Cilt 5 Bölüm 46 [ Ruh Hali ]

avatar
1192 1

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 5 Bölüm 46 [ Ruh Hali ]


Çevirmen : Clumsy



Wilhelm’le randevu noktasına dönen Subaru, herkesin dönüşünü bekliyor olduğunu fark etti. Bu sırada Wilhelm grubu selamlıyor, Reinhard ise dedesini çenesini tutar halde izliyordu.

 

İkili birbirlerine yandan bakışlar atarak duvar dibinde dikilirken de Subaru, yuvarlak masada Otto’nun yanındaki yerini aldı.

 

Subaru: “Geciktiğim için üzgünüm. Görüşmeler ne durumda?”

 

Otto: “Daha başlangıçtaki meseleleri yeni sonlandırdık. Natsuki-san’ın varlığıyla daha iyi ilerleyeceğimiz kesin…… Crusch-sama ne alemde?”

 

Subaru: “İyi değil gibi görünüyor. Fakat hiçbir umut olmadığını söyleyemeyiz. Cadı Tarikatını uzaklaştırdıktan sonra yapacağımız görüşmelerin ardından yapılacak bir şeyler olabilir.”

 

Otto: “Öyle mi? O zaman tek başına bu bile iyi bir haber.”

 

Otto bir ‘oh’ ile göğsünü döverken hikâyeyi dinleyen diğer kişiler de benzer birer rahatlama sergilemişti. Onların tepkilerini izleyen Subaru ise içten içe gönülden bir özür dilemek istiyordu.

 

Söylediği şey yalan olmasa da gerçeklikten uzak bir ifadeydi. Evet, Crusch’ı kurtarmanın bir yolu olabilirdi ama bu yol Subaru için çok riskliydi. Crusch’ın şartları da Subaru ile aynı olsaydı kurtulma şansının büyük oranda artacağı kesindi.

 

Subaru: “Her halükârda Crusch-san’ın bu muharebede ön saflara dönmesi imkânsız. Ferris de ondan ayrı kalmak istemediği için bu grubun belediyede kalması daha iyi olur diye düşünüyorum. Ayrıca buluşma esnasında iletişim kuramayacak olmamız gibi bir olasılık söz konusu.”

 

Anastasia: “Yani eşzamanlı olarak dört noktaya saldırma planı değişmedi. Öncelikli olarak dört kontrol kulesinden de görünen belediyeden harekete geçeceğiz, doğru mu? Öyleyse……”

 

Diyerek elini çırpan Anastasia, herkesin yüzüne tek tek bakmaya başladı.

 

“Öyleyse nihayet gerçek anlamda ana konumuza girelim mi? ――Dört kontrol kulesi ve dört Günah Başpiskoposu var. Onları yenmek için bir savaş stratejisi toplantısı yapacağız.”

 

Crusch’ın grubunu “Kılıç Şeytani” Wilhelm temsil ediyordu.

 

Felt’in grubunu “Kılıç Azizi” Reinhard.

 

Anastasia’nın grubunu “Değerli Şövalye/Şövalyelerin Şövalyesi” Julius ve “Demir Dişin Lideri” Ricardo.

 

Emilia’nın grubunu “Ruh Şövalyesi” Subaru ve “Sığınağın Kalkanı” Garfiel.

 

Ve son olarak Priscilla’nın grubunu――

 

Priscilla: “Ben ve Al birlikte hareket edeceğiz.”

 

Subaru: “Böyle söylesen de…… savaşacak mısın ki? Sonuçta sen bir Kraliyet seçimi adayısın, haksız mıyım?”

 

Gruplar savaşçılarını sıralarken Priscilla cüretkâr bir şekilde kendi ismini dile getirmişti. Subaru bu konuda kaşlarını çatarken de onu azarlarcasına homurdanarak,

 

Priscilla: “Tabii ki bir kraliyet adayıyım, bu apaçık ortada değil mi? Bir zamanlar önemi olan ahmak işe yaramaz hale geldiğine göre boştaki tüm güçsüz savaşçıları tek tek toplayacaksınız demektir. Bense kişiliğim gereği hem kılıç konusunda hem de sahnede herkesten üstünüm.”

