Cilt 5 Bölüm 70 [ Tutulma ] (2/2)

avatar
1256 9

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 5 Bölüm 70 [ Tutulma ] (2/2)


Çevirmen : Clumsy



Diğer köşeden gözlerini Beatrice’in gözlerine dikmiş olan Batenkaitos, dosdoğru onu hedef alarak uçmaya başladı. Sürati öncesinde tanık oldukları kabusvari tehdit düzeyinde değildi. Yine de Beatrice’i tehdit etmek için yeterliydi. Sonuçta onun yakın dövüşteki dezavantajlı durumu değişmemişti.

 

İşte bu yüzden, bir Yin büyüsü uzmanı olarak kafa kafaya çarpışmamak gibi bir adeti vardı.

 

Ley: “A~l, bu~nuーー!”

 

Tam Beatrice’in önündeki Batenkaitos’un bedeni, ellerini yere koymuş halde dikey bir şekilde yön değiştirdi. Savurduğu topuğu Beatrice’in kafasının dibine yanaştı ve keskin vuruşu tam da tepesine alçaldı.

 

Beatrice: “Böyle bir şey olmayacak, doğrusu.”

 

ーーAncak darbenin hemen öncesinde Beatrice’in bedeni bir kez daha tekmenin sağladığı hava kuvvetiyle geriye eğildi. Tabii bu, öncesinde kullandığı 『Murak』büyüsünün etkilerinin devam etmesinin sonucuydu.

 

Bedeni geriye eğilirken kendisi de sıçrayarak doğruldu. Ve yerçekimi ile kendi ağırlığının etkisinden muaf olan genç kız, usulca havalandı.

 

Elbisesinin eteklerini ustalıkla tutan Beatrice’in bedeni rüzgarla süzülüyor, kımıldanıyordu.

 

Ley: “Harikulade bir iş! Yine~ de sevimli uğraşlar!”

 

Diyen Batenkaitos, dili dışarı çıkmış halde hedef noktasına ulaştı ve Beatrice’in yeniden alçalmasını beklemeden havaya atılarak onu yakalamaya kalktı.

 

Avını yakalamaya çalışan bir kuşun enerjisi ve isabetliliğiyle de parmakları Beatrice’e uzandı. Ancak bu aynı zamanda havanın ortasına ulaşışıyla kaçacak bir yerinin kalmadığı anlamına da geliyordu.

 

Geriye kalan büyü olanağı sayısı bir yana bu, saldırıya geçmek için bilindik bir odak noktasıydı.

 

Böylece Beatrice avcunu aşağıdan yükselmekte olan Batenkaitos’a çevirdi ve dört yüz yıllık yaşamı ile geride bıraktığı bu yılda en aşina olduğu büyüyü yaptı.

 

Yaniーー

 

Beatrice: “Shamak!!”

 

Cebindeki Büyü Taşı Beatrice’in büyüsünü takiben parçalanırken siyah bir pus yayıldıーー ve sıçramakta olan Batenkaitos o pusa doğruca kafasından maruz kalarak algının mümkün olmadığı bir dünyada kapana kısıldı.

 

Ley: “A~rghーー!?”

 

Siyah pus adamakıllı ulaştığındaysa Batenkaitos’un bedeni savunmasız halde kaldırım taşlarına yığıldı. Kurtulana dek hiçbir şey yapamayacak halde olmalıydı ancak Shamak’ın etkisi fazla uzun süreli değildi.

 

Şu anda Beatrice’in önündeki yolーー kalan Büyü Taşını kullanmaktı, bunu yapıp ölümcül bir darbe indirecek olursa Batenkaitos bu darbeyi kaldıramazdı. İşte bu yüzden, Beatrice için bir seçim anıydı.

 

Ley: “A~h! Bunu yapmayacak mısın, Beatrice-sama ~tsu? Sanki, tam da o kişi gibi dövüşüyorsun…… Onun etkisi altına fala~n mı girdin!?”

 

Shamak’tan kurtulan Batenkaitos dişlerini göstererek bedenini döndürdü. Ve meydanı tarayan gözleri kilitlenmişçesine dosdoğru Beatrice’e çevrildi.

 

İşte bu yüzden, onun sağlam savaş formunun etkisini gördükten sonra dahi bunun altındaki anlamın büyüklüğünü fark etmedi.

 

Beatrice: “Buyur, son Büyü Taşıyla cömert bir ziyafet çek, doğrusu!”

