Cilt 5 Bölüm 54 [ Savaşçı Olmayanların Savaş Gücü ]

avatar
996 1

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 5 Bölüm 54 [ Savaşçı Olmayanların Savaş Gücü ]


Çevirmen : Clumsy



???: “Oburluk…… ~tsu.”

 

Otto, önünde duran kâbus yüzünden ensesinden aşağı soğuk terler dökülmesine mâni olamıyordu.  

 

Bir Günah Başpiskoposu olduğunu belirten rakibiniーー『Oburluk』 ismini daha önce de işitmişti. Fakat işittiği isim,

 

Otto: “Duyduğum kadarıyla『Oburluk』 Günahı Başpiskoposunun ismi Roy Alphard olmalıydı.”

 

???: “Aa, bizimle karşılaşmadan önce de mi bizimle karşılaşmıştın? Eğer öyleyse, onii-san, yenmemiş ve normal bir şekilde hayatına devam etmiş olman sahiden bir hayli etkileyici. Özellikle de Tuhaf Yiyici Roy için he~r şey bir ziyafetken.”

 

Ley Batenkaitos olduğunu iddia eden oğlan Otto’nun sorusu karşısında önce gülümsemiş, sonra da kahkaha atmıştı. O kahkahayı işiten Otto’nun aklındaki korkunç fikirse netleşmişti.

 

ーーİki 『Oburluk』Günahı Başpiskoposu vardı.

 

Otto: “Yo, isabetli olmak gerekirse en az iki demeli……”

 

Ley ve Roy ya da Batenkaitos ve Alphard ikilisi? En kötü ihtimalle sonsuz büyük tavşanlar gibi bir kâbus oldukları varsayılabilirdi.

 

Julius ve Ricardo’nun『Oburluğun』 kontrol kulesini zapt etmesi gerekiyordu fakat orada bekleyen kişi yalnız değilse onları bekleyen şey, zorlu bir mücadeleden ziyade kaçınılmaz bir mağlubiyet olurdu.

 

???: “Hey! O piçle konuşup anlaşacak zaman mı şimdi?! Hiç de bile!”

 

Otto sinirlerindeki bir keskinleşmenin yanı sıra alnında bir yanma hissiyatı yaşıyordu. O anki düşüncelerini dağıtan şeyse fazlasıyla kadınsı bir ses olmuştu.

 

Tabii ki Otto bu sesin sahibini fark etmişti. Çünkü ortada bazı bulmacalar olduğunun da farkındaydı.

 

Otto: “Felt-sama’nın burada ne işi var? Reinhard-san’ın sana tahliye merkezinde sessizce beklemeni söylediğine eminim!”

 

Felt: “Şehir bu durumdayken her şeyi görmezden gelip tahliye merkezindeki ufak köşemde oturacaktım sanki!”

 

Sarı saçlı ve kırmızı gözlü kızın ağzından cüretkâr bir şekilde dökülen cümle buydu. Orada dimdik duran kızın, Felt’in, bir başkasıyla karıştırılmasına imkân yoktu.

 

Otto: “O tez canlılıkla dışarı fırlar fırlamaz karşılaştığın ilk kişi bir Günah Başpiskoposu, ha. Bu da yaşandığına göre kötü şansım yüzünden mağlup olmam kesin demektir……”

 

Ley: “Bu kadar karamsar olmana gerek yok, onii-san. Bi~zim için her karşılaşma gurmeliğin baharatıdır. Bizim 『Oburluk』 olmamız gerekiyor ama hazırlığın önemini ta~mamıyla anlıyoruz ~tsu.”

 

Batenkaitos merkezde, Otto ve Felt ise bir üçgen oluşturacak pozisyonlarda duruyordu. Üçgenin kalan köşesindeyse Otto’nun tanıdığı bir başka figür yer alıyordu.

 

Otto: “Seni yeniden gördüğüme sevindim, Kiritaka-san……”

 

Kiritaka: “Ölü gözlerle kısık bir ses ve işleri itaatkâr şekilde ele alamama, -kun! Bu hissi anlıyor değilim gerçi!”

 

İnce bandajlara sarılı ve acılı Kiritaka, Otto’nun önünde duruyordu. Fakat varlığına rağmen Otto, onu gördüğü için pek keyifli sayılmazdı.

 

Kendisi Muse Şirketinden kaçarken Kiritaka『Oburluğa』denk gelmişti ve kaderi belirsizdi. Evet, hayatta kaldığını gördüğüne sevinmişti fakat ortamdaki karakterler işlerin belirsizliğini korumasına yol açıyordu.

