaş giderek yoğunlaşır ve kraliyet boyunca ardı arkası kesilmeksizin yayılırken o ateşleri söndürme çabalarının nafile olduğu koca bir yılın sonunda krallık nihayet bunun bugüne dek karşılaştıkları en kötü durum olduğunu alenen kabul etmişti.

 

“Mevcut 『Kılıç Azizi』 Theresia van Astrea’ya haber verin. An itibarıyla iç savaşı bastırmak için mücadele vermekte olan şövalye ve askerlerle birlikte savaş alanındaki yerini almasını beklediğimizi iletin.”

 

Bu beklenmedik durumu tüm krallığa yönelik bir tehdit olarak kabullenen üst düzey aristokratlar『Kılıç Azizini』 son ana dek ellerinde tutma niyetinde değildi.

 

Tabii ki Theresia savaşa katılmasına yönelik taleplerini içeren mesajlarını almıştı.

 

ーーVe kaçınılmaz geleceğin varışı karşısında çaresizliğe düşmüştü.

 

Bu bencillik ederek kılıcı eline almayı reddettiği günlerden farklıydı.

 

Şu anda ondan beklenen şey『Kılıç Azizi』olarak sahip olduğu bilgi değil,『Kılıç Azizi』olarak sahip olduğu gerçek kılıç ustalığı ve güçtü.

 

Başka şansı yoktu, kılıcını eline almak zorundaydı.

 

Ayrıca yalnızca 『Kılıç Azizinin』 kuşanabileceği Ejder Kılıcı Reid’i kuşanacağı ilk sefer olacaktı.

 

“Yine de bu kılıç yalnızca çekilmesi gerektiği takdirde çekilebilir. Bu yüzden yanında başka bir kılıç daha taşıman gerektiğine inanıyorum. Canının istediğini seçebilirsin.”

 

Amcası, eski『Kılıç Azizi』, tecrübelerine dayalı tavsiyelerini dile getirmişti.

 

Öncesinde Ejder Kılıcını beline takmış olan amcası, kılıcın ne kadar kaprisli olduğunu anlıyordu. Ve amcasının tavsiyeleri doğrultusunda Theresia– Carol’un, yoldaş kılıç kullanıcısının da beğendiği uzun kılıcı seçmişti.

 

ーーTheresia’ya ilk mücadelesinde erkek kardeşleri ve amcasıyla birlikte Carol da eşlik edecekti.

 

Theresia’ya kalırsa bu, bariz bir yıpranma evresi için oluşturulmuş bir grup değildi.

 

Yine de gözlerini bir an olsun kaçıramazdı. Bu efsanevi Astrea kılıcının gücünü kraliyet halkına göstermek için de iyi bir fırsattı.

 

Theresia’nın etrafında olup bitenler onun düşünceleri ve hislerinden bağımsız olarak gelişiyordu.

 

Herkes ama herkes『Kılıç Azizinin』kaybetmesine imkan olmadığı şeklinde acımasızca bir beklentinin yükünü omuzlarına bindiriyordu.

 

Etrafındakilerin frenlenmemiş, duyarsız inancı Theresia’nın gözünü korkutuyordu.

 

Artık hislerini herkesten gizleyip kalbinde tutmayı normal bulan Theresia, ilk savaşına eşlik edecek olan topluluğun önünde titriyordu.

 

Ve onu bu şekilde gören kişiーー

 

“Korkuyor musun, Theresia?”

 

Evet, naif sesini yükselten kişi, biricik en büyük abisi olmuştu.

 

Bir çadırda ilk savaşına çıkmayı bekleyen Theresia, abisinin büyük bir nezaketle seslenişi karşısında hayrete düşmüştü.

 

Onunla iletişime geçmekten bilinçli olarak kaçınıyordu.

 

Yo, kaçındığı tek kişi en büyük abisi değildi. Bir büyük abisi, küçük kardeşi, ebeveynleri ve amcasıyla iletişime geçmekten de kaçınıyordu.

 

İki uzun yılın sonunda biricik abisinden böyle nezaket dolu kelimeler işittiği ilk seferdi.

 

Theresia ne diyeceğini bilemez halde başını önüne eğmeye devam ediyor, daha fazlasını yapamıyordu.

