Cilt 5 Bölüm 58 [ ― İnanç ]

avatar
1807 11

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 5 Bölüm 58 [ ― İnanç ]


Çevirmen : Clumsy



Regulus: “Keheh.”

 

Emilia’nın konuşmasının ardından bir elini göğsüne yerleştirmişti.

 

Ve gizli tutulması mümkün olmayan bir kahkaha çınlamıştı. İlk başta tek bir nefesten ibaret olsa da çok geçmeden daha fazlasını kaldırabilir hale gelmesiyle de sesi giderek yükseldi ve kontrolsüz bir kahkaha tufanına çevrildi.

 

Regulus: “Hahaha! Ahaha! Huu, ahhahahahaha!”

 

Sırtını dikleştiren Regulus, harika bir şaka işitmişçesine kuvvetli kahkahalar atıyordu. Bir elini beyaz saçlarına sokup karıştıran katil, hiç kimsenin anlayamayacağı bir gülme krizine girmiş durumdaydı.

 

Subaru ise bu ukala tavra bakarak Emilia’nın tahminlerinde haklı olduğunu anlamıştı.

 

Subaru: “Seni piç, bu kadar komik olan da ne!?”

 

Regulus: “Tabii ki komik, sence de öyle değil mi!? Ya da daha ziyade, bu çaresizce durumda gerçekten şunu önermeliyim, hadi sen de düşünmeyi bırak da hep birlikte gülebilelim. Bu arada, şu anki durumu anlıyor musun? Sen, bizzat sen, kendi ellerinle bu felaketi en ama en kritik noktaya ittin!”

 

Subaru: “Guu…”

 

Uygun düşecek tek bir kelime dahi yoktu.

 

İlk defa şu anda Regulus’un cevabı öyle mükemmel bir mantığa dayalıydı ki sessizlikten başka bir karşılık vermek mümkün olamazdı.

 

Kafasını çeviren Subaru, tahminlerinin kanıtlanıp kanıtlanmadığını onaylamak adına Emilia’ya döndü.

 

Fakat Emilia, onun kavurucu bakışları karşısında kafasını salladı.

 

Emilia: “Bir hata yok. Mikro ruhlara onaylattım ve kendim de hissedebiliyorum. İçimde bana ait olmayan ekstra bir şey var. Çoook mide bulandırıcı bir his.”

 

Emilia, mevcut gerçekliği ilan eden umutsuz ipucunu bu şekilde dile getirmişti.

 

[Aslanın Kalbinin] etkisi Emilia’ya taşınmıştı. Başka bir deyişle, artık Regulus’u durdurmanın tek yolu Emilia’nın kalp atışlarını da durdurmaktı.

 

Subaru: “Peki ama neden Emilia’nın kalbi… [Küçük Kralda], bir hata yapmış olabilir miyim? O adamın kalbi, her kim olursa olsun, canı istediği sürece…”

 

Eğer bu tarz bir kabiliyet söz konusuysa Regulus’un otoritesinde hiçbir boşluk yok demekti. Kalbini rakiplerine ve hatta yabancılara bile verebiliyorsa insan ırkı varlığını sürdürdüğü sürece Regulus’u öldürmenin bir yolu olamaz demekti.

 

Hele bir de kalbini tüm canlı varlıklara yerleştirebiliyorsa—

 

Subaru: “Gerçekten utanmazlık.”

 

Regulus: “Geri çekilen bir köpeğin değersiz havlayışlarını işitmek güzel. Hahaha, ne söylesem nafile. Hadi şu mizacınla ilerlemeyi sürdür, malum, başarısızlık için saçma bir bahane aramak kaybedenlerin hakkıdır. Ve o bahaneleri dinlerken üstünlüğün tadını çıkartmak da kazanan taraf olarak benim hakkım… Ahh, bu fena olmadı! Hiç fena olmadı!”

 

Emilia: “Karın olmam için gerekli standartları karşılamıyordum, daha önce böyle söylemiştin.”

 

Regulus: “Amma can sıkıcı. Haklarından bahsetmeye gücün varmışçasına tekrarladıkça tekrarlıyorsun. Asıl önemlisi, karılarımı öldürme sorumluluğunu nasıl üstlenmeyi planlıyorsun? İdeal karılarım… öyle bir grubu toplamak ne kadar sürdü sence? Kaç yıl gerekmiştir? Yaşım ortada ama karım veya sevgilim olmadan hiç kimsenin istemediği o beş para etmez dullardan olayım mı istiyorsun? Ben yeni bir karı bulana dek bana eşlik etme yükümlülüğüne sahipsin!”

 

Regulus, canlı bir şekilde bu katı sözlerle hitabetini yapmış, Emilia’yı azarlamıştı.

 

Katilin inandığı şiddetli mantık, kalbinin Emilia’nın içerisinde olduğuna tam anlamıyla ikna ediyordu. Bu durumda Regulus’un kalbini Emilia’dan çıkartma ihtimali—

 

Regulus: “Denemek ister misin? Kalbimi hareket ettirmenin bir yolu olup olmadığını görmek?”