 

Wilhelm: “Duymazdan gelinmesi zor bir konuşma yapıyorsun. Eminim “Ahmak” derken lordumu kastetmiyorsundur, değil mi?”

 

Priscilla: “Bir şeyi aklıma koyduğumda yoluma çıkmazsın, sanırım. Bu dolambaçlı bir ifade, eski asker. ‘Alabalığı yakalamak için sinekten olarak’ geri çekilerek veya benzeri şeylerle masal anlatılmaz.”

 

Wilhelm ve Priscilla daha tartışmanın başından tehlikeli bir çatışmaya başlamıştı. Genellikle bu tarz manzaraları görmezden gelen Wilhelm, şartlar gereği boşa vakit harcamaya tahammül edemiyordu. Priscilla da genel abartılı mizacı gereği nefret dolu hitap şeklini bir kenara atamıyordu.

 

Anastasia: “Tamam tamam, hadi konuyu ilerletelim, çünkü ben güçsüzlere de ahmaklara da tamamım. Şu anda birbirimize düşmeyeceğiz.”

 

Priscilla: “Of, amma sıkıcısınız. Güçsüzlerin hikayesini idare edilebilir bir derecede dinleyerek itaatkarlığımı göstermiyor muyum?”

 

Anastasia: “Sanıyorum ki ortada güçsüzlerin hikayesi gibi bir şey yok? Bahsettiğin yüceliğinin boyutunu göstermezsen hiç kimse seni takip etmeyecek. Herkesin canı eşit oranda sıkılıyor. Birazcık sabrın olsun.”

 

Priscilla: “Hmph!”

 

Anastasia’nın sözleri hedefine ulaşırken Priscilla itiraz etmemiş, homurdanmakla yetinmişti. O kendisine dikilen gözleri izlerken Wilhelm de attığı sert bakışları geri çekti ve taraflar arasında anlaşmazlıklar olmasının doğallığı gereği ciddi bir surat ifadesine büründü.

 

Wilhelm: “Öyleyse Priscilla-sama’nın grubu Priscilla-sama ve Al’dan oluşacak…… sizin oğlan değerlendirilmeyi beklemiyordur herhalde?”

 

Priscilla: “O kadar narin ve güçsüz bir çocuk herhangi bir şey yapabilir mi ki? Yanımda olmasının tek sebebi bana hizmet etmek. Doğal olarak onu bu olaylardan önce ardımızda bırakacağız.”

 

Wilhelm: “Anlaşıldı. Öyleyse dört noktayı kuşatacağımız dövüşçü sayısı sekizden az olmayacak.”

 

Priscilla’nın uşağı olan oğlanın―― Schult’un kafasını eğişiyle yuvarlak masanın etrafındakiler savaşanlar ve savaşmayanlar olarak bölünmüştü.

 

Savaşan sekiz kişi dışarıda bırakıldığında kalan savaşmayan kişiler Anastasia, Schult, Liliana, Otto ve üst kattaki Crusch ve Ferris’le altıyı buluyordu.

 

Anastasia: “Güçlerimizi dağıtmadan önce Günah Başpiskoposlarıyla ilgili bilgilerimizi bir kez daha gözden geçirelim mi? Galiba hepsinin yüzlerini bilen tek kişi…… Natsuki-kun, haksız mıyım?”

 

Subaru: “Evet, sanırım öyle. Tarikat liderleriyle ilgili konuşmak midemi bulandırsa da açıklama yapmaya çalışacağım. Kabiliyetlerini az çok biliyorum.”

 

Herkesin dikkatini verdiği Subaru, bu şekilde konuşmaya başlamıştı. Konu, bu şehre saldıran Cadı Tarikatı ve kontrolü ele geçiren korkunç Günah Başpiskoposlarıydı.

