Cilt 5 Bölüm 47 [ Şehir Hattını Geri Alma ] (1/2)

avatar
1689 1

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 5 Bölüm 47 [ Şehir Hattını Geri Alma ] (1/2)


Çevirmen : Clumsy



Subaru: “Öncelikle, [Öfkeyle] baş etme işini Priscilla’nın takımına bırakıyoruz. Reinhard, Liliana’nın bir kutsamaya sahip olduğunu garanti etti.”

 

Reinhard: “Tanınmadık bir kutsama kulağa çok rahatlatıcı gelmeyebilir ama Liliana-sama’nın şarkısının [Öfke] hakkında duyduklarımıza etkili bir karşı önlem sağlayabileceğine inanıyorum.”

 

Subaru ve Reinhard’ın söylemlerinin ardından yuvarlak masadaki katılımcıların bakışları Liliana’ya çevrildi.

 

Örgüsüyle oynayarak onu burnunun altında tutan kız, bıyığıymış gibi rol yaparak,

 

Liliana: “Hııı-hıı, lütfen bu işi bana bırakın. Bu Liliana bir talep aldı mı o işi mutlaka halleder. İçiniz rahat olsun, yalnızca şarkı söyleyeceğim. Hem de şarkılarımın arzulandığı bir yerde. Ve benden beklenirse ben de şakırım! Amma da mutlu bir şey, değil mi! Birazcık da bahşiş alabilirsem kollarımı havaya kaldırıp kutlama yapma zamanı gelmiş demektir!”

 

Subaru: “Bu işten bahşiş gibi bir şey elde etmeyeceksin, o yüzden öncelikle şu kapitalist konuşmalarına bir son ver.”

 

Liliana: “A-ama—!”

 

Heyecanlı Liliana’nın havası söndürülürken homurdanan kişi Priscilla oldu. Kıpkırmızı alevleri andıran gözleriyle sırasıyla Subaru ve Reinhard’ı inceleyerek,

 

Priscilla: “İki oğlanın fısıldaşa fısıldaşa dedikodu yaptığını görünce ne planlıyorlar diye bir baktım ama enerjilerini gereksiz müzakerelere harcıyor gibi görünüyorlar. Şarkıcının değeri bizzat benim tarafımdan teyit edildi. Dolayısıyla o fanatik aptalı ezip geçme alçakgönüllülüğünü göstereceğim.”

 

Subaru: “Öyle söylesen de emin olmak için bir kontrol etmek……”

 

Priscilla: “Ne komik. —Şarkıcılar geçimlerini şarkı söyleyerek kazanırlar. Peki ağzını kullanan bu şarkıcı öyle bir gücü yoksa ne diye hayatını belirsiz bir tehlikeye atsın ki? Böyle bir riski almasının hiçbir anlamı yok.”

 

Subaru: “——”

 

Bu sözleri işiten Subaru’nun verecek pek bir yanıtı kalmamıştı. Esasında Liliana’yı kullanmayı öneren de onun [Öfkeyle] yüzleşme yeterliliğinde olduğunu düşünen de Priscilla’ydı.

 

Ancak sözlerinin ve tutumunun aksine ihtiyatlılığı ve zekâsı olağanüstüydü ve bu herkesçe bilinirdi.

 

Al: “Prenses, kardeşin canını fazla sıkma. Hadi ikimiz artık susalım.”

 

Priscilla: “Bu da nesi, Al? Seni solucan, düşüncelerin ve bakış açın hala mı çarpık? Görüyorum ki bir erkek olarak bir hayli olgunlaşmana rağmen hala küçük bir kız çocuğu gibi davranıyorsun. Bu sıradan vatandaşların önünde değerini adım adım düşürmeye devam etme.”

 

Al: “……öyle bir şey yok.”

 

Bakışlarını çabucak kaçıran Al, sağ kolunu çenesine yaslayarak tam bir gözlemci havasına bürünürken Priscilla da homurdanarak bu konuyu kapattı.

 

Ve nihayet hikâye sıradaki konuya akabilecek hale geldi.