 

Duygusal halinden silkinen Beatrice, avcunu bacakları yerde kıvrılmış halde yatmakta olan Otto’ya yöneltti. Ve son Büyü Taşının büyü gücünü kullanarak Otto’nun bacaklarındaki yaralara yönelik bir şifa dalgası gönderdi.

 

Onu tamamen iyileştirmekten çok uzak bir büyü olsa da umutsuz acısını bir nebze yatıştırmıştı. Gözyaşlarına boğulmuş halde yuvarlanmakta olan Otto’dan hıçkırıklara ve inlemelere karışan öksürükler yükseliyordu.

 

Ley: “Amma da işe yaramazdı, ee, onu canlandıracaksın da ne olacak?”

 

Beatrice: “İşte bu olacak, doğrusu!”

 

Beatrice eyleminin sonucunda kendisine gülen ve şansını ziyan ettiğini söyleyen Batenkaitos’a bu şekilde bağırdı.

 

Ve bu iğneleyici kelimeler karşısında kaşlarının çatılışının hemen ardından Batenkaitos’un bacaklarının arka kısmı bir şey tarafından dişlendi. O dişlerin sol bacağının derinliklerine saplanışıyla da dengesinden eser kalmadı.

 

Bakışlarını o saniyede bacağına kaydıran Batenkaitos’un gözleri, gördüğü şey karşısında irileşti.

 

Ley: “Ha~h!?”

 

Anlaşılabilirliğin ötesindeki o şey, kanlar içerisinde yüzen bir Su Ejderiydi.

 

Uzanmış boynuyla taşların üzerinden delice hücum ederek Batenkaitos’u ısırmıştı. Bir zamanlar savaşamaz hale getirilmiş olan Su Ejderi, son gücünü kullanmakta ısrarcı olmuştu.

 

İşte beş Büyü Taşının üçüncüsü bu şekilde kullanılmıştı.

 

İlki tamamlanamayan yoğun Ul Minya’ya gitmişti, ikincisi Murak kullanımıyla ani bir kaçınma uğruna, üçüncüsü de Murak kullanımı öncesi ölmekte olan Su Ejderini iyileştirmek uğruna harcanmıştı.

 

Dördüncüsü Shamak uğruna ve beşincisi de Otto’nun acısını dindirmek uğruna.

 

İşte böylece Beatrice’in galibiyeti elde etmeye ayırdığı beş hakkının sonuna gelinmişti.

 

Otto: “ーーA~h! Acıyoracıyor, acı~yoor!”

 

Boğazı patlayacakmış gibi çığlıklar atan Otto, o çığlıkların arasında Su Ejderini çağırışını gizleme işini tamamlamış ve nihayet kendi ıstırabı için bağırabilir hale gelmişti.

 

Otto böyle konularda gerçekten keskin zekalıydı ve Beatrice’ten gördüğü muamelenin hemen ardından mevcut şartlar altında ne yapması gerektiğini anlamıştı. Tabii yalnızca istemeden de olsa sıklıkla savaş alanına sürüklenen Emilia grubu içişleri görevlisi olarak hizmet vermekle yetinebiliyordu.

 

Beatrice: “Aferin, sanırım, bu senin misyonun, doğrusu!”

 

Otto: “Pek anlayamadım ama bunu duyduğuma da pek sevinmedim!”

 

Gözyaşları içerisindeki Otto’nun Beatrice’in alışılmadık iltifatına verdiği karşılık buydu. Derken ikilinin gözleri önünde Su Ejderi tarafından ısırılmış ve yerde çekiştirilip fırlatılıyor olan Batenkaitos, bir şekilde o dişlerden kurtularak ayağa kalkmaya çalışıyordu.

 

Ancak tepkileri, kozun ortaya çıkışından hemen öncesine denk gelmişti.

 

Felt: “ーーHazırlıklar, tamam. Sıkı çalıştın, küçük kız.”

 

Başarı şevkiyle dolu bir ses yankılandı ve Meteorun arkası yere çarparak oldukça yüksek bir ses doğurdu.

 

Bir çöplüğün arkasıymış gibi bir kandırmaca yaratmak adına kullanılan değneğin ucu, Felt tarafından Batenkaitos’a doğrultulmuştu. Ellerindeki Meteor, soluk bir ışık kazanmış ve ikincil etkiyle paketinden çıkmıştı.

 

Beyaz paketin çıkışıyla da ince, uzun, beyaz değnek kendisini göstermişti.