 

“ーーーー”

 

Çünkü hem Otto hem de Felt ve Kiritaka aynı anda aynı şeyi düşünüyordu. ーーBize adamakıllı savaşabilecek birileri gerekiyor.

 

Otto: “Hiçbiri savaşçı olmayan üç kişi düşmanın ana güçlerinden birine denk geliyor. Ne kötü bir şaka ama. Buna bir son verelim lütfen.”

 

Felt: “Müttefiklerimin yakın zamanda geleceğini sanmıyorum. Sana dönecek olursam nii-chan, kendine çok fazla güvenmişsin.”

 

Dedi Felt, Otto’ya. Açıkçası Otto, bu noktada herhangi bir bahane uyduramayacaktı. Felt’in arkasında sert görünümlü, devasa bir hizmetkar duruyordu. Kiritaka’nın yanında da 『Beyaz Ejderin Pullarından』 askerler vardı. Yalnız gelen tek kişi Otto’ydu.

 

Ley: “Diyoruz ki kaç kişi toplanırsanız toplanın fark etmeyecek. Söz konusu sizseniz, susuzluğumuz asla dinemeyecek ~tsu! A~h, neredesiniz, sizi bekliyoruz, sizinle tanışmak istiyoruz, sizinle tanışmak istiyoruz, izin verin de sizinle tanışalım.”

 

Otto ve diğerleri savaş güçleri yüzünden karamsarlığa kapılmış olsa da Batenkaitos keyfi bir şekilde bencil tavrını sürdürüyordu.

 

Otto: “Tanışmak mı? Neler diyorsun sen öyle?”

 

Otto kelimelerini özenle seçerek konuşmayı sürdürmeye çalışıyordu. Batenkaitos’un makullüğü çerçevesinde.

 

İş oraya gelirse Otto, tek bir hamlede devrilebilirdi. Yani birazcık zaman kazanmak bileーー o boşluğu yaratmak adına ne pahasına olursa olsun gerçekleştirilmesi gereken bir şeydi.

 

Ley: “Defalarca açıklamak gerçekten can sıkıcı olur. Ağızlarımızın başkaları tarafından kırılmasını da göze alamayız ~tsu. Bu çok kötü olur, çok kötü olmaz mı, kesinlikle çok kötü olur, çok kötü olur değil mi, olabilecek en kötü şey olmaz mı diyoruz.”

 

“ーーーー”

 

Felt ve Kiritaka, Batenkaitos’un sözleri karşılığında dik bakışlar eşliğinde kafalarını sallıyordu. Sorularının cevaplanmasından ziyade birden fazla kişi tarafından sorguya çekiliyorlarmış gibiydi. Ve bu konuşma beklenmedik bir şekilde ilerlediği için『Oburlukla』konuşmayı başaramayan Otto, öylece bakakalmayı sürdürüyordu.

 

Fakat 『Ruh Dili İlahi Korumasına』sahip olan Otto, insani iradeye sahip olmayan varlıklarla bile konuşabilen biriydi. (Daha önce hayvanlara fısıldama gibi bir isim kullanılıyordu ama aynı korumadan bahsediyoruz. Wikiden de baktım, orada da Ruh Dili olarak geçiyor ki böylesi çok daha güzelmiş.)

 

Hadi pazarlık edelim. Ne kadar zorlu olsa da eminim Subaru’nun başındaki sorunlardan daha iyidir.

 

ーーLütfen bana gücünü ödünç ver, Natsuki-san.

 

Otto: “Böyle söylersen daha güçlü olabilirim. Lütfen benimle konuşmaya çalış. Talepte bahsedilen şey, acaba Yapay Ruh hakkında konuşuyor olabilir misin?”

 

Son derece tehlikeli bir adımdı. Kelime seçimi, inatçı ses tonu Batenkaitos’un öfkesini rahatlıkla harlayabilirdi. Fakat Batenkaitos kafasını salladı.

 

Otto’nun konuşmayı sürdürme niyetiyle sarf ettiği kelimeleri işiten genç oğlan neşeli bir kahkaha eşliğinde,

 

Ley: “Öğrenmek istediğimiz tek bir şey var…… o da önceki yayını kimin yaptığı. O yayını yapan kahraman, işte onu arıyoruz.”

 

“ーーーー”

 

Sözlerimi geri alıyorum.

 

Sonuçta ne Subaru bana gücünü ödünç verdi ne de ben onun adını ödünç vermek isterim.

 

Ley: “O biricik, biricik kahraman bizim hakkımızda bir kanıya varmış. Bu küçük göğüs o~nun arayışıyla acıyor ~tsu.”