 

Subaru: “Böylelikle [Öfke] saldırısı Priscilla takımının oldu. Diğerlerine gelince…… [Şehveti] halledecek kişi olarak Wilhelm-san’ı aday göstermek isterim.”

 

Julius: “Wilhelm-sama’yı aday göstermek mi? Bunun anlamını sorabilir miyim?”

 

Wilhelm: “Subaru-dono’dan bunu mütevazılıkla rica ettim, Julius-dono.”

 

Wilhelm, elini kaldırarak merakı kabaran Julius’a bu yanıtı vermişti.

 

Ve onun bakışını üzerine çeken yaşlı kılıç ustası,

 

Wilhelm: “Hepinizin bildiği üzere hanımım Crusch-sama hala [Şehvet] cadısının acımasızca gücü yüzünden çile çekmekte. Ben de Crusch-sama’nın hizmetkarı olarak hanımım uğruna çarpışma yükümlülüğü altındayım. Görev sorumluluğumdan öte kendi şahsi arzum da bu yönde.”

 

Anastasia: “Eğer mümkünse Günah Başpiskoposunu canlı yakalayıp ona semptomları sormak istiyorsun. Wilhelm-san’ın amacı böyle bir şey olmalı.”

 

Wilhelm: “Aynen söylediğiniz gibi, bu yüzden [Şehveti] ele geçirme görevi benim olabilir mi?”

 

Ardında güçlü bir irade taşıyan mavi gözler, odaya karanlık bir baskı yayıyordu.

 

Wilhelm’in derinlemesine kararlılığı ve hanımına yönelik hakkaniyetli tavırları—Bu hisleri yansıtan gözler karşısında hiç kimse gönülsüzce kelimeler bahşedemezdi.

 

Tabii kendi kanından olanlar dışında hiç kimse...

 

Reinhard: “Dürüst olmak gerekirse ben bu fikre karşıyım.”

 

Wilhelm: “……Reinhard”

 

Herkes kılıç ustasının baskısı altında ezilirken yalnızca Reinhard’ın ifadesi değişmemişti. Ve Wilhelm’e her zamanki ciddi ifadesiyle bakarak,

 

Reinhard: “Büyükbabam sakinliğini yitirmiş durumda. Tabii ki Crusch-sama’ya zarar veren Günah Başpiskoposuna düşmanlık duyması anlaşılabilir. Fakat böyle bir hisle böyle bir görevin altından kalkabileceğine inanmıyorum.”

 

Wilhelm: “Sakinliğini yitirmek bir görevi başarmayı engelleyecek bir dikkat dağınıklığına mı yol açar? Bunu mu söylemek istiyorsun?”

 

Reinhard: “Crusch-sama düşünülünce [Şehveti] yakalamakta başarısız olmak bağışlanamaz bir sonuç olur. Bu yüzden bu görevi ben üstleneceğim. Hiç değilse o rakiple daha iyi bir zihinsel durumla yüzleşebilirim.”

 

Reinhard’ın kelimeleri doğruyu yansıtıyordu ve mümkün olduğunca kesinlik taşımaları için olası durumları dikkate alan mantıklı bir söylemle dile getirilmişlerdi.

 

Wilhelm fazla hiddetli davranıyordu ve sakinliğini yitirmesi doğru değildi. Ancak Reinhard’ın fikrini beyan edişi karşısında Wilhelm’in dudakları açılmıştı. Ve vahşi bir hayvanınkini andıran bir gülümsemeyle,

 

Wilhelm: “—Bu noktada sükunetimi kaybetmem gayet doğal, Reinhard.”

 

Reinhard: “Her halükârda, büyükbaba……”

 

Wilhelm: “Sen büyükbabanın kim olduğunu sanıyorsun? Ben Kılıç Şeytanı Wilhelm’im. Sonsuza dek yalnızca bir kılıç olarak yaşamaya çabalasam da yarı yolda bir kadına aşık olmamın önüne geçemedim. Varoluş yöntemimle yalnızca yolu yarılamayı başarsam da neticede yapılması gerekeni yapmayı asla kesmeyecek, hiçbir şeyin yarım kalmasına müsaade etmeyeceğim!”