 

Tutacak kısmı bir mızrak uzunluğu sağlamak için yeterliydi ve abartılı bir dizayna ya da herhangi bir göz kamaştırıcı mekanizmaya sahip değildi.

 

Fayda ve yapı üzerine yoğunlaşıldığı, gerçekten yaratıcısının ruhunu yansıttığı söylenebilirdi.

 

Yani nesnelerde olması gerekenden fazla değer aramayan『Cadı』 Echidna’nın ruhunu.

 

Beatrice: “Anne……”

 

İşin doğrusu Beatrice, Echidna’nın o değneği kullandığını hiç görmemişti. Ama yine de yaratılma amacından ve gücünden haberdardı.

 

Kutsal Ejderha Volcanica’ya musallat olma amaçlıydıーー yani bu, Kutsal Ejderhaya bile mani olabilen bir silah olarak düşünülebilirdi.

 

Tabii yine de kullanımı için bazı şartlar mevcuttu.

 

Ya bu şartları sağlamak zor olabilir ya da kullanıcıyla ilgili problemler doğabilirdi, her halükârda değneğin o sınırsız kudretini sergilemesi güçtüーー

 

Felt: “He~r şey tamam, Reinhard’la bile bağlantılı gücün tadına bir bak bakalım~!”

 

Şartların yerine getirilişiyle birlikte Felt Mana stokuna sahip olduğu takdirde beklenen miktar yeterli gelecek olmalıydı.

 

Kullanıcının Manasını alan Meteor sınırsız bir şekilde güç çekmeye devam ediyor ve ucundan yayılan parlaklıkla Batenkaitos’u hedefliyordu.

 

Ley: “ーー~tsu.”

 

Batenkaitos’un bile üzerine çullanan kudretten kaçınması mümkün değildi.

 

Hayati bir şeyle karşı karşıya olabileceğini değerlendiren Batenkaitos anında bacağını engelleyen Su Ejderinin burnunu tekmeledi ve dişlerini gevşetişi, bacağının serbest kalışıyla derin bir yara eşliğinde havalandı.

 

İşte o anda Meteor dikkat çekici ve yoğun bir şekilde parıldadı.

 

Felt: “Goーー ~hk!!”

 

Ve meteorun ucunda şişen ışıklar bir hale şeklinde Batenkaitos’a atıldı.

 

Su Ejderinin kısıtlamasından aniden kurtulmuş olan Batenkaitos yaralı bacağıyla bir şekilde yuvarlanarak yoldan çekilmeyi başardı. Hedefini kaçıran ışık tam da Su Ejderiyle buluşmak üzereykenーーyörüngesi değişime uğradı ve karmaşık bir yörünge izleyen ışık yeniden Batenkaitos’a yaklaştı.

 

Ley: “Neーー ~tsu!?”

 

Işık mermisinden kaçmakta olan Batenkaitos’un sesi yükseldi. Aynı zamanda keskin bedenini taşıyıp sıçratarak giderek yaklaşan ışığın yörüngesinden çıkmaya çalışıyordu.

 

Ancak nafile bir çabaydı. Batenkaitos kaçsa, yuvarlansa, sıçrasa bile ışık mermisi yay çiziyor, daire çiziyor, giderek yaklaşıyor ve doğrudan bir darbe indirmeyi hedefliyordu.

 

İşte bu, Echidna’nın yarattığı Büyülü Silah『Meteorun』en büyük gücüydü.

 

Bir kez hedef belirleyince o hedefi takip etmeye ayarlıydı.

 

Silahın Echidna tarafından yaratılma amacı Kutsal Ejderha Volcanica’ya『Musallat Olmak』 idi. Echidna bu bağlamda gerçekten ciddiydi ve yalnızca『Musallat Olma』amaçlı bir cihaz geliştirmek istemişti. Bu uğurda herhangi bir tavize müsamaha göstermeyeceği de barizdi.

 

Dolayısıyla bu büyülü nesne hedefini ıskalamıyor, hedefinin kaçmasına müsaade göstermiyor ve darbesini daima indiren bir silah halini alıyordu.

 

Ley: “Nuu, ~tsugh…… Öyleyse, buna ne dersin!?”

 

Ne kadar kaçarsa kaçsın serbest ışık mermisi tarafından takip edilen Batenkaitos bazı gözlemlerde bulunarak bir karşı saldırı gerçekleştirdi. Ve büyü gücünün yükselişiyle çevresi dondu.