 

Subaru: “Öfkeden başlıyorum. Bu Günah Başpiskoposu kendisine Sirius diyen, tamamıyla bandajlarla kaplı bir kadın. Neye benzediğini bilmesem de büyük ihtimalle kadın olduğu görüşündeyim. Kollarına sarılı zincirleri kullanarak savaşıyor, bunun yanı sıra ateş büyüsü de kullanıyor gibi görünüyor.”

 

Reinhard: “Yalnızca bu, büyük bir tehdit gibi görünmüyor. Sağlam bir yeteneğe mi sahip ki?”

 

Subaru: “Bunu sen sorarken bir başkasının cevap vermesi zor, Reinhard.…… Eğer basit savaş gücünden bahsediyorsak Wilhelm veya Julius ona yeterli karşılığı verebilir. Diğer kabiliyetiyse Emilia’ya denk diyebilirim. Fakat Öfkenin Otoritesine sahip.”

 

Reinhard: “Bir Otorite…… “

 

Reinhard bu kelime karşısında kaşlarını çatmış, elini çenesine götürmüştü.

 

Subaru ise ona başıyla onay verdikten sonra devam ederek,

 

Subaru: “Günah Başpiskoposlarının iğrençliklerinin en önemli noktaları Otorite olarak adlandırdıkları karakteristik kabiliyetleri. Büyü veya sihirden farklı olarak sahip oldukları algılanamaz bu güçlerin nasıl işlediğini düşünmeye çalışmak dahi gereksiz. Her biri birbirinden güçlü olduğu için Günah Başpiskoposlarını mağlup etmenin püf noktası Otoritelerini mağlup etmekte yatıyor.”

 

Wilhelm: “Subaru-dono zamanında Tembelliği alt ederken Otoritesini mi yenmişti yani?”

 

Subaru: “Evet. Tembellik Başpiskoposunun Otoritesi olan “Görünmez El” Tembelliğin ikinci kabiliyetiydi. Otoritesi sayesinde hem görünmez hem de inanılmaz güçlü sayısız el çıkartabiliyordu. Ve o eller tarafından yakalanan kişi rahatlıkla paramparça edilebiliyordu.”

 

Julius: “Bizzat tanık olan biri olarak ben de ne derece itici olduğunu teyit edebilirim. Pratikte birini yakalayarak bile etini yok edebilecek bir güçte olduğu söylenebilir.”

 

Julius da Subaru’nun açıklamasına destek çıkmıştı.

 

Petelgeuse’e karşı güçlerini birleştirdikleri vakit Subaru, Petelgeuse’nin ‘Görünmez Elini’ görmesini sağlayacak gözlerini onun kullanımına açmıştı. Dolayısıyla bu açıklamayı desteklemek için ideal bir pozisyona sahipti.

 

Subaru: “Dahası Tembellik, menzilindeki insanların enerjilerini zorla çalma kabiliyetine de sahipti. Bunun Otoritesinin gücü olup olmadığını çıkartmak zor olsa da buna bağışıklığı olan ruh sanatları kullanıcıları sayesinde üstesinden geldik. Ayrıca benim ve Julius’un sayesinde…”

 

Julius: “Kimin hangi kabiliyete sahip olduğunu bilsek bile Günah Başpiskoposları böyle korkunç kabiliyetlere sahip olabilirken yetenekli bir savaşçıyı doğru rakibe atamakla kesinlikle başarılı oluruz diyemeyiz.”

 

Subaru: “Alışılmadık bir şekilde iyi bir şey söyledin, Julius. Gerçekten de öyle bir şey.”

 

Subaru onu kendince överken Julius, anlayışlı ama ilgisiz bir bakışla karşılık verdi. O bakışlardan esrarengiz bir his alan Subaru ise bir kez daha boğazını temizleyerek devam etti.

 

Subaru: “Öyleyse Öfkenin Otoritesini tartışmaya dönelim. An itibarıyla bildiğimiz kadarıyla Öfkenin kabiliyeti duygu ve duyu paylaşımı sağlamak.”

 

???: “Duygu ve duyu… paylaşımı mı?”