 

Wilhelm’in net ve ılıman izlenimini hiddetli bir gülümseme değiştirmişti. Şu anda alev alev yanan kanı, demiri, canı ve aydınlık hisleri elinden alınan bir hayaleti andırıyordu.

 

Wilhelm: “Ben kılıcımı kuşanmaya karar verdiğimde kalbim yücelir. Sakin olmasam da savaş alanında hiçbir şey değişmez. Bu yaşıma dek böyle geldim. Bu sefer de hanımıma karşı yükümlülüğümü eksik bir şekilde yerine getirme niyetinde değilim. Yersiz endişelerine mahal yok.”

 

Reinhard: “Bu mantıkla, yalnızca bu düşünce yapısıyla olmaz……”

 

Wilhelm: “Bir düşünce yapısı son ana dek takip edildiği takdirde kesinliğe dönüşür. On dört yılımı alsa bile kimilerinin körelmiş dediği kılıç, karımın düşmanlarından intikamını almayı başardı.”

 

Wilhelm Beyaz Balina savaşıyla büyükannenin intikamı alındı deyince Reinhard’ın söyleyebileceği başka bir şey kalmamıştı.

 

Ancak buna rağmen gözleri ikna olmamış bir şekilde eğilmişti. Torununun bu inatçı duruşunu gören Wilhelm ise [Ayrıca……] diyerek devam etti.

 

Wilhelm: “Sana ihtiyaç duyulan savaş alanı orası değil, başka bir yer.”

 

Reinhard: “İhtiyaç duyulduğum alan mı……”

 

Wilhelm: “—Subaru-dono. Lütfen torunumu seninle birlikte kendi cephene götür. Emilia-sama’yı kurtarmak için [Açgözlülükle] çarpışman gerekecek. Reinhard senin kılıcın olacaktır.”

 

Ansızın isminin söylendiğini işiten Subaru’nun gözleri kocaman açıldı. Ve kafasını sallayan Wilhelm tarafından yönlendirilmişçesine Reinhard’ın gözleri de Subaru’ya çevrildi.

 

Bu durum karşısında Subaru, yapılacak bir şey yok diye düşünerek kafasını kaşıdı.

 

Subaru: “Dürüst olmak gerekirse bunu konuşmak için [Şehvet] meselesi sonuçlanana dek beklemek istemiştim…… Ama evet. Açıkçası [Açgözlülüğe] karşı vereceğim mücadelede senin gücünden faydalanmak isterim. O sinir bozucu şerefsiz için senin gücüne ihtiyaç duyacağım kesin.”

 

[Açgözlülüğün] Regulus’u zihninde belirmişti.

 

Günah Başpiskoposlarının kabiliyetlerini bildiği kadarıyla hedef bir grup olmadığı takdirde en tehlikeli güce sahip olan kişi Regulus’tu.

 

Emin olamasa da şimdilik bu güç için [Yenilmezlik] gibi aptalca bir kelimeden farklı bir çıkarım yapamıyordu. Tabii ki onu [Yenilmez] bir varlık olarak görmek istemiyordu. Bir çeşit zayıflığı veya limiti olmalıydı, hiç değilse inanmak istediği şey buydu.

 

Subaru: “Regulus’un [Yenilmezlik] korumasını aşmamız için o herifle güçlü bir saldırı kabiliyeti kullanarak savaşmalıyız. Saldırı ve defans kabiliyeti bağlamında diğer Günah Başpiskoposlarıyla kıyaslandığında en üstte o gelir diye düşünüyorum. Bu yüzden ona saldıracağımız zaman Reinhard’ın gücünden faydalanmak istiyorum.”

 

Reinhard: “Dokunulmaz bir rakip…… Böyle bir canavar karşısında doğru seçim gerçekten de ben olurum sanırım. Ama…”

 

Regulus’un absürt gücünü duymasına rağmen tereddüdü ortadan kalkmamıştı. Fakat onun endişeli hali karşısında bir başka ses yükseldi.

 

O sesin sahibiyse Subaru’nun yanında oturan kişiden başkası değildi.