 

“——”

 

Regulus: “Eğer denemek isterseniz yöntemi basit. Hemen şimdi, önündeki bu kızı öldür gitsin. Onun ömrüne son verdiğin takdirde otoritemin sona erip ermeyeceğini doğal bir şekilde anlayacaksın. Çok ama çok basit, etkili ve mantıklı… ahaha! Ama yapamazsın, değil mi? Bana meydan okuduğun dürtülerin ve değerlerinle böyle bir şey yapacak olursan kendini haklı çıkaran sebepleri kaybetmiş olmaz mısın!?”

 

Kabullenmek zor olsa da Regulus haklıydı.

 

Subaru’nun Emilia’yı feda edecek cesareti yoktu. İster bencillik deyin ister küstahlık ama yapamayacağı tek şey buydu.

 

Regulus’u mağlup etmek adına karılarının canlarını çoktan bir kenara atmışlardı.

 

Bu fedakarlıkların yapılmasından başka bir alternatif olmadığı açığa çıksa da o kadınların canları hiçbir şekilde Emilia’nın veya Subaru’nun diğer yoldaşlarının canlarıyla kıyaslanamazdı.

 

Natsuki Subaru’nun seçimleri başından beri mide bulandırıcı bir bencillikle ortadaydı.

 

Regulus: “Görüyorsun ya. Onun gibi biri bunu asla yapamaz. Bu durumda kendini vekaleten cezalandırmaya ne dersin? Basit, değil mi? Diğerleri ne yaptıysa sen de onu yap. Yoksa? Yapamaz mısın? Başkalarının canını gönül rahatlığıyla aldığın ortadayken kendine bunu yapamayacak kadar çok mu değer veriyorsun? Ne harika, kusacak olabilir miyim acaba?”

 

Emilia: “—Subaru.”

 

Subaru: “Hayır, yapamazsın. Ciddiyim, yalnızca bu, kabul edilemez bir şey.”

 

Regulus’un tahrikleri karşısında Emilia, bir farkındalıkla Subaru’ya seslenmişti. Onun amansız ses tonunu işiten Subaru ise korku içerisinde, aceleyle onu durdurdu.

 

Yeterince tahrik edildi diye hemen kendinden vazgeçme seçimini yapacak değildi.

 

Ama Emilia, kazanma şansı olmadığı takdirde en kötü seçimi yapmak konusunda zaten iyi bir iş çıkartmış durumdaydı.

 

Yani bu yolun kesinlikle seçilemeyeceğini düşünen tek kişi Subaru’ydu. Bu da demek oluyordu ki savaş kaybedilmişti.

 

Subaru yalnızca durdurmak adına Emilia’nın ismini seslenmiş, başka tek bir kelime edememişti.

 

Regulus: “Öyleyse, bu işe bir son vermeye hazırız, değil mi? İlgimi çekmeyen kalitesiz bir kadın olsan da şimdilik taviz vereceğim. Sıradaki karımı bulana dek bir müddet seninle olacağım. Gerçi bu herifi öldürmem lazım sanırım. Bu noktaya dek haklarımı yeterince işgal ettiniz zaten… Ah, doğru ya. Az önce güldün mü sen?”

 

Daha Subaru dişlerini sıkamadan Regulus’un ağzının kenarları mutlu mesut bir şekilde yukarı kıvrılmıştı.

 

Ve kararını vermeyi planlayan Emilia’nın etrafında bir büyü tufanı yapılanmaktaydı. Bu esnada rüzgarı fark etmemiş olan Regulus’un gülüş sesi yükseldi.

 

Regulus: “Sen o herifsin, değil mi? Tam da düğünümden önce şehirde bağıran herif? Tek bir Günah Başpiskoposunu mu öldürmüşsün ne… şaka gibi, değil mi ama? Sırf o yüz karasını öldürdün diye beni mağlup edebileceğini sandıysan senin adına üzülürüm. O herif bir başpiskopos olmadan önce de olduktan sonra da hiçbir halt başarmadı, oldum olası avanağın tekiydi.”

 

Regulus, öylece dikiliyor ve kıkırdıyordu. Sözlerinin muhatabının Subaru’nun mide bulandırıcı bulduğu deli Petelgeuse Romanee-Conti olduğu şüphesizdi.

 

Petelgeuse telafi edici herhangi bir niteliği olmayan, en fena cinsten manyağın tekiydi. Subaru o manyağa dair en ufak bir iyi niyet kırıntısı bile beslemiyor, aksine ondan iliklerine dek nefret ediyordu ve bir hayalet olarak geri dönecek olsa bile onu asla bağışlamazdı.

 

Ama yine de bu Günah Başpiskoposunun yoldaşı olması gereken Petelgeuse ile dalga geçiyor olması Subaru’nun kalbinde yaradılıştan var olan memnuniyetsizliği tetiklemişti.

 

Regulus’u mağlup etme olasılığı ve Emilia’nın bulaştığı ölüm kalım meselesinden bahsetmeyeyse gerek dahi yoktu.

 

Ama Petelgeuse demişken, o—

 

Subaru: “—Ah.”