 

Otto: “……O kişi böyle korkunç doğalı birinin gelişi karşısında herhangi bir şey yapabilir miydi ki?”

 

Gerçekten burada olsaydı “ha~yal kurmaya devam et!” gibi bir şeyler derdi ama burada olmayan insanların adına hakaretlerden alıntı yapmaya gerek yoktu.

 

Otto’nun tepkisi karşısında kaşları çatılan Felt,

 

Felt: “Sana konuşarak yalnızca vaktini ziyan edeceğini söylemiştim! Kim ailesini satar ki zaten. Bencil benliğim için bile hiçbir şüpheniz olasın, gerçi Reinhard konusunda çok emin değilim.”

 

Otto: “Böyle bir değerlendirmeyi duyduğum için üzgünüm ama Felt-sama’nın rehin alınışını gördüğüm için hiçbir şey söylemeyeceğim!”

 

Kaba bir insan olan Felt, Batenkaitos’un sorgusuna herhangi bir yanıt vermemişti. Aynısı Kiritaka için de geçerliydi.

 

İkisi de Batenkaitos’un sorguladığı kişinin Subaru olduğunu anlamış ve bu soruyu anında bir kenara atmıştı.

 

“ーーーー”

 

Muhakemeleri insani olarak hoştu ama bu durumda fazla aceleci davrandıkları da şüphesizdi.

 

İşte bu hızlı etkileşimin sonunda Subaru’yu satan olmamıştı.

 

Otto: “O kişi işleri batırdı. Bu kız ve diğerleri aradığın kahramanın konuşmasını işitince sabırsızlık edip heyecana kapılarak tahliye merkezinden kaçtı. Hepsi bu, sabırsızlık işte.”

 

Felt: “Ha~h!?”

 

Kiritaka: “Şşşşーー”

 

Otto’nun hikayesi Felt için çizgiyi taşırmıştı. Fakat onu susturan kişi Kiritaka oldu.

 

Muse Şirketinin baş tüccarından beklenileceği üzere Otto’nun muhakemesini anında çözmüştü. Aynı zamanda bakışları ve bakış açıları uyuşuyordu.

 

Karşılığında çenesini kaldıran Otto,

 

Otto: “Madem sorularıma cevap vermek istemiyorsun, öyleyse seni o kahramana götüreceğim. Fakat hayatımı da isterim. Canımın riske girmeyeceğinin garanti edilmesini talep ediyorum.”

 

Ley: “Gerçekten mi! Biliyor musun? Onu biliyor musun? Kahramanımızın yerini! Biricik kahramanımızın! O güçsüz, kırılgan, destek görmedikçe hiçbir şey başaramayan kişinin!”

 

Otto: “ーー? Evet, ah, evet.”

 

Batenkaitos’un kelimelerindeki aykırılığı hisseden Otto, başıyla onay verdi.

 

Subaru hakkında çok şey bilir gibiydi. Ona kahramanım diyor ve Natsuki Subaru isimli kişiyi çok dikkate alıyordu.

 

Otto: “Yo, seni ben götüreceğim.”

 

Fakat Otto’nun kafası karışıktı. Mesele Subaru’ydu. İki veya üç Günah Başpiskoposunun onun yüzünü tanıyor olması şaşırtıcı olmazdı. Belki tüm üyeler buna dahil edilmemeliydi. 『Açgözlülük』, 『Oburluk』, 『Şehvet』, 『Öfke』ーーhepsi bunlardı. İlk etapta hepsi buydu.

 

Ley: “Kaşları fena çatılan bir yüze sahipsin, onii-san ha~h.”

 

Otto: “Bu kadar umursamana gerek yok. Onun yerine yapacağın şey şu. Ya buradaki herkesi tek tek öldüreceksin ya da buradaki herkesin yaşayacağını garanti edip karşılığında kahramanına kavuşacaksın. ーーHangisini seçeceksin?”

 

Ley: “Ne kadar da fena bir konuşma şekli, uzmanlığın pazarlık, değil mi? İnsanın beynini kullanmasını gerektiren böyle konularda ne biz ne de biz iyiyiz.”

 

Otto: “Durum buysa tavsiye edilen seçimi yapıp sonuçlarını görmek fena bir tercih olmaz. Bu tüccarlar arasında sık kurulan bir cümledir.”

 

Ley: “……Hmm.”

 

Bu konuşmada bir inisiyatif vardı. Batenkaitos bir Günah Başpiskoposu için gerçekten itaatkardı. Sanki gerçekten de sıradan bir çocuktu da çarpık bir dengesizlik yüzünden bir canavar gibi görünüyordu. Belki de nihayetinde acınası bir oğlandan ibarettiーー

 

Ley: “ーーAz önce bize acıdın, değil mi?”