 

Subaru’nun açıklaması pek bir anlam ifade etmediği için üyelerin çoğu kafalarını eğmişti. Ve açıklaması zor bir mesele olduğu için Subaru’nun sözlerini dikkatlice seçmesi gerekecekti.

 

Subaru: “Yani Öfke, menzili içerisindeki insanların duygularını tek bir noktada birleştirebiliyor. Bir kişinin öfkesini herkese aktarabiliyor ya da birinin mutsuzluğu herkesin mutsuzluğu oluyor.”

 

Anastasia: “Bu da neyin nesi? Anlamı buysa büyük bir mesele değil demektir.”

 

Subaru: “Bundan ibaret olsaydı yeteneğini kullanarak ortamı okuyabilirdin ama bundan ibaret değil. Yeteneğinin esas korkutucu kısmı düşmanlığı da yönlendirebilmesi. Yani rakibin Öfke olursa ve düşmanlığını yönlendirirse bu düşmanlık mutlaka menzildeki herkese, tüm yoldaşlarına aktarılır.”

 

Otto: “Yani menzilindeki tüm vatandaşlar bize düşman olur?”

 

Subaru: “Aynen öyle.”

 

Parmaklarını şaklatan Subaru, Otto’nun doğru sonuca vardığını işaret etti. Ancak herkes depresif bakışlar atmaya başlasa da henüz problemlerin sonuna ulaşılmamıştı.

 

Priscilla: “Aptal vatandaş, Öfke miydi her neydiyse onun duygu ve duyu paylaşımı yaptığını söylememiş miydin?”

 

Nihayet olayı kavrayan kişi, oturduğu yerden bu soruyu yönelten Priscilla olmuştu.

 

Kan kırmızı gözleriyle Subaru’yu delip geçerken ağzını katlı yelpazesiyle gizleyerek,

 

Priscilla: “Az önceki açıklama duygu paylaşımına aitse duyu paylaşımı farklı bir mesele olmalı. Ve bunun tam da benim hayal ettiğim gibi bir şey olduğunu varsayarsak son derece iğrenç bir kabiliyet değil mi?”

 

Subaru: “Hayal ettiğin şeyi bilmiyorum ama çok daha kötüsü. Öfkenin Otoritesi menzildeki kişiler arasındaki yaraların da paylaşılmasına sebep oluyor ve kendisinin aldığı yaralar da buna dahil.”

 

Ricardo: “Kişinin kendisi bile istisna değilse… hey, kardeşim, bu doğru olamaz, değil mi? Bundan daha kötüsü olabilir mi? Başka bir deyişle Öfke öldürülecek olursa geri kalan herkes de ölecek yani, öyle mi?”

 

Subaru bu korkunç manzarayı bir defa Reinhard yoluyla tecrübe etmişti.

 

Kötülüğün kaynağı olan Sirius’a verdikleri hasar bile tek başına etraftaki herkes üzerinde kalıcı hasarlar oluşmasına yol açabiliyordu. Yani kadını öldürmeyi başardıkları takdirde onunla çarpışan herhangi birinin sağlam kalıp kalamayacağını bilemezlerdi.

 

Priscilla: “――İlginç!”

 

Bu umutsuz bilgi karşısında herhangi bir karşı önlem bulamayan grup dillerini tutmuştu. İşte bu ortamda yalnızca tek bir kişi, Priscilla, neşeli bir şekilde sırıtmaya başladı.

 

Priscilla: “Çok iyi. Ben o Öfke ahmağına haddini bildireceğim. Sevinmekte serbestsiniz.”

 

Subaru: “Hey, bekle, bekle, bekle! Neden bu kadar hevesli olduğunu bilmesem de bu o kadar hafife alabileceğin bir mesele değil! Az önce söylediklerimi dinlemedin mi!?”

 

Priscilla: “Dinlediğimi netleştirelim. Ve dinlediğim kadarıyla onunla savaşmaya gideceğimi ilan etmiş durumdayım. Kesinlikle korkakça yöntemler kullanan mide bulandırıcı bir rakip, bu yüzden onu alt eden kişi ben olmalıyım.”