 

Havaya yükselen çeşitli buz saçaklarının sivri uçları ışık mermisine bakıyor ve haleye doğru şiddetli bir yaylım ateşi gerçekleşiyorduーー ancak bu karşılığı vermek bir hataydı.

 

Çünkü buz saçakları haleyle temas eder etmez uçlarından başlayarak manaya çevrildi ve herhangi bir darbe dahi indirmeyi başaramadan ufalan parçaların hepsi ışık mermisi tarafından yutuldu. Kendisine yaklaşan tüm büyülü engelleri özümseyebilen ve gücü kendi çapında bir artış gösteren ışık mermisi bu şekilde düşmana yaklaşmayı sürdürüyordu.

 

Ley: “Kahretsin, yok artık…… yok artık ~tsu!”

 

Yuvarlanan ve bir şekilde rotadan çıkan Batenkaitos lanetler okuyordu. Ancak sol bacağındaki yara derindi ve tam anlamıyla zıplamasına imkan tanımıyordu.

 

Aksi takdirde, yeterli çevikliğe erişebilseydi ışık mermisini Beatrice ve diğer kişilere ya da bizzat Felt’e yönlendirmesi mümkün olabilirdi ama o kadar enerjisi yoktu.

 

Takipteki ışık mermisi yuvarlanmakta olan Batenkaitos’un çizdiği rotayı izliyor, kaçabileceği alanları engelliyor ve『Oburluğun』 bedenini yavaş yavaş yıkıcı kudretiyle kuşatıyorduーー

 

Ley: “Yok artık, böyle aptal görünümlü bir şey karşısında biz bizーー!”

 

Ley: “Mırıldanmayı kes. Artık Güneş Tutulması başlamalı.”

 

Tam da saldırı anında Batenkaitos’tan acınası bir ses yükseldi ve bir kez daha o ses, korkunç soğuklukta bir sesin altında kaldı. Ve ışık patladı.

 

“ーーーー”

 

Göz kamaştırıcı hale, açık meydanın merkezine doğru genişledi ve o ana kadarki en büyük krateri doğurdu.

 

Genişleyen ışık dünyayı beyaza bularken beyaza bulanan kısımlar rengini yitirmişçesine kayboldu.

 

Açık meydanda küresel bir oyuk oluşurken kanaldan taşan sular oraya akmaya başladı.

 

Ancak,

 

???: “Vaauv, tanrım. Yeteneksiz bir kardeşe sahip olmak cidden sorun yaratıyor.”

 

Bu yıkıcı felaketin hemen dibinde, kanalı dikizleyen bir gölge mevcuttu.

 

Uzun kahverengi saçlara, yaralarla kaplı bir bedene sahipti. Söylemeye hiç lüzum yoktu ki o fiziksel özellikler, yüzleştikleri Ley Batenkaitos’unkilerle birebir aynıydı.

 

Peki o ışık mermisinin saldırısından kaçmayı nasıl başarmış olabilirdiーー bu sorunun varlığına rağmen esas şaşırtıcı soru bu değildi.

 

Beatrice: “Bu da ne demek oluyor, sanırım?”

 

Beatrice’in sözleri, başarılı olamayan saldırının şaşkınlığından kaynaklanmıyordu.

 

Öncelikle, ortadaki problem saldırının başarısızlığı değildi. Işık mermisi başka hiçbir şeyi ya da hiç kimseyi değil, Batenkaitos’u hedef almıştı.

 

İşte bu yüzden, sırtı kendilerine dönük olan o güçlü kaslı koca adama saldırmayacağı barizdi. Yani ortadaki problem, o adamın nereden çıktığıydı.

 

Otto: “O…… 『Oburluk』mu?”

 

Diyen Otto, acılı yüzünü kaldırmış halde aynı şeye bakıyordu. Beatrice ise bunu inkar etmek istemesine rağmen tek kelime edemiyordu. Bu esnada sessizliğini koruyan Beatrice ve diğerlerinin bakışları altındaki koca adam ansızın önünü döndü.

 

Amansız çehresiyle orada duran o koca adam, anımsatıyor olmasına rağmen Batenkaitos’a pek de benzemiyordu.

 

Kırklarına yakın olduğunu anlatan bir görünümle o kafirinkiyle azıcık olsun uyuşan hiçbir noktası bulunmuyordu. İşte gözleri kısık haldeki Beatrice’in önündeki o koca adam bir elini çenesine götürerek,

 

???: “Böyle karmaşık bir surat ifadesine gerek yok. Yalnızca, bunu yaptık işte.”