 

Fakat tam da bu hisler Otto’nun kalbindeki yerini alırken Batenkaitos, kısık bir ton ve enerjik bir sesle böyle söyledi.

 

Otto: “Ha?”

 

Ley: “O gözler, onları anımsıyoruz. Tepeden bakan gözler. Küçümseyici gözler. Bizi bir mahsul gibi gören gözler…… A~h, demek öyle. Başından beri kötü bir hisse kapılıyorduk.”

 

Otto izlemeyi sürdürürken Batenkaitos’un gözleri tam bir tiksinti ve düşmanlıkla doluyordu.

 

Ley: “Sen bir tüccarsın, değil mi? Bir şeylere etiket koyan, onları kendi ceplerini doldurmak için satanlar. İnsani değerleri ve fikirleri de. Her şeyi, her şeyi! Onları tartan ve hesap eden ölü insanlar, değil mi?”

 

Otto: “Bu…… şey, ufak bir fikir uyuşmazlığı yaşadığımızı düşünüyorum.”

 

Şüphe bulutları şekillenmeye başlarken zihni çoktan ince bir ip üzerinde yürüyor olan Otto’nun bir de gözleri bağlanmıştı adeta. Mesajını iletmeyi başarmış mıydıーー bu sorunun yanıtı tartışmaya tanık olmaktan başka hiçbir şey yapmayan Felt ve Kiritaka’nın ifadelerinden bariz şekilde okunuyordu.

 

Ley: “Sizin söylediğiniz şeyleri ne cehennem için dinleyecekmişiz ~tsu! Sonuçta bu dünya oburca içmenin ~tsu! Oburluğun ~tsu! Yemedikçe, yalamadıkça, yutmadıkça güvenmeyeceğiz!”

 

Batenkaitos bu şekilde bağırırken öne çıkarak dişlerini sergiledi.

 

Kriz durdurulamamıştı. Hiçbir patlama veya kelime bu yaşananın yakınına yaklaşamazdı.

 

Felt: “Neticede sonuç buraya bağlandı demek.”

 

Tatminsiz bir şekilde bu cümleyi kuran Felt, elinde bir bıçak tutuyordu. Tuhaftır ki Batenkaitos’un da ellerinde kısa bıçaklar vardı.

 

Her halükârda yetenek bağlamında büyük bir farkları olduğu kesindi.

 

Kiritaka: “Bu noktaya geldiysek burada güvenilecek kişiler『Beyaz Ejderin Pulları』üyeleridir.”

 

???: “Heyhey! Bir kez olsun biz de varız diyorum!”

 

Felt’in yanındaki adam sesini yükseltirken Felt, kafasını salladı. Demek ki bayağı canlı bir gösteri olacaktı.

 

Bu sahnede Subaru gibi birinin işe yaramayacağı açığa çıkmıştı.

 

Otto: “Böyle düşününce o kişinin değeri bayağı azaldı, ha……”

 

Ley: “Konuşman, bi~tti mi?”

 

Batenkaitos, yavaşça Otto ve geri kalanların suratlarına bakmaya başladı. Herkesin yüzünden savaşçı bir ifade okunuyordu. Bunu gören Batenkaitos tatminkâr bir şekilde kafasını salladı.

 

Ley: “Gurmelikte hazırlık ve malzemeler önem taşır. Yalnızca el altındaki güzel malzemeleri birleştirince bir yemek yenilebilir değeri kazanır ~tsu!”

 

Otto: “Kısmen anlıyorum, kısmen de anlamıyorum……”

 

Ley: “Anlamasan da olur ~tsu! Hiçbirimiz, hiçbir zaman estetik anlayışımızın bizden başkaları tarafından anlaşılabileceğini düşünmedik ~tsu! Şi~mdi, öyleyse, vakit geldi. ーーHadi yiyelim!”

 

Bu konuşma kaderi pekiştirmişti. İri ağzını açan Batenkaitos muazzam güçte bir sıçrayışla Otto’ya yaklaşırken suyun yakınındaki Otto parmağını kafire doğru uzattı.

 

Otto: “İyi ki bana garanti verdin!”

 

Ley: “ーーHa~h?”

 

Otto: “İşte böyleーー!”

 

Diyen Otto şüpheli Batenkaitos’un önünde ayaklarıyla iki tiz ses çıkarttı.

 

Bu sesi işiten bir şey, yaklaşmaya başladı–

 

Ley: “ーー~Tsu!!”