 

Subaru’nun kendisini durdurma çabalarını dinlemeyen Priscilla, bir yandan yelpazesiyle ses çıkartarak bir yandan da ortamdakileri izliyordu.

 

Keskin bakışları ve hevesiyle ortamdaki en güçlü savaşçılardan bile baskın hale gelmişti.

 

Priscilla: “Otoritesiyle ilgili her şeyi söylediysen Karakurilerle ilgili aklıma gelen bir mısra paylaşacağım. “Kendilerini umursamayanlar tarafından eşlik edilmeyi isteyenler” ve benzerleri kabadır. Kaba kitlelerse yalnızca benim hatırıma varlıklarını sürdürür. Küstah bir solucan bana bulaşacak olursa onu anında bahçemden fırlatır atarım.”

 

Al: “P, prenses…… Birazcık fazla böbürlenmiyor musun?”

 

Priscilla: “Ne çeşit bir ahmaklık sergiliyorsun, Al? Korkak olduğunu biliyorum ama ruh halimi kötüleştiren küstah rakiplerden çekinmek de ne demek oluyor? Bana kalırsa şarkıcı burada olduğu sürece korkmanın hiçbir anlamı yok.”

 

Al: “Korkacak hiçbir şey olmadığı için değ…… Şarkıcı mı?”

 

Efendisinin mantıksız tavırlarını durdurmaya çalışan Al, bu beklenmedik kelime karşısında duraksamıştı. Takipçisinin şaşkınlığı karşısında cömertçe başını sallayan Priscilla ise katlı yelpazesini yuvarlak masanın köşesinde oturmakta olan Liliana’ya çevirdi.

 

Bu esnada ansızın konuya dahil edilen Liliana, kendisine doğrultulan yelpaze karşısında gözleri irileşerek,

 

Liliana: “O-o isimle beni mi kastettin!? Neden yine bu kadar ani ve umursamaz şekilde aynı şeyi yapıyorsun ki!?”

 

Priscilla: “Seyahatlerini unutmuş olamazsın, değil mi? Şarkıların kitlelerin kalplerini çoktandır etkiliyor. Yani sen de aynı şeyi yapabiliyor olmalısın. Özetle sen de kaba kitlelerin duyguları uğruna mücadele edebilirsin.”

 

Liliana: “Sırf sesimi azıcık yükselttim diye seni tedirgin ettim sanırım? Beni hiçbir şart altında gözünde fazla büyütemeyeceğini söyleyebiliriz ama benim gibi güçsüz, genç bir kıza böyle bir baskı uygulamak……”

 

Priscilla: “Oh. Yani seçimin buysa atalarından miras kalan şarkıların mağlup edilmesine müsaade edeceksin?”

 

Priscilla homurdanırken onun kendisini tüm kalbiyle küçümsediğini hisseden Liliana’nın yüz ifadesi değişmişti.

 

Zoraki bir gülümseme takınıp samimi bir cazibe taşıyan ifadesiyle bu durumu geçiştirmeye çalışarak,

 

Liliana: “Ne demek istiyorsun…?”

 

Priscilla: “Sen öyle düşünmesen bile görünen bu. Zaman zaman büyük bir şevkle aktardığın şarkıların söylendiğinde yardım dilenen insanların kalplerindeki nahoş korkular ortadan kalkmıyor mu? Bu tarz eziklerin sızlanmaları bir sürü nafile zımbırtı değil de ne? Bir köpeğin havlaması bile bencil olmakta ısrar etmekten iyidir. Peki bu nasıl bir kafaya girme şekli? Bir eziğin övgüsü gibi.”

 

Liliana: “Aah Aah! Bunu söylemek için ne kadar da ileri gidiyorsun!? Öyle pat diye söyleyiveriyorsun!? İyi! Geleceğim! Anladım, tamam mı!? Beni, halk ozanı Liliana’yı öylece yakaladın! Kullandığın dile bak! Bu sessizlik bir kadının bile modasını geçirir! Merhum Kiritaka-san bile pişmanlıktan mezarından kalkıp gelir!”