 

Ve görünümünün aksine bu kadınsı kelimeleri kullanan adam uzun saçlarını kılıcıyla rahatça kesti. Ve kesik saçların yere düşüşünü izleyen Beatrice, rakibin ışık mermisinden nasıl kaçındığını anladı.

 

Meteorun takibi hedefiyle temas edene dek süregeliyordu.

 

Bu onun gücüydü. Bedenin en ufak kısmına bile temas etse kudreti tüm bedende birikmesi için yeterli oluyordu. İşte bu nokta tam tersine kullanılmıştı.

 

Adamーー belki de Batenkaitos, saçını kesip ışık mermisine “bedenle temas ettiğini” düşündürmüştü. Ve saldırının menzilinden tüm gücüyle kaçarak zararlarından kurtulmayı başarmıştı.

 

Doğası gereği Meteorun hedefini tespit edebilmesi için hedefi olan kişi ve 『Noktayı』 hizaya sokması gerekliydi.

 

Kişinin Od veya Kapısıyla bağlanmak en iyi seçim olsa da bir acil durum önlemi olarak kullanılınca Batenkaitos’un savaşın ortasında kopan saçlarına bağlanmıştı. Bunun sonucunda da ışık mermisi, saç tuzağına düşmüştü.

 

“ーーーー”

 

İşte bunları düşünen Beatrice, durumun nahoşluğu nedeniyle dişlerini sıktı.

 

Rakibin kozları olan Meteordan böyle kolay kurtulabileceğini hiç beklememişti. Kendisinin Büyü Taşları da tükenmiş, geriye yalnızca Puck için ayırmak istediği taş kalmıştı.

 

Otto ve diğer adamlar daha fazla çarpışamazdı ve Meteor tarafından Manası tüketilmiş olan Felt de boğuk nefesler alıyordu.

 

An itibarıyla yapabileceği hiçbir şey kalmayan Beatriceーー aklında beliren fikre rağmen başını iki yana salladı.

 

Yenilgiyi kabul etmektense ölmeyi yeğlerdi. Nasıl Subaru olabilecek en umutsuz durumlardan bile bir çıkış yolu buluyorsa Beatrice de aynı şeyi yapmak zorundaydı.

 

İşte bu yüzden yüzünü kaldırdı ve gözlerini o adama dikti.

 

Onun bakışlarıyla karşılaşan Batenkaitos ise gözlerini devirdi. Ardından bir elini kalçasına yerleştirdi, diğer avcuyla da yüzünü kapattı. Ve-

 

???: “İyi, ne iyi, iyi değil mi, kesin iyi, belki iyidir, iyi olabilir, muhtemelen iyi olduğu için…… biz de, biz de, biz de seni『Yemenin』 değerini görüyoruz.”

 

Beatrice: “ーー~hk.”

 

Beatrice duyduğu gevelemelere herhangi bir tepki veremeden Batenkaitos’un bedeni değişmeye başladı. O koca adamın bedeni kemikleri çatırdayarak, belli bir ses çıkartarak, bakılması acı verici derecede kanlar fışkırtarak güçten düştü.

 

Yeni açılan yaralarından dökülen kanlarla da genç bir oğlan formu alarak, Batenkaitos olarak boğuk nefesler almaya başladı.

 

Batenkaitos’un tüm bedeni yara bere içerisindeydi ama çılgınca bir şekilde gülümsemeye devam ediyordu. Alçalan boğazı çınlarken yan tarafa doğru bakan『Oburluk』,kollarını mutlu bir görünümle iki yana açmıştı.

 

Louis: “Bizim ismimiz,『Oburluğu』temsil eden Cadı Tarikatı Başpiskoposu Louis Arneb.”

 

Beatrice: “Louis mi……?”

 

Ley Batenkaitos, ismi bu olmalıydı.

 

Kendisine farklı bir isim vermesinin ardındaki niyeti anlayamayan Beatrice, kaşlarını çattı. Ve o kafa karışıklığıyla doğan boşluğu kullanan Batenkaitos, yalnızca sağ ayağıyla yeri kuvvetlice tekmeledi.

 

Beatrice bedenini sağlamlaştırdı, onun ne yapmak üzere olduğunu gözlemledi fakat 『Oburluk』, meydanın köşesine uçtu ve yere düşmüş olan dağınık kıyafetlerini toparlayarak yaralı tenini gizlemek istercesine giyindi.