 

Ve Otto’nun arkasındaki kanaldan sıçrayan su ejderi sürüsü, tek seferde Batenkaitos’a hücum etti.

 

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

 

ーーOtto 『Öfkenin』Otoritesinin yoğun etkisi altındaki su ejderlerinin beyinlerini yıkamayı başarmıştı.

 

『Öfkenin』inanılmaz geniş menzilli otoritesi tüm şehri kapsıyor olmasa da insanların duygularını büyük oranda sarsıyor, vatandaşlara zayıf ruh tohumları ekerek muazzam bir kargaşa ve şüphe doğuruyordu.

 

Yine de Natsuki Subaru’nun konuşması insanların morallerini yükseltmişti ki Otto’nun su ejderlerinin gücünü kullanma hipotezinin temeli de buydu.

 

Ley: “Oh, o~hーー ~tsu!?”

 

Havadaki Batenkaitos, çok sayıda su ejderini durduramıyordu.

 

Uzuvsuz ve kıvrımlı vücut yapıları ve yüz kiloyu aşkın ağırlıklarıyla çok sayıda beden, Batenkaitos’u eziyordu. Mavi beyaz pulları ve sert bakışları eşliğinde dişleri, mütemadiyen ezilen Batenkaitos’u hedef alıyordu.

 

Ley: “Su ejderlerini avlamak zalimliktir.”

 

Dişlerini avlarına geçiren ejderler dönüyor ve genç oğlanın etini kopartıyordu. O küçük beden bu kadar çok ejder olmasa bile sayısız et parçasına çevrilirdi.

 

“ーーーー”

 

Sonrası hoş olmayacaktı.

 

『Öfke』Otoritesinin etkisindeki su ejderleri güçlü ve heyecanlı bir evredeydi, ayrıca『Ruh Dili İlahi Korumasının』kelimeleriyle başarılı bir şekilde kandırılmışlardı.

 

Felt: “Harika! Bunu, bunu nii-chan yaptı!”

 

Felt tezahürat etmek adına sıçramıştı.

 

Bu acımasızca sahne karşısında tek bir kaşı bile oynamasa da nihayet etkilenmiş görünüyordu.

 

Otto: “Yaptığım şey su ejderlerini birazcık dürtmekti. Bir Günah Başpiskoposu olsa da olmasa da hiç kimse doğaya karşı galip gelemez.”

 

Kiritaka: “Muhtemelen öyle ama…… sen, sandığımdan çok daha korkunç şeyler yapabilen biriymişsin.”

 

Otto: “Her halükârda sağlam olduğumuz için mutluyum. Kiritaka-san senin kurtulmuş olduğunu görmek de sevindirici……”

 

Kiritaka: “Evet, sırtımdan yaralanmıştım fakat『Beyaz Ejderin Pulları』, yani ünlü tüccar grubu, tıbbi müdahaledeki uzmanlıklarıyla bana yardımcı oldu.”

 

Acı çekiyor gibi göründüğü sorgusuz sualsiz ortadaydı. Yine de bu acısına rağmen hareket edebiliyor olması onların eseriydi. Otto’nun bakışlarının ardındaki imayı çözen Kiritaka, ciddiyet kokan bir bakışla ellerini göğsüne götürerek,

 

Kiritaka: “Karar verilmiştir. Pristella’nın yönetiminde yetkiliyim. Ve yayını duymuş olsam da her şeyi akışına bırakamam.”

 

Otto: “Bu ruhun takdire şayan olduğuna inanıyorum fakat……”

 

Kiritaka: “Tabii ki benim adamakıllı dövüşüp bir işe yarama olasılığım düşük. Ama bir kez olsun bir şeyler yapabilecek olmalıyım.”

 

Kiritaka,『Öfkenin』Otoritesinin ve Subaru’nun konuşmasının etkileri sonrası utana sıkıla bu cümleleri kurmuştu.

 

Sahiden de Subaru’nun konuşması vatandaşlara büyük bir destek, tamamlayacak önemli görevleri olan güçlü insanlaraysa ilaç niteliğinde olmuştu. Bu bağlamda insanların bu tarz pervasızca eylemler gerçekleştirmesinin önüne geçen korku ve mantığı dağıtmıştı.

 

Felt: “Bu yaptığın yalnızca pervasızlık gibi şeyler düşünme.”

 

Otto’nun düşüncelerini okuyan Felt, keskin bir dille böyle söyledi.

 

Felt: “Herkesin kendisi için önem taşıyan şeyler uğruna savaşmaya hakkı vardır. Hiç kimse o şeyler için bir şeyler yapmak isteyenlerin hislerini durduramaz. Ardında büyük bir mantık olsa bile yapılamaz.”