 

Nefret edilesi çılgın bir rakipti ve delice, kana bulanmış kahkahası zihninde yankılanıyordu. İşte bunu düşünürken suratını kaldırdı. Ve göğsünde çalkalanan bir şeyin varlığını hissedip benimseyerek nefesini tuttu.

 

Acaba, böyle bir şey, mümkün olabilir miydi?

 

Subaru: “Yapılabilir mi…?”

 

Bilinemezdi.

 

Net konuşmak gerekirse hiç kimse Subaru’nun zihninde beliren olasılığın sonucunu garanti edemezdi. Müzakereye boş bir masa getirmek gibiydi— ya da daha ziyade Subaru’nun getirdiği ürün, onun hezeyanlarıydı. Yalnızca Subaru’nun şahsi hisleriydi.

 

Ama sebep tam da buydu. Tam da bu yüzden, bu olasılık yalnızca Subaru’nun aklına gelebilmişti.

 

Aklındaki o fikrin, yalnızca sezgilerine dayalı o şeyin işe yarayıp yaramayacağını tanrı bile bilemezdi— ama…

 

Subaru: “Emilia.”

 

Emilia: “——”

 

Büyünün sınırlarına ulaşmakta olduğunu gören Subaru, Emilia’ya seslenmişti.

 

Emilia ise bir trajedinin farkındalığıyla sessizliğini koruyordu. Yine de gözlerinin derinliklerinde bir duygu titreşiyordu. O duygu da kendisini izleyen Subaru’ya yönelik beklenti ve güveniydi.

 

İşte Subaru, o duygunun desteğini almak istercesine sorusunu yöneltti.

 

Subaru: “Emilia.”

 

Emilia: “Mmm.”

 

Subaru: “—Bana tam anlamıyla güvenip her şeyi benim ellerime bırakabilir misin?”

 

Emilia: “Yapabilirim.”

 

Bu sorunun yanıtı son derece basit ve tereddütsüz verilmişti.

 

Ve Emilia, bir elini göğsüne koymuş şekilde, savaş alanına döndü döneli ilk defa gülümsüyordu.

 

Emilia: “Söz konusu Subaru’ysa, her şeyin yapılabileceğine inanıyorum.”

 

Aah, kahretsin, ne rezaletti ama!

 

Hoşlandığı kız ona sarsılmaz bir güven beslerken nasıl başarısız olabilirdi ki!

 

Sımsıkı tutulsa da adamakıllı ısırılsa da hiçbir şekilde başarısız olma lüksü yoktu!

 

Yavaşça derin bir nefes alan Subaru yine yavaşça o nefesi geri bıraktı.

 

Sonra da ikiliyi sessizlik içerisinde izleyen Regulus’a döndü. Regulus konuşmalarına engel olmuyor, bileklerine yaslanmış şekilde sakin sakin bekliyordu.

 

Subaru: “Biraz fazla rahat değil misin?”

 

Regulus: “Ben her zaman rahat değil miyim?”

 

Herhangi bir başarısızlık veya benzerinden zerre kadar eser yoktu.

 

Regulus tüm hazırlıklarını ve Subaru’yu ortadan kaldırma isteğini açığa vurmuştu. Açıkçası Regulus’un otoritesi olan [Aslanın Kalbi] harikaydı. Kilit noktaları aydınlanmış olsa bile galibiyet hala erişilemez denilebilecek bir noktadaydı.

 

İşte tam da bu yüzden, galibiyetinin yakın olduğuna emin olduğu için, Subaru’nun mücadele ve çabalarını herhangi bir müdahale etmeksizin kenardan izliyordu.

 

Neler döndüğüne dair en ufak bir fikri yoktu. Bu noktada Subaru da onunla aynı durumdaydı.

 

Subaru: “——”

 

Beatrice burada olsaydı bir başka yol bulabilirlerdi. Evet, o zeki kız yanında olsaydı daha az riskli bir galibiyet yolu bulacakları kesindi.

 

Göğsünün derinlerinde, yoldaşı olan o kızla bağlantısı yatıyordu. Tüm bunlar sona erdikten sonra ondan temiz bir azar işiteceği kesindi, aksi düşünülemezdi.

 

Ama şu anda yalnızdı ve yine yalnız olduğu zamanları, göğsünde baki kalan anıları anımsıyordu— kesinlikle mutluluk getirmeyen o anılar başlangıçtaki dehşet ve ıstırabını uyandırıyordu.

 

Emilia: “Subaru.”

 

Subaru: “——”

 

Emilia: “Hadi yap gitsin.”

 

Emilia’nın çağrısı, Subaru’nun kararını verme gücü olmuştu.

 

Böylece göğsünü şiddetle kavradı, içinde dursa da kendisinin olarak görmekte zorlandığı şeyi uyandırdı, bilincini o kaotik gücün fırıl fırıl döndüğü girdabın merkezine yoğunlaştırdı ve yine o gücü serbest bıraktı—

 

Ve o an için, o güce seslenme şeklini birazcık değiştirdi.

 

O çılgını aşağılayan katil neler olduğunu anlasın diye, yalnızca bu seferlik ufak bir değişiklik yaptı.