 

Sonra da,

 

Louis: “Maalesef bugünlük bu kadar. Ley de Roy da yorgun düştü. Bundan sonrası tehlikelere gebe. Ama tekrar buluşalım, tatlı genç hanım.”

 

Beatrice: “ーー! Sen, öylece kaçabileceğini mi düşünüyorsun, sanırım!”

 

Louis: “Lütfen güçlü rolü yapmayı bırak.『Tutulma』 bu bedende adamakıllı kontrol edilemiyor olsa da en azından tamamen imha etmek mümkün. Bunun yapılmama sebebiyse yemek masasının hazır olmaması.”

 

Diyen Batenkaitos kafasını sallayarak parmağını, öne çıkmaya çalışan Beatrice’e doğru uzattı.

 

Bu korkunç derecede kadınsı bir harekettiーー yo, doğrusu, şu anki Batenkaitos’un bir kadın olma ihtimali vardı. İşte bu kısımda anlaşılması zor bir şeylerin özü yatıyordu.

 

Batenkaitos, nahoş hisler ve temkinlilikle adımlarını duraksatan Beatrice’e başıyla onay verdi.

 

Louis: “Gurme Ley de Tuhaf Yiyici Roy da hiçbir şey bilmiyor. E yani. Yemeği yemek yapan “ne yediğin” değildir. “Kiminle yediğindir”.”

 

“ーーーー”

 

Louis: “İyi öyleyse. Bir dahakine kıymetlin olan kişiyle birlikte bizimle buluşursun.”

 

Beatrice: “Bekーー”

 

Beatrice bekle demek üzereyken Batenkaitos açık meydandaki gölgelerin arasına karışarak gözden kayboldu. Ve yaralılarla dolu bu ortamda onu takip etmek, Beatrice’in yapabileceği bir şey değildi.

 

Onu takip edip 『Oburluğu』 bariz şekilde avantajlı olduğu bir duruma ulaştırmak pervasızlık olurdu.

 

Kozları olan Meteor bile başarısız olmuşken yapılabilecek bir şey kalmamıştı.

 

Beatrice: “……Ramak kalmıştı, doğrusu.”

 

Konuşma arzusunu bastıran Beatrice, etrafına bakındı.

 

Acı Otto’nun bilincini büyük oranda yıpratmış, paralı askerler ve Felt’in yaveri bayılmıştı. Felt hayal kırıklığına uğramış bir ifadeye sahipti ama aynı zamanda her an yığılıp kalabilirmiş gibi bir izlenim de veriyordu.

 

Ve Beatrice’in de ondan farklı bir yanı yoktu.

 

Kiritaka’nın çaresizce ricası sonucunda bu işi hiçbir ölüm gerçekleşmeden sonuca erdirmek, Beatrice’in savaşa katılımının tek sonucu olarak kabul edilebilirdi.

 

Her halükardaーー

 

Beatrice: “Görünüşe göre Subaru’dan özgüvenli bir sarılma istemek mümkün olmayacak, sanırım……”

 

Kaçmasına müsaade edilen avlaーーLey Batenkaitos’la birlikte içerisindeki genç bir kızın uykudaki ruhu da kaçmıştı.

 

Bu kadarı kesinken Subaru’ya ne diyecekti ki?

 

Korkunç derecede yürek acıtıcı bir kederle birlikte arkasını dönen ve Felt’e doğru ilerleyen Beatrice, ona hafifçe seslendi.

 

İronik bir şekilde bu savaşın Günah Başpiskoposunun çekilişiyle sona ermesiyle birlikteーー

 

Su Kapısı Şehrinde yalnızca birkaç savaş kalmıştı.

 

#Ve böylece bu cephenin de sonuna gelmiş bulunuyoruz. E Oburluk yakalanamasa/öldürülemese de cephedeki hiç kimsenin ölmemesi hiç yoktan iyidir, şimdilik bununla yetineceğiz. Oburluk denen karakterin üç kişiden oluştuğu da bu bölümle birlikte netleşmiş oldu. Tabii Subaru’nun hüsrana uğrayacağı kesin. Her neyse. Bu cephenin de sona erişiyle Wilhelm-Theresia cephesini okuyacağımız ‘Kılıç Şeytanı Eski Kılıç Azizine Karşı’ bölümüne geçiyoruz. Orada görüşmek üzere!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 21951 Üye Sayısı
  • 836 Seri Sayısı
  • 40707 Bölüm Sayısı


creator
manga tr