 

Otto: “Bu…… bireysel bir görüş. Ve sorumluluk gerektiren bir pozisyon taşıyanlar tarafından yapılmaması gereken bir muhakeme.”

 

Felt: “Duruma göre değişir! Ayrıca bu sözlerin bu durum için geçerli olduğunu hiç söylemedim, değil mi! Benim de bu heriflerin de dışarı çıkmamızın tek sebebi kazanabilecek olmamız.”

 

Otto: “Kazanmak mı dedin?”

 

Kiritaka’yı takiben Felt, parmağıyla burnunun altını kaşıyarak,

 

Felt: “Nii-chan’ın konuşmasını ben de duydum. O aptal Reinhard da seninle birlikte belediye binasına gitti. Benim dışımda herkes gitti, haksız mıyım​?”

 

Hiç adil olmasa da Felt’in şu anda hissettiği şey bir yanlış anlaşılmaydı. Bu dünyada aynı yerine uygun kelimeler gibi yalnızca yeterli uygunlukta insanlar tarafından yapılabilecek şeyler de vardı.

 

Tıpkı bu teorinin anlattığı gibi Otto, burada olma sebebi bilinmediği için daha fazla üstelemeyi keserek,

 

Otto: “Heinkel-shi adamakıllı hapsedildi mi?”

 

Felt: “Camberley’in barınağında tutuluyor. Ben ve Gaston bizden alınanı geri almaya çıkmıştık.”

 

‘Alınanı’ diyen Felt, çenesiyle Gaston’u işaret etti. Gaston, ellerinde uzun bir mızrağı andıran beyaz bir paket tutuyordu.

 

Otto: “Nedir o?”

 

Felt: “İhtiyar Rom’un…… personel çantamızda tuttuğu gizli bir silah gibi görünüyor. Yani büyülü bir nesne.”

 

Otto: “Büyülü bir nesne mi!? Amma uygun bir zamanlama!”

 

Büyülü bir nesnenin kışkırtıcı gücü, normal şartlarda mümkün olmayan sonuçları mümkün kılabiliyor olmalıydı.

 

Büyülü bir nesne lafını işitenlerin beklentisi istemsizce artardı.

 

Felt: “Kullanma şartları acı verici olsa da sağladığı güce değer. Her halükârda bu şey, nii-chan’ın içinde bulunduğu karmaşayı temizlemekte iş görebilir……”

 

???: “ーー~Hk.”

 

Felt’in sözleri öyle sonlanmayabilirdi ama Otto’nun kulaklarına ulaşan şey, bir çığlıktı.

 

Otto o çığlığın geldiği noktaya dönerken Felt ve Kiritaka da iri gözlerle tepki vermekteydi. Artık o çığlığı duymuyorlardı. Bu barizdi. İnsanların algılayamayacağı cinsten bir çığlıkmış gibiydi.

 

Ley: “Düşündüğümüzden çok daha eğlenceli bir rakip oldu a~ma…… Su yaratıkları başlı başına yemek sayılmaz, haksız mıyım? Biz Gurmeler için de diğer yemek uzmanları için de yeni~lmez şeyler.”

 

Kulağa bu dünyadaki her şeyi dövüp mağlup edebilecekmiş gibi gelen bir ses işitilmişti.

 

Aynı zamanda etrafta sıçrayıp avlarına yoğunlaşmaları gereken su ejderi sürüsünün bedenleri, kuyrukları, gövdeleri ve kafaları darmadağın olmuş halleri ile -saldırıları fazlasıyla heyecan doğursa da- çektiği çileleri ve akan kanları, durumun anormalliğini herkese duyuruyordu.

 

Otto: “Felt-sama, bu büyülü nesne…… güçlü, değil mi?”

 

Felt: “İhtiyar Rom’un söylediğine göre Reinhard bile kaçınamazmış, anlıyor musun?”

 

Otto: “Anlıyorum. Bu kesinlikle rahatlatıcı…… Kiritaka-san!”

 

Kiritaka: “E-efendim?”

 

Felt bu yanıtı vermiş, Kiritaka ise su ejderlerini gördükten sonra çaresizce bir ifadeye bürünmüştü.『Beyaz Ejderin Pullarını』 ardında bırakmak, bir savaşçı olmayan Kiritaka için hala son derece tehlikeliydi.

 

Otto: “Ben, Felt-sama ve tüm『Beyaz Ejderin Pulları』 üyeleri zaman kazanacağız. Bu sırada sen, Kiritaka-san, yönetim binasına gitmelisin…… yo, ilk önce şehrin sekizinci tahliye merkezine gitmelisin!”