 

???: “—Öyleyse Wilhelm dedenin yanında harika benliim gidicek.”

 

Harekete geçen Garfiel, keskin dişlerini sıkarak Reinhard’a bakıyordu. Ona şaşkın bir suratla karşılık veren Reinhard ise [Öyle mi?] der gibi bakıyordu.

 

Garfiel: “Kaptan senin varlıını istedi. Senin yeteneklerini harika benliiim de biliyo. Demek ki Emilia-sama’yı kurtarma görevinde harika benliime ihtiyaç duyulmicak. Di mi, Kaptan?”

 

Subaru: “Hayır, Garfiel… Sana böyle bir şey söylemek istemiyor olsam da……”

 

Garfiel: “Teselli edilmeye ihtiyacım yok. Bunları moralim bozulduu için falan da söylemiyorum. Tam tersi. Bu defa harika benliimin karşılaşması gereken başka bi piç var.”

 

Ağır ağır nefes alan Garfiel’in tavrı karşısında kaşları çatılan Subaru, bir gerçeğin farkına çok geç varmıştı.

 

Tabii ya… [Şehvetin] belediye saldırısı esnasında şekli değiştirilenlerden biri, Garfiel’in tanıdığı biriydi—Yani siyah bir ejderhaya dönüştürülen kişiye aşinaydı.

 

Bu da demek oluyordu ki Garfiel için [Şehvet] yalnızca alakasız bir rakip değildi.

 

Ayrıca—

 

Garfiel: “O lanet olasıca kadını bağışlayamicaamız doğru ama bundan ibaret diil. O ikinciyle dövüşürken [Şehvet] de ordaydı.”

 

Subaru: “——”

 

Garfiel: “Harika benliimin hatası yüzünden bi aptal gereksiz yere yaralandı. O yüzden harika benliiim bu konuda elinden gelenin en iyisini yapmak zorunda. Yani harika benliim dedeyle oraya gidicek.”

 

Wilhelm, Garfiel’in keskin bakışları karşısında yavaşça çenesini kaldırdı.

 

Böylece yaşlı kılıç ustasıyla genç savaşçı, intikam mücadelesi adına birleşmiş oldu. İkisi de umursadıkları kadınlara yönelik güçlü hırslara, amaçlara sahip olduğu için ortak noktaları bir hayli çoktu.

 

Subaru’nun Garfiel’in ifadesi karşısında söyleyecek hiçbir şeyi kalmamıştı.

 

Subaru: “Kendimi tekrar edeceğim ama [Şehvetin] gücü Varyasyon ve Değişim. Kendisini değiştirebiliyor ve başkalarını mutasyona uğramaya zorlayabiliyor. Bir de kan meselesi var. Her ne olursa olsun kanının size değmesine izin vermeyin. Crusch-san’ın yaralanmasına sebep olan buydu. Kişilik bağlamında…… hepsi korkunç olsa da o kadın iyice fena.”

 

Wilhelm: “Anlaşıldı.”

 

Garfiel: “Onu ayaklar altına alıp ezicez.”

 

Subaru’nun son teyidine rağmen ne Wilhelm ne de Garfiel herhangi bir pes etme belirtisi vermişti.

 

Subaru nihayet ne düşündüğünü öğrenmek adına Reinhard’la göz teması kurduğundaysa bu noktaya dek kararlı olan Kılıç Azizi, konuşma arzusunu yitirmiş gibi görünerek,

 

Reinhard: “Mühim değil. Garfiel’in kabiliyeti ortada. Ve büyükbabamın da varlığıyla düşmanı bir şekilde alt edeceklerine kesin gözüyle bakılabilir.”

 

Garfiel: “Pek de ikna edici bişiymiş gibi konuşmuyosun. ‘Torktoi mazlum ama tadı süper gibi’.”

 

Reinhard: “Gerçeği söylüyorum. Senin ve büyükbabamın galip geleceğine inanıyorum. Ben de Subaru’nun kılıcı olacağım.”