 

Ancak abisi kederli bir ifadeye bürünmüş olan Theresia’nın hemen yanına oturmuş ve kibarca başını okşamıştı.

 

Abisinin avcunun hiç değişmediğini gören Theresia ise gafil avlanmıştı.

 

“Kendini bana ve diğer kardeşlerimize karşı borçlu hissettiğini biliyorum. Ben de sana karşı kaybedince böyle bir şey hissetmemiş değilim. Ama……”

 

Sözlerini yarıda kesen abisi ona hafif bir gülümseme sunmuştu.

 

Bu, abisinin Theresia’ya ardı ardına, defalarca sunduğu gülümsemeydi.

 

“Sen benim biricik kız kardeşimsin. Eğer istemiyorsan, eğer korkuyorsan…… Seni korurum. Çünkü ben, senin abinim.”

 

“N…… Nii-san……”

 

Theresia’nın yanaklarından aşağı yaşlar dökülüyordu. Zayıflığını dile getirmemeliydi.

 

Herkesten öte o, biricik abisi, mağlup etmiş olduğu abisi, bunu duymamalıydı. Böyle düşünmüş ancak düşünceleri abisi tarafından reddedilmişti.

 

“Sana karşı kaybettikten sonra canım acıdı, pes etmem gerektiğini düşündüm. Ama buna rağmen kılıcı seviyorum. Bu ailede doğduğum, erkek kardeşlerime ve sana sahip olduğum için minnettarım. Ben, kılıca minnettarım.”

 

“ーーーー”

 

“İşte bu yüzden, kılıcı savurduğuma da minnettarım.”

 

Theresia abisinin düşüncelerini aptallık olarak görerek asıl kendisinin aptallık ettiğini fark etmişti.

 

Abisinin kendisi karşısında mağlup olmasına rağmen kılıç talimlerine devam ettiğini görünce onun önünde başka bir yol olmadığını, geri kalan her şeyden habersiz olduğunu düşünmüş, kılıcı başka bir şansı olmadığı için savurduğunu, yalnızca ona tutunduğunu sanmış ve bu izlenim nedeniyle onu küçük görmüştü.

 

Canı ne isterse yapabileceğini düşünerek onu kendi terazisine koymuş, ona değer biçmişti.

 

Takdir etmesi, saygı duyması gereken abisini yalnızca bir kılıç ustasına indirgeyerek onunla alay etmişti.

 

Asıl aptal kimdi? Kendisiydi. Ve en büyük aptal da Kılıç Tanrısıydı.

 

Neden, sevgisini kendisini en çok seven kişiye bahşetmemişti?

 

Neden, daima kılıçtan kaçan kendisi gibi birine kutsama sunmuştu?

 

Halbuki esas kutsanması gerekenler abisi veya abisi gibilerdi.

 

“Savaşmana, gerek yok. ーーSonuçta sen bir böceği bile öldürmeye kalkmayacak kadar iyi bir kızsın.”

 

『Ölüm Tanrısı İlahi Korumasının』gücünden korkan Theresia oldum olası hiç kimseye, hiçbir şeye zarar vermediğinden emin olmuştu.

 

O abisini yanlış yorumlarken abisi kardeşini gayet iyi anlamıştı.

 

Bu da son iki yıldır Theresia’yı en çok memnun eden, kalbine en çok dokunan şey olmuştu.

 

Kendisini şımarık bir çocuk gibi davranırken, abisine bel bağlarken bulmuştu. Ona tutunmuş, ona ağlamış, her şeyi ona bırakmıştı.

 

ーーVe abisi, Theresia’nın ilk savaşında karargahlarını korurken canından olmuştu.

 

Theresia bir kez olsun kılıcını savurmamıştı. Yapamamıştı.

 

Ve bir kez daha takip eden yıllar boyunca kılıcına dokunmayı reddetmişti.

 

#Biliyorsunuz ki bölüm çok uzun. Bu hafta yarısını çevirdim, haftaya da kalan yarısını atacağım. Ama sistem yarısını tek seferde koymama bile müsaade etmedi. O yüzden mecburen bu kısmı da ikiye böldüm, hemen arkasından ikinci kısım geliyor merak etmeyin :)






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 22032 Üye Sayısı
  • 821 Seri Sayısı
  • 40740 Bölüm Sayısı


creator
manga tr