 

Çünkü bu güç, o mide bulandırıcı çılgının mirasıydı!

 

Subaru: “Ortaya çık… Görünmez Eeeeel—!!”

 

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

 

—Görünmez Takdir. Ya da [Görünmez El].

 

Subaru, bedeninden taşan bu gücü Cadı Faktörüyle yaratılan cadının gücü olarak tanımlıyordu. Echidna’dan rüya kalesinde işittiği üzere Petelgeuse’i öldürerek Cadı Faktörü elde etmişti— zararlarıysa henüz netleşmemişti. Yine de Subaru’nun Görünmez El gücünün ondan geldiği şüphesizdi.

 

Ve Subaru Cadı Faktörünü kendi güç kaynağı olarak kullanmayı bugüne dek hiç düşünmemişti.

 

Buna sıkı sıkıya inanıyordu. Bu gücün doğası o deli adamınkine benziyordu, çünkü [Tembellik] cadı faktörü yaradılıştan bu doğayı taşıyordu.

 

Petelgeuse’in kendi içinde zıvanadan çıktığını düşünmek dahi istemiyordu.

 

—Ama durum buysa, bu hisler de neyin nesiydi?

 

Subaru’nun içinde yankılanan canlı, sessiz tezahüratlar.

 

Çağrılmanın sebep olduğu tezahüratlar. Bir kez daha gücünü kullanabilmenin sebep olduğu tezahüratlar. Talep edilmenin, hedefini tamamlamanın sebep olduğu tezahüratlar. Ve tarif edilemez, algılanamaz bir neşe.

 

O gücün özgürleşmesine eşlik eden mutluluk, takdir ve minnettarlık hissi.

 

Bu anlaşılamaz duyguların değişip durması, hiçbir şekilde Subaru’nun problemlerinin çözebileceği bir şey değildi.

 

Regulus: “Ha!?”

 

Subaru’nun kuvvetli çığlıklarına göğe bakan Regulus’un çığlığı da eşlik etmişti.

 

Fakat göremiyor olmalıydı. Çünkü o, Görünmez Eldi.

 

Görünmezliği sayesinde saldırılar için mükemmel olan o zehirli el— Regulus tarafından miskin, ihmal edilebilir ve değersiz bir güç olarak aşağılanan gücün daha da etkisiz, daha da değersiz hali.

 

Yalnızca bir adet, inanılmaz kısa menzilli ve bilinmeyen çok fazla faktör taşıyan el.

 

Ama bu durumu çözmenin anahtarı olarak o elin güvenilmezliğinin de bir sınırı olmalıydı.

 

Subaru: “——”

 

Büyülü eli çağırma şeklindeki ilk adım aşılmıştı. Şimdi bilinmeyen ikinci adım başlıyordu ve son olarak üçüncü adım gelecekti.

 

Subaru bilinçli bir şekilde parmak uçlarını harekete geçmeye zorluyor, umutlarını gölgelerle dokunmuş görünen o büyülü ele aşılıyordu.

 

Subaru: “Emilia!”

 

Ve bir kez daha Emilia’nın olup bitenlerin farkında olup olmadığını teyit etti. Yardımını istedi.

 

İşte o sesle birlikte Emilia şimdi olacakları anladığını gösterircesine başını sallayarak gözlerini kapattı.

 

Emilia: “Sorun yok. —Buradasın, Juice.”

 

Ve gözleri samimiyet, anlayışla dolu şekilde kollarını iki yana açtı.

 

Subaru’nun niyetlendiği şeye hazırlanarak olacakları görmüşçesine kalbiyle aradaki mesafeyi kısalttı. Subaru ise büyülü eli onun göğsüne ulaştırmaktan yana hiç tereddüt etmedi.

 

“——”

 

Görünmez el Emilia’nın göğsünün merkezine ulaştı. Ve parmak uçları hiçbir direnç olmaksızın beyaz tenini aşarken Emilia’nın omuzları bir şey hissetmişçesine kımıldadı.

 

Ancak el hareketi kesemezdi. Göğüs kemiğinden, ciğerlerden geçmiş ve nihayet küt küt atan noktaya ulaşmıştı.

 

—Büyülü el, Emilia’nın kalbine varmıştı.

 

Böylece ikinci adım da tamamlandı.

 

Tabunun tetiklenişiyle cadının büyülü eli Subaru’nun bedenini rahatlıkla aşıyor ve yalnızca onun kalbine zarar veriyordu. Bu bir ilkenin uygulamaya dökülüşüydü. Görünmez El ve cadının büyülü eli aynı ilkeyi paylaşıyordu ve Subaru’nun oynayabileceği tek kumar da buydu.

 

Ancak kumarı şimdilik başarılı ilerliyordu. Esas problem bundan sonrasıydı; çünkü bu gücün bir emsali yoktu.

 

Amaç yalnızca Emilia’nın kalbini ele geçirmek olsaydı bunu bir anlığına yapabilirdi. Ama bunun bir anlamı olmazdı. Gücün amacı bu olmamalıydı.