 

Priscilla’nın hiddetli tahriki karşısında heyecanlanan Liliana yoğun bir şekilde patlamış ve kıpkırmızı bir suratla kucağına yerleştirdiği enstrümanı sertçe çalıvermişti.

 

Liliana: “Acınası bir şekilde şehir sularına düşen Kiritaka-san’ın ruhuna teselli olacak bir ağıtın söylenmesine bile izin vermeyi düşünüyorsan buna bir son ver! Hadisene! Dünya halkını sersemleten şarkım ve o şarkının varisi olan ben, böyle bir şeyin bilinmez gücüne yenik mi düşeceğiz!? Şarkının gücünü bilmiyoruz sonuçta! *Grrr*!”

 

Schult ve Otto yuvarlak masanın tepesinde yatarak adamakıllı heyecanlı bir performans sergileyen Liliana’yı çekiştiriyordu. Onun bu şovu başlattığı nokta olan köşeye belli bir mesafede oturan Subaru’nun ilgisiyse Priscilla’nın üzerindeydi.

 

Subaru: “Onun idare edilebilirliği bir yana bırakılırsa sen, başarılı olacağından emin görünüyorsun. Ama haklı olsan bile başarı ihtimalini bilmezken onu bu işin ortasına atmak……”

 

Priscilla: “Kaybetmeyi falan planlamıyorum. Bu dünyadaki her şey benim zevkime göre şekillenecek. Ayrıca belediyeye kadar gelebilme sebebim de şarkıcıyla birlikte olmamdı. Zaten onu yanıma alıp işe yaradığını fark ettiğim için onu yeniden yanıma almaya karar verdim.”

 

Subaru: “Liliana’nın Sirius’a karşıt bir güç teşkil ettiğini mi söylüyorsun?”

 

Priscilla: “O şarkıcı olmasa mağlup olurdum. Ve bu dünyada benim mağlup olmam gibi bir şey söz konusu olamaz. Bu yüzden sebep şarkıcıydı. Daha fazla açıklama yapmama gerek var mı?”

 

Bu yetersiz açıklamaların hiçbiri ikna edici olmadığı için bu durum Subaru için giderek daha da katlanılmaz bir hal alıyordu. Fakat bu sırada konuşan kişi, elini kaldırarak Priscilla’nın sözlerine kendince onay vermeye çalışan Schult olacaktı.

 

Uşak oğlan tatlı gözleri titreşerek ve kelimelerini büyük bir özenle seçerek,

 

Schult: “A, ah, şey…… Sanırım Liliana’nın şarkısının özel bir gücü olduğu doğru. Liliana-sama’nın şarkılarını dinleyenlerin streslerinden ve rahatsızlıklarından kurtulduğu da doğru…… Bu, buraya gelmeden önce uğradığımız birkaç sığınaktan öğrendiğimiz bir şey.”

 

Subaru: “Liliana’nın ziyaret ettiğiniz sığınaklarda şarkı söylemesine izin mi verdin?”

 

Priscilla: “Bunu söylediğimi sanıyorum.”

 

Subaru: “Hayır, söylemedin!”

 

Açıklamasının yetersizliği bile abartılıydı.

 

Priscilla’nın tavrı karşısında iyice sıkılan Subaru, bu noktada kafasını Reinhard’a çevirdi.

 

Subaru: “Hey, Reinhard. İnsanları, yo daha ziyade… Oh doğru, insanların ilahi korumalarını… görebilmeye yarayan bir içsel yetenek falan var mı?”

 

Reinhard: “Sanırım başkalarının ilahi korumalarını öğrenmeyi sağlayan bir ilahi koruma mevcut. “Muhakeme İlahi Korumasına” sahip kişilerin onları görebildiğini duymuştum. Bu kişilerden Lugnica’da yok ama Vollachia’da vardı, değil mi? Şu anda Liliana-sama’nın nasıl bir ilahi koruması olduğunu öğrenmek istiyoruz sanırım? Bunun ana sorularımızdan biri halini aldığı kesin.”

 

Subaru’nun sorusunun ardındaki amacı çözen Reinhard derin düşüncelere dalmıştı.