 

Garfiel rahatsız bir görünümle suratını kaşırken Reinhard Subaru’ya doğru kafasını sallayıp onay verdi ve onun inanılası sözleri karşısında Subaru, büyük bir yardım aldığını hissetti.

 

Subaru: “Bu bencilce arzum için özür dilerim, Reinhard.”

 

Reinhard: “Sorun değil. Hangi savaş alanı olursa olsun en yoğun çabamı sergileyeceğim. Bu uğurda sana yardımcı olacaksam seve seve yaparım.”

 

Subaru: “Yalnızca sana bel bağladığım için üzgünüm. Bu senaryoda senin gerçekten güçlü olmana çok fazla güveniyorum…… Senin eksik olduğun noktaları da bir şekilde ben dolduracağım, o yüzden dört gözle bekle lütfen.”

 

Reinhard: “——”

 

Bu kelimeleri işiten Reinhard ansızın gözleri irileşerek ağzını kapattı. Nadir görülür bu tepkisi karşısında Subaru’nun kafası eğilirken de çabucak bir [Yo] deyip gülümseyerek,

 

Reinhard: “Senin için bu iş çocuk oyuncağı olacaktır. ——Aah, gerçekten de dört gözle bekleyeceğim. Benim eksikliklerimi kapatacak, erişemeyeceğim noktalara erişeceksin.”

 

Subaru: “—? Öyleyse iyice dört gözle bekle. Tamamdır, şimdiye gidişatı öğrendiğimize göre kaçınılmaz bir şekilde son olarak [Oburluğa] geçiyoruz...”

 

Julius: “Öyleyse o sorumluluğu da Ricardo ve ben üstleneceğiz.”

 

Subaru’nun sözlerini takiben kısık bir sesle onay veren kişi Julius olmuştu. Onun kendisine yakışmayan kaba bir tonla konuştuğunu işiten Anastasia ise endişeli bakışlarını şövalyesine çevirerek,

Anastasia: “Julius, sen iyi misin? Pek iyi görünmüyorsun…”

 

Julius: “Sizi strese soktuysam özür dilerim. Ama ben iyiyim. Bedenimle ilgili rahatlıklarım ve rahatsızlıklarım konusunda Subaru’nun önünde güçsüz şikayetlerde falan bulunamam.”

 

Subaru: “Bu da ne demek oluyor?”

 

Julius: “Tabii ki senin bacağınla ilgili zorluklarını düşünerek konuşuyordum. Lütfen bana böyle çıkışma. Böyle bir durumda seninle tartışmaya girmek gibi bir niyetim yok.”

 

Subaru: “Aa……”

 

Hiç düşünmediği bir şekilde zarar görmüştü. Aynı zamanda bir şeylerin doğru olmadığı şeklinde tuhaf bir hisse kapılıyordu. Julius gerçekten de Anastasia’nın da dile getirdiği üzere şüpheli görünüyordu. Sebebiniyse hala bilemiyordu ama…

 

Julius: “Geriye kalan [Oburlukla] ilgilenme sorumluluğunu Ricardo ve ben üstleneceğiz. Aslında ona Subaru ve Wilhelm-sama rakip olur diye düşünmüştüm. Onunla olan bağları gereği bu işi kendileri üstlenmek isterler demiştim. Ama hislerinize rağmen bu görevi bize bahşettiğiniz için kesinlikle her ikinizin de görebileceği şekilde iyi bir sonuç alacağız.”

 

Subaru: “……Aah, demek öyle.”

 

Julius’un düşündüğü şey, Subaru’nun [Oburluğu] bizzat yakalamak isteyeceğiydi. Wilhelm ve hala acı çekmekte olan Crusch da aynı durumda olmalıydı.

 

Hafıza yiyen, isim tüketen [Oburluğun] Otoritesini—onun verdiği hasarla hala uyumakta olan Rem’i düşünen Subaru, kesinlikle [Oburluğu] kendi elleriyle parçalamak istiyordu.

 

Yumruklamak, tekmelemek, ayakları altına almak, onu işlediği suçlara pişman etmek, gözyaşlarına bulanmış bir suratla duygusal bir boşalma yaşayana dek önünde eğilmesine yol açmak istiyordu.