 

Demek ki amacı farklıydı. —Şu anda, tam da şu anda, bu güç birini kurtarmak için kullanılacaktı.

 

“——”

 

Bu gerçekten mümkün müydü, Subaru zihninde bu soruyla, bir karmaşa denizi içerisinde derin bir nefes aldı.

 

Görünmez El, gerçekten kurtarıcı bir el olarak kullanılabilir miydi? Bu güç, Petelgeuse Romanee-Conti isimli deli adamın kontrolünde kaç can almıştı?

 

Kullanım şekline bağlı olsa da güçlerin kabiliyetleri sıklıkla sınırlı olurdu. Peki Görünmez El yalnızca yıkım getirebilecek tipte bir güç müydü?

 

Bu güç, birinin yaşamaya devam edebilmesi için var olsa bile, ne olursa olsun—

 

Emilia: “Subaru.”

 

İşte bu tereddüt ve şüphe anında Emilia’nın kendisine ulaşmaması gereken sesini işitti.

 

Emilia: “Sorun olmayacak. —Çünkü, ikinize de inanıyorum.”

 

Kimden veya neden bahsediyordu?

 

Emilia Subaru’ya ve Subaru’nun bilmediği bir kişiye daha inancını ilan etmişti.

 

Ve Subaru bunu rahatlıkla kabullenmiş, her noktasına inanmıştı.

 

—Bu el Emilia’ya asla ama asla zarar vermezdi.

 

Subaru: “Gel, üçüncü elim…!”

 

Bu güce dair defedilemez şüpheleri kalbinden bütünüyle silinmişti.

 

Gücün nereden geldiğinin bir önemi kalmamıştı. O artık Subaru’nun ellerindeydi ve o gücün içinde herhangi bir şey olsa bile Subaru’nun Emilia’nın canını yakmaya hiç niyeti yoktu.

 

Emilia’nın göğsündeki gölgelerle dokunmuş büyülü el, yaklaşmaya başlıyordu.

 

Ardından parmak uçları, Emilia’nın bir ritim işlemiş kalbine dokundu ve Emilia, kalbinin yüzeyinin kibarca sıkılışına hafif bir solumayla karşılık verdi. Acıdan ziyade belli belirsiz bir kaşıntı hissetmişti.

 

Ve Emilia’nın kırmızıya boyalı göğsünün içindeki büyülü el, parmaklarını gerçek bir kalbi kavramak adına kapadı.

 

İşte kalp atışları Emilia’nınkinden farklı olan o kalp, [Küçük Aslanın Kalbiydi]—

 

Subaru: “Yakaladım, seni—!!”

 

Kalbi çekip çıkartacak alanı yoktu.

 

Büyülü eli kullanarak Emilia’nın bedeninde utanmazca atmayı sürdüren kalbi eziyordu.

 

Bu sırada Emilia’nın kalbi en ufak bir hasar dahi görmüyor, yalnızca aşka övgüler sıralayan o parazit organı mağlup ediyordu.

 

Subaru var olmayan o üçüncü eli gerçekten hissedebiliyordu. Ve ardından,

 

Subaru: “Fuaah!”

 

Kendisine ait olmayan bir güce bu derece odaklanmanın bedelini ödemeye başladı.

 

Ve organları deşilircesine bir acı duyar, lekelenmişçesine bir umutsuzluk hissinin hücumuna uğrar halde hızla iki dizinin üzerine yığıldı. Şiddetli ve kanlı öksürüklere boğuldu.

 

Emilia: “Subaru!”

 

Emilia bir elini ağzının kenarından kanlar sızarak yerde diz çökmüş olan Subaru’ya uzattı. Subaru ise uzanan o eli yakalayarak yüzüne götürdü.

 

Emilia: “Ah…”

 

Subaru: “Hala, hayattasın, değil mi?”

 

Emilia: “… Mmm, ben iyiyim. Kalbim harika durumda, hala içimde atıyor.”

 

Subaru kanlar akıtmayı sürdüren elin dokunuşunu kullanıp yaşananların gerçekliğinden emin olurken Emilia da boştaki eliyle kalp atışlarını kontrol ediyordu. O an için olup bitenleri tebrik edercesine atan bir kalbin varlığına dair en ufak bir şüphe yoktu.

 

Ve olup bitenleri anlayamamış gibi bir ifadeye bürünen tek kişi, ikiliyi izleyen Regulus’tu.

 

Regulus: “Ha? Ne, ne oldu? Başkalarını dışarıda bırakan, yalnızca dahil olanların anlayabileceği bir şey mi yaşandı? Bu iğrenç manzara da neyin nesi? Az önce ne oldu, siz…”

 

Subaru: “… Sen, fark etmedin mi?”

 

Regulus: “Ha? Neden bahsediyorsun sen? Neyi fark etmemişim? Hiçbir değişiklik olmamışken…”

 

Subaru: “Ayakların, ıslanıyor.”

 

Regulus: “——?”

 

Subaru, öfkesine yenik düşmüş görünen Regulus’a olanları gösterirken Regulus, ayaklarının giderek ıslanmakta olduğunu görüp şok olmuş ve anlık bir sessizlikle birlikte gözleri irileşmişti.