 

Kiritaka: “Oraya mı gideyim, orada bir şey mi var ki!?”

 

Otto: “ーーGidersen her şeyi anlayacaksın. Kazanabilecek olan kişi, Kiritaka-san’ın sonradan buraya göndereceği kişi, şu anda orada.”

 

Otto’nun kararlı suratıyla yaptığı ilanı işiten Kiritaka, ifadesini değiştirerek güçlü bir şekilde başıyla onay verdi. Sonra da korumalarına dönerek,

 

Kiritaka: “Duyduğunuz gibi. Ben, Otto-shi’nin talimat verdiği üzere tahliye merkezine gideceğim. Sizin burada kalıp onlarla birlikte çarpışmanızı istiyorum. Bu şehri korumanızı istiyorum.”

 

???: “İşimiz genç adamın koruması olmaktı…… böyle olmalıydı, peki ne zaman böyle rahatsız edici bir pozisyona dönüştü?”

 

Kiritaka: “Yanılıyorsunuz. Sizin işiniz benim korumam olmak değil. İlk anlaşmamız bana amacıma ulaşmamda yardımcı olacağınız şeklindeydi.”

 

『Beyaz Ejderin Pulları』üyelerinin acı gülümsemelerle dolu suratları karşısında Kiritaka, nihai bir ciddiyet taşıyan suratıyla bu yanıtı verdi. Kendine gönderme yapma şeklinin daha kibar bir hal almasının sebebi bu şehrin Kiritaka için içerisinde bir pozisyon sahibi olmaktan çok daha fazla şey ifade etmesiydi.

 

Kiritaka: “Bana amacıma ulaşmamda yardımcı olun, 『Beyaz Ejderin Pulları』. Önemli iş yerimiz Pristella’yı ve kıymetli şarkıcımız Liliana’yı korumak adına savaşmama yardım edin.”

 

???: “Yine de geri dönmeniz imkânsız olacak.”

 

Kiritaka: “Bu ne yeniden gülümseyebilmekle ne de düşüncelerimde yatanlarla ilişkili. Liliana’yı seviyorum ve canımı tehlikeye atmak için başka bir sebebe ihtiyacım yok.”

 

Bu cümleleri kuran Kiritaka, Otto ve Felt’e döndü. Aynı zamanda ellerinde tutmakta olduğu çantayı kaldırdı.

 

Kiritaka: “Başarısız olmaksızın herkese bunu yapabileceğimizi gösterelim. Çünkü bu şehrin yollarını hiç kimse benden ve Liliana’dan daha iyi bilemez.”

 

Felt: “Bir an için havalı olduğunu düşünmüştüm ama son anda hüsrana uğrattı.”

 

Otto da Felt ile aynı fikirdeydi ama bunu dile getirmeyerek Kiritaka’nın hazırlıklarını sessizce gözlemleyip onaylamakla yetindi.

 

Ley: “ーーVakit geldi, hazır mısınız?”

 

Heyecanlı su ejderlerinin hareketi kesilmişti ve beyaz gözlerinin gösterdiği üzere ölmeye yakınlardı.

 

İşte Batenkaitos o grubun arasındaki boşluktan yavaşça beliriyordu. Genç bir oğlan şeklindeki kafir, omuzlarını sarmış şekilde gözlerini dikerek düşmanlığını mutlu mesut sergiliyordu.

 

Ley: “Bu karşı saldırı ne hoştu. Pervasızlık ve cüretkarlık farklı şeylerdir, terk ediş ve ısrar da asla bağdaştırılamaz! Bu, bunu bilen bir surat. Memnun olduk. Nihayet akşam yemeği soframıza alınmaya layık hale geldiniz.”

 

Felt: “Şu ana dek yaptığımız her şey çöpe atılmaya değmek içinmiş ha. Bu herif her şeyi mahvediyor.”

 

Otto: “Düşman tarafından iyi veya kötü görülmek fark yaratır. Şahsen ben, küçümsenenlerin de pek çok şey başarabileceğini düşünüyorum.”

 

Acaba bu fikre Subaru’nun etrafında bulunarak mı kapılmıştı? Yoksa düşünceleri Subaru’nun etkisi altında mı kalmıştı? Ne fena olurdu. Her halükârda,  

 

Otto: “Kiritaka-san!”

 

Kiritaka: “ーーSizi bekleyen mücadelede bol şans diliyorum!”

 

Otto’nun çağrısını işiten Kiritaka, mekândan ayrılmak adına koşmaya başladı. Ve savaş alanından kaçmaya çalışan o figür karşısında tek bir kişi, Batenkaitos, kafasını eğdi.

 

Ley: “Du~r hadi. Güdümüzü ve açlık hi~ssimizi nazikçe uyardıktan sonra nereye!”

 

Batenkaitos’un bedeni, kaçmakta olan Kiritaka’nın ardından sıçradı. Ufak bedenini tam anlamıyla kullanarak havada tek bir istikamette edindiği hız inanılmayacak yükseklikteydi. Bu hızla dişleri dosdoğru Kiritaka’ya ulaşabilirdiーー bunun yaşanmasına ramak kalmıştı.

 

Felt: “Gaston!”

 

Gaston: “Burada ölürsem çığlığımı atacak ve bir ruh olduktan sonra sana dadanacağım!”

 

Felt’in sesi havada dalgalanırken aynı saniyede sıçrayan dev, Batenkaitos’un önünü kesmişti. Kollarını önünde çaprazlamış ve sırtını bükmüş haldeki bu kişi, Felt’in hizmetkarı Gaston’du.

 

Ley: “Yolu~ma çıkayım demeーー”

 

Kollarındaki hançerleri savuran Batenkaitos, engeli kesip aşmaya çalıştı. Çeliğin ışıltısıyla birlikte de darbesi, Gaston’un açıktaki koluna indi.

 

Fakat yankılanan seslerle birlikte Batenkaitos’un hançeri kırıldı.

 

Ley: “Ha~h?”

 

“ーーーー”

 

Batenkaitos’un sorgulayıcı sesine Otto’nunki de eşlik etmişti. Olanları görmüşlerdi.

 

Gaston’un pozisyonu hiç değişmemişti. Koluyla Batenkaitos’un hançerini kırmıştı.

 

Felt: “Devim bayağı dayanıklıdır. Gardiyanım olması için yeterli düzeyde.”

 

Onu korkuttuklarını sanan Felt, mutlu mesut bir şekilde ellerindeki bıçağı Batenkaitos’a fırlattı. Batenkaitos ise aynı momentumla hem ondan hem de Gaston’un tekmesinden kaçındı. Ve tam da açıklığa doğru ters takla atarken “Beyaz Ejderin Pulları” yön değiştirerek yolunu kesti.

 

Kiritaka’nın geri çekilişi gerçekliğe dönüşmüştü.

 

Ley: “Hmm, he~y. Anlıyoruz.”

 

Batenkaitos denen bunaltıcı varlığa sayıca üstün gelinmiş ama suratına yapışıp kalan hoşnut gülümsemesi silinmemişti.

 

Aynı hızla karşısındaki Otto’ya göz gezdirerek,

 

Ley: “Louis’in memnun kalacağı insan sayısı üç, ha.”

 

Titrek bir iç çekişle fısıldarken kırık hançeri ortadan kaldırdı. Artık sol eli boştu, yalnızca sağ eli silahlıydı.

 

Otto: “Her nedense boşluk hiç dolmamış gibi hissediyorum.”

 

Her zamanki gibi Otto’nun uyarı çanları tehditlerin en büyüğüne tepki vermeyi sürdürüyordu.

 

Kafasındaki bu sesi duymazdan gelen Otto, Felt’e döndü. Değişmeyen suratıyla, kararlılıkla önündeki yoğun mücadeleyi izliyordu.

 

Hadi kaçma opsiyonu olmaksızın savaşalım, diyordu.

 

Otto: “Geride kalan yılda karşıma çıkan savaşma fırsatları düşünülünce bir tüccar olarak elimden ne gelir ki...”

 

Ağzından dökülen ses hiç kimseye ulaşmamıştı.

 

Dolayısıyla hiç kimse o sesin sarf ettiği kelimelerin içeriği yüzünden taşıdığı karamsarlığı fark etmemişti.

 

#Gerçekten Oburluğun karşısına geçmek için çok yetersiz bir topluluk. Peki Kiritaka gidip istenen kişiyi getirmekte başarılı olacak mı, o kişi kim, büyülü nesne de neyin nesi ve işe yarayacak mı, Otto veya Felt’in başına bir şey gelecek mi… Sorulabilecek tonlarca soru var. Fakat yanıt almamız uzun sürebilir, çünkü aynı anda takip etmemiz gereken pek çok mücadele gerçekleşiyor. Sıradaki bölümde Garfiel-Kurgan cephesine geçeceğiz. Orada görüşmek üzere!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18160 Üye Sayısı
  • 791 Seri Sayısı
  • 37433 Bölüm Sayısı


creator
manga tr