Cilt 5 Bölüm 71 [ Kılıç Şeytanı Eski Kılıç Azizine Karşı ]

avatar
1398 7

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 5 Bölüm 71 [ Kılıç Şeytanı Eski Kılıç Azizine Karşı ]


Çevirmen : Clumsy



Şehir çapındaki çeşitli mücadeleler yavaş yavaş sona eriyordu.

 

Savaş alanlarına dönüşen noktalardaki yıkım muazzamdı ve şehrin işlerliği büyük oranda etkilenmişti.

 

Pristella şehrinde meydana gelen felaketin boyutunu aktaran bu gerçeğinーー Cadı Tarikatının şehre getirdiği kötülüğün sonucu olduğu söylenebilirdi.

 

Bu yıkımların yükselmeye ve yayılmaya devam ettiği durumun içerisinde farklı saç renklerini barındıran tek bir savaş alanı kalmıştı.

 

Aslında, buna savaş alanı demek bile uygun kaçmayabilirdi.

 

Yalnızca kılıçların çarpışmasının doğurduğu ciddi ses yankılanıyor, her kılıcın savruluşu karşı tarafın canını almayı hedefliyordu.

 

Ortamda yalnızca kılıçlarının uçlarını birbirlerine çevirmiş halde gereksiz her şeyi kesip biçmiş olan kılıç ustalarının en azından gerçek denilebilecek arzuları, inceliksiz dilekleri mevcuttu.

 

“ーーーー”

 

Kılıçların keskin uçları ay ışığının altında ışıldamayı sürdürüyor, kılıç ustaları metalin çarpışmasıyla sevgilerini aktarmaya devam ediyordu.

 

Gri ve kırmızı saçların keskin sesler ve dağılan kıvılcımlar eşliğinde ay ışığı huzmelerinin altındaki dansı süregeliyordu.

 

Bu öyle görkemli ve gösterişli bir kılıç dansıydı ki tek bir bakışta tüm izleyicilerin gözlerini üzerlerine çekebilir veya kalplerini çelebilir, hatta Kılıç Tanrısına bile feryat ettirebilirlerdi.

 

Uzun kılıcın hayal edilemeyecek parlaklıktaki hareketleri suyun içinden geçtiği izlenimi veriyordu.

 

Geri sıçrayan ikili kılıç rüzgarda savruluyor, yıldırım misali çarpıyordu.

 

“ーーーー”

 

İkilinin kılıçları, karşılıklı bağımlılığa dayalı bir dans performansı sergilercesine birbirine karışmayı sürdürüyordu.

 

Wilhelm önünden gelen kılıç kesiğini kabul ederken hala gençliğindeki kadar güzel olan Theresia, önünde aynı şevkle yağan kılıç kesiklerine maruz kalıyor ve Wilhelm, avcundaki reaksiyon yüzünden keder duyuyordu.

 

Yaşına rağmen vücudunun derinliklerinden henüz olgunlaşmamış benliğinin kalbinin alkışları yükseliyordu.

 

ーーHeyecanlanıyordu.

 

ーーKeyifleniyordu.

 

ーーÇiçek açıyordu.

 

Dürüst olup bunu kabul etmeliydi.

 

Kılıç Şeytanı Wilhelm​ eski günleri düşünüyor, bir kez daha gençliğindeki karısına bağlanabildiği günlere kavuşmayı arzuluyordu. Kalbi bu arzuyla kavruluyordu.

 

Zihni bu düşünceyle, bu kılıç etkileşiminin, bu buluşmanın aynı bu şekilde sonsuza dek sürmesi, hiç bitmemesi için her şeyi bir kenara atmaya nasıl da razı olduğu, bunu nasıl da arzuladığı düşüncesiyle meşgul oluyordu.

 

Wilhelm: “Amaーー”

 

Böylesi bir açgözlülük küfür gibiydi, bunu düşünmesi dahi bağışlanamazdı.

 

Kılıç Şeytanı Wilhelm’in yorulmak bilmeksizin kılıcına adadığı günlere yönelik bir küfür.

 

Kılıç Azizi Theresia’yı mağlup edip kılıcını alma yeminine yönelik bir küfür.  

 

Bir kılıç ustası olarak ustasına beslediği nihai özveri hissine yönelik bir küfür.

 

Wilhelm van Astrea’nın göğsünü harlayan aşkı aldırış etmeksizin takip etmesi, şu anda bu dünyada yaşayan her şeye yönelik bir küfür olurdu.

 

ーーBu yüzden, hesaplaşmayı sonraya bırakmamalıydı.

 

ーーBu anların Kılıç Şeytanı için cennet gibi olduğu açığa çıksa da bunu yapmamalıydı.

 

Theresia: “ーーーー”

 

Wilhelm: “Hiy, a~a~a~a~!!”

 

Sessiz bir kılıç kesiği fırtına gibi yaklaşırken Wilhelm, sayısız kılıç savuruşundan bir engelle karşılık verdi.

 

Uzun, koyu kırmızı saçları savrulan, beyaz kıyafetler içerisindeki Theresia’nın hareketlerinde hiçbir duraksama yoktu.