 

Ama bu rolü başkalarına devretmişti——

 

Subaru: “Dürüst olmak gerekirse bu işi hiç kimseye bırakmak istemiyordum. Rem… onu ben kurtarmak istiyordum. Onu ben kendine getirmek istiyordum. Bunun benim sorumluluğum olduğuna inanıyordum.”

 

Julius: “……”

 

Subaru: “Ama bu görevi başka birine emanet etmediğim sürece gerçekleşemeyecekse sana devredeceğim. Yanlış bir fikre kapılma. Bu bir eleme süreci……Bu eleme sürecinin sonunda da bu görevi sana devrediyorum. Hoşuma gitmese de bu görevi devredebileceğim tek kişi sensin.”

 

Rem’in anıları ve varlığı elinden alınmıştı.

 

Emilia’nın özgürlüğü çalınmıştı ve hala bir yardım gelmesini bekliyordu.

 

İkisi de Subaru’nun kıymet biçtiği, geri almak zorunda olduğu kişilerdi ve yine ikisine de havalı tarafını göstermek istiyordu.

 

Subaru aynı zamanda hem Emilia’nın şövalyesi hem de Rem’in kahramanıydı.

 

Subaru: “[Açgözlülüğü] devirecek ve Emilia’yı kurtaracağım. [Oburluğu] halletme işiniyse sana devrediyorum……. Eline yüzüne bulaştırma.”

 

Julius: “——Beklentilerinin karşılığını vereceğim. Özellikle bu defa, bu defa mutlaka…”

 

Başını ciddi bir şekilde sallayan Julius, bu şekilde Subaru’nun teklifini kabullendi ve [En İyi] denilen şövalye, bakışlarını Wilhelm’e çevirip başını hafifçe eğdi.

 

Julius: “Wilhelm-sama.”

 

Wilhelm: “Subaru-dono söylemek istediklerimin çoğunu benim yerime söyledi. [Oburluğa] karşı hiç iyi hisler beslemediğim doğru…… Ama ben de bu işi Julius-dono’ya emanet edeceğim. Bu işin içerisinde çok fazla hain var.”

 

Kılıç Şeytanının sertleşişi Julius’a birazcık cesaret vermiş gibi görünüyordu. Bu sırada o ana dek geçen konuşmaları sessizce gözlemlemiş olan Ricardo,

 

Ricardo: “Bu da nesi, bu konuda benim düşüncelerimi dinlemeye gerek duymuyorsunuz galiba. O kadar bile önemim yok, demek ki! Neyse, şimdiye kadarki gruplama iyiydi, bunu kabul edebilirim.”

 

Anastasia: “Ricardo gerçekten de ilgi istiyor. Kocaman cüssenle böyle alınganlık etmen cidden sevimli görünmüyor, bilesin…… Julius, bunun hesabını senden soracağım.”

 

Ricardo: “Rahat ol. Beni hiç yalan söylerken gördün mü Ana-bo?”

 

Anastasia: “O unvanı kullanmayı keser misin artık? Bildiğin gibi ben Ricardo’nun hanımıyım.”

 

Ricardo Anastasia’nın gücenmiş suratı ve şişirdiği yanakları karşısında kuvvetli bir kahkaha patlatırken Anastasia’ya çevrili siyah gözbebeklerinde son derece nazik bir ışıltı taşıyordu.

 

Subaru: “Öyleyse gruplara karar verildi.”

 

—Subaru’nun kurduğu cümlenin ardından yuvarlak masadaki tüm fertler kafalarını sallayarak onay verdi.

 

Subaru: “[Öfkenin] Sirius’una yönelik saldırı Priscilla ve Al’ın kontrolünde. Liliana’yla birlikte bu üçlü savaşacak.”

 

Priscilla: “Benim duygularla oynanmasına yenik düşeceğimi düşünmek bile gülünesi olur. Rakibime yanlış zamanda yanlış yerde yanlış düşmanla karşı karşıya olduğunu gösterecek, o çaresiz ahmağa dersini vereceğim!”