 

Fark ettiği gerçeklikte beyaz smokini— beyaz ayakkabıları ve kıyafetinin paçaları ayaklarındaki sular yüzünden sırılsıklam olmuştu.

 

Regulus: “Siz ikiniz— gerçekten mi!?”

 

Fazla ağır bir tepkiyle bu değişimi fark etmiş olan Regulus, dişlerini sıkarak kolunu salladı. Fakat o sırada uzanan incecik, beyaz bir bacak Regulus’un suratına inerek onu tekmesiyle uçurdu.

 

Bu doğrudan darbeye tamamen hazırlıksız yakalanan Regulus, ağzından çıkan bir çığlık eşliğinde su dolu zemine yığıldı. Bedeninin yarısı sırılsıklam olmuş, yüzünün tekmelenen yanında bir ayakkabı izi kalmıştı.

 

Regulus: “hk, huu… bu, bu tarz bir…!”

 

Gerçekliği hiçbir şekilde algılayamıyor gibi görünen Regulus, bomboş bir ifadeyle suratını kaldırıyordu. Bu sırada o güzelim tekmeyi atmış olan Emilia, kafası hafiften eğik bir şekilde bu haldeki Regulus’u izliyordu.

 

Emilia: “Yaptım. Sonunda bir darbe indirdim.”

 

Regulus: “Sen, sen—!”

 

Emilia’nın başarı hissi dolu bu kısacık cümlesi Regulus’un suratının kızarmasına ve gerilmesine sebep olmuştu. Bu sırada su toplamak adına bir ayaklanma hareketi yapan Regulus, su damlacıklarını Emilia’ya sıçrattı.

 

Ancak yediği tekmenin acısı galip figürünü yere devirdiği için su bombası tamamen yanlış yöne ilerledi ve saldırısı fayda etmek yerine iyice açıkta kalmasıyla sonuçlandı.

 

Emilia: “Buz Damgası Sanatı!”

 

Regulus: “hk”

 

Ellerinde buzdan bir çekiç yaratan Emilia, bu defa da o çekici doğruca Regulus’un bedeninin merkezine indirdi.

 

Kemiklerini kırmakla tehdit eden doğrudan bir savuruşla karşılaşan katilin bedeni suda yuvarlandı. Ve bastırılamayan öksürükler eşliğinde yumruğunu duraksamadan yere geçiren Regulus, kıpkırmızı gözlerini ikiliye dikti.

 

Regulus: “Neden! Nedennedennedenneden? Siz insanlar, siz olmalıydınız değil mi, [Açgözlülüğe] ne yaptınız ve neden yaptınız, ha! Ve benim haklarıma!”

 

Subaru: “Senin gibi tüm olup bitenleri görüp de hala sonuca varamayan birine açıklama yapmak fayda etmez. Ehh, görüldüğü gibi işte. Çok basit.”

 

Çığlıklar atan Regulus’a acıyan Subaru, organlarının yaşadığı ıstırabın doğurduğu içsel haykırışlarına katlanarak alaylı bir şekilde sırıtıyordu.

 

Petelgeuse’e bile kaybetmeyecek gaddar bir gülümseme sergiliyordu.

 

Subaru: “Sen, onları fazla küçümsediğin için rakiplerinin oyununa geldin.”

 

Regulus: “——!”

 

Regulus bu sözlerin anlamını tam olarak çözemese de alay etme niyetinde olduğu açıkça ortadaydı.

 

Karşılığında ses bile denilemeyecek bir fısıltı çıkararak Emilia’yı boş vermiş halde Subaru’ya atıldı. Fakat Emilia tarafından engellendi.

 

Emilia: “Az önceki saldırım karılarının adınaydı— ama işe yaramamış gibi göründüğü için müsaadenle işe yarar bir saldırı daha gerçekleştireceğim.”

 

Regulus: “Dalga geçmeyi, kes—!”

 

Regulus’un kafasının üzerinde sayısız buz saçağı belirmişti.

 

Her biri farklı boyutlarda olsa da hep birlikte düşmelerinin ani bir ölüm getireceği kesindi. Emilia’nın Regulus’a yönelik tiksintisi narin benliğinin bile kendisini tutamayacağı bir noktaya ulaşmıştı.

 

Bu sırada bir sıçramayla ayaklanan Regulus, düşmekte olan buz saçaklarına su fırlattı. Lakin saçaklar parçalansa da ufak parçaları hala iş görürdü.

 

Bir fırtına misali su damlalarından mermileri fırlatıp duran Regulus buz ve su yağmuru altında küfrederek, lanetler okuyarak koşuyordu.

 

Kar beyazı buz kristalleri sise çevriliyor, ıslak sokakları donduruyordu. Bu sırada Subaru da dizlerine dek gelerek bir buz tabakası oluşturan suların arasında kalmıştı ve korkmuş şekilde ellerini aceleyle suların içerisinden çıkartmaktaydı.

 

Yani bu yıkım yağmuru Subaru’ya bile tesir etmişti. Tabii ki esas hedef olan Regulus, onunla bir değildi.