 

Nehre düşmüş bir yaprak gibiydi, ölümcül kılıcı tamamen doğal halinin etkisiyle alevleniyordu.

 

Yukarı, aşağı, sol, sağ, saldırılarının belli bir açısı yoktu.

 

Ancak saldırılar üst üste bindikçe Wilhelm yavaşça bir tuhaflık hissine kapılıyordu. O tuhaflık hissinin kaynağı, kadının karşılıklarının doğurduğu bir hissiyattı.

 

Theresia van Astrea, bir kılıç ustası olarak olağanüstü bir kabiliyete sahipti.

 

Wilhelm’in fiziksel olarak altın çağını yaşadığı günlerde ona meydan okuduğu vakit bile kadının safi kılıç ustalığı sınırlarında olduğu sorgulanamaz bir gerçekti.

 

O yetenek şu anda da önünde sessizce dikilen Theresia’nın kılıcında kendisini gösteriyordu.

 

Bir Kılıç Azizinin düşmanları acımasızca öldürme sanatı, korumalarda hem rahatlık hem de kıskançlık uyandırırdı.

 

ーーAncak Theresia’nın şu anki benliğiyle o zamanki benliği arasında belirleyici bir fark mevcuttu.

 

Wilhelm: “ーーHafif.”

 

İkili kılıç ile uzun kılıç yüz yüze çarpışır ve kıvılcımlar saçılırken Kılıç Şeytanı böyle söyledi.

 

Ve kılıçlar birbirlerine kilitlenirken kılıcının karşı tarafındaki mavi gözlere derin bir bakış atarak,

 

Wilhelm: “Hiç kıyaslamaya bile gerek yok, yanıt hafiflik, Theresia. ーーAğır yükünü bırakmış olan kılıcın, çok hafif.”

 

Theresia: “ーーーー”

 

Belli bir tonda söylenen hayal kırıklığı işli bu kelimeler karşısında o güzel yüzün kaşları dahi kımıldamadı.

 

Theresia, mükemmel netlikteki gözleriyle, tüm duygulardan yoksun şekilde Wilhelm’e bakışlarıyla karşılık verdi.

 

O bakışlarda ne yalanlama ne isyan vardı, düşmanlık dahi görünmüyordu.

 

Bir zamanlar sıklıkla gülümseyen, sıklıkla öfkelenen, sıklıkla somurtan bir kadındı.

 

Sessizleştiğinde bir kılıç kadar güzelleşen ama neredeyse hiç sessizleşmeyen bir kadındı.

 

Güneşin altında açılan bir çiçek gibi bir kadındı.

 

ーーBu yüzden şu anki hali, tek kelimeyle trajikti.

 

Theresia: “ーーーー”

 

Wilhelm’in karşısında bulduğu şey, karısının sessiz bir kabuğundan ibaretti.

 

Sevmeye devam ettiği o kabukla kılıçlarını çarpıştıran Wilhelm’in kalbi paramparçaydı.

 

Eski günlere dönmüş gibi sıçrıyor, eski günlere dönülemeyeceğini anlamış gibi alçalıyor, eski günleri yüzeye çıkan baloncuklar misali bir rüyaymışçasına bir kenara atıyordu.

 

ーーOn beş yıl, Theresia on beş yıldır nasıl bir hayat içerisindeydi acaba?

 

Onu kaybettiğini düşündüğü ve kendisini intikama adadığı günleri düşünürken omzundaki iyileştirilemez yara kendi kendini doğruluyordu.

 

『Ölüm Tanrısı İlahi Korumasıyla』açılan bir yara asla kapanmazdı.

 

『Kılıç Azizi İlahi Korumasının』 yanı sıra bu da savaş günlerine bir son vermesi adına Theresia’ya bahşedilmiş bir İlahi Korumaydı.

 

Tek bir kesikle bir kan nehri üretebiliyor, bir iki kesikle cesetlerden bir dağ yığabiliyordu.

 

Bu kutsama sonrası ona hayati bir tehlike doğurmak için üstünkörü bir zeka ve maharet yetersiz hale gelmişti.

 

Evet, Theresia’yı yenmenin tek yolu ondan üstün bir kılıç ustalığına sahip olmaktı.

 

Bir zamanların Wilhelm’i bunu başarmak için kendisini ekstrem sınırlara dek zorlamış, bir kılıca çevrilecek sertliği sergilemiş, son ana dek devam etmişti.

 

Ama kendisi de『Kılıç Azizi İlahi Koruması』yoluyla sınırlarını sonuna dek geliştiren Theresia’yı yenmek mümkün değildi.

 

Ve şimdi, onun genç benliğiyle kılıçlarını çarpıştıran Wilhelm bir şeyi anlıyordu.

 

ーーKılıç kullanma kabiliyeti insan aklını aşan düzeydeydi ve maharet sınırlarındaydı. Ancak bu kılıç ustalığına düşen bir gölge vardı.

 

Wilhelm: “Kılıcı eline alana dek sıkıntılı olsan da kılıcı eline aldığın anda sıkıntın biterdi. Sen bunu benden de iyi bilen bir kadındın.”

 

Theresia: “ーーーー”

 

Wilhelm: “Ayrıldığımız günü hatırlıyor musun? Büyük Fetihte seni durdurduğumda beni sarsmış ve bu omzumda iyileşmeyen bir yara açmıştın. ーーO günkü kelimelerinin, tek bir tanesini dahi unutmadım.”

 

Theresia yanıt vermiyordu. Wilhelm yanıt beklemiyordu.

 

Bu yalnızca, o günü anımsayan Wilhelm’in töreniydi.

 

Omzundaki acıyla birlikte o acıya bağlı anılar da geri dönmüştü.

 

Büyük Fethi başlattığı ve bir daha asla geri dönememe ihtimalinin olduğu o yolculukta Theresia, kelimenin tam anlamıyla kendisini Wilhelm’in ellerinden kurtarmış ve bir cümle kurmuştu.

 

ーーGeri döndüğümde, o gün, lütfen duyamadığım o kelimeleri o gün duymama izin ver.

 

Wilhelm: “Bugün buraya, o gün verdiğim sözü tutmaya geldimーー!”

 

İkili kılıç kükredi ve Theresia’nın uzun kılıcı tıngırdadı.

 

Eski Kılıç Azizi o geri tepişi kullanarak kılıcını savurdu fakat Wilhelm, karşı saldırıya bakma zahmetine bile girmeden yörüngesini tam anlamıyla çözerek kaçındı.

 

Biliyordu.

 

Kılıcın geleceği yeri, onu sevmesine yetecek kadar iyi biliyordu.

 

Wilhelm: “Ru, o~o~o~o~!”

 

Alışkanlıkları aynıydı. Teknikleri aynıydı.

 

Eski benliğinin sertliği içerisinde kendisini parçaladığı vakit, peşine düştüğü Kılıç Azizinin kılıç tekniklerini ruhuna kazımış, zihnine resmetmişti.

 

Onu yenme, kılıcını alma, o bölgeye ulaşma yemini, arzusu, özlemi ruhunu kavurmuştu.

 

Aynı şey göğsünü ısıtan o görünüşü için de geçerliydi.

 

Theresia: “ーーーー”

 

Wilhelm’in talebine rağmen o kan kırmızı saçlı güzel surat biraz olsun değişmiyordu.

 

Kılıç sessiz sedasız, duygusuz avını hedeflerken Wilhelm tarafından adamakıllı indiriliyordu.

 

Onu öyle çok sevmişti ki bunu gözleri kapalıyken bile biliyordu.

 

Zaten şu anda sevgisini gözlerini kapatmadan sürdürme sebebi de tam olarak buydu.

 

Wilhelm: “ーー~hk.”

 

ーーÜzerindeki kesiği geri çevirdi, darbeler değiş tokuş edildi, kılıç kalktı, çapraz bir kesik attı.

 

Üzerine çullanan kılıç yağmurundan kaçan ve eğilerek bir karşı saldırı gerçekleştiren Wilhelm hemen ardından gelen darbeden kaçındı, her ikisi de birbirlerinin omuzlarını çaprazlama kesen ve kilit rol oynarcasına birbirlerine dolaşan kılıçları merkeze alarak bedenini etraflarında döndürdü, karşı saldırının yönünü değiştirdi.

 

Darbeleri zarif bir koruma ile atlatan Theresia’nın kılıç ustalığında bir imkansızlık yükseliyordu.

 

Darbeleri biriktirmekte olan Theresia geri çekildi ve Wilhelm de hiç tereddüt etmeksizin bu boşluğu kullandı.

 

“ーーーー”

 

İşte o an için Kılıç Şeytanına bakmakta olan Theresia’nın gözlerinde bir duygu belirdi.

 

Yo, bu Wilhelm’in yanılsamasıydı. Yumuşak kalbi onu yıllar önce yaşadığı tıpatıp aynı bir duruma götürmüştü.

 

ーーWilhelm bir sürü vatandaşın gözleri önünde törenin başrolü olan『Kılıç Azizini』saldırısıyla mağlup etmiş ve Theresia isimli gençten, kılıç ustası oluşunu çalmıştı.

 

İşte o durumun geri dönüşü bu manzarayla tamı tamına aynıydı.

 

Öyleyse sonuç da aynı olmalıydı.

 

Wilhelm: “Theresiaーー ~hk!!”

 

Wilhelm uzun kılıca saldırarak kadının göğsüne doğru atıldı.

 

Kılıç Şeytanının ikili kılıcı o kılıca doğru kalksa da bu yükü taşımakta başarılı olamadı ve üzerinde bir çatlak oluştu. Ancak uzun kılıcın kafasının üzerinde dönerek baş kaldırışıyla aynı saniyede Theresia’nın bedeni büyük oranda açıkta kaldı.

 

Ve geniş bir yarım daire çizen Wilhelm’in ikili kılıcı, dönüşünü gerçekleştirdi.

 

Bu buluşmanın başından bu yana gözünün önünde olan Theresia, şu ana kadarki en büyük arayı açmıştı. Kol kasları şişen Wilhelm ise kılıcının sapını öyle sıkı tutuyordu ki o şeyi çatırdama noktasına getirmişti.

 

Artık tüm kudretiyle bir saldırı gerçekleştirmenin ve bu akıl almaz buluşmaya bir son vermenin vakti gelmiştiーー

 

ーーBuna, bir son vermeyi deneyecekti.

 

Wilhelm: “ーー~hk!”

 

Boğazı şiddetli bir tutkuyla doluyor, gözlerinde sayısız yüz ifadesi belirip kayboluyordu.

 

Theresia’nın ağlayan yüzü, öfkeli yüzü, asık yüzü, gülümseyen yüzü, her biri aynı kadına ait kıymetli ifadeler gelip geçiyordu.

 

Tüm bunları silkinip atan Wilhelm kılıcını indirdi.

 

Kılıç, kadının başından gövdesine doğru hızla harekete geçtiーー

 

“ーーーー”

 

Ancak tam da darbe inmek üzereyken Wilhelm’in göz ucuyla görebildiği alanda birinin gölgesi belirdi.

 

Normal şartlarda konsantrasyonunun zirve yaptığı bir anda bilincinde böyle bir dalgalanma olması imkansızdı. Ancak hepsi bu kadardı. Herhangi bir etki bir yana bu, öylece görmezden gelebileceği bir şey değildi.

 

Bir kılıç ustası olarak canını riske atarken ölümle yaşamın sınırında kılıç savurmalı, yabancılar asla bu işte herhangi bir şüphe uyandıramamalıydı.

 

Kılıç Şeytanına da her şeyini gözlerinin önündeki varlığa adamak ve sözünü bir kılıç kesiğiyle nihayete erdirmek yaraşırdı.

 

Yapacağı şey bu olmalıydı. Yapabileceği şey bu olmalıydı.

 

ーーTabii gölgesi yansıyan o kişi, kırmızı saçlı olmasaydı.

 

???: “ーーBaba?”

 

Aralarında bir mesafe vardı.

 

O kuşkulu ses, yankısının Wilhelm’e ulaşacağı bir yakınlıkta değildi.

 

Ama buna rağmen Wilhelm, sesin adeta kulağının dibinden fısıldadığını hissetmişti.

 

Kendisine bakan kişi, mavi gözlü ve kırmızı saçlı bir adamdı.

 

Heinkel Astrea, savaşın son anlarını izliyordu.

 

Babası Wilhelm ile annesi Theresia’nın birbirlerinin canını almayı hedeflemiş şekilde sergilediği ölümcül kılıç ustalığının sonucu karşısında serseme dönmüş durumdaydı.

 

ーーİşte o anda, Wilhelm’in kılıcının ışıltısı donuklaştı.  

 

Wilhelm: “ーー~hk.”

 

O belirleyici darbeyi indirmiş olması gerekiyordu.

 

Bu uzun vadeli hayale bir son vermesi gereken, kendisini mücadeleye kaptırmış olan o kılıç saldırısıーー o ışıltı donuklaşmış, karşı saldırıya fırsat doğmuştu.

 

“ーーーー”

 

Böylece Theresia bedenini büyük ölçüde büküp bileğini döndürerek geri getirdiği uzun kılıcıyla ikili kılıcı savuşturdu.

 

İki kılıcın çarpışma sesi yankılanır ve kıvılcımlar etrafa saçılırken Theresia kendisini kalbiyle, tekniğiyle, bedeniyle yaralama vaadi olan saldırıyı bozguna uğratarak Wilhelm’i görevini yerine getirme amacından iyice uzaklaştırdı.

 

Wilhelm: “Kh…… ~hk.”

 

ーーNeden, fark etmişti ki?

 

Rüzgarda sallanan kılıcın darbesini karşılayarak ağırlığından kaçan Wilhelm, kalbinde beliren tüm şüphelerle kafa kafaya bir çarpışma sergiliyordu.

 

Heinkel’in varlığını fark etmeseydi veya o varlığı görmezden gelseydi, Theresia’ya odaklansaydı şu anda bu nahoş durumda olmazdı.

 

Tüm ömrünü adamaya ve Theresia’yı Kılıç Tanrısından almaya kararlıydı.

 

Bu abartılı kararın sonucu bu çıkmaz mı olmak zorundaydı yani?

 

Bir kez daha hafif kılıç saldırılarının sesi birbirini takip etmeye başlamıştı.

 

Ancak eskiden paylaşılan darbelerle gelen şeffaflaşma ve sergilenen kılıçların dansı çoktan yitmişti.

 

Araya yabancı kirlilikler girmişti.

 

Olası tüm limitlerdeki güçleri kullanır, kılıcının saflığını iyice arttırırken yalnızca iki kez savrulması gereken kılıcının ucu, karşı taraftaki tek bir görüntüyle tüm bunları yitirmişti.

 

Geriye kalan, yaşlı Kılıç Şeytanının oğullarının önünde biricik karısına indirdiği tek bir darbeydi.

 

Bir kılıca dönmeden, Kılıç Şeytanı olarak yaşamadan önce bir baba, bir koca, bir kılıç ustası, bir adam olarak son derece toy, son derece yetersizdi.

 

En sonunda tek bir savuruş dahi gerçekleştiremeyecek hale geldiğinde o toyluğunun farkına varmıştı.

 

Kötülüğün kılıç ustalığının özüyle birlikte kılıcına dolmasına mani olamamıştı.

 

Bundan böyle, bu sonuç kaçınılmazdı.

 

Wilhelm: “ーー~hk!?”

 

İki kılıcın atılışının hemen ardından Wilhelm, uzun kılıcı sarstı.

 

Kılıç saldırısının gücünü aptalca bir ciddiyetle karşılar ve adımlarını durduran Theresia ile güçleri kıyaslanırken– tam da direnişin üstesinden gelip öne çıkacakken gözlerinin önündeki ince beden dönerek etrafında bir boşluk yarattı.

 

Yolun yarısındaysa önünde bir bacak belirdi ve bir açıklık doğdu.

 

“ーーーー”

 

Hemen ardından bir ölüm hissi çöktü.

 

Soğukluğu sorgulanamayacak bir kılıç darbesini, kılıcını bir milisaniyelik gecikme bile olmaksızın arkaya doğru döndürerek karşıladı.

 

Yıkıcı saldırıyı durdurması mümkün olmayınca o saldırıyı karşılayan kendi kılıcı omzuna derince saplandı. Bedeni, bir ayağı alçalmışçasına öne eğilirken kanlar fışkırmaya başladı. Kemikleri çatırdadı, kasları beyninde bir şimşek çaktırdı.

 

Darbeyi kabullenen sağ kılıçtı. Sol kılıç hala yerindeydi.

 

Ağzının kenarından kanlar sızan Wilhelm, sağ kılıcını omzunda taşırcasına bir kez daha Theresia’nın uzun kılıcını yukarı doğru savurdu.

 

Herhangi bir hata olmaksızın Theresia’nın kılıcı başının üzerine kalktı.

 

Aynı saniyede Wilhelm’in sağ elindeki kılıç yere yığıldı. Umurunda değildi. Sağ kolu boşa çıktıysa tüm gücünü kalan sol kılıca vermeli ve saldırmalıydı.

 

Sol kılıcıyla arkasındaki Theresia’ya doğru bir darbe indirdi.

 

Sağ tarafı bir yörünge çizdi ve doğruca Theresia’ya saplandıーー

 

“ーーーー”

 

Kıvılcımlar saçıldı.

 

Ve tiz bir ses yankılandı.

 

Elindeki kılıcın ağırlığı yarıya inmişti ve kendi zayıflığının farkına defalarca varmış olan Wilhelm, bunu bir kez daha fark etmişti.

 

Theresia’ya saldırdığı anda bilinçsizce hareket etmeyi seçmişti.

 

Solundan kavradığı kılıcı ya sola ya da sağa doğru çevirerek saldırmalıydı.

 

Ufacık, minicik, yavan bir fark.

 

Ama o an için, kılıç ustalığının zirvesinde var olan o ikili için bu, hayati bir değişkendi.

 

Hızı seçerse sol, gücü hedeflerse sağ.

 

Bu seçimi yaptıktan sonra eyleminde hata ettiğini fark etse bile müdahale edilebilirdi.

 

Ancak Theresia’ya adamakıllı baksa mı bakmasa mı bilemeyen Wilhelm, o an için yolunu yitirmişti.

 

“ーーーー”

 

Kılıç Şeytanının saldırısını karşılayan şey, Theresia’nın ellerinden gelen tek bir savruluş oldu.

 

Kılıcı henüz havadayken yakalayan Theresia, saldırının gidişatını engelledi.

 

Ve darbeyi karşılayıp etkileşime girdiği saniyede kılıcı yoğun bir güçle aşağı itti. Bu da Wilhelm’in kılıcının önünü kesti ve çeliği hiçbir dirençle karşılaşmaksızın püskürttü.

 

Uzun kılıç kendi kılıcını parçalarken Wilhelm, özel silahını yitirişinin acısını duydu. Ve bir kılıç ustasının içgüdüleri doğrultusunda parçalanmış kılıcın kabzasını anında yakalayarak sıradaki saldırıya hazırlandı.

 

Ancak bu hazırlık yalnızca kendisiyle aynı saflıkta olmayan bir kılıç ustası karşısında meyve verirdi.

 

Ve bu bağlamda gözlerinin önündeki Theresia, olabilecek en kötü rakipti.

 

Kılıcını yitiren Kılıç Şeytanı ve Kılıç Tanrısı tarafından sevilen『Kılıç Azizi』.

 

Farklılık barizdi, bahsetmeye bile gerek yoktu.

 

ーーGözlerini kırpmayı dahi unuttuğu o esnada Wilhelm, uzun kılıcın sağ bacağını delip geçişini izledi.

 

“ーーーー”

 

Öyle güzel bir kılıçtı ki neredeyse cazibesine kapılacaktı.

 

O kılıç yaşlı kılıç ustasının sağ bacağının eklemine nüfuz etmiş ve ucu, minimal miktarda kanla lekelenmişti.

 

Gereksiz yıkım olmaksızın doğruca kas lifleriyle sinirler arasından geçmek ve yalnızca bacağın işlerliğini elinden almak, üstün bir kılıç ustalığının mükemmelliğiydi.  

 

Direnç eksikliği öyle yoğundu ki kılıç suları yarıp geçmekten fazlasını yapmamış gibiydi.

 

Sağ bacağı bu performansı sergileyen Wilhelm ürpermiş durumdaydı.

 

O ürpertiyi yaşayan kişi bile hissettiği şeyin hayranlık mı sinir mi sevda mı olduğunu, bunun hangisine uyduğunu bilemiyordu.

 

Bildiği tek şey, yenilgisinin yüzüne vurmuş olduğu gerçeğiydi.

 

Wilhelm: “Gh, ugh…… ~hk.”

 

Kılıç sağ bacağına saplanıp orayı kesip geçerken dizlerinin yüksekliği değişmişti.

 

Uzun kılıç saplanır ve eti sessizce delinirken Wilhelm, gecikmiş bir acıyla homurdanarak yere çökmüştü.

 

Bacağından kanlar fışkırırken alt bedeni gücünü yitirmişti.

 

『Ölüm Tanrısı İlahi Korumasının』 gücü kullanılınca hangi şifa büyüsü yapılırsa yapılsın fayda etmezdi. İlahi Korumanın sahibi yakındaysa bu yakınlık arttıkça yara ne kadar hafif olursa olsun etkinliği artar ve bu, kişinin hayatını sömüren bir lanet halini alır, onu sonsuz bir şekilde kan dökmeye zorlardı.

 

“ーーーー”

 

Ve Wilhelm’in sağ bacağındaki yara hiçbir şekilde hafif denilemeyecek düzeydeydi. İhmal edildiği takdirde canını tehdit edebilecek bir yaraydı ve『Ölüm Tanrısı İlahi Koruması』 onu tüm şifa çabalarını reddetmeye zorlayacaktı.

 

Ömrünün sonlanmak üzere olduğunun işareti verilmişti ve o son, oldukça yakınmış gibi görünüyordu.

 

Wilhelm: “……Pişman olunası.”

 

Beyni acıyla kavrulurken dışarı çıkan şey, acısından önce kederi olmuştu.

 

Acı hissi kesintisiz bir çığlık isteği doğursa da Wilhelm bunu sadece ve sadece kaşlarını çatarak yansıtıyordu.

 

Kendisini anlamsızca tutuyor veya iradesini zorluyor değildi.

 

Bedenindeki keskin uyaran, her ne olursa olsun, kalbinin karanlığın gölgesine sığınmasına müsaade etmiyordu.

 

Zaten çaresizlik, umutsuzluk ve kendi korkaklığı ile değersizliği ruhunu kavururken fiziksel acılar bu yaşlı kılıç ustası için ne kadar anlam ifade edebilirdi ki?

 

“ーーーー”

 

Elindeki kılıcı düşüren Wilhelm’in eli, yaranın ağzına gitti.

 

Kanamanın onu canından etmesi gerekiyordu fakat mağlup tarafın zarafet göstermeksizin mesafesini korumaya niyeti yoktu. Yine de adap gereği kan kaybı gibi bir şey yüzünden sonuna da ulaşmamalıydı.

 

Wilhelm bir kılıç ustası olarak savaşmış, bir kılıç ustası olarak karşılık almış, bir kılıç ustası olarak mağlup edilmişti.

 

Ve mağlubun canı, galibin kılıcı tarafından alınmalıydı.

 

Wilhelm: “Theresia, ben……”

 

Theresia: “ーーーー”

 

Kan kırmızı kadın kılıç ustası, omzunda taşıdığı uzun kılıcıyla Wilhelm’e bakıyordu.

 

O gözlerde gerçekten hiçbir derin duygu yer almıyordu. Son ana dek hiçbir şey hatırlamayan ve hiçbir şey hatırlamamaya devam eden kadın, kılıcın ölüm tanrısı olarak Wilhelm’in canını almak üzereydi.

 

Wilhelm ise o güzel suratı büyülenme noktasında izliyordu.

 

Theresia, kılıcını sessizce Wilhelm’in önünde savurdu. O kılıç indiği vakit, Wilhelm’in yaşamı sona erecekti.

 

Amaーー

 

Wilhelm: “Bir başına, asla……!”

 

Tam da kılıcın alçalma anında Wilhelm sağ elini uzattı. O elde ikili kılıcınーーTheresia’nın bir kenara attığı kılıcın bir parçası yatıyordu.

 

Wilhelm onu parmaklarıyla yakalamış, debelenmiş, ölüm anına, sonun da sonuna dek bu durumu kabul etmemişti.

 

Mağlubiyeti, değişmeyecekti.

 

Buna yapacak bir şey yoktu.

 

Ama şu anda, Theresia’yı, bir başına bırakmamalıydı.

 

Kılıcını iradesi dışında savuran karısını durduramamasına ve sonrasında büyük ölçüde borçlu olduğu Crusch’a veya Subaru ile diğerlerine ilerlemesine müsaade edemezdi.

 

Canının yanışı yeterli gelmemişse, ölümünden sonra ruhunun harap oluşunu da umursamazdı.

 

ーーYine de bu kararın sonucundaki savuruş,

 

Theresia: “ーーーー”

 

Wilhelm: “Theresia……?”

 

Kılıcını sımsıkı tutan Theresia geriye doğru büyük bir sıçrayış gerçekleştirmişti.

 

Yani Wilhelm’in sağ elindeki kılıçla yaptığı savuruş, kadına ulaşamayacaktı. Bacağı yaralı haldeki Wilhelm’in ulaşamayacağı bir pozisyona erişen Theresia, boynunu hafifçe eğmiş durumdaydı.

 

İşte o duygusuz gözlerde korkunç bir boşluk gören Wilhelm, ilk defa ürperdi.

 

O ürperti, o korku, Wilhelm’in bir kılıç ustası olmaktan gelen içgüdülerinden ötürüydü.

 

Theresia, ölümcül yaralar taşıyan bir ava işini bitirecek bir darbe indirmek için yoldan çıkma gereği görmüyordu.

 

Kılıç ustalığının onurunu uzun zaman önce yitirmişti ve bu, yalnızca soğukkanlı bir ölüm tanrısının yaptırabileceği bir muhakemeydi.

 

Wilhelm: “Bekle…… bekle, Theresia!!”

 

Geride bırakılmanın dehşetini yaşayan Wilhelm bağırıyordu.

 

Bacağı acımıyordu. Sağ bacağının acısını unutmuş olan Wilhelm, uzaklaşan Theresia’yı takip etmeye çalışıyordu. Ancak acı, ya da hiç değilse yara, gerçekti. Hiç gücü olmayan Wilhelm tökezledi. Ve kuvvetli bir şekilde omzuna vuran yaşlı kılıç ustası, bunun ne kadar bağışlanamaz bir şey olduğuna dair bir surat ifadesi sergiledi.

 

Uzun, kırmızı saçları savrulan Theresia giderek uzaklaşıyordu.

 

Ve yolu üzerinde, öylece duran Heinkel bulunuyordu.

 

Şimdiye dek savaşçı ruhunda hiçbir eksilme olmayan uzun kılıç, onu yeni avı olarak bellemişti.

 

Kocası olduğunu bilmediği adamı kesip biçtikten sonra sıradaki darbeyi oğlu olduğunu bilmediği kişiye indirecekti, bu yüzdenーー

 

Wilhelm: “Dur, Theresia! Sence bu…… bu bağışlanabilir bir şey mi!? Dövüş benimle! Bana bak…… bana! Bana bak, bana bak, Theresia~a~a~a~!!”

 

Wilhelm, içi kan ağlarcasına Theresia’ya sesleniyordu.

 

Defalarca, sayısız kes seslendiği o isim, aklına sayısız kez düşen o isim, aynı görünümle sayısız kez gördüğü o bedene bu defa sessiz bir aşk yerine öfkeyle, şevk yerine delilikle sesleniyordu.

 

Fakat kadın, ardına dönüp bakmıyordu.

 

Ölüm tanrısının meskenindeki kılıcını sımsıkı tutan kadın, Heinkel’e doğru ilerliyordu. Heinkel ise onun attığı adımlar karşısında derin bir nefes alsa da savurması gereken şövalye kılıcını kınından çıkartamıyordu.

 

Heinkel: “Be-bekle, sana bekle dedim. Se-sen…… Theresia demiş olamaz, değil mi? Bu mümkün olamaz…… O, annem olamaz…… ~hk.”

 

Theresia: “ーーーー”

 

Heinkel: “Yo, annem olmasa bile…… olamaz! Ba-babam bu hale geldiyse…… kahretsin! Bu da ne! Neyin nesi bu, ne yapıyo~rsun sen!”

 

Gözlerinin önüne gelen şey, gençlik günlerindeki Theresia’ydı.

 

Bu görüntü ile Heinkel’in kafasındaki anne görüntüsü üst üste binmişti. Boynunu inkar içerisinde sağa sola sallıyor, gözlerinin önündeki manzarayı çaresizce reddediyor, durduramadığı kelimeleri dile getiriyordu.

 

Dizleri onunla alay ediyor, görüşü bozuluyor, kılıcını tutan bedeni zayıf görünüyordu.

 

Eski 『Kılıç Azizinin』karşısında sağlam kalabilmesine dair en ufak bir ihtimal dahi yoktu.

 

Bu durumda Heinkel’in Theresia tarafından öldürüleceği şüphesizdi.

 

Ancak böyle bir şeye, müsaade edilememeliydi.

 

Wilhelm: “Theresia! Bak! Ben hala hayattayım! Birini öldürmek istiyorsan önce beni öldür! Heinkel, bunu başarmana imkan yok! Hemen şu anda kaçmalısın!!”

 

Kendisini kılıcıyla destekleyen Wilhelm, ufalanan bir taş hissiyatıyla ayağa kalkıyordu. Yarasını tutma imkanı olmayınca yükü yayılmış, dahası kanlar fışkırmaya başlamıştı.

 

Kaldırım taşları taze kanın taşışıyla kırmızı renge dönüyor ve o kan izleriyle birlikte Wilhelm, Theresia’nın arkasına doğru ilerliyordu.

 

Uzak. Çok uzak.

 

Yavaş. Çok yavaş.

 

Wilhelm bir kez daha başaramayacaktı. Wilhelm bir kez daha ulaşamayacaktı.

 

Wilhelm: “Hağh…… ~hk.”

 

Theresia: “ーーーー”

 

Bu sırada Theresia’nın uzun kılıcı bir yay çizdi ve omuzları büzüşmüş olan Heinkel’in şövalye kılıcı tarafından karşılandı.

 

Ve en ufak bir durgunluk olmaksızın şövalye kılıcı Heinkel’in ellerinden fazlasıyla hızlı bir şekilde ayrıldı, tiz bir sesle birlikte kaldırım taşlarında sekti.

 

Heinkel: “Du-dur…… Lütfen dur, a-anne……. ~hk.”

 

Silahsız kalan ve ödü kopmuş olan Heinkel, o noktada yere yığıldı. Ve uzuvlarını çaresizce sallayarak emeklercesine kaçmaya çalışmaya başladı.

 

Ancak kımıldayan parmakları, dehşete düşmüş kalbi ve Theresia’nın duygusuz gözleri, zihni ile bedenini korkuyla bağlıyordu ve neredeyse aynı saniyede yerinde kalakalmıştı.

 

Boğazı kavrulan, döktüğü çılgınca terleri silen Heinkel’in beti benzi atmıştı.

 

Kendini tutamayıp altına işeme durumu da söz konusu olabilirdi. Fakat bundan utanacak halde olmayan Heinkel’in gözleri, kılıcın ucuna dikiliydi.  

 

ーーO kılıç, ayı kesmek istercesine göğe doğru uzanmıştı.

 

Ömrünün son demlerindeki Wilhelm, karısının gözlerinin önünde oğullarını öldürüşüne tanık olmaktaydı.

 

Sesini yükseltiyordu. Ulaşmıyordu.

 

Elini uzatıyordu. Ulaşmıyordu.

 

Wilhelm: “Theresiaーー!!”

 

Her şeyini kılıcına adayamaz hale gelen Kılıç Şeytanın geriye kalan tek gücü bağırmaktı.

 

Uzun kılıç, kalpsizce Heinkel’in canını almak için savrulmuştuーー

 

???: “ーーBuraya kadarmış.”

 

Ancak bu ses aniden ama açıkça, gerginlik anını dağıttı.

 

Zerre kadar karasızlık taşımayan bu asil ses tonunda bağışlamaya yer yoktu. O sesi işitenler ezici bir varlık hissiyatına kapılırdı ve o sesin niyetini anlamışken bunun yaşanması çok doğaldı.

 

Wilhelm, Heinkel ve hatta Theresia bile duraksamıştı.

 

Üçlünün gözlerinin önünde genç bir adam duruyordu.

 

Kırmızı saçları alevleri andırıyor, mükemmel netlikteki ışıltılı mavi gözleri adeta göğü esir alıyordu.

 

Beyaz kıyafetine çamur ve kan bulaşmış olsa da dimdik duran bedenini süslemek için kahramandan başka bir kelimeye gerek yoktu.

 

İşte o genç, alana doğru yavaşça ilerliyordu.

 

Ve ellerinde derin yarıklarla oyulmuş bir kın ile o kından çıkmış bir şövalye kılıcı bulunuyordu.

 

Anormallik derecesinde parlak olan ve sımsıkı tutulan o kılıç, Ejder Kılıcı Reid idi.

 

ーーKılıç Tanrısının kahkaha sesleri, Kılıç Şeytanının kulaklarında gürültüyle yankılanmaktaydı.

 

#Bu bölümleri İngilizceye bayağı hızlı şekilde çevirip atmışlar ve kalitesinde gerçekten problem var. Bazı cümleleri anlamak ve mantıklı bir hale getirmek çok vakit alıyor, ortaya mükemmel bir iş de çıkmıyor. Umarım ileride düzelir diyerek sizi de bilgilendirmek istedim.

Peki bu bölüme ne demeli? Wilhelm benim en sevdiğim karakterlerden biri. Onurlu tavrını, ağırlığını, her şeyini seviyorum. O yüzden artık karısı denilemeyecek eski karısının onu kesip biçmesi, ölüm döşeğine getirmesi ancak öldürücü darbeyi indirip ıstırabına son verme onurunu göstermeyip arkasını dönüp gitmesi, sonra da yine Wilhelm’in gözleri önünde öz oğullarını öldürmek için kılıcını savurması… Wilhelm’in yaşadığı acıyı, güçsüzlüğü, çaresizliği ve daha nice hissi anlamak veya anlatmak ne mümkün… Gerçekten çarpıcı bir bölümdü bence. Son anda da nihayet kınından çıkmış bir Ejder Kılıcı ile karşılaştık. Yani kılıç, kendisine layık bir rakip bulmuş. Bir sonraki bölümde iki nesil kılıç azizinin çarpışmasını okuyacağız. Orada görüşmek üzere!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 21948 Üye Sayısı
  • 836 Seri Sayısı
  • 40706 Bölüm Sayısı


creator
manga tr