 

Kaybedecek hiçbir şeyi olmayacağı için mantıksız olduğunu bile bile bu soruyu sormuş olan Subaru ise düşünmekte olan kırmızı saçlı gence doğru kafasını sallayarak “Boş ver” dedi.

 

Subaru: “Her türlü inanılmaz şeyi işittiğini söylediğin için tuhaf bir beklenti içerisinde olsam da senden bu kadarını da bekliyor değilim. Sorun yok. Şimdilik Liliana’nın şarkısını birazcık test ettikten sonra Öfkenin otoritesini geçersiz kılabileceğiz diye düşünelim……”

 

Reinhard: “Bu konuda endişelenmene gerek yok, Subaru. ―― Şu anda teslim aldım.”

 

Subaru: “Ha?”

 

Liliana’nın şarkısıyla ilgili bir deney yürütmeyi teklif eden Subaru’nun omzuna vuran Reinhard önce gülümsedi, sonra da mavi gözlerini kısarak odanın köşesinde performansını sergilemeyi sürdüren Liliana’ya göz ucuyla baktı.

 

Ve ardından,

 

Reinhard: “Şaşırdım. Liliana “Telepati İlahi Korumasına” sahipmiş.”

 

Subaru: “Sen de ilahi korumayla beni şaşırttın. Eh? Az önce ne dedin sen? Teslim aldım mı dedin? Neyi teslim aldın, bir hazineyi falan mı?”

 

Reinhard: “Subaru, dalga geçmenin sırası değil. Liliana-sama’nın ilahi korumasını teyit ettim. ‘Telepati ilahi koruması’, kişinin düşüncelerini başkalarına aktarmasını sağlayan bir ilahi koruma. Esasen sahibinin yakın bir bağ taşıdığı kişilere önemsiz düşüncelerini aktarmasına yarıyor ama…… bir şarkı, ha? Böyle bir şey aklıma bile gelmezdi.”

 

Reinhard Liliana’yı içtenlikle takdir ederken onun surat ifadesini gören Subaru’nun ağzı açık kalmıştı.

 

Süperinsanlığın da ötesinde denilebilecek Reinhard, hile gibi gücüyle tanrılar tarafından son derece sevilen biri olmalıydı.

 

Düşündüğü, ihtiyaç duyduğu ilahi koruma dilediği takdirde onun olabiliyordu.

 

Subaru: “――――?”

 

Zar zor da olsa bir fikre varabilen Subaru, olup bitenleri anlamıştı.

 

Reinhard dilediği takdirde aklından geçen ilahi korumayı kullanabiliyordu. Yani şu anda olanlar ancak bu şekilde ifade edilebilirdi. Başı başına bu bile son derece ve rahatlatıcı bir şekilde kıskanılası bir güçtü.

 

Yine de yanılmasının mümkün olduğunu düşünen Subaru, aklından geçenleri dışa vurmadı.

 

Öyle ya da böyle, Öfkeyi yakalayacak grubun üyelerine karar verilmişti―― Priscilla, Al ve Liliana.

 

#Bu bölüm gerçekten çok kötü çevrilmiş, anlamsız ve alakasız cümleler ardı ardına sıralanmış. Mantıklı bir hale getirmek için bayağı uğraştım ama yine de pek memnun kaldığımı söyleyemeyeceğim…

Bölümün içeriğine gelecek olursak, Liliana’nın şarkılarıyla bir etki yarattığı önceki bölümlerden belliydi, zaten biriniz böyle bir yorum da yapmıştınız daha önce gözüme takılmıştı. Sahiden de Liliana bu gücüyle Öfkeye sağlam bir rakip olabilir. Priscilla ve Al ikilisinin neler yapacağınıysa çok merak ediyorum.
Ee Öfke ekibi belli olduysa sıradaki ekipler kimlerden oluşacak? Bu sorunun cevabı için günün son bölümünde görüşmek üzere!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 22140 Üye Sayısı
  • 821 Seri Sayısı
  • 41018 Bölüm Sayısı


creator
manga tr