 

Liliana: “Ben yalnızca şarkı söyleyeceğim~, Yalnızca şarkı söyleyeceğim~ İşte ben buyum, şarkı söyleyen bir et parçası! Ömrünüzü değil, sahnenizi beslerim. Evet, tamamdır, bunu yapabileceğimi hissediyorum. Şu anda gerçekten yapabilecekmişim gibi geliyor!”

 

Subaru: “――――”

 

Priscilla kendisini yelpazelerken Liliana sorgulanabilir bir öz hipnoz sürecindeydi. Bu sırada suratı görülemeyecek olsa da Al’ın tüm bedeniyle verdiği izlenim, hala ikna olmadığı şeklindeydi.

 

Son derece tedirgin edici bir üçlü olsa da özgüven bağlamında en güçlü grup oldukları kesindi.

 

Subaru: “[Şehveti] yakalama görevini üstlenenler Garfiel ve Wilhelm-san.”

 

Garfiel: “Tamamdır. Harika benliim boğazına yapışıcak ve ona çok üzgünüm diye çığlıklar attırıcak.”

 

Wilhelm: “Bu işi bana bırakın lütfen. ――İkimizin birleşimiyle başarı garanti.”

 

En sağlam mücadele ruhunun bu ikilide olduğu söylenebilir miydi?

 

Kılıç Şeytanı hem hanımının yükümlülüğünü taşıyordu hem de bir an olsun unutamadığı karısının.

 

Garfiel ise içinde anlaşılmaz bir şeyler, sarsılmasına yol açan hisler taşıyordu.

 

Belki de iki savaşçı da önlerindeki mücadeleden bir yanıt arıyordu fakat Subaru, ne hissettiklerinden emin olamıyordu.

 

Subaru: “Ve [Oburluk] mücadelesi sizin kontrolünüzde, Julius ve Ricardo.”

 

Julius: “Bize bu görevi emanet eden siz ikinizsiniz ve bu görev kesinlikle yerine getirilecek. Böylelikle onu etkisiz hale getireceğim.”

 

Ricardo: “O lanet olasıca piçler benim ailemin canını acıttı. Bunu bilmek için herhangi bir şey duymama gerek yok. Onları yumruklayacak, ağızlarını burunlarını dağıtacak ve onlara çığlıklar attıracağım.”

 

Cadı Tarikatıyla en az bağlantısı olan ikili buydu. Ama buna rağmen diğerlerinden geri kalmayacakları rahatlıkla söylenebilirdi, çünkü ikisi de fazlasıyla saygı duyulan şahıslardı.

 

Daha önce de birlikte zorlukların üstesinden gelmişlerdi. Bu yoldaşlar hiçbir koşulda şüphe doğurmazdı.

 

Dolayısıyla mide bulandırıcı [Oburluğa] boyun eğdirilmesi mümkün hale gelmişti.

 

Subaru: “Son olarak [Açgözlülüğün] icabına Reinhard ve ben bakacağız. Sana güveniyorum?”

 

Reinhard: “―Aah, o işi bana bırak. Ben de sana güveniyorum, Subaru.”

 

#Şu Julius’un tuhaflığı meselesi birkaç bölümdür ara ara geçiyor, altından bir şey çıkacak mı merak ediyorum doğrusu. Eşleşmeler de bayağıca ilginç oldu. Özellikle Wilhelm-Garfiel ikilisi bir harika. En efendi, en yaşlı amcamızla en genç, en serseri delikanlımız birlik oldu.
Bu arada seride daha güncel olan, yaşanacakları bilen pek sevgili arkadaşlarım, lütfen spoiler vermeyin de geri kalanlar da tatlı tatlı okusun, olur mu? Çünkü o spoilerlar böyle kapalı kapalı verilse bile insanın eli ya da gözü kayıyor, sonra da kaydığına pişman oluyor :)
Böylelikle dört bölümlük minik sürprizimin sonuna gelmiş bulunuyoruz. Bir aksilik çıkmazsa salı günü yeni bölümde buluşmak üzere!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 22121 Üye Sayısı
  • 821 Seri Sayısı
  • 41007 Bölüm Sayısı


creator
manga tr