 

Ama,

 

Subaru: “… Hiç zarar görmedi mi?”

 

Regulus, buz yağmurunun sonlanışıyla ortaya çıkan donuk manzaranın ortasında canlı bir şekilde, öylece dikiliyordu.

 

Dizleriyle kollarını destekliyor, dengesiz nefesler veriyor ve tüm bedeni sırılsıklam görünüyor olsa da buz saçakları tarafından delinmekten kaçınmıştı.

 

Regulus: “Kesinlikle, kesinlikle, ah, hah…”

 

Regulus ölmek üzereymiş gibi görünür halde göğsünü sımsıkı tutuyordu.

 

İşte bu tavra bakan Subaru, anlamıştı. [Aslanın Kalbinin] yenilmezliği kendi bedenindeki kalple bile hala kullanılabiliyordu. Tek fark,

 

Subaru: “Yenilmez olmak için zamanı durdurduğunda bedenindeki kalp de atmayı durduruyor. —Hala aynı mükemmel yenilmezliğe sahipsin ama artık bir zaman limiti var, öyle mi?”

 

Regulus: “Guu…!”

 

Regulus tam isabet yaptığını anlatırcasına göğsündeki acıya direnerek öfkesini sergilemişti. Gerçekten bir zaman limiti varsa Emilia er ya da geç etkili bir saldırı gerçekleştirebilecek demekti.

 

Bu durumda Regulus’un her şeyini saldırıya adayan rastgele bir askerden farkı kalmamıştı.

 

Regulus: “Bu, bu… size kendinizi azıcık olsun aşağılık hissettirmiyor mu!?”

 

Regulus parmaklarından birini, rakibinin gücünü analiz etmekte olan Subaru’ya uzatmıştı. Bir yandan da Emilia’yı işaret ediyor, bakışları ikisi arasında gidip geliyordu.

 

Regulus: “İkiniz tek bir kişiye karşı gasp edercesine birlik oluyorsunuz, vicdanınız hiç mi sızlamıyor? En temel insani vasıflarınızda bir sorun mu var? Gerçekten bunu yapabilen benliklerinize dair hiçbir şüpheniz yok mu? Şüphe duymanız gerekmez miydi!?”

 

Subaru: “… Cidden bambaşka bir şeysin.”

 

[Aslanın Kalbi] avantajına sahipken dur durak bilmeksizin bu ağızla konuşurken şimdi de o etkiyi yitirip dezavantajlı duruma düşmüş olmasına rağmen aynı dezavantajı rakiplerine karşı savunma yapmak adına kullanma cüreti gösteriyordu.

 

Subaru artık şaşkınlık noktasını tamamıyla aşmış, ona saygı duymak istemenin eşiğine gelmişti. İnsani onurun zerresini taşımayan böyle bir varlık, antik çağlardan bu yana görülmemiş ve bir daha görülmeyecek olabilirdi.

 

Subaru: “Yani diyorsun ki inancın bu, öyle mi? Bire karşı iki çok utanmazca olduğu için teke tek dövüşebilmeyi umuyorsun. Savaşlar öyle olmalıdır. Bunu mu söylüyorsun?”

 

Regulus: “Aynen öyle! Böylesi doğru şeyi doğru şekilde yapmak olmaz mı? Sen beni ne sanıyorsun… kim olduğumu düşünüyorsun? Ben [Açgözlülükten] sorumlu Cadı Tarikatı Günahı Başpiskoposu Regulus Corneas’ım!? Dünyanın en tatminkâr, en iradeli varlığıyım…”

 

Regulus titreyen bir sesle bu sözleri sarf ediyor ve ellerine bakıyordu.

 

Subaru’nunsa dili tamamen tutulmuştu. Bu yüzden konuşan kişi Subaru değil, Emilia oldu.

 

Emilia: “Bir şey söyledikten hemen sonra o sözden dönmek konuşmalarının içeriğini gerçek bir anlamdan tamamen yoksun kılıyor. Bence sen, dünyanın en acınası insanısın.”

 

Regulus: “—hk! Gerçekten sinir bozucusun! Ben… [Açgözlülük], seni buna kesinlikle pişman edeceğim!”

 

Başkalarını küçümserken kabaran öfkesi bile sığ olan Regulus, hakaretlerini ardı ardına sıralıyor, sonu gelmiyordu.

 

İşte bu çaresizce tavra bakan Subaru nihayet tam anlamıyla rahatlayabilmişti. Regulus en büyük avantaj kendisinde olmadıkça samimiyetle hiçbir durumun galibi olamayacak bir karakterdi.

 

[Aslanın Kalbini] kısa bir süre için kullanabildiği takdirde bir galibiyet şansı olabilirdi.

 

Belli ki durum buydu ama azıcık bir zorluk olduğunu gördüğü için duruma bir göz atma zahmeti bile göstermeden, anında pes etmişti.

 

Subaru: “Hayatı hor görerek sürdürmek insanı beklenmedik noktalara düşürür.”

 

Regulus: “Ha…?”

 

Subaru: “Yok bir şey, kendi kendime konuşuyordum. Esas önemlisi, teke tek meydan okumanı kabul edebiliriz.”

 

Regulus: “—! Böylesi daha iyi. Olması gereken bu zaten. Tabii ki bir şövalye önce efendisinin çarpışmasına müsaade etmez, değil mi?”

 

Ruh haline uyduğu takdirde kendisine avantaj sağlayabilecek her koşulu anında kullanırdı.

 

Subaru ve Emilia’nın savaş gücü seviyesini kıyaslamaya lüzum yoktu. Subaru’yu öldürüp Emilia’nın sarsılmasına sebep olduğu takdirde galibiyet umudu olduğunu görebiliyordu. İlk etapta var olmayan aklını kullanarak vardığı bu birleştirici sonuç, Regulus’un zevkine mükemmel uyum sağlıyor gibi görünüyordu.

 

Fakat boyun eğmez bir azim konusunda Subaru’ya galip gelmek istiyorsa daha kırk fırın ekmek yemesi lazımdı.

 

Galibiyetin imkânsız göründüğü bir durumda bir galibiyet şansı elde etmek, Subaru’nun esas silahıydı.

 

Galibiyet ve mağlubiyet değerlendirmesi açısından Regulus ve Subaru’nun mücadelesi çoktan başlamıştı.

 

Subaru: “Aynen öyle, şövalyelerin çarpışması daha adil olacaktır.”

 

Regulus: “Öyleyse—”

 

Subaru: “Öyleyse— yine aynı noktaya geliyoruz, gerisini sana bırakıyorum.”

 

Ayakları hala suya batık olan Subaru, aldığı derin bir nefesin ardından böyle söylemişti.

 

Sözleri karşısında Regulus, bir “ha?” sesiyle kafasını kaldırsa da Subaru’nun sözlerinin muhatabı o değildi. Bir başkasıydı.

 

???: “Ah, anlıyorum. —Teklif edilen teke tek düelloyu, bir şövalye olarak kabul ediyorum.”

 

Yanıtı veren bir alev olmuştu.

 

Genç bir adam, sel altında kalan sokaklarda tek bir dalgalanma dahi doğurmadan suları yararak ilerliyordu. Regulus’un açıklanamaz gizeminin aksine o, göklerin sevgisiyle bahşedilen korumalara sahipti.

 

Reinhard: “Lugnica Krallığı Gardiyan Şövalyelerinden ve [Kılıç Azizleri] soyundan—Reinhard van Astrea.”

 

Kınından çıkmayan kılıcını Regulus’ doğrultarak ismini veren şövalye, Subaru ve Emilia’nın önündeki yerini almıştı. Takındığı bu tavır, teke tek düellonun başlaması için bir davetti.

 

Bu, [Bağırsak Avcısı] Elsa’nın bile karşılık vereceği adamakıllı bir düello ilanıydı.

 

Ancak onun aksine Regulus, ellerini önüne uzatmış şekilde öylece dikiliyordu.

 

Regulus: “Bekle, beklebekle! Bu, bu, bu normal değil ki!?”

 

Bizzat savaşçılığın tanımı olan [Kılıç Azizi], kutsal bir düelloyu ihlal eden rakibine en ufak bir tolerans göstermeyecekti.

 

Böylece Regulus’un koltukaltının aşağılarından dikine attığı kesikle açılış hamlesini yaptı— Regulus’unsa uzaklara uçurulmadan önce çığlık atma fırsatı dahi olmadı.

 

Regulus: “——hk”

 

Gözlerinin önünde harap haldeki su şehri uzanıyordu— gökte öylesine yükselmişti ki tüm şehri panoramik şekilde seyredebiliyordu.

 

İşte o sırada, işiten hiç kimsenin algılayamayacağı bir ses yükseldi. Bu belki bir kahkahaydı, belki de bir küfür.

 

#Öncelikle geçen bölümdeki yorumlarınız için teşekkürler. Hala yıkılmadık ayaktayız, sıkıntı yok :)
Bölüme gelecek olursak… Subaru’nun iç çatışmaları ve sonucunda güç bularak başardığı şey çok iyiydi. Emilia’nın Subaru’ya olan güveniyse gerçekten muazzam. Yani biri gelse, ben senin kalbine iki dakika bir el atayım dese kim olursa olsun höst derim, kimseye bu kadar güvenemem :/ Ama birlikte yaşadıkları onca şeyi düşününce Subaru’ya güvenmeyip de ne yapacak da diyebiliriz tabii. Her neyse. Yenilmezlik meselesini böylece bir zaman limitine indirgedik ve son hamleyi alevli şövalyemizin yapacağını öğrendik. Ve sırada Regulus Corneas isimli bölümümüz var. Kendime çok üzülüyorum, çünkü Regulus’un iç sesini sayfalarca çevirmek zorundayım gibi görünüyor. Öyleyse Regulus sevenlere güzel, sevmeyenlere zulüm olabilecek bir bölümde görüşmek üzere!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 22140 Üye Sayısı
  • 821 Seri Sayısı
  • 41016 Bölüm Sayısı


creator